Selvi Boylum Al YazmalımCengiz Aytmatov

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.601
Gösterim
Adı:
Selvi Boylum Al Yazmalım
Baskı tarihi:
Mart 2017
Sayfa sayısı:
144
ISBN:
9789752473041
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Тополёк мой в красной косынке
Çeviri:
Mehmet Özgül
Yayınevi:
Nora Kitap
Toplumsal ve siyasi geçiş süreçlerinde Kırgız halkının yaşadığı sancıları çeşitli hayat hikâyeleri üzerinden yansıtan Aytmatov, elinizdeki romanda, hızla gelişen teknolojinin bu halkın yaşayışı üzerindeki olumsuz etkilerine odaklanıyor. Okur, birbirini seven, talihsiz bir olay sonucu yolları ayrılan ve en sonunda garip bir tesadüfle tekrar karşılaşan iki insanın parçalanmış hayatlarına tanık olurken dönemin geniş toplumsal manzarasına da çok çeşitli açılardan bakma imkânı yakalıyor.

“Ya insanın yaratılışından bu, ya da ben böyleyim; hep bir şeylerin eksikliğini duyuyordum. […] Anarhay’da geçirdiğim son bir buçuk yılda oğlumun ve karımın özlemine dayanamaz olmuştum. Geceleri gözüme uyku girmiyordu. Samet’in gülümseyişi, tombul bacakları üstünde düşecekmiş gibi duruşu gitmiyordu gözlerimin önünden. Hele o körpe bebek kokusu sanki içime sinmişti.”
ISSIK GÖLÜN BİTMEMİŞ TÜRKÜSÜ
“Elveda Issık Göl, bitmemiş türküm benim. Seni nasıl beraberimde götürmek isterdim bilemezsin.Mavi sularını, sarı topraklı sahillerini. Ama yapamam bunu.Nasıl sevdiğim kadını beraberimde götüremiyorsam, seni de götüremem.” 

Cengiz Aytmatov’un "Selvi Boylum Al Yazmalım " adlı hikâyesinde, olaylar bir gazetecinin ağzından anlatılmaya başlanır. Aytmatov’un bir çok hikâyesinde olduğu gibi bu eserde de geçmişe dönülür ve yaşananlar başlangıcından itibaren bir kaç kahramanın ağzından nakledilir. Bu eserdeki gazeteci; İlk Öğretmen veya Cemile hikâyesindeki anlatıcıdan farklı olarak, olayların tamamen dışında kalan bir kişidir ve zaten onun hikâyedeki fonksiyonu tarafsız bir gözlemci olmaktan ibarettir. “Şoförün Hikâyesi” adını taşıyan bölümde, İlyas'ın ağzından hikâyesi şöyle anlatılır.

İlyas, on yıl süren bir okul devresinden sonra kamyon sürmeye başlamıştır. Tien Şan yollarında yük taşımaktadır. Günlerden bir gün Kolektif çiftliklerden birine taş ve tahta götürme görevini üstlenir. Bir dağın eteğinde olan köyün yolundan giderken bir çamura saplanıverir. Ne olduğunu anlayabilmek için kamyonun altına girer. O sırada kamyonun önünde lastik çizmeli biri peydâ olur. İyice sinirlenen İlyas, kızgınlıkla çizmelerin sahibine seyredilecek bir şey olmadığını, oradan gitmesini söyler. Lastik çizmenin sahibinin çamur izleriyle dolu eski eteğine bakarak ona “nine” diye hitap eder. Ancak “nine” İlyas’a itiraz eder ve nine olmadığını genç bir kız olduğunu söyler. İlyas, bu defa kızı alaya alır ve “Güzel bir kız mı bari?” diye sorar. Genç kız, bu söz üzerine oradan uzaklaşmak ister; ama İlyas kamyonun altından çıkarak onu lafa tutar. İlyas, çatık kaşlı, başında al bir yazma taşıyan genç kıza sahiden güzel olduğunu söyler ve “Bir de ayağında güzel pabuçlar olsa” diye de ilave eder. Genç kız, bu sözler üzerine oradan hızla uzaklaşır. İlyas da onun peşinden gitme arzusuyla kamyonu çamurdan kurtarır ve kızı kamyona bindirmeyi başarır. Kızın adı Asel’dir[1] ve İlyas bir görüşte, "siyah lüle lüle saçları yazmasının içinden omuzlarına dökülen, gözleri ışıl ışıl gülümseyen bu nârin kıza' âşık olmuştur.

