Adı:
Şeker Portakalı
Baskı tarihi:
Kasım 2013
Sayfa sayısı:
184
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755100326
Kitabın türü:
Orijinal adı:
O Meu Pé De Laranja Lima
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Şeker Portakalı
Şeker Portakalı
Şeker Portakalı
Şeker Portakalı
Şeker Portakalı
Brezilyalı ünlü yazar José Mauro de Vasconcelo, 1920'de Rio de Janeiro yakınlarında, Bangu'da doğdu. Çok yoksul olan ailesi, onu Natal kasabasındaki amcanın yanına yolladı. Orada dokuz yaşındayken Potengi Irmağı'nda yüzmeyi öğrendi ve hep günün birinde yüzme şampiyonu olmanın hayalini kurdu. Liseyi Natal'de bitirdeikten sonra iki yıl tıp öğrenimi gördü. Öğretimini yarıda bırakıp yeni hayaller peşinde Rio De Janeiro' ya döndü.
186 syf.
·11 günde·Puan vermedi
Ben bu kitabı okumadan önce Sevgili Öğretmenim Hüseyin Hocam ve Sevgili Arkadaşım Yusuf'a kitabın nasıl olduğunu onlara sordum ikiside bana kitabı okurken duygulanacağımı ve çok seveceğimi söylediler bende bu kitabı satın alıp okumaya başladım daha kitabı elime alır almaz kitabın güzel bir kitap olduğunu anladım. Kitabı okuyunca resmen kendimi kitabın içinde zannettim sanki o küçük Zeze bendim. Kitabı okurken birçok yerinde ağlamamak için kendimi zor tuttum. Kitapta unutamadığım yerlerin çoğu Zezenin yediği dayaklardı. Eğer ki ben Zezenin yerinde olsaydım hiç bu kadar dayağa ve yaşadığı acılara hiç katlanamazdım. Lafın kısası herkese tavsiye ediyorum çok güzel bir kitap.
186 syf.
Sevgili Zeze;
Bu satırları, çocukluğumdan yazıyorum sana. Tutsak bir çocukluktan yazıyorum; yoklugun aç bir canavar gibi, her şeyi yuttuğu bir dönemden.

Canım Zeze;
Ben de çocukken yaramaz bir çocukmuşum. Ama seninki gibi masum değil. Kırardım bende camları, pencereleri. Sonra annemi kızdırır, uyur numarası yapar ve kalkıp, annemin komşular için hazırladıgı kekleri gecenin bir yarısı yiyip, uyurmuşum. Tabi sabah kalktıgımda bir curcuna evde. Annemden yediğim dayaklar, senin, babandan yediğin kadar kötü olmasa da, anne terliği denen o son model silahla vurulurdum hep ve annem gerçekten çok iyi bir nişancıydı. Her defasında beni vururdu mutlaka.

Ve Canım Zeze;
Senin Portuga gibi, benim de dedem vardı. Kendisi öğretmendi, tıpkı babam gibi. Ne zaman annemden dayak yesem ya da esnaftan azar işitsem, kendisine koşar, ona bütün yedigim dayakları ve azarları anlatırdım. Beni kucağına alır, öğütler verir ve oyunlar oynardı.
Bazı geceler bize gelirler ve bizde kalırlardı. İşte o gecelerde ne kadar yaramazlık yaparsam yapayım, annem bir şey demezdi ( diyemezdi :)) ) Dedem izin vermezdi bana kızmasına annemin. Ve uyumaya gönderirken annem; dedeme, bana masal anlatması için yalvaran gözlerle bakardım. O da beni kırmaz, uyuyana kadar başımda bekler, saçlarımı okşar ve masallar okurdu. Ve uyurdum.

Canım Zezem;
Portuga'yı kaybetmenin vermiş oldugu acıyı, ruhunun en derinlerinde nasıl hissettiğini çok iyi anlıyorum. Çünkü ben de dedemi elim bir trafik kazasında kaybettim. Okula giderken, karşıdan karşıya geçtiği anda, kör olası bir otobüsün altında kalmış ve oldugu yerde vefat etmişti. Bunu ilk duydugumda Zeze, o kadar yıkılmıştım ki, birkaç gün ağlayamamıştım bile. Hiçbir şey yemiyor ve içmiyordum. Bir gece dedemi rüyamda gördüm ve hıçkırıklarla ağladım. O kadar ağlamışım ki, annem ve babam paniğe kapılıp, epey kaygılanmışlar. En son, annemin kucağında oldugumu hatırlıyorum.

Canım Zezem;
Jose Mauro'ya çok teşekkür ederim seni bana tanıttığı için ve içimi dökmeme vesile olduğu için.

