Sen de Gitme Triyandafilis (Bütün Eserleri 8)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.192
Gösterim
Adı:
Sen de Gitme Triyandafilis
Alt başlık:
Bütün Eserleri 8
Baskı tarihi:
Şubat 2010
Sayfa sayısı:
215
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754942019
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilgi Yayınevi
Sen de Gitme Triyandafilis

düşsel güzelliklerle kurulmuş dokuz öyküyü içeriyor. Değişik bir doğa ve bin bir parçadan oluşan kültür mozaiğinin birleşimiyle oluşan bir çevrede; renkli, duyarlılıklarla ve masalsı coşkularla dolu bir Türkçe'yle çoğunlukla kadınları konu alan öykülerini sunuyor Ayla Kutlu, Sen de Gitme Triyandafilis,gönüller çelen, duygulandıran, gönendiren ve öte yandan gizli bir kaynak olarak yürüyüp giden hüznüyle, doyulmaz tatlar veren bir kitap. Elinize almanız yeterli, sonrasında KUTLU' nun kadınları - ki onlar dışlanmışlıklarına karşın yaşama tutunmayı başarmışlardır sizi zaten bırakmayacak.

Kitabın ilk öyküsü olan Sen de Gitme Triyandafilis, yazarına (Tunç Başaran ve Macit Koper ile birlikte) ' En İyi Senaryo' da Altın Koza Ödülü getirdiği gibi, Sen de Gitme adıyla çekilen film, 1996 Altın Portakal ve Altın Koza Film Şenlikleri'nde görülmemiş bir başarı kazanarak, toplam 14 ödülü taşıma ayrıcalığını elde etti. 
Bu kitabı beğenmeyen, ondan etkilenmeyen çıkmadı. 
(Arka Kapak)
215 syf.
·7 günde·Puan vermedi
"Güzelliği yakalayınca onunla birlikte yaşamak kadar sevinçli şey yoktur."

Ah! Triyandafilis yaktın beni...

Gitme diyorlar sana ama benim sana gitme diyecek yüzüm yok Triyandafilis. Git! Çünkü bu dünya masumiyetin gölgesini bile çöp kutularına atacak canavarlarla dolu. Senin canını yakan işte onlar. Senin, Suzan'ın, Fahrunisa'nın, Gülperi'nin, o garip kadının, ninenin canını bu dünyada yakanlar; masumiyetten nasibini almamış olan canavarlar. Ellerini üstlerine silerek, bir rakı bardağında aklanıp temizlendiler onlar. İki sakız aldılar eve giderken çocuklarına. Oysa az önce onlu yaşlardaki bir çocuğu kirletmişti o eller. Aynı ellerle sarıldılar yavrularına, eşlerine. Hiçbir şey hissetmeden. Onlar, hayatlarına başka birinin canını yakmaya programlanmış olarak devam ettiler.

Git Triyandafilis, git. Çünkü koruyamadı Sultan seni. Savaş kurbanı güzel Triyandafilis. Aklın yedi yaşındaki bir çocuk aklı diye her türlü pisliği layık gördüler sana. Oysa dünya  bir çocuğun gülüşünden patlayan kahkaha sesleri ile çiçeklenirdi. Güneş daha bir güzel ısıtırdı öyle zamanlarda, izin vermediler.

Kilitli kapılar ardında huzursuzlandığın o günlerde ailenin tek amacı seni korumaktı. Bilemezdin ki çıkıp gittiğinde, bir canavarın elinde çok daha küçücük bir deliğe tıkılacağını. Dünya sana anlatılan kadar güzel bir yer değilmiş öğrendin, biz de öğrendik.

Yeşilin, mavinin içinde çiçeklenmesi ne güzel değil mi? Dünyanın en güzel renkleri onlar. Bu renkleri, onlar henüz çocukken ellerinden aldıķ. Karanlık kuyulara döndü gözleri,gittikçe çukura kaçtı. Işığı söndü hepsinin. Yeşili, maviyi bırak, beyazı göremediler. Karanlıklara hapsettik koruyamadık hiçbirini.