İlyas, Asel’i evine kadar götürür. Kız tedirgindir, çünkü evde görücüler onu beklemektedir. Çok yakında adetlere uygun bir şekilde akrabasının oğluyla evlendirilecektir.  İlyas, bu durumu tesadüfen öğrenir ve oradan kafasında düşüncelerle uzaklaşır. İçini kemiren hislerin ne olduğuna bir türlü karar veremez. Asel’i bir kez yolda görmüştür o kadar. Üstelik kızın nişanlısı da vardır. Kendini bu konuda ikna etmeye çalışır; ama duyguları mantığına galip gelir ve Asel’in köyüne bir kaç kez daha gider. İkinci gelişinde kızı göremeyen İlyas, üçüncü gelişinde Asel’le tekrar karşılaşır. Bu defa kızın ayağında lastik çizmeler yerine iskarpinler vardır ve bu dikkat bile İlyas’ı mutlu etmeye kâfi gelmiştir. Mevsim ilkbahardır ve Asel ve İlyas’ın ilk bilinçli buluşması, dağların yamaçlarına kırmızı bir halı gibi yayılmış olan gelincik tarlaları içinde gerçekleşir. İlyas, çiftliğe bir sonraki gelişinde,  genç kızın cuma günü evlendirileceğini öğrenir. Delikanlı bu haberi alır almaz ilk buluştukları yere koşar ve Asel’i beklemeye başlar. Ve derken Asel görünür. İlyas, umut dolu bir sesle “Var git yoluna nine” diye seslenir. Genç kız da bu oyuna iştirak eder ve nine olmadığını söyler. Ve Asel kaderinden kaçarak mutluluğu İlyas’ta aramaya karar verir. İlyas’ın kamyonu kuş gibi uçmaktadır mutluluktan. İki genç, bütün kaygılardan âzâde, Issıkgöl’ün üstündeki tepede durup sözde mutluluk getirdiğine inanılan kuğuları seyrederler.

İlyas ve Asel’in birlikte oldukları ilk gece; tabiat, onların başlarına gelecek felaketleri haber vermek ister gibidir. Peş peşe şimşekler çakmakta, yağmur gürültülü bir şekilde yeryüzünü dövmektedir. Kabaran gölün dalgaları kıyıya vurmaktadır. Fırtına başladığı gibi hemen bitmiş; ama göl hemen durulmamıştır. Sular hala heyecanlıdır ve inceden yağan bir yağmur sevgilileri ıslatmaktadır. Tabiat ve aşk arasındaki bu münasebet Aytmatov’un Cemile hikâyesinde de görülür. Cemile ve Daniyar’ın kaçtıkları gün de onların aşklarının yasaklığını ve imkânsızlığını hissettiren şiddetli bir yağmur ve fırtına vardır.

Hikâyede müzik ve aşk arasında da yakın bir ilişki vardır. İlyas’ın gazeteciye trende hikâyesini anlattığı gün radyoda kopuz eşliğinde bir türkü çalınmaktadır. Bu türküye gazeteci “yalnız binicinin türküsü” adını vermiştir. Yitik bir aşktan geriye kalan İlyas da artık yalnız bir binicidir ve uçsuz bucaksız bozkırda hürce söylenen bu türkü, İlyas’ın yüreğindeki acıları seslendirmektedir.  İlyas ve Asel’in beraber oldukları ilk gece, kamyonun radyosunda Çolpon balesinin müziği çalınmaktadır. Balenin müziği İlyas ve Asel’in aşklarının üzerine bestelenmiş gibidir. Mutluluğunu aramaya çıkmış Çolpon kızın kaderi iki sevgiliyi etkisi altına almıştır. İlyas’ın sabahyıldızı, Çolpon’u yanı başında, kollarının arasında uyumaktadır ve İlyas mutluluğun zirvesine çıktığı bu geceyi bir ömür boyu unutamayacaktır.  İlyas ve Asel ayrıldıktan sonra da İlyas, Asel’i her hatırladığında ona “bitmemiş türküm” diye seslenecektir. Aytmatov’un Cemile hikâyesinde Daniyar’ın içli sesiyle söylediği türkülerin aşkı tutuşturucu bir unsur olarak kullanıldığı görülmektedir. Yine Aytmatov’un İlk Öğretmen hikâyesinde de ikiz kavakların Duyşen ve Altınay’ın sonu olmayan aşklarının türküsünü söyledikleri aşikârdır.

İlyas ve Asel evlendikten sonra ulaştırma merkezindeki küçük kulübeye yerleşirler. Çok geçmeden mutluluklarına küçük Samat da ortak olur. Bu küçük oğlanla birlikte genç çiftin mutluluğu zirveye çıkmıştır. Ancak bu mutluluk İlyas’ın hırsı ve üst üste yaptığı hatalar neticesinde çok geçmeden bir felakete dönüşecektir.

Bu arada Tien Şan dağlarında kış gelip çatmıştır. Çin’deki bir şirketin işçileri telgraf çekerek sipariş edilen malzemenin acele gönderilmesini istemişlerdir. Ancak yükün miktarı çok fazladır ve mevcut şartlar altında malzemenin verilen süre içerisinde gönderilmesi mümkün değildir. İlyas, malzemeyi taşımak için kamyonun arkasına treyler bağlamayı teklif eder. Ama herkes onun delirdiğini bilhassa mevcut şartlarda bunun imkânsız olduğunu söyler. Ancak İlyas kimseyi dinlemez ve yol emrini alarak arkasına treyleri bağlayıp yola çıkar; fakat başaramaz. Yüklü treyler kayalara çarparak durur ve hendeğe girer. İlyas çaresiz bir şekilde treyleri orada bırakır ve ulaştırma merkezine geri döner. Çıldırmış gibidir, başarısızlık onu çileden çıkarmıştır, bunun acısını hiçbir şeyden haberi olmayan Asel’den çıkarmaya çalışır, onunla kavga eder. Geceyi bir handa geçirir. Kamyonu ve içindeki yükü merkeze bırakır, kimseye görünecek cesareti yoktur.