Canım Zezem;
Bu yazıyı sana bu kadar geç yazdığım için çok üzgünüm. Seni Seviyorum.
186 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Özlediğimden değil de zamanı geldiği içindi bir kere daha okumak istemem...ve hızlı hızlı atlayarak okudum, çünkü okumasam da ne olduğunu artık hatırlıyorum, hatırlamamak elde değil, 33 senedir okuyorum her sene, ve her sene, her okumada, kitabın sonunda, yine ağlıyorum. Şu anda hastayım, daha doğrusu hastalanıyorum; ancak bu beni yazmaktan alıkoymuyor, yani ateşimin artması, vücudumun dinlenmek istemesi beni engellemiyor; Şeker Portakalı, çünkü, benim çok aşina olduğum, ve bir anlamda, beraber büyüdüğüm bir edebiyat mekânı gibi. İnternette senelerce Vasconcelos'un tek bir resmini bulmak için uğraşmıştım. Üniversitede İngilizce basımlarında dahi kitabın yazarının bir resmini bulmak mümkün olmamıştı. Facebook'a 2007 yılında katıldığımda, çok uzun süre Vasconcelos'u bulmaya çalıştım. Hatta bana yardımcı olmak isteyen bir iki yabancı da oldu, ama sonuç hep olumsuzdu. Eğer yanılmıyorsam, Can yayınlarının Şeker Portakalı'nın yeni basımlarından birine, kimbilir beş mi on mu yıl kadar önce, on olamaz ama, mutlaka beş civarı olmalı, işte o basıma koydukları resim ise hepimizi etkilemişti, zaten Facebook'ta ilk gördüğüm resim de oydu, yakışıklı bir genç adam, bize siyah beyaz fotoğraftan bakıyor, ve güzel yüzü senelerce yüzünü görmeden onun çocukluk dünyasında kaybolup giden benim gibi nice insanda sevgi hissi uyandırıyordu; çünkü Zezé O'ydu, yani O, 24 yaşında intihar eden Godoia'nın kardeşi ve bahçelerde elini tutarak dolaşan genç yaşında ölmeyi seçen Kral Luis'in abisiydi , Portuga ile Kralice Charlotte'un önünde eğilerek ona hürmetlerini sunan ve sırtı yediği dayaktan yara bere içinde kalmış, içine şeytan kaçmış bizim Zezé'mizdi, ama ilginçtir ki bu fotoğrafın gerçek olmadığı ortaya çıktı, aynı isimde bir başkası, bir Meksikalı devrimcinin resmiydi bu, ve gerçek Zezé'nin resmini daha sonra görmek nasip oldu: yılların yorduğu bedeninde gözlerinde tanıdık pırıltılar gördüğümüz güleç yüzlü bir adama bakıyorduk, ve ne güzeldir ki onu çok çok iyi tanıyorduk.

Günün birinde acıyı keşfeden bir çocuğun öyküsü olan Şeker Portakalı bir yandan da nice babasızın öyküsü gibidir, bir gün bir yabancının bütün samimiyeti ve sevgisiyle kalbinde size yer açmasının öyküsüdür. Sevgi güzeldir, Dona Cecilia Paim öğretmenimizin masasındaki çiçek gibidir, o çiçek büyür ama hayat herşeyden daha ağır, 'benim suçum yok' diye ağlayan katil tren Mangaratiba üzerinizden ezip geçer... sonra bir bakarsınız, günlerce acı çekseniz de yaşamaya mahkûmsunuz ve o zaman bir küçük ses size seslenir, "üzülme küçüğüm, O göklerde". O zaman yine kelimelerin heyecanına, hayatın rengine dönmek istersiniz, ama büyümüşsünüzdür işte; yokmuş, olmamış gibi yapamazsınız ve Onun artık bir ceset olduğu gelir aklınıza. Acı çeke çeke içinizde bir şeker portakalı büyür...gerçek hayatta onu yol yapmak için bahçenizdeki diğer masum ağaçlar ve fidanlarla beraber kesseler de, içinizde acıyla sulanan bu şeker portakalı büyür, büyür, büyür. Ben de 11 yaşımdan beri Zezé ile böyle büyüdüğümü düşünürüm hep, her zaman geri dönüp mutlaka yeniden okurum onu...bir edebiyatçının dünyaya bırakabileceği en güzel miraslardan biri çünkü Şeker Portakalı...bu kadar sevgi ve acının bir arada yoğrulduğu bir kitap hayata daha iyi tutunmaya, dayanmaya, ümitvar olmaya ve acılarla sarsıldığımızda pes etmemeye davet eder bizi, biz de Zezé gibi gülümseyerek ve içimiz ağrıyarak dayanmaya ve inadına yaşamaya çalışırız.

"Ama Xururuca sensin, Minguinho"