Dedenin elini bırakma Gülperi, demeye zamanımız kalmadı. Ölüm, yaşamın içine sızdığında biz onun bizden alıp götürdüklerine ağlarız sandılar. Gülperi hiç ağlamadı, zamanı yoktu ki. Özlemek ne demek bilemedi. Onu da senin gibi harcadık Triyandafilis.

Kader mi kimsesizlik? Yalnızlık bir seçim mi? Henüz ağlamaktan başka bir ifade şekli olmayan bebeğin, neye dayanarak yazıldı kaderi? Yoksa bizlere "kaderi böyleymiş..." deyip yola devam etmek mi kolay geliyor?

1988-1990 yılları arasında yazılmış dokuz öykü. Bu dokuz farklı öyküde, bir kadının dahi olsun yüzü gülmez mi, bir çocuk kahkahası duyulmaz mı? Olmadı, gülmediler, güldürmediler. Şiddet ama her türlü şiddet! Canı yanmaktan ağlamayı unutmuş çoğu. Biri var, şimdi bana "Deli" diyeceksiniz diyor. Deli diyecek, işin içinden sıyrılacaksınız. Yaşadıklarıma bakmayacaksınız, işinize gelmeyecek. Çünkü deli demek, yaşadıklarımı dinlemekten de anlamaktan da kolay gelecek size. Gözlerinizi kapatacaksınız, ben oradan geçip gidene kadar. Biliyor musunuz diyor sonra, ben de kapatırdım; Frau yaklaşırken. Daha az canım yanmazdı elbette böyle yapınca ama midemin bulantısı geçsin diye sıkardım gözlerimi, o üstümdeki ellerini çekip gidene kadar.

Niceleri var, hepimiz biliyoruz. Çünkü sahip çıkmadık onlara. Hiçbir kadını anlamadık. Ne anne olarak, ne sevgili, eş olarak ne de kardeş olarak. Hepsi birer obje oldu. En olmayacak sanılan sohbet ortamlarının malzemesi oldu. Hiç birine ses çıkarmadık. Adına "erkektir" dedik. Genelledik bu zihniyeti, meşrulaştırdık. Kadındı artık çocuk oldu. Eller durmadı o çocuğa dokundu. Üstelik cinsiyetin de bir önemi yoktu artık. Hep geç kaldık, hep sustuk, biz de kapattık gözlerimizi geçmesini bekledik. Adına toplum denilen biz yaptık bunu.

Yıl değişti, olayların kurbanların adı değişti, durumun şekli şemali değişti. Ama azalmadı, bitmedi, artarak devam etti, ediyor. Canavarlar dışarda kol gezerken biz yine kapatıyoruz gözlerimizi ve dışarısı güvenli değil diyerek rahatlıyoruz.

Git Triyandafilis. Koruyamadık hiçbirinizi. Koruyamıyoruz. Sen ki güzelliği ile güneşe kafa tutan Tiryandafilya'nın güzelliğinin yansımasıydın. Belki ondan daha güzel...  Zaten o da bu güzelliğinin kurbanı olmadı mı?

Keşke olmasaydı, keşke bunları yazmak zorunda kalmasaydın. Ben çocuk gülüşleri okumak isterdim senin kaleminden. Mutlu sonlu hikayeler, her biri kahkaha baloncuğu olsun isterdim.

Olmadı...
Olamaz mı?