Merkezde yol emrini hazırlayan Kadica’nın öteden beri İlyas’a yakın ilgisi vardır. Kadica, eşinden ayrılmış güçlü ve cesur bir kadındır. İlyas’ın arzusunu kıramayarak yol emrini de o hazırlamıştır. Bu sonuç onu da zor durumda bırakmıştır. Buna rağmen İlyas’ı teselli etmeye çalışır. İlyas, seferden alındığı haberini de Kadica’dan öğrenir. Genç kadın uzun zamandan beri sevdiği İlyas’ı bu zor döneminde kendine bağlamayı başarmıştır. İlyas, onunlayken Asel’i ve Samat’ı tamamen unutmuş gibidir. Suçluluk duymakta, suçluluk duydukça Kadica’ya daha fazla yaklaşmaktadır. Bir çamurun içinde debelenir gibidir. Bu arada Asel de İlyas’ı merak etmekte, ne yapacağını bilmez bir halde herkese onu sormaktadır. İlyas, Asel’e gitmiş onu yeni yalanlarla teselli etmiştir; ama onunla kalmaktan korkmaktadır.  Tek tesellisi içki ve Kadica’dır artık. İki ateş arasında kalmış gibidir. İşini bitirir bitirmez soluğu Kadica’nın yanında almakta, yalnızca onun kendisini sevdiğini ve anladığını düşünmektedir. Ama ne yazık ki gerçekler uzun zaman gizli kalamaz. Asel, İlyas’ın kendisini aldattığını öğrenir. Kadica’ya bunun doğru olup olmadığını sorar ve gerçeği duyunca da İlyas’ı terk eder. İlyas bin pişmanlıkla Asel’in yanına gittiğinde artık çok geçtir. Asel bir daha dönmemek üzere gitmiştir. İlyas ise hiç olmadığı kadar yalnızdır artık ve bu yalnızlık bir ömür boyu sürecektir. Aytmatov, hikâyede Issıkgöl ve İlyas’ın duyguları arasında bağ kurar. Issıkgöl o gece hiç olmadığı kadar huzursuzdur ve dalgalar da İlyas’la birlikte pişmanlık dolu bir iç çekişle kıyıya vurmaktadırlar.

Asel gittikten sonra İlyas, Kadica’yla birlikte Anarkay bozkırını otlak yapmak için deney çalışmaları yapan bir heyette iş bulur. İlyas, durmadan çalışmakta kederini çalışarak unutmaya çabalamaktadır. Kadica da İlyas’ın içindeki boşluğu dolduramamakta hatta ona azap vermektedir. İlyas sonunda Kadica’dan ayrılmaya, Tien Şan’a, Issıkgöl’e, tek aşkını tanıdığı bozkıra dönmeye karar verir. Turnalar Anarkay’ın güneyine doğru uçmakta İlyas da kuzeye Tien Şan’a doğru gitmektedir.

Hikâyede Aytmatov’un bütün kahramanlarına karşı tarafsız bir bakış açısıyla baktığı görülmektedir. Yazar, İlyas’ın evliliğinin çıkmaza girmesine ve bitmesine sebep olan Kadica hakkında bile olumsuz yorum yaparak okuyucusunu yönlendirmez. Onu ve içinde bulunduğu şartları öylesine başarıyla çizer ki sevdiği adamı karısından ayırıp kendine yâr etmeye kalkışan bu ilginç kadın, sonunda İlyas tarafından terk edildiğinde okuyucuda acıma hisleri uyandırır. Esasen Aytmatov, hikâye ve romanlarında zaaflarıyla, iniş ve çıkışlarıyla “insan”ı çok iyi yakalar. Onu büyük romancı yapan da bu husûsiyetidir zaten. Bu hikâyedeki İlyas da aşkıyla, hırslarıyla, cesareti ve zaaflarıyla buna çok iyi bir örnektir.

İlyas, Asel’i aramak için Asel’in köyüne gider; fakat onun evlendiğini öğrenir. Çaresizdir İlyas, Asel’i kaçırdığı gün geldikleri yere gelir. Her şey aynıdır: Mavi, beyaz dalgalar el ele sarı sahilleri dövmektedir. Güneş, uzaktaki dağların ardında batmakta, sular kırmızıya dönmektedir. Kuğular yorulmadan dairelerini çizerken bir yandan da sevinç çığlıkları atmaktadırlar. Her şey aynıdır, yalnız İlyas’ın al yazmalı selvi boylu yâri yoktur yanında. İlyas, dinmek bilmeyen acısını votkayla dindirmek için meyhaneye gider ve sarhoş olur. Kamyonuna biner ve Dolon geçidinde kaza yapar. Onu yolda Baytemir bulur, evine götürür ve yaralarını sarar. Ancak İlyas’ı evde ilginç bir sürpriz beklemektedir. Asel, Baytemir’le evlidir ve küçük Samat da ortalarda dolaşmaktadır. İlyas çok çaresizdir. Yüreğindeki yaranın acısı kazada aldığı yaraları unutturmuştur. O gece herkes için zor bir gecedir. Asel için İlyas için ve Asel’e kapısını açan Baytemir için...