Hasta hasta ancak bu kadar yazabildim...benim için Şeker Portakalı'nı ancak bu kadar anlatabildim...belki seneye bir kez daha okuduğumda, nasipse ve ömrüm varsa elbette, daha doğru ve daha iyi anlatabilirim gerçek düşünce ve hislerimi.
182 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
> Merhaba, bilmem farkında mısın? Ama bugün seninle yollarımız yine kesişti ve sen benim bir incelememi daha okuyacaksın. Ama maalesef üzülerek ifade etmem gerekir ki, bugün bu incelemem pek keyif verici geçmeyecek gibi görünüyor. Konu başlığından da anladığın gibi, bugün burada konumuz Zezé! Evet, evet o masum, kendi halinde, iç dünyasında hayalleri ile yaşayan bizim küçük Zezé. Aslında hep gördüğüm, ama bir türlü elimin gitmediği bir romandı Zezé’nin yaşadıkları. Gerek burada, gerek başka kitap ve edebiyat platformlarında sıklıkla karşılaşırdık kendisi ile ama bir türlü şahsen tanışma imkânım olmamıştı Zezé’yle. Zaman içerisinde, okumak istediğim bu tür popüler birçok eserin benim şahsi kitaplığımda yer aldığını fark ettim. Hatta geçen bir siparişimde dalgınlıkla, Gabriel García Márquez’in Yüzyıllık Yalnızlık adlı kitabını ikinci kez sipariş etmişim. Bu hatamı, kitaplar geldiğinde fark ettiğimde, Osman Balcıgil’in Nefesi Tutku Olan Kadın: Afife Jale adlı kitabı ile telafi ettim. Benim yoğun tempo geçen iş ve ev hayatımdan dolayı okuyamadığım ve okumak istediğim o kadar çok şey var ki, bazen bırakın diğer olmayanları, elimde olanlara bile ömrüm vefa etmeyecek diye korkuyorum doğrusu. Neyse, konumuz Zezé’ydi ve en sonunda kendisini ile tanıştığım ve yakın zamanda okuduğum, bitirdiğim bu güzel esere dönelim tekrar.

“Günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü” s.11

> José Mauro de Vasconcelos tarafından yazılan ve elimde olan Şeker Portakalı adlı kitap (Mustafa CANBEK tarafından çevrilmiştir). 1968 yılında Rio de Janeiro'nun Bangu mahallesinde geçen ve yazarın kendisinin çocukluğuna dayanan otobiyografik bir romandır. Vasconcelos, Rio de Janeiro'nun gecekondu kasabasında zorlu şartlar altında büyümekte olan, hayallerini, hüznünü ve düşüncelerini içinde yaşayan bir çocuğun kendi dünyasının görüntüsünü aktarıyor biz okurlara. Zezé, hayatta kalan yedi kardeşin ikinci en küçüğüdür. Zorlayıcı şartlar altında, varoşlarda sürdürülen bir hayat ve babaları işsiz olduğundan, aileyi ayakta tutabilmek için fabrikada, uzun saatler ayakta kalarak çalışmak zorunda olan bir anne. Mahallede yoksulluk içinde yaşayan pek çok kişi var olsa da, özellikle Zezé’ye, ailesinin Noel'de iyi bir yemek ve hediyelere paralarının olmaması çok üzücü gelmektedir. Bu gururlu, ama fakir ailenin katlanabileceği zorluklar önlerinde bir dağ yığını gibi dururken, bizim küçük Zezé’nin yaptığı haylazlıklar ile ilgili yaşadıkları hayal kırıklıkları onları bir hayli üzmekte ve düşündürmektedir.

“Öyleyse bana öbür gün, kentten bir ‛Ayışığı’ getirir misiniz?” s.20

> Manevi sıkıntıların yanında maddi sıkıntılar içerisinde olan ailesi, biriken kira borçları baş edilemez hale geldikten sonra, mecburiyetten yeni bir eve taşınmak zorunda kalırlar ve Zezé bu evin arka bahçesinde ileride arkadaş olacağı küçük portakal ağacı ile tanışır. Küçük kardeşiyle oyunlar oynayacağı bu evin arka bahçesini heyecan verici yeni bir dünyaya dönüştürür.

“Tanrım! Neden hayat bazıları için bu kadar zor?..” s.41

> Okulunda kendisine çok saygı duyduğu iyi kalpli öğretmeni ile tanışacağız ve kocaman yürekli bu küçücük Zezé’nin öğretmenini memnun etmek için çırpınışına şahit olacağız.

“Hayır, Dona Cecília. Yeryüzü, Ulu Tanrı’nındır, değil mi? Yeryüzündeki her şey de Ulu Tanrı’nındır öyleyse. O zaman, çiçekler de…” (s.75-76)

> Üzüntüsünden kendisini yollara vuran ve geç saatlere kadar ayakkabı boyayarak kazanacağı parası ile üzmüş olduğu babasının tekrar gönlünü kazanmak isteyen bu cesur çocukla gurur duyacağız. Bir yarasa gibi rüzgâra karşı uçmak ve en büyük hayallerinden birisini gerçekleştirmek isteyen Zezé, bir gün okuldan kaçtığında, bir şekilde Valadares’in arabasına gizlice biner, biner binmesine, ama Valadares’in bunu fark edip ve kendisini dövmesinden sonra ona büyük öfke duyar. Ama aradan birkaç gün geçtikten sonra, Zezé ayağındaki yaradan dolayı okula acılar içinde giderken Zezé’ye rastlayan Valadares onu arabasına davet eder ve Zezé ile aralarında çok sıkı bir dostluk başlar.