Yanacaksın okurken...
215 syf.
https://www.youtube.com/watch?v=TXzO1FT6OVs kitabı okumaya karar verdiğimde, okurken ve hatta bittikten sonra ben de başladım mırıldanmaya: triyandafilis gitme; sen de gitme triyandafilis ...
Sonra da dilimden düşmedi bu şarkı.
''Sen de başını alıp gitme ne olur
Ne olur tut ellerimi
Hayatta hiç bir şeyim az olmadı senin kadar
Ve hiçbir şeyi istemedim
Seni istediğim kadar
Sende başını alıp gitme ne olur
Ne olur tut ellerimi''
Çoğunlukla iyi bir dert ortağı, iyi bir dinleyici oldum. Bu sebepten omzumda çok dostum arkadaşım yakınım ağladı. Hayata ve yaşadığım ilişkilere dair öğrendiklerimde büyük payı var her birinin. Bazı şeyleri derinden öğrenmek için sadece bir defa yaşamanız yeterli olur. Çoğu insan kendini ifade edemez. Şanslı bir azınlık bunu yapabilir. Fakat ifade ettiğinizle, karşınızdakine gerçekten anlattıklarınız çoğunlukla eşit olmaz. Katiyyen soru sormam. Sabırla beklerim. Kendisi anlatmak istediği zaman zaten anlatacak. Bunu anlatmayacağı biri olsaydı beni aramazdı ve o anda benimle olmazdı zaten değil mi? Gidenleri, gitmek zorunda kalanları, kalanları, terk edilenleri dinledim. Dinledikçe öğrendim ki: Onu gördüğün ilk anda. İşte tam da o zaman kanına bulaşıp, damarlarında yol alarak, vücuduna yayılır ya İşte o anda aşık olursun. Fark edip etmemesi önemli olmaz , işin gücün onu seyretmek olur.Her haliyle sevmeyi öğrenmek istersin. Çünkü aşk tek bir solukta yaşanmaz ki. Her şeyine birer birer aşık olursun. Duruşuna bakışına hatta bir adım atışına bile..
Bir insan bir başka insanı herhangi bir halinden ötürü değil, sadece varolduğu için sevebilir mi? Evet sevebilir. Tıpkı Triyandafilis'in sevdiği ve sevildiği gibi. Triyandafilis zihinsel olarak yedi yaş beyninde yaşıyor olsa da kalbinin ne kadar gelişmiş olduğunun her durumda aşkın yaşanabileceğinin en güzel kahramanı bence.
Sadece Triyandafilis 'in değil, vefanın , sabrın en güzel örneği Sultan, tutkunun dile getirilemeyen hazzını yaşayan Nine, aşkını bir ömür boyu içinde besleyen Şadiye Hala, evliliğin anlamını yitirdiği alışkanlıklardan devam etmek zorunda kaldığını anlatan Sariye, ahlak namus kavramının kadınlarda ve erkeklerde nasıl değişiklik arz ettiğinin temsili Gülperi, tek kişilik aşkın yeterli olduğuna inanmaya çalışan Saime, Fafrünisa ve terk edilen tüm kadınların değişik kültürlerde yaşadıklarını yaşayamadıklarını , sevinçlerini ve hüzünlerinin öykülerini sunuyor Ayla Kutlu.
Hangi duyguları hissederek okursunuz bilmiyorum ama fırsatınız olursa okuyun derim. Okuyun ve gelen, giden, kalan hiç bir şey için üzülmeyin.
Keyifli okumalar...
215 syf.
·12 günde·Puan vermedi
Yoğunluktan kitabı bir türlü bitirememiştim, bitirdikten sonra da bir şeyler yazamadım nedense.
Hazır şimdi kısacık bir zaman bulmuşken bir şeyler yazayım, toparlayabildiğim kadarıyla.

1995 yılında aynı isimle sinemaya uyarlanan ve 5 dalda altın portakal ödülü alan bir öykü barındırıyor kitabımız. Ama nedense ben bu ödülü alan öykü harici, çok sade ve sıradan bir kitap okumuş gibi hissettim kendimi.
Yani, bir tek Tridiyanfilis öyküsü güzeldi, diğerlerinde çok imla hatası vardı. Başlarda Tridiyanfilis öyküsü de öyle gibi geldi ama, anlatılan karakterin Türkçesinin iyi olmamasından kaynaklı, öyle bir üslup kullanıldığını anladım. Oysa ki diğer öykülerde çok fazla sıradan hissine kapıldım, sanki yeni bir yazar çıkmış, yazmış olmak için alelacele öyküler yazmış hissi doğdu içime. Ve aynı şekilde, sıradan bir yayınevi, hiç bir imla kontrolü etmeden yayınlamış sanki kitabı.
Belki ben öyle hissetmiş olabilirim, fakat bu kadar iyi bir yazarın bu kadar sıradan, basit bir kitabı olmamalıydı diyorum.