“Yol Uzmanının Hikâyesi” adlı bölümde olaylar Baytemir’in ağzından anlatılır. Baytemir, çok sevdiği eşinin ve çocuğunun köye düşen bir çığ altında kalarak ölümünden sonra bir daha kimseyi sevemeyeceğini ve kimseyle evlenemeyeceğini düşünmektedir. Asel’i ve Samat’ı çaresiz görünce onlara evinde bir oda verir. Ancak Baytemir ilk görüşte âşık olduğu bu yüreği yaralı kadına bu hislerle yaklaşmayı uygun bulmaz. Aradan geçen zaman ve Samat’ın Baytemir’e kendiliğinden baba demesi, Asel’in ve Baytemir’in evlenme kararı almalarını sağlar. İlyas’ın kazadan sonra eve geldiği gece, Baytemir onun Asel’in eski eşi olduğunu anlar. Asel’in isterse İlyas’a geri dönebileceğinin farkındadır. Baytemir de bu konuda onu serbest bırakmış, kendi kararını kendisinin vermesini istemiştir. Hikâyede Asel’in bütün bu süreçte neler yaşadığı kendi ağzından aktarılsaydı eser çok daha farklı şekilde gelişebilirdi. Aytmatov, bunu yapmamış, onun duygularını dolaylı olarak önce İlyas’ın, ardından da Baytemir’in ağzından aktarmıştır.

Asel, hikâye boyunca en fazla rol değiştiren kahramandır. O, başlangıçta İlyas’ı çok sevmiş bir köylü kızıdır. Akrabasıyla zorla evlenmektense, bir kaç gün gördüğü ve neredeyse hiç tanımadığı bir adamla sonunu bilmediği bir maceraya atılmayı tercih etmiştir.  İlyas’la evlendikten ve Samat doğduktan sonra Asel, kocasını çok seven mutlu bir anneye dönüşmüştür. Kocasının kendisini Kadica’yla aldattığını öğrendiğinde ise artık aldatılan kadındır. Baytemir’e sığındıktan ve onunla evlendikten sonra ise artık aşkı ömür boyu yitirmiş, onun karşılığında huzuru elde etmiş yüreği yaralı bir kadındır. Esasen Asel, seven her kadın gibi güçlü, aldatılan her kadın gibi kırgın ve gururlu ve çocuğunu  seven  her anne gibi fedakârdır.

İlyas’a gelince, o Asel’i ve ona dair her şeyi geride bırakmıştır artık. Hayata yeniden başlayacaktır. Ayrılacağı gün, göle giderek tepenin üzerinde durur ve Issıkgöl’e, bitmemiş türküsüne veda eder. Issıkgöl’e seslenerek,  gittiği yere onun mavi sularını, topraklı sahillerini da beraberinde götürmeyi istediğini söyler. Ama nasıl ki al yazmalı selvi boylu yârini beraberinde götüremiyorsa Issıkgöl’ü de götüremeyecektir. Bundan sonra İlyas, Issıkgöl’e, bitmemiş türküsüne, al yazmalısına sonsuza dek “elveda” diyecektir. Hikâyede Issıkgöl ile Asel arasında bir bağ kurulduğu görülmektedir: İlyas Asel’e de, Issıkgöl’e de “bitmemiş türküm” diye seslenir.

Atıf Yılmaz, Aytmatov’un bu güzel hikâyesini  filme de çekmiştir. Filmin başrollerini Türkan Şoray, Kadir İnanır ve Ahmet Mekin paylaşmışlar, filmin senaryosunu ve diyaloglarını  ise Ali Özgentürk yazmıştır. Filmin sonunda tercihini Cemşit'ten (hikâyede Baytemir) yana kullanan Asya'nın(hikâyede Asel) söylediği şu sözler “Sevgi emek midir?” tartışmalarına yol açmıştır:

“Sevgi neydi? Issız akan bir dere, sessiz rüzgâr, okyanusun kıyısında kum tanesi, portakal çiçeğinde yağmur damlası... Sevgi emekti... Sevgi ardından gidilen ve bir türlü benim olmayan bir şey miydi?”

Aytmatov ise bu hikâyeyi yazarken böyle bir tezi olmadığını, edebî eserin her okuyanda farklı düşünceler uyandırabileceğini belirtmiştir. Büyük usta, bu güzel hikâyesinde de her zaman olduğu gibi insanlığın bitmek bilmeyen trajedisini başarıyla yansıtmıştır. Hikâyeyi bu kadar etkileyici kılan, kahramanların son derece gerçekçi bir dille tasvir edilmiş olmalarıdır. Hepimizin yüreği, hikâyenin sonunda İlyas ve Asel’in yeniden birlikte olmasını dilerdi belki de, ama bazı hataların telâfisi olamaz. İlyas da bir hata yapmış ve elindeki mutluluğu bir daha geri gelmemek üzere yitirmiştir.

[1] “Asel” Kırgızca’da “bal” anlamına gelmektedir. Yazar, kızın güzelliğini vurgulamak için bu ismi bilinçli tercih etmiş olabilir.