“Yarasaların, çocuklarının kanını emen vampirler olduğunu söylerdi.” s.41

> Zezé'nin davranışları ve yaramazlığı hep bir ceza ya da kötü bir son ile bittiği için Zezé, iyiden iyiye kendisinin sevilmediğini, dışlandığını ve istenmediğini düşünmektedir. İşte bu sebepten, aklından geçen düşüncelerini, kendisine cevap verdiğini düşündüğü küçük portakal ağacıyla paylaşıyor. Biliyor musun Zezé? Ben sen de, benim çocukluğuma dair birçok şey okudum ve sen her ne yaşadıysan, ona yakın bir kader ortaklığım vardı seninle. Aklıma küçükken, yarıyıl tatillerinde simit sattığım, şeker imalathanesinde fındıklı şeker ve horoz şekeri kalıplarına döktüğüm sıcak şerbet geldi. Küçüktüm ve her defasında kendime; “bu sefer ellimi yakmayacağım!” desem de, kalıba sıcak şerbet dökerken her defasında yandığım geldi. Kader ortaklığımızın tek eksik yanı, fakir de olsan, senin anne ve babanın yanında olmasıydı. Oysa benim kendisine kazandığım para ile hediye alabileceğim bir babam asla olmadı ve annem ise bir fabrikada çalışıyordu, ama benden 3500 km kadar uzakta, bilmediğim bir yaban eldeydi ve orasına Almanya diyorlardı. Evet, zamanında çok giden olmuş. Kimin yakını ya da canı gitmemiş ki oralara?! Yaşadığın bu hayat sana ne kadar zorsa, bana da bir o kadar zordu ve benim de içimden geçenler çoktu. Hâlâ o günleri düşündükçe içimden geçiyor o şeyler!

“Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum.” s.47

> Zezé, zeki ve kurnaz bir çocuktur, ama asla kötü niyetli değildir. Fakat bazen görmüş olduğu kötü muameleler yüreğinde ve düşüncelerinde intikam duygularını çağrıştırmaktadır. Hep şair olmayı hayal etmekte, müzikte güzellik bulmakta ve öğrenmeye hevesli olduğu görülmektedir. Babası, şarkı söylemeyi çok seven Zezé’ye, Arivaldo ile olan samimiyetini sonlandırmasını ve bir daha onunla asla şarkı söylememesini söyler. Bir akşamüstü Zezé babasına şarkı söylemeye karar verir, ama babasını mutlu etmek isterken, Zezé’nin hiç beklemediği bir son ile biter o gün. İşte burada aklıma, eskiden benim de küçüklüğümde yaşamış olduğum olumsuz hadiseler gelmedi değil. Hangimiz Zezé gibi küçüklüğümüzde sıkıntılar ya da olumsuzluklar yaşamadık ki? Eminim birçoğumuz yaşadık bunu… Bu eser alışılmadık bir hikâyeye dayanmakta, ama içerik olarak biz okurları da doğrudan ve duygusal olarak içine çeken bir öyküyü barındırmaktadır. Yazar, Zezé'nin çekmiş olduğu sıkıntılarını biz okurlara iletiyor ve onun, küçük Zezé’nin yaratıcı tarafı ile hayata karşı nasıl başa çıkılabileceği stratejisi arasında iyi bir denge kuruyor. Eserde hayatın küçük çocuğa karşı olan sertliği çok açıktır, ancak edebi yazım ve söylem dili biz okurlara hiç ağır gelmez. Kocaman bir dünyada, yalnız bir çocuğun gözünden hayatta kalma öyküsünün ve sevgiyi arayışının edebi yanıdır Zezé'nin çekmiş oldukları! Eğer bugüne dek yaşadıklarımızı biraz olsun anlayabilmiş ve o meşakkatli yoldan geçmişsek, o zaman, bu güzel varlıkların (çocukların) dünyasını, duygularını unutmayıp, onlara gereken ilgi ve şefkati göstermeliyiz.

“Hepimiz büyüktük. Küçük küçük parçalarla, aynı üzüntüden payını alan büyük ve üzgün kişiler.” s.49

"Daha çok anlat” dedim.
“Hoşuna gidiyor mu?”
“Çok. Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.”
“Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?”
“Gider gibi yaparız." s.157

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
186 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Ben ki kolay kolay ağlamam, bu romanı okurken birkaç kere duygulandım, gözlerim doldu. Zeze çok zeki, hayalgücü çok geniş ama bir o kadarda yaramaz ve bunun için sık sık ailesinden dayak yiyen bir çocuk. Çok fakir bir ailesi var, çok zorluklar çekmiş ve çok duygusal biri olduğu için hayat onu çabuk pişirmiş. Bazen bir yetişkin gibi konuşabiliyor, insanları anlayabiliyor. Böyle bir çocukla bakıyorsunuz Brezilya insanlarına, sokaklarına... Hayata. Zeze ile birlikte eğleniyor, öğreniyor, ağlıyorsunuz... Çok beğendim kitabı, yazarın anlatımını. Mutlaka okunması gereken bir kitap.
186 syf.
<<<PORTEKİZLİ TEYZE OLACAĞIM>>>

Peki ya şuan aynı sokakta aynı şehirde yaşadığımız ZEZEler ne olacak acaba onların da bir portakal ağacı veya Portekizli şefkatli bir amcaları var mıdır...

