Şehristan Rivayetleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
147
Gösterim
Adı:
Şehristan Rivayetleri
Baskı tarihi:
Haziran 2012
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055340421
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınları
"Derler ki, ölümün bakışlarına müsadif olan ve hâlâ hayatlarını sürdürebilecek kadar talihli âdemoğulları, dünyevi olmayan o soğuk bakışların sahibi varlığın, fani ya da ruhani gözlerinde çoğu zaman merhametten iz bulunmadığına şahit olmuşlardır. Merhamet, ancak ihsan sahiplerine bahşedilmiş bir lütuftur. Bu haşiyede kendimle cebelleştiğim asıl sual şudur; her kim ki bir canı yaratıcısına döndürecek kadar gaddarlaşmıştır ve cezaya tabi olmamıştır, işte o âdemoğlunun, hayatın bir sonraki menzilinde dinmeyen bir azap ile cezalandırılacağını kim bilebilir?"

Şaşaalı geçmişi, heybetli yapıları, masalsı güzelliğinin yanında gizli loncaları, düzenbazları, sokaklarda kol gezen ölümü ve zulmü barındıran bir diyar Şehristan. Bizans döneminden beri nice imparatorlar, nice padişahlar görüp geçirmiş, adaletin kılıcı olmaya ant içmiş gizli bir cellâtlar loncasına kabul edilmesiyle hayatı değişen Yavuz Ali'nin, Pencüyek'in, Kara Agop'un, Ali Cengiz'in ve nicelerinin şehri.

Serhat Poyraz bu ilk romanıyla edebiyattaki örneklerinin açtığı yoldan ilerliyor. Okuru usta bir anlatıcının kelimeleriyle çevrelerken, ölümün soğuk teması karşısında insan ruhunda açılan uçurumlara dokunuyor; okuru gerçekle kurmacanın birbirine karıştığı sınırlarda gezdiriyor. Sırlarla bezeli ortak geçmişlerinin ışığında, birbirlerinin kaderini ellerinde tutan bir ustayla çırağın giriştiği kanlı mücadele yeni hesaplaşmaların kapısını aralıyor.

Tarihin karanlık sayfalarına tuhaf ve bir o kadar ilginç bir pencere açan Şehristan Rivayetleri okurunu Kostantiniye'nin tekinsiz sokaklarında, metnin sesinin peşinden koşmaya çağırıyor
168 syf.
İstanbul’un en soğuk olduğu kışlarından biriydi. Çok karlı olan. Hani nisan ayında bile karın kalkmadığı kış. 1987 kışı. Ben o zaman askerdim. Bakayaydım. Görmedim o kışı. Çok anlattılar ama. Erbil vardı askerden. O da 8 aylık, kısa dönem. Avukat. Edebiyat konuştuk çok. Derin okuma, dedim. Ben derin merin bilmem aga, okurum, dedi o. Olur mu oğlum, derin okuma yapamıyorsan, okur olamadın demektir, dedim ben de. Derin okuma, yazarın dehlizlerini fark etmedir. O dehlizlerden gider, yazarın felsefi göndermelerini bulur, gerçekliğini, belki de yazara rağmen, yazarın bile aklına gelmeyecek bir yere oturtursun yazarı. Bunun için de, bol bol alt yapı yapman lazım. Bu minvalde konuşmalar yaptık işte.

Sonra sivilde de görüştük Erbil’le. 1996 senesinde bir gün aradı. Cep telefonları yaygın olmasa da var o zaman. Ben de ilk cep telefonu satan bayilerden biriyim. Ona da ben satmışım. Tam 1500 dolar. Tuğla büyüklüğünde bir AT&T telefon. İhsan Oktay Anar’ı bilir misin, dedi. Puslu Kıtalar Atlas’ı. Ne kitap ama. Tövbe duymadım, dedim. Senden, dedi, bir derin okuma beklerim Hele bir oku da.

Zaten Tutunamayanlar’la Oğuz Atay yakmış çıramızı. Derin merin bırakmamış, hepten göçürtmüş okumamızı. Biz Marksizm’in kündesindeydik o zaman. Adam küçük burjuvaziyi anlatıyor. Söyleyecek lafımız yok. Dersek şayet, yoz, deriz, o da ayıp kaçar. Sungur Savran roman yazsa, Troçkist derin okuma yapardık. Yazmadı ama. Anladık ki. Anladım ki, bizim derin okumalarımız sadece Toplumsal Gerçekçi eserlere. Bu minvalde konuştuk. O mahcup. Ben de.