BU YAZIYI JEHAN BARBUR / SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM ŞARKISI EŞLİĞİNDE BLOGUMDAN OKUMAK İSTERSENİZ.:

https://hercaiokumalar.wordpress.com/...-boylum-al-yazmalim/
Bazı yazarlar vardır kitaplarını okurken satırlar okuyucuyu şefkatle sevgiyle sarıp sarmalar. Okuyucu kolaylıkla romanın içine girer ve romanın kahramanı oluverir, yazar kurgu kahramanını ve yaşanan olayları o kadar güzel anlatmıştır ki gerçektir, bizdendir, bizim hayatımızdandır, bizim gibi hatalar yapar, bizim gibi coşar sevinir, aşık olur, küser, yemek yer, içki içer, bizdendir nihayetinde “Dünyalı”.

Hani “Kitabın ortasından konuşur” deriz ya öyle bir yazar Cengiz Aytmatov, satırları okuyucuyu yormadan ve korkutmadan sarıp sarmalar ve kolaylıkla da bırakmaz, bizdeki koca çınar Yaşar Kemal gibi. İki yazarı da birbirine çok benzetirim ben, ikisinin de anlatımı efsaneler, mitler ve insan hikayeleri üzerine kuruludur, anlatımları ne bileyim, büyülüdür belkide! Zaten öyle olmasa Aytmatov yüzelli dile çevrilebilir miydi?

Dün akşam Hermann Hesse’nin Bozkırkurdu romanını okurken “ herkesin bir yazgısı var ve her zaman bu yazgıya katlanmak kolay olmuyor" gibi bir söz dikkatimi çekmişti. Yazgı mı seçimler mi bilmem, bildiğim herkesin bir hayatı olduğu ve bu hayata katlanmanın da çoğu zaman kolay olmadığı. İşte bu hayatı daha katlanabilir kılmak için sanatsal dokunuşlara, anlık mutlulukları ıskalamamaya, tutkulu yaşamaya, aşık olmaya, murat alıp murat vermeye ihtiyaç var, varsın yazgı kurgusunu yapsın. Doğrusu yanlışı, iyisi kötüsüyle yaşanan bir ömrün arkasından tam manasıyla “yaşadım” diyebilmekte iş!

Atıf Yılmaz’ın muhteşem filminden tanıyoruz bu eseri ama kitabı başka, İlyas’ın ruh halini ve anlatımını filmin vermesi imkansız zaten. Hikayemizin kahramanı İlyas, yağız bir delikanlı, güçlü kuvvetli bir kamyon şoförü ve kimsesiz, yanlız. Bir gün dağ yolunda kamyonu arızalanır ve Aysel’le karşılaşır. Bundan sonraki hikayeyi İlyas’ın ağzından dinleriz öyle samimi, öyle içten, doğrusuyla yanlışıyla yalansız bir hikaye...

İnasın yüzüne tokat gibi inen yazılardan, aforizmalardan, felsefelerden boğulunca insan, böyle bir kitap alıp okumalı, bir nefes almalı!

Benzer kitaplar

Selvi boylum al yazmalım, aslında hakkını görmemiş bir kitap. Filmin gölgesinde kaldı hep. Çoğu güzel kitabın filmi çekilmiştir, hele klasiklerden filmi olmayan yok nerdeyse olmaz tabi hazır senaryo. Fakat çoğu film kitabın önüne geçememiştir. Fakat Selvi Boylum Al Yazmalım kitabı çok güzel bir kitap olsada filmi efsane bişey olduğu için bu kitabın gölgede kaldığını düşünüyorum. Fakat kitaptaki anlatım, yerin, mekanın farklı olması gibi ufak tefek farklılıklar var o yüzden filmle yetinmeyin derim.
Kitaba gelirsek aslında Aytmatov bize burda hayattaki en önemli sorulardan birini sorgulatıyor "Sevgi nedir?" Asel (Asya) sevgi emektir diyor. Kitabı okuduktan sonra kafalarda hep bu soru.
Ziyanı yok, gülüşü yeter
https://www.youtube.com/watch?v=CqYb1sClRqo
İNCELEME DEĞİL ELBET,
BİR KAÇ KELAMDIR NİYET.

Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti...

https://youtu.be/ks-GPDkFbz8 kitabın ismi ile müsemma olan şarkı.

Zaten "Selvi boylum al yazmalım deyince" aklımıza ilk bu parça gelir sanırım kitaptan önce. Belki de bazılarımız bu filmin Aytmatov'un kitabından uyarlandığını bilmez. Bu asla bir küçümseyici tabir değildir.

Kitap ile film arasında bazı farklılıklar var ama filmi çok net hatırlayamıyorum. Ufacıkken izlemiştim.

Gelelim kitaba; kitap aslından filmden dolayı olsa gerek beklentimi karşılamadı açıkçası. Kitabından evvel filmini izlemenin verdiği dezavantaj diye düşünüyorum. Edebi olarak gayet yalın ve akıcıydı.

Fakat bölümlere ayrılmamış olması ara ara sıktı okurken. Hepsi lineer olarak ilerleyince yoruldum zaman zaman.