Hiç kimsenin müthiş bir hayatı olmamıştır, herkes hayatının birçok yerinde birbirinden farklı sorunlar ile karşılaşır. Ama şu bir gerçek ki çocuklukta yaşadığımız her bir sorun yaşadığımız bir ömrü etkiler hani derler ya eğitime ne kadar küçük yaşta başlanılsa o kadar faydalıdır diye çünkü çocuk hemen arkasından bunu tekrar etmese bile zamanı geldiğinde bilinçaltın da duyarak veya görerek kaydettiği şeyler ön plana gelir ve kullanır. Çocukluk dönemi sevgiye ve ilgiye en çok ihtiyaç duyduğumuz çağdır o dönemde ne yaşar nasıl ilgi görür isek hayatımızın geri kalanın da bu kişiliğimizi o derce etkiler…

ZEZE diğer okurlar da olduğu gibi bana da çocukluğumun acı tatlı anılarını hatırlattı ben 9 yaşında kaybetmiştim babamı bilirsiniz kız çocukları babaya daha düşkündür bende çok severdim babamı hatta bu yaşıma geldim hala babamın ölmediğini bir gün bir yerlerden çıkacağını düşünürüm… Benim de çocukluğumun bir bölümün de yaşadığım şeyler bende ağır tramvaya sebep olmuştu, ve bu gün bile aklıma geldiğinde nefret ettiklerim ve sevdiklerim bir başkadır.

Yani sevgili okurlar 5 yaşında ki bu çocuk bize ÇOCUK deyip geçmeyin diyor ve yine kitabın sonunda hepimize verdiği şu mesaj; …çünkü sevgisiz hayatın hiçbir anlamı yok. Ara sıra sevgimle mutluyum ara sıra da yanılıyorum; bu daha sık oluyor.
Sevgiyle büyüyen bir gelecek için çocuklara gösterdiğimiz sevgi onlara aldığımız hediyelerden veya harçlıklardan ibaret olmamalı kendimden biliyorum ben çocukken en çok yaşlı amcaların beni deroooşş diye çağırıp kolunun altına alıp göğsüne bastırmasıydı yaşlı amcalar diyorum çünkü benim sevgideki eksik yanım babamdı yani çocuklara verilecek en güzel hediye onları hesaba almak ve zaman ayırmak gözlerinin içindeki gülümsemeye değer bu…
186 syf.
Elinize alıyorsunuz ve bir anda Zézé nin yaşamının tam merkezinde buluyorsunuz kendinizi... Onu yazanın yüreğinde yirmi yıl sır gibi açığa çıkmayı beklemiş, on iki günde satırlarda kendine yer bulmuştur. José, sevgili José... Sen gerçek bir güneşsin. Kalplerimizi ısıttın. Bu kitap "günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsüdür."

Acı, bu dünyada kesfedilebilecek en yaralayıcı şeydir. İnsanı insan yapan. Hem bu kadar sarsan, hem böylesine yürek burkan bir şey, nasıl oluyor da bizi bir anda büyütebiliyor. Bir çocuğu artık çocuk olmaktan alıkoyan, onun içindeki kuşları öldüren, ona gerçeğin zehirini altın tabakta sunan şeydir o.

Evet,içinden hiç çıkmak istemeyeceğim bir öyküydü bu. Birden çocuk oldum Zézé'yle. Onunla tekrardan nedensiz niçinsiz, saçma olup olmadığına bakmadan hayaller kurdum. Onun dostu Şeker Portakalı'ydı benimki de Kırmızı Elma ağacımdı. Birden çocukluğumda kendiminde nasıl o ağaca gönülden bağlı olduğumu, onu gerçek yuvam olarak gördüğümü ve sık sık ona dert yandığımı, her şeyde ona sığındımı hatırladım.

Hem sonra Portugası vardı Zézé'nin... O Portugasını kaybederken ben de eskiye döndüm ve kaybettiklerimi hatırladım. İnsanın dostu, sevdiği, yani yüreğini açtığı kişi onun bir zaman sonra yaşama sebebi haline geliyor, ona büyük bir sevgiyle bağlanıyor. Sonra onu kaybetmek... Zézé onu kaybettiğinde şöyle demişti "yaşamaya mahkum ettiler beni..." Yaşamak yalnızca zorunluluk haline gelebiliyor.

O bahsettiğimiz şey,acı, insanı altı yaşında bile koca bir yaşayan ölüye çevirebiliyor. Yine de nefes aldığımız sürece bir umut var demektir.

Okumanızı ve bu acıyı hiç değilse okuyarak paylaşmanızı tavsiye ederim. Vasconselos'un da çocukluğuna ışık tutan bir eser.