Geneli kadınlar üzerine olan, kadının toplumdaki zorluklarının anlatıldığı kısa kısa öyküler barındırıyor kitap ama, dediğim gibi çok kopuk bir anlatımı var. Belki de yazar kasıtlı böyle yapmış olabilir de. O kadınları, o öyküleri, kendi içlerinden birileri anlatıyor gibi bir izlenim doğurmak istemiş de olabilir.

Kitap gibi ben de kopuk ve saçma sapan yazdım farkındayım ama bu aralar yoğunluktan şu kadarcık şey bile yazmaya vakit bulamaz oldum.

Demem o ki; Klişe bir cümle olacak ama, yazarla tanışmadıysanız eğer, lütfen başlangıcı bu kitapla yapmayın.

Şu var ki, yazar gerçekten muhteşem bir yazar, hani bu eser ile anlatılacak, ya da okunmayacak biri değil, öyle bir izlenim asla sunmuyorum. Mutlaka okunacak değerlerden biri bence.

Yazar hakkında internet üzerinden bilgi edinebilirsiniz ama ben yinede almış olduğu ödülleri şuracığa yazayım.

️“Babaya Çiçek Götürmek” isimli öyküsü 1976 yılı 13. Antalya Film Şenliği Film Öyküsü Ödülü’nü kazandı. Bu öykü 1984 yılında yayımlanan Hüsnüyusuf Güzellemesi kitabında da yer aldı.

️1985 yılında yayımlanan Bir Göçmen Kuştu O adlı yapıtı 1986 yılı Madaralı Roman Ödülü’ne layık görüldü.

️1987’de kaleme aldığı Hoşça Kal Umut adlı romanı 1988 yılı Mülkiyeliler Birliği Rüştü Koray Ödülü’nü aldı.

️1990 yılında yayımlanan ikinci öykü kitabı Sen de Gitme Triyandafilis 1990 yılı Sait Faik Hikâye Armağanı’na layık görüldü.

️1994 yılında yayımlanan Mekruh Kadınlar Mezarlığı adlı öykü kitabı 1996 yılı Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü aldı.