Bunlar naçizane eleştirilerimdi. Daha önce Aytmatov'un "Gün olur asra bedel" kitabını okudum. Sanırım o kitap onun sanatının zirvelerinden. Bundandır belki, al yazmalımı okurken, sanki Aytmatov'a ait değilmiş hissine kapıldım. "Gün olur asra bedel" ile yazar, çıtasını Everest'e çakmıştır bence. Yine de güzel bir macera oldu benim için. Buruk bir aşk ve yüce bir dostluk hikayesiydi. Filmi izlemeyen varsa önce kitabını okusun :)) Römork iddiası sahnesi ve sonrasındaki kavgalarda çok duygulandım açıkçası.

Aytmatov treninde yolculuk etmek bir onurdu.Bu etkinliği (#28739532) düzenleyen, emeği geçen ve katılım gösteren arkadaşlara sonsuz teşekkürler eder, can evlerinden öperim.

Esen kalın.

Finalimiz bu olsun, unutanın yüreği kurusun!

https://youtu.be/J-K8uG2Zkf0
https://youtu.be/BO-dVmpcE6E
Filmini kaç kere izleyip ne kadar çok beğendiğimi/beğendiğimizi söylememin gereği yok diye düşünüyorum sadece küçük bir çocukken bile İlyas'ın kamyon şoförlüğünü izlemek bile çocuk olarak insana ayrı bir zevk veriyordu.

Kitap ise haliyle bu muhteşem filme göre daha bir derin, daha bir duygu yüklü hatta aradaki ufak tefek farklılıklar ile daha daha hüzünlü diyebilirim; belki de böyle hissetmemin tek sebebi filminin etkisinde kalarak okuduğum için duygu insanda daha da yoğunlaşıyor olabilir. Sanırsam düşününce galiba tek bu eserde film ve kitap kıyaslamasına girebilirim. Ama filmdeki Samet'in oyuncak tabanca ile o meşhur "dıgav dıgav" yapmasına benzer bir sahneyi kitapta aramadım da değil yani, onun için film bir adım önde :) . Şaka bir yana tabii ki de kitap derim. Aytmatov, Baytemir (filmde Cemşit) gibi bir karakteri bizlere kazandırıp okutturup izlettirdiği için bence çok şanslıyız.
Filmi ile yıllar öncesinden tanışmıştım ve hayran olmuştum hikayeye... Kadir İnanır ve Türkan Şoray'ın en afilli olduğu zamanlarda Moğollar'ın müziği ile birlikte muhteşem bir filmdi gerçekten...
Kitabını ise yeni okudum ve okuduktan sonra hikayeye olan sevgim daha da arttı. Kitap mı, yoksa film mi diye sorarsanız ikisi de derim.  İlyas ve Asel'in (filmdeki adı Asya) hikâyesini önce okuyun ve filmini izlememişseniz şayet, mutlaka izleyin derim. Haaa yok izlemişseniz de sıkıntı yok bir kez daha izleyin. :))
"Selvi Boylum Al Yazmalım" kısa bir hikaye, fakat sonunu göremediğimiz bir gerçeği konu alıyor: Yol. Gerçek, insanı her zaman derinden etkiler. Aytmatov'un başyapıtı bu yüzden uzun zamandır bizlerle ve sevenleri üzerindeki ilk günkü etkisini koruyor.

Yol asla değişmez. Yolun yolcusu vardır, değişir. Yola çıkılan vardır, değişir. Yola çıkan biz, değişiriz. Çıktığın yolun sonunda asla aynı kalamazsın, değişmek insan doğasının önemli bir parçasıdır. Öyle ki, insan değişebildiği sürece vardır. Fakat değişim yıkıcı olabilir. Gerekli olması, acımasız olmayacağı anlamına gelmez. Değişen dünya şartlarına ayak uyduramayan bir toplumun yok olma tehdidiyle karşı karşıya olması gibi; karşı konulmaz değişime ayak uyduramayan insan, kendi gerçeği altında ezilir.

Aytmatov'un romanı yolda başlıyor, yolda gelişiyor ve yine yolda bitiyor. Hikaye bitiyor ama yol bitmiyor. Tecrübeli yazarın bizlere anlatmaya çalıştığı da bu zaten. Birbiriyle iç içe geçmiş hikayelerde ortak unsurun yol olması sizce de tesadüften fazlası değil midir?

Bazen duyguları harekete geçirmek için mürekkebi sonuna kadar kullanmak yerine, gerçeğin resmine şöyle bir göz atmak yeterlidir.
"İyi günler Aysel! İyi günler benim al yazmalım selvi boylum. İyi günler sevgilim. Sana mutluluklar."