Hem belki önceleri sizin de "Hayatın sevilecek yanlarını bana sen öğrettin, sevgili Portugam. " dediğiniz biri vardır ve belki Zézé gibi onu kaybettiniz... Kendinizi bulunuz dostlarım, kendinizi...
186 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
“Yalnız bu hafta 3 kez dayak yedim.” dedim. “Hem de ne biçim. Yapmadığım şeylerden ötürü bile dayak yiyorum hep suç bende. Artık beni dövmeyi alışkanlık haline getirdiler”
“İyi ama niye yapıyorsun böyle?”
“Bütün bunları yapan aslında şeytan olmalı bir takım şeyler yapma isteği geliyor içimden ve yapıyorum bu hafta Nega’nın çitini ateşe verdim. Dona’ya topal ördek diye bağırdım çok kızdı. Paçavradan bir topa tekme yapıştırdım batasıca top, Dona’nın penceresinden girdi büyük aynasını kırdı. Sapanımla üç lamba patlattım. Seu’nun oğlunun kafasına taş attım.”
“Yeter yeter”
Zeze’nin yaptığı yaramazlıklardan sadece birazı… Uzun süredir okumayı düşündüğüm fakat bir türlü fırsat bulamadığım “Şeker Portakalı”nı en sonunda okumayı başardım. Tek kelime ile harika bir kitap olmuş. Bugüne kadar okumadığıma hayıflandığım bir kitap oldu. “Zeze” yazar kitabında harika bir kahraman yaratmış. Herkesin seveceği küçük ama yüreği çok büyük bir kahraman. Yıllar önce “İdamlık Genç” kitabını okuduğumda yazar kitabın başına: “Ben kitabı yazarken bir yerde ağladım bir yerde güldüm. Okuyanların da aynı yerde gülüp aynı yerde ağlayıp ağlamayacağını merak ediyorum.” demişti. Ciddi anlamda kitabı okuyunca bir yerde gülüp bir yerde ağlıyordunuz. Yıllardan sonra ilk defa “Şeker Portakalı”nı okurken aynı şeyi yaşadım. Zeze’nin hayal gücü ve yaptığı yaramazlıkları okudukça gülmeye hatta kahkaha atmaya başladım. Daha sonra Zeze’yi acımasız şekilde dövmelerini okuyunca ister istemez gözlerin doluyor ve ağlıyorsun.
Kitabı daha çok öğrencilerime tavsiye edeceğim için birazda onların gözünden bakmaya çalıştım. Ciddi anlamda hem çocukların gözlerinden hem de yetişkinlerin gözlerinden okununca insanı derinden etkileyen bir eser. Hani bazı kitapları okuyup bitirince; bittiğine hayıflanırsınız ya... İşte “Şeker Portakalı” bunlardan bir tanesi. Özellikle kardeşiniz ya da çocuğunuz, 7. Sınıf ve üstü tüm çocuklara özellikle okutulması gereken bir eser. Kitabının en güzel yanı o yaştaki çocuklarımızın kesiklikle hayal dünyasını geliştirecek bir eser olması. Öte yandan kitapta birçok kötü söz var. ( Ki bu yüzden bir ara bir öğretmene soruşturma açıldı.) Bu kötü sözler yüzünden kitabı tavsiye etmeyenler mevcut. Fakat kitabın iyi tarafı bu sözleri verirken aynı zamanda bunların kötü ve söylenmemesi gereken sözler olduğunu okuyucuya net şeklîde belli ediyor. Kitapta yer alan sözler zaten çocuklarımızın her an çevrelerinde duyabileceği şeyler. Bu yüzden bunların bu şekilde verilmesi çok daha güzel olur.
Kitabın en önemli faydası tekrar belirtmek gerekirse hayal gücünü geliştirecek olmasıdır. Çünkü Zeze denilen kahramanın felaket bir hayal gücü var. Kitabın içinde de sürekli bu hayal gücünü kullanmıştır. Hatta o kadar fazla hayal gücü gelişmiş ki ister istemez bazı yerlerde kafanız karışabiliyor.
Bu yazıyı yazdığım esnada serinin ikinci kitabı olan “Güneşi Uyandıralım” kitabının ortalarına vardım. O da hemen hemen “Şeker Portakalı” ile aynı tadı veriyor. Okuyacak kişilere önemli bir tavsiyem serinin üç kitabını da birlikte okumalıdır. Şeker Portakalı- Güneşi Uyandıralım ve Deli Fişek…
Netice olarak “Şeker Portakalı” biran önce okunması gereken güzel bir kitap.
186 syf.
“Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek…
Ve bir gün büsbütün ölecek.”

Zeze böyle baş etmişti canını acıtanlarla.İçinde ,yüreğinde öldürerek.Ne çok şey öğrettin bana Zeze altı yaşında dışlanmış hisseden çocuk olarak şu acımasız hayata inadına tutundun ,asla pes etmedin çok uçlara gelmene rağmen.Bende artık yüreğimde öldüreceğim hak etmeyen her şeyi …

Pes edeceğin sırada o devasa hayal gücün girdi devreye. Bahçedeki Şeker portakalı ağacını seçtin yaslanmak için… Tüm duygularını ,aslında tüm benliğini ona yasladın,emanet ettin.Şu hayatta her şeyim diyeceğin bir tek o ağaç vardı.Çoğunlukla tutamadığın göz yaşların hep onun yanındayken yağmur gibi akardı ,anne sıcaklığı mıydı acaba onda bulduğun…

Zeze sen beni daha ne kadar yaralayabilirsin çocuğum… O küçücük bedenin ,kocaman yüreğin ne kadar acıdı ne kadar yara aldı … ama baş ettin hepsini omuzladın.Çünkü sen küçük şeytan değildin,lanetli falan hiç değildin.Aksine kalbi ve vicdanı olan bunu akıl süzgecinden geçirebilen kocaman yüreği olan küçük adamımsın Zeze…

Yıllar önce bir arkadaşımdan ödünç alarak okuduğum kitabı tekrar okumam için iki sebebim vardı.Birincisi o içimi sızlatan satırların altını çizmek ve Zeze’yi kucaklamaktı… İkincisi oğluma okumasını önerebilir miyim diye anne kimliğimle tekrar okumak istedim …Şimdi içim daha rahat sanki ona karşı borcumu ödemiş gibi hissediyorum.