Aklımda bunlar bitirdim romanı. Daha başında romanın, bir şeyler var ama tanıdık, sanki hepsi devşirilmiş gibi geldi bana. İhsan Oktay Anar’dan. Dili güzeldi Allah için. Kurgusu da öyleydi. Türkçeye takla attırmış. Benim çok hoşuma giden taklalar. H.Ali Toptaş gibi değildi bu göndermeler. Kastettiğim çok güzel, belki de artık unutulmuş Osmanlıca kelimelerdi. Göndermeler özgün değildi. Zaten kendisi de İOA’ya üstadım demiş.

Bir yerde “senin güvenini kaybetmektense varım yoğum olan bu kitabı kaybederim daha iyi,” demiş. Acem tüccarın sözünü pek beğenen Yakup Efendi. Ben bunu “İnsanların güvenini kaybetmektense, para kaybetmeyi tercih ederim," diyen, Bosch'un kurucusu ve yaşadığı dönemde "endüstriyel gelişimin öncüsü" olan Robert Bosch’a bir gönderme olarak aldım. Çok akıllıcaydı.

Aslında bir yığın şey vardı özgün, ama kelimeler İOA’ındı, yazmıyorum. Son tahlilde, bir tarihi roman olarak bu eseri çok sevdim. Tavsiye ederim. Okursanız, derin okumayı bir kenara bırakmak şartıyla (bu, bu fukaranın üflemesi tabii), roman süperdi.

Açtım, okumaya başladım. O kadar sürükleyiciydi ki, bitirmeden uyuyamadım.
168 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Sonu tuhaf ve garip bitse de etkileyici bir dille ve zengin bir lügatle yazılmış, kitabın retorik ve belagat esaslı olduğu bir yandan kurguyu da vurgulayan bir kitap olduğunu belirtmek isterim..Okunsun tavsiyesi ile..
Şaşaalı geçmişi, heybetli yapıları, masalsı güzelliğinin yanında gizli loncaları, düzenbazları, sokaklarda kol gezen ölümü ve zulmü barındıran bir diyar Şehristan. Bizans döneminden beri nice imparatorlar, nice padişahlar görüp geçirmiş, adaletin kılıcı olmaya ant içmiş gizli bir cellâtlar loncasına kabul edilmesiyle hayatı değişen Yavuz Ali'nin, Pencüyek'in, Kara Agop'un, Ali Cengiz'in ve nicelerinin şehri.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Şehristan Rivayetleri
Baskı tarihi:
Haziran 2012
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055340421
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınları
"Derler ki, ölümün bakışlarına müsadif olan ve hâlâ hayatlarını sürdürebilecek kadar talihli âdemoğulları, dünyevi olmayan o soğuk bakışların sahibi varlığın, fani ya da ruhani gözlerinde çoğu zaman merhametten iz bulunmadığına şahit olmuşlardır. Merhamet, ancak ihsan sahiplerine bahşedilmiş bir lütuftur. Bu haşiyede kendimle cebelleştiğim asıl sual şudur; her kim ki bir canı yaratıcısına döndürecek kadar gaddarlaşmıştır ve cezaya tabi olmamıştır, işte o âdemoğlunun, hayatın bir sonraki menzilinde dinmeyen bir azap ile cezalandırılacağını kim bilebilir?"

Şaşaalı geçmişi, heybetli yapıları, masalsı güzelliğinin yanında gizli loncaları, düzenbazları, sokaklarda kol gezen ölümü ve zulmü barındıran bir diyar Şehristan. Bizans döneminden beri nice imparatorlar, nice padişahlar görüp geçirmiş, adaletin kılıcı olmaya ant içmiş gizli bir cellâtlar loncasına kabul edilmesiyle hayatı değişen Yavuz Ali'nin, Pencüyek'in, Kara Agop'un, Ali Cengiz'in ve nicelerinin şehri.

Serhat Poyraz bu ilk romanıyla edebiyattaki örneklerinin açtığı yoldan ilerliyor. Okuru usta bir anlatıcının kelimeleriyle çevrelerken, ölümün soğuk teması karşısında insan ruhunda açılan uçurumlara dokunuyor; okuru gerçekle kurmacanın birbirine karıştığı sınırlarda gezdiriyor. Sırlarla bezeli ortak geçmişlerinin ışığında, birbirlerinin kaderini ellerinde tutan bir ustayla çırağın giriştiği kanlı mücadele yeni hesaplaşmaların kapısını aralıyor.

Tarihin karanlık sayfalarına tuhaf ve bir o kadar ilginç bir pencere açan Şehristan Rivayetleri okurunu Kostantiniye'nin tekinsiz sokaklarında, metnin sesinin peşinden koşmaya çağırıyor

Kitabı okuyanlar 9 okur

  • Filiz Kurt
  • Ensabahnur
  • İbrahim AYDIN
  • Can Karakuş
  • Cüneyt Karaağaç
  • Emre AK
  • Selen
  • Metin T.
  • Baran Ç.

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25 (1)
9
%25 (1)
8
%25 (1)
7
%0
6
%25 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0