Kitabı filminden, filmi kitabından güzel. Aytmatov 'un güçlü, duygulu kalemi ise hepsinden özel.
Aytmatov benim en ama en sevdiğim yazarlardan biri. Hemen söyle bana yüreğine yazılmış iki yazar kim diye sorsalar... Önce Zweig sonra Aytmatov derim.
Sevgi neydi? Sevgi emekti... Emek vererek, yazmaktan vazgeçmeyen, bizim sevgimizi kazanan tüm ölümsüz yazarlara selam olsun.
Filmin gölgesinde kalan kitaplar şeklinde bir tabir gördüm geçen gün, çok hoşuma gitti. Hatta öyle ki - cahilliğimi mazur görün- Aytmatov kitaplarını bitirme gibi bir gayem olmasaydı belki benim de bu kitaptan haberim olmayacaktı.
Kitaba gelirsek filminden daha etkileyici olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bitirdikten sonra uzun bir süre boşluğa bakmaktan kendimi alıkoyamadım...
Kulaklarda Cahit Berkay’ın ezgisi, akıllarda ‘’Sevgi neydi? Sevgi emekti.’’ repliği…

Kitabı uzun süredir okumak istiyordum; internetten sipariş vereceğim zaman benim almak istediğim yayınevinden çıkan baskı tükenmişti. Şekilcilik yaptım, ille de kapağında Türkan Şoray ve Kadir İnanır’ın olduğu baskıya sahip olayım dedim. Olabildim mi, hayır. Döndüm dolandım, başka bir yayınevinden aldım. Çevirisi de baskısı da çok iyiydi, bayağı memnun kaldım ama.

Açıkçası kitabın çok daha fazla okuyucusu olmasını isterdim. Kaldı ki belki filmi olmasa daha fazla bir okunma oranına da sahip olabilirdi diye düşünüyorum. Zaten izledik, sonunu biliyoruz şeklinde düşünüp okumaya yeltenmeyen birçok kişi vardır muhtemelen. En basitinden kitabı okumak istediğimi söylediğim bir arkadaşım, okuyup ne yapacaksın, sonunu biliyoruz cevabını verdi. Oysaki öyle değil işte; filmi güzel evet, ama kitap ayrı bir güzel. İlyas’ın düşüncelerine ve iç dünyasına çok daha fazla yer veriliyor, hatta oldukça güzel anlatılmış ruh durumu. Zaten hikayenin de büyük bir kısmını İlyas’ın ağzından okuyoruz. Gerçekten çok akıcı ve etkileyici bir kitaptı. Sanki kahramanlarla berabermişim hissiyatıyla okudum, uzun süredir bir kitabın içine de bu denli girememiştim. Cengiz Aytmatov’un anlatımı zaten çok güzel; sade ama akıcı, anlatım hiçbir şekilde sıkmıyor. Sayfalar su gibi akıp gitti elimde. Şehirlerarası otobüs yolculuğu sürecinde de okudum bitirdim. O kadar daldım ki kitaba, alıntı dahi yapamadım.

‘’Beyaz Gemi’’ ile tanıştığım Cengiz Aytmatov’u okuma sürecim devam edecek. ''Selvi Boylum Al Yazmalım''ı zaten izledim, biliyorum diye düşünmeyin; bir de kitabını okuyun derim. Kamyon şoförlerinin zorlu yaşam şartlarına, ikmal tesisindeki küçük eve, İlyas’ın ve Asel’in hayatına bir konuk olun, pişman olacağınızı düşünmüyorum. Ben gerçekten çok beğendim, ileride sevdiğim kitaplara yaptığım gibi tekrar tekrar okurum artık. Herkese keyifli okumalar…
Öncelikle bu kitabı bana hediye eden ve Cengiz Aytmatov etkinliğinin öncüsü Okuma Delisi arkadaşıma teşekkür ediyorum =)) Saol dostum...

Aytmatov gerçekten eli öpülesi ustalıkla ve beceride bir yazar. İlk Beyaz Gemi'yi sonra Gün Olur Asra Bedel kitabını okumuştum daha önce. Şimdi de Selvi Boylum Al Yazmalım...
Anlatmak istediği kurguyu, olayı hem basit ve yalın bir dille hem de gerçekten etkileyici bir üslupla anlatmayı başarabiliyor. Aytmatov'la henüz tanışmadıysanız mutlaka ve mutlaka tanışın. Ben onun hakettiği kadar değer görmediğini görüyor ve gerçekten üzülüyorum.

Bilmiyorum neden ama içinde hüznü barındıran kitapları daha çok seviyorum. Bu eserler bana daha çok gerçekçi ve anlamlı geliyor çünkü. Her ne kadar hayatlarımızda çoğunlukla mutluluğu ve sevinci istesek de bir hayatın, ömrün, yaşamın hüzünden ayrı düşünülemeyeceği bir gerçektir.

Bu kitabı tek bir cümleyle özetlemek gerekirse : '' Çok duygu dolu, güzel ve bir o kadar da buruk ve kırık bir aşk hikayesi. ''

Hikaye bir gazetecinin ağzından anlatılıyor. Bu gazeteciyle bir şekilde İlyas'ın yolu kesişiyor. Ve hikaye başlıyor.