Brezilyalı yazar J. M. De Vasconcelos kendi hayatıyla benzerlik barındıran bu kitabı tam on iki günde yazdığını “yirmi yıldan fazla yıldır yüreğinde taşıdığını” söyler.Bu sözlerinden de anlıyoruz aslında kendi hayatından ,kendi acılarından bir şeyler yazmak ve bunları birileriyle paylaşmak ,bu duyguları başkalarına emanet etmek oldukça zor.Bundan dolayı kitap ,yazar için gönül bağının olduğu bir eserdir. “Güneşi Uyandıralım” ve “Delifişek” kitaplarını da devam kitabı olarak yazmıştır.Devam olarak biraz yavan kalsalar da yine de yazarın akıcı üslubuyla keyifli bir üçleme okuyorsunuz. Zaten Zeze büyüdüğünde neler oldu diye merakından yine okuyor insan.

Zeze’nin öyle bir hayal gücü var ki uçsuz bucaksız…Okudukça iyiki de var bu hayal gücü dedim yoksa onca acıya küçücük bedeniyle nasıl dayanırdı…Hayalinde her şey yerli yerinde ve çok güzeldi,keşke gerçekler de böyle olabilseydi.Küçücük evlatlık bir çocuğun öldüresiye dövülmesi … sızlayan bendeni değil yüreğiydi ve o cümleleri okurken içimin acımasıydı hissettiğim.Çünkü ben anneyim ve her çocuğa karşı merhamet duygum var.İçimi yaka yaka okudum Zeze’nin acılarını…Üvey babasında bulamadığı baba olgusunu “Portekizli”de görmesi ve onun yanında geçirdiği dakikalarda hissettiği güven duygusunu çok arzulamıştı küçüğüm.Hayalle gerçek arasında bir babaydı Portekizli onun için bu yüzden onu kaybetmiş olsa bile içinde bir yerlerde hissediyordu varlığını…

Yüzmeyi çok sever bizim ufaklık ama ailesi çok izin vermez aslında çoğu şeye izin vermezler ama o hayal gücüyle öyle bir özgürdür ki bu onun dünyasını aydınlatmaya yetiyordu…Zaman zaman yasakları deldiğinde ya dayak yer ya da cezalara maruz kalır.

Bir çocuğun acılarını okumak bir anne için çok zordu…Hani derler ya bir kitabı ikinci defa okumaktan ne keyif alıyorsun diye ,arada gerçekten çok büyük fark var .Genç arkadaşlarıma önerim çok etkilendikleri kitapları ileriki bir yaşta tekrar deneyimlemeleridir.
Oğluma önerir miyim? Kesinlikle evet. On bir - on iki yaş grubunun altındaki çocukları olumsuz etkileyebilir kitaptaki dayak sahneleri falan.Bunun üzerindeki her yaş okuyabilir öyle de güzel bir yanı var. Ben çok beğenmiştim anne olarak çok daha fazla beğendim ve herkese tavsiye ederim.

Filmi de var bu güzelliğin https://www.altyazilifilmizle.biz/...ranja-lima-izle.html Ardacım’da okusun birlikte izleyeceğiz inşallah.

Sevgiyle kalın …
207 syf.
Şu güzel muhteşem kitap 'Şeker Portakalı' sonunda ben de okuyanlar kervanına katıldım. İnceleme yazmama gerek var mıydı bilmiyorum, zaten yeterince inceleme var ama ben de yazmak istedim yazıp içimdekileri söylemek istedim, seneler sonra inşallah olur da 1k ya girebilirsem ya da çocuklarım, torunlarım girebilirse bu kitap hakkında ne düşündüğümü bu günkü gibi bilsinler istedim.

Bir kitabı herkes okur ama kendince yorumlar ya hani ben kitaba başladığımda dedim bu kitap beni yakalamayacak sanırım o duyguyu alamayacağım ama sonradan yanıldığımı anladım.

Güzel Zezè, küçük Zezè sen ne yaramazsın öyle o küçücük yaşına, boyuna bakmadan neler yapmışsın çok üzülüp ağladım senin için.
Ama dedim ki o daha çocuk hem de küçücük bir çocuk yediğin dayaklara çok üzüldüm ama sende kendimi buldum. Hepimiz öyle değil miydik yiyeceğimiz sopaları, azarladı bilir yine de geri kalmazdık yaptıklarımızdan, ödümüz kopardı oysa ki anne babamızdan, daha doğrusu babamdan (kendi adıma) annelerimizin 'baban gelsin sen görürsün' diyerek büyüttüğü nesildik biz ama bir zamandan sonra o tehtit de bir işe yaramaz olmuştu çünkü çoğu zaman anne yüreği galip gelir yaramazlık konusu hiç açılmazdı. Kitabı okurken yaptığın yaramazlıklara, yediğin sopalara ortak oldum ağladım seninle, sebepsiz yere balonunun yırtılmasına. Yediğin dayaktan canım yanmadı balonuna daha çok üzüldüm aynı sen gibi. Ama yapacaklarımdan da geri kalmadım. Ne şansız çocukmuşsun. Biz şimdilerde, şimdi ki nesil çok yaramaz diyip geçerken hatta yaptıkları yaramazlıklara gülerken senin çektiklerin...