️1996 yılında Sen de Gitme Triyandafilis isimli öyküden uyarlanan “Sen de Gitme” filmi aynı yıl Altın Koza En İyi Senaryo Ödülü’ne (Tunç Başaran ve Macit Koper’le) ve Altın Portakal Film Festivali En İyi 2. Film Ödülü’ne layık görüldü. Tunç Başaran, Altın Portakal Film Festivali’nde bu filmiyle ‘En İyi Yönetmen’ ödülünü aldı.
Sen De Gitme Triyandafilis haricindeki hikayeleri okuyamadım. Yapay zekayla yazılmış gibi cümleler, kısa kısa bölük pörçük.. Toplayıp anlayana kadar rubik küple uğraşmış gibi yoruldum, işin kötüsü sadece tek yüzü aynı renk oldu:/
215 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Keşke daha çok bilinse ve daha çok okunsa Ayla Kutlu. Bence değeri bilinmeyen yazarlarımızdan biri de o.. İçim hatta burnum sızlayarak okudum. Ayla Kutlu bu kitabında çok kültürlü yapılanmalar üzerinden kadın sorunlarını ele almış. Sadece bir ayrıntı, figüran, renklendirme aracı, cinsellik nesnesi olarak görülen ve gösterilen kadınların, görüldüğü ve gösterildiği gibi olmadığını vurgulamış. Bu arada pek çok ödül kazanmış yazar, onuda kendiniz araştırın:) Ben kitabı çok beğendim, okunmasını tavsiye ederim.
Dönmemektir kararım. Çalınacak kapı değildir çünkü, açacak olan haindir. Kapalı kalsın bana. Yüreğim soğuk, dilim konuşmakta isteksiz. Ağzıma mühür vurdum, yürek yıkmaya açılmaz bir daha.
“Erkeğe bu kadar güvenilir mi? Hele ellisini aşmış kadının sevgilisi yirmi dokuz yaşındaysa...”
Ayla Kutlu
Sayfa 177 - Bilgi Yayınevi, 4.baskı, 1996.
Seni unuttuğum yalnızca yanılsamaymış. Çoğalarak geliyorsun. Bunun için benim eskiye dönmem, orada durmam, beklemem gerekse de. Zamanın eskide geçtiği ama bugünkü algılamalar ile geçtiği bir yer düşünmelisin. Sen böyle şeyleri düşünemezdin.
Ayla Kutlu
Sayfa 97 - Bilgi, 9.basım
Sevda gözü patlayan bahar gibidir, yanıltır insanları. Geldi sanırsın, gelmemiştir. Geçti sanırsın, bin koku, bin yeşil ve bin umutla önüne çıkar.
Ayla Kutlu
Sayfa 104 - Bilgi Yayınevi
“Benim ölümüm bir soluk verdikten sonra yenisini almamak biçiminde olacak. Ne değişir o zaman? Kalanlara rahatsızlık vermek istemiyorum. Beni bulduğunda ağlayıp bağırma. Uslu uslu aşağı in. Yavaşça annene... Yok yok, babana söyle. Böyle durumlarda erkekler daha iyidir.”
Ayla Kutlu
Sayfa 78 - Bilgi Yayınevi, 4.baskı, 1996.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sen de Gitme Triyandafilis
Alt başlık:
Bütün Eserleri 8
Baskı tarihi:
Şubat 2010
Sayfa sayısı:
215
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754942019
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilgi Yayınevi
Sen de Gitme Triyandafilis

düşsel güzelliklerle kurulmuş dokuz öyküyü içeriyor. Değişik bir doğa ve bin bir parçadan oluşan kültür mozaiğinin birleşimiyle oluşan bir çevrede; renkli, duyarlılıklarla ve masalsı coşkularla dolu bir Türkçe'yle çoğunlukla kadınları konu alan öykülerini sunuyor Ayla Kutlu, Sen de Gitme Triyandafilis,gönüller çelen, duygulandıran, gönendiren ve öte yandan gizli bir kaynak olarak yürüyüp giden hüznüyle, doyulmaz tatlar veren bir kitap. Elinize almanız yeterli, sonrasında KUTLU' nun kadınları - ki onlar dışlanmışlıklarına karşın yaşama tutunmayı başarmışlardır sizi zaten bırakmayacak.

Kitabın ilk öyküsü olan Sen de Gitme Triyandafilis, yazarına (Tunç Başaran ve Macit Koper ile birlikte) ' En İyi Senaryo' da Altın Koza Ödülü getirdiği gibi, Sen de Gitme adıyla çekilen film, 1996 Altın Portakal ve Altın Koza Film Şenlikleri'nde görülmemiş bir başarı kazanarak, toplam 14 ödülü taşıma ayrıcalığını elde etti. 
Bu kitabı beğenmeyen, ondan etkilenmeyen çıkmadı. 
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 56 okur

  • Hissikablelvuku
  • Ruhat oğuz
  • Deniz kargı
  • Arzu Kaya
  • GÜRHAN ALP
  • Meltem İnanç
  • Yağmur Acar
  • Neslihan Şenel
  • Büşra çalışkan
  • Ayla şahin

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%44.4 (4)
9
%11.1 (1)
8
%11.1 (1)
7
%11.1 (1)
6
%22.2 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0