Kitap 3 bölümden oluşuyor.
Bunlardan birincisini sadece anlatmak istiyorum. (Kitabın büyüsü kaçmasın, okuyacak olanlar var ise etkilenmesin diye) ''Şoförün Öyküsü''
Bu bölüme baş karakterlerimiz kamyoncu İlyas ve köylü bir kız olan Asel'in tanışma bölümü diyebiliriz. İlyas bir gün yük taşıyorken kamyonu bozuluyor. Kamyonu tamir etmeye çalışırken tarladan gelen Asel, İlyas'ın yanına geliyor. Ve o an her şeyin başlangıcı olmuş oluyor. İlerki günlerde birbirlerini görmeden yapamıyorlar ve yolları hep kesişiyor. Kısa süre sonra kaçıyorlar ve mutlu bir yuva kuruyorlar. Ama İlyas'ın işteki bazı kişisel egoları yüzünden bu ilişki çok zarar görüyor. Yıpranıyorlar. Bunlara bir de aldatma olayı eklenince ve Asel'in kulağına bunlar gidince, Asel bebekleri İsmet'i alıp evden gidiyor. Ve sonrasında öyle şeyler yaşanıyor ki... ''Yol Bakım Ustasının Öyküsü''nde Asel'e ne olduğu,nasıl olduğunu öğreniyorsunuz. Bir aşkın nasıl harap olduğuna tanık oluyorsunuz. Ve en son ''Son Söz Yerine'' adlı 1 sayfalık bölümde, tekrar, kalıcı bir şekilde ayrılışlarına tanık oluyorsunuz.

Çok iyi bir olay örgüsü işlemişti Aytmatov bu kitabında, ve benim en sevdiğim kitaplarımın arasına bir yenisi eklendi. Aytmatov çok büyük bir yazar, gerçekten...

Ve son olarak Jehan Barbur'dan ''Selvi boylum Al Yazmalım'' :
https://youtu.be/AL2Nlt1Yezo
Bu kitabı yıllar önce İl Halk Kütüphanesinde okumuştum. Aslında Al Yazmalım, Selvi Boylum bu. Türkiye'de 1970'lerde bu iki ismin dışında Yol Arkadaşı adıyla da basılmıştı. Hatta sonrasında Kadir İnanır ile Türkan Şoray'ın başrollerini paylaştığı o enfes filmi de çekilmişti. Filmdeki adları İlyas ve Asya olan kahramanların romandaki adları ise İlyas ve Asel'dir. Okunası bir kitaptır...
Huzursuz bir insansın sen. Her şeyle mücadele etmek istiyorsun, ben senin bu haline çok üzülüyorum. Vaktiyle ben de öyleydim. Hayatı olduğu gibi kabul et, ne alabilirsen al ve mutlu olmaya bak.
Bir insan az öncesine değin zerrece tanımadığı, Fakat o anda bütün düşüncelerini çelen ve kendisine dirseği dokunurcasına yakın oturan biriyle yolculuk ederse gönlü rahat olmaz da ne olur ?
Gerçek aşkın ne demek olduğunu bilmeseydim, onunla ömür geçirebilecektim. Sevmek, sevilmek ne demektir? O öyle bir şey ki, açıklamak güç, çok çok güç...
Bir derdi vardı bu kadının, belki bir yardıma ihtiyacı vardı. Çekingen davranıyordu. Ama, ben söylenmeyen sözleri sezebiliyordum. İnsan ıstırap içindeyken, ağzından çıkan bir kelimenin ardında on kelime gizliyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Selvi Boylum Al Yazmalım
Baskı tarihi:
Mart 2017
Sayfa sayısı:
144
ISBN:
9789752473041
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Тополёк мой в красной косынке
Çeviri:
Mehmet Özgül
Yayınevi:
Nora Kitap
Toplumsal ve siyasi geçiş süreçlerinde Kırgız halkının yaşadığı sancıları çeşitli hayat hikâyeleri üzerinden yansıtan Aytmatov, elinizdeki romanda, hızla gelişen teknolojinin bu halkın yaşayışı üzerindeki olumsuz etkilerine odaklanıyor. Okur, birbirini seven, talihsiz bir olay sonucu yolları ayrılan ve en sonunda garip bir tesadüfle tekrar karşılaşan iki insanın parçalanmış hayatlarına tanık olurken dönemin geniş toplumsal manzarasına da çok çeşitli açılardan bakma imkânı yakalıyor.

“Ya insanın yaratılışından bu, ya da ben böyleyim; hep bir şeylerin eksikliğini duyuyordum. […] Anarhay’da geçirdiğim son bir buçuk yılda oğlumun ve karımın özlemine dayanamaz olmuştum. Geceleri gözüme uyku girmiyordu. Samet’in gülümseyişi, tombul bacakları üstünde düşecekmiş gibi duruşu gitmiyordu gözlerimin önünden. Hele o körpe bebek kokusu sanki içime sinmişti.”

Kitabı okuyanlar 546 okur

  • Gökçe Acar
  • Arzu Yıldırımlar
  • Kadir Özaydın
  • Züleyha
  • B.Y
  • Beyzagül Çavdar
  • Serdar Semih Uysal
  • Ebubekir Marabaoğlu
  • Züleyha
  • Feyz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.6
14-17 Yaş
%6.7
18-24 Yaş
%24.6
25-34 Yaş
%34
35-44 Yaş
%19
45-54 Yaş
%5.6
55-64 Yaş
%2.2
65+ Yaş
%2.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%65
Erkek
%35

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%30.6 (56)
9
%24 (44)
8
%23.5 (43)
7
%13.1 (24)
6
%2.7 (5)
5
%2.2 (4)
4
%1.1 (2)
3
%0.5 (1)
2
%0.5 (1)
1
%1.6 (3)

Kitabın sıralamaları