Yine de o kadar yaramazlığa, haylazlığa karşı ne kadar da büyüktü kalbin, düşüncelerin. Bazı yerlerde ettiğin küfürleri seni hayattan bezdirenler için ben de söyledim hatta belki daha ağırlarını, aklına gelecek en ağırlarını söyledim, ahh be çocuk yaktın kalbimi!

Keşke tüm çocukları karantina altına alabilsek yoksulluktan, açlıktan, mutsuzluktan, çocuk ruhundan anlamayan sanki hiç çocuk olmamış gibi davranan insanlar. Sahi insanlar mı onlar?
186 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Bu nasıl olabilirdi?
Herkesin yaptığı bir şeydi oysa ; harfleri yanyana getirip kelime, kelimeleri yanyana getirip cümleler oluşturmak. Buna yazı yazmak deniyor! Oysa duyguları yazmak; işte ben buna gerçek yazmak derim.

İçinde binlerce harften oluşan bir şey düşünün ;sizi kendisine bağlıyor, durmadan okumak istiyorsunuz, hemde hiç durmadan. Lakin korkuyorsunuz bitecek diye korkuyorsunuz. Kendinizi frenlemeye çalışsanızda korkunun ecele faydası olmuyor, ölüyor. Ama sizde yaşamaya devam ediyor.

"Zeze" 5 yaşında bir çocuk ama kim?
O dünyadaki bütün çocuklar, o her çocuğun olduğu kadar çocuk, o içimizdeki çocuk.

Her çocuğun bir şeker portakalı vardır.
Kimisi ağlatır.

Söylenecek sözler, ne söylersem söyleyeyim yarım kalacak. Bu yüzden siz kitabı okuyup tamamlayın olur mu?
Ve hayatınıza, kendisi küçük sevgisi büyük bir yürek katmaya hazır olun.

OKUMALISIN...
184 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Filmlerde müzik ve seslerin etkisiyle gözlerinizin yaşarması kolaydır fakat okuduğunuz kitap bunu başarıyorsa hatta bir yandan da kahkahalar attırıyorsa, harika bir kitap okuyorsunuz demektir. Şeker Portakalı da o kitaplardan biri oldu benim için. Çok akıllı, büyükler gibi düşünen, yaramazlık sınırlarını fazlasıyla aşmış fakat bir yandan da altın kalpli bir çocuğun hikayesi, adı Zeze..
''Nen var Zeze?”
”Hiç. Şarkı söylüyordum.”
”Şarkı mı söylüyordun?”
”Evet.”
”Öyleyse ben sağır olmalıyım.”

İnsanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? Bir şey demedim. Bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim.
“Daha çok anlat” dedim.
“Hoşuna gidiyor mu?”
“Çok. Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.”
“Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?”
“Gider gibi yaparız.”
Onu düşünmekten kendimi alamıyorum, şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Şeker Portakalı
Baskı tarihi:
Kasım 2013
Sayfa sayısı:
184
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755100326
Kitabın türü:
Orijinal adı:
O Meu Pé De Laranja Lima
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Şeker Portakalı
Şeker Portakalı
Şeker Portakalı
Şeker Portakalı
Şeker Portakalı
Brezilyalı ünlü yazar José Mauro de Vasconcelo, 1920'de Rio de Janeiro yakınlarında, Bangu'da doğdu. Çok yoksul olan ailesi, onu Natal kasabasındaki amcanın yanına yolladı. Orada dokuz yaşındayken Potengi Irmağı'nda yüzmeyi öğrendi ve hep günün birinde yüzme şampiyonu olmanın hayalini kurdu. Liseyi Natal'de bitirdeikten sonra iki yıl tıp öğrenimi gördü. Öğretimini yarıda bırakıp yeni hayaller peşinde Rio De Janeiro' ya döndü.

Kitabı okuyanlar 41.245 okur

  • Ayşe KÖROĞLU
  • Leyla Bengisu Aydın
  • selver şengüler
  • Eda Aylan
  • Dengin Akyol
  • Geceyle karışık
  • Gürkan Çimen
  • gamzeyinac
  • Baran Orhangazi
  • Zehra özgürsoy

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%14.2
14-17 Yaş
%21.7
18-24 Yaş
%22.6
25-34 Yaş
%17.9
35-44 Yaş
%13.2
45-54 Yaş
%6.6
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%2.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%72.5
Erkek
%27.5

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.7 (87)
9
%0.4 (51)
8
%0.2 (28)
7
%0.1 (15)
6
%0.1 (7)
5
%0 (1)
4
%0
3
%0 (2)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları