Adı:
Seni İçime Gömdüm
Baskı tarihi:
Mart 1996
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755391335
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Lie Down In Me
Çeviri:
Tomris Uyar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Bazı kitapların özel tiryakileri olur. "Seni İçime Gömdüm", bu tür kitaplardan. Romanın kırık dökük bir İngilizceyle konuşan başkişisi Kabrero, Kızılderili karısının cesedini dağlardan indirdikten sonra şöyle düşünüyor: "Eline tüfeğini alıp, fişeklikleri göğsüne çaprazlamasına asıp atını üstlerine sürse, kasabanın sokaklarında ölüm saçarak önüne geleni yağmalayarak, yakıp yıkarak dolaşsa, kasabayı yerle bir etse bile, gözlerinden okunan bu sevginin ürküttüğü kadar ürkütmezdi onları."
(Arka Kapak)
128 syf.
·Beğendi·8/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

- UYANIR UYANMAZ ALINAN TEK SHOT TEKİLA KIVAMINDA BİR KİTAP... -

Sahaflardan (evet sahafları israrla belirtiyorum ..d&r ı kitapyurdunu zengin edene kadar gidin küçük esnafın elinden tutun ,hem de birer çaylarını için, kitaptan anlayan insanlarla sohbet edin yeni ve cidden akıllı uslu insanlarla tanışın ) edindiğim bir kitap daha .. Daha önceleri siyasi araştırma ve tarih tarzı şeyler okuduğum için edebi yönüm hep eksik.. bu yüzden sahaftaki arkadaşımın sağanak ısrarları sonucu aldım .. iyi ki de almışım.. Ayrıntı da sanırım 7 8 basım yapmış..İncecik, kıl kıvamında 120 sayfa bir eser .. yazara gelecek olursak kendisi Trevanian misali bir sır .. nette aradım taradım kendisine dair bir bilgiye rastgelemedim ..Yalnız çeviri Tomris Uyar' ın ve gerçekten başarılı..

Kitaba gelecek olursak . " TAN AĞARIRKEN ÖLMÜŞTÜ KIZ." cümlesiyle basıyor tokadı yüzünüze daha başlar başlamaz .. ne oluyor diye bi kalakaldım ..hafif şokun etkisinde sabah 10da sade nesacefe ve fabrika ortamında "dokumacı kızlar yalelli yaar yar " dinleyen KEKOMANÇİLERE maruz kalarak başladım okumaya .. mekan meksika.1900lerin sanırım başı.. sanırım diyorum çünkü kitapta belirtilmiş bir tarih yok... silahların ve haydutların son kullanım tarihlerine göz kırptıkları dönemler.. romanımızın kahramanı daha önce küçük bir kasabada yaşayan kendi halinde bir meksika yerlisi.. abayı kızılderili bir kıza yakıp kasabada dışlanınca (din ırk gak guk tribine) pılı pırtıyı toplayıp veriyor bünyeyi dağlara.. pocahontas bacımızda evlendikleri dönemden hastalıklı zaten..2 sene mutlu mesut yaşam sonrasında azrail geliyor tabi hesabı kesmeye .. kitapta burdan sonra başlıyor tam olarak. bir inatla karısını kasabaya gömmek için ferhat olup dağları taşları delecem tribine yollarda heder olması .. bu sırada, yani dağdan inerken gelen davetsiz misafirlerle "kaderinin birleşmesi" ekseninde olaylar gelişiyor. daha fazla anlatıp keyiflere limonize birlik kıvamında baskın vermeyelim.. genele bakacak olursak dediğim gibi 120 sayfa ama yazar bu kitapla beraber , o dönem yeni yeni yeşeren amerikan emperyalizminin meksika halkı üzerindeki etkisinden tutunda haydutlara, dinler arasındaki ayrışmadan kişilerin izole yaşamlarına , somut ama vıcık vıcık işlenmemiş sevgiden nefretle başlayıp sadakatle tamamlanan dostluklara ve daha pekçok olguya yer vermeyi başarmış.. bu yönüyle daha önce incelemesini yaptığım
( #16777301 ) fareler ve insanlar kitabını andırıyor.. muazzam bir yetenek..anlatımlar tasvirler betimlemeler çok iyi ..çölün ve çöl sıcağının o kendine has aurasını ciğerlere zerk ettik okurken ..yalnız garip bir biçimde çok az kişinin okumuş olduğunu gördüm .. tavsiyem bu güzel kitabı ve eşsiz dramı kacırmayın ..
128 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Bu sitede az okunduğu için gizli kalmış bir baş yapıt demek istiyorum bu kitap hakkında. Kitap bendeki kopyasında 7.Basımı yaptığına göre çok ilgi görmüş yazar. Görmekte de çok haklı. Yalınlığıyla derinden etkileyen bir öyküsü var. Yavaş yavaş okudum sindire sindire severim böyle güzel kitapları yavaş okumayı her ne kadar hemen bu gece bunu bitirmeyelim heyecanına kapılsam da dur dedim kendime tadını daha çok almalıyım. Hikayenin içine daha çok girmeliyim dedim. Bu yüzden 4 gün sürdü 128 sayfalık bu baş yapıt. Konuya gelecek olursak;

Kabrero, karısı ölünce onu bir tabuta koyup, dağlardan ve geçitlerden aşırarak tekrar köye inmek için, bir yolculuğa koyulur. Yolda başına gelenleri burada anlatamam :) Ancak beni o kadar etkiledi ki, bu hikayenin gerçek olduğu hissine kapıldım bir an için. Kitap beni içine kolumdan tutup alıverdi. Bir baktım ki, çölün ortasındayım. Kabrero matarasından tekila içiyor. Ağzını silip, derin bir oh çekiyor. Etrafından başkaları da var. Kim bunlar peki? Bu yolculuğun sonunda bu durum onu ne hallere düşürecek? Kabrero bir deli mi yoksa? Kabrero'nun bir de abisi var. Köye onun yanına gidiyor. Diyorum ve burada bu güzel hikayenin tadını kaçırmamak için sözlerimi bitiriyorum. Kitap en sevdiğim kitaplar listesine çoktan girdi. Siz belki beğenmeyebilirsiniz ama ben bu kitabı gerçekten çok çarpıcı ve güzel buldum. Keyifli okumalar. :)

Ek: Yazarın diğer kitabı a time soldier Türkçeye geldiği an kitapçının yolunu tutacağım. :)) Küçük bir bilgi daha yazara ulaşmak mümkün değil. Gizli kalmak istediğini düşünüyorum. Niye böyle bir şey yapıyor onu da kestirmek zor.
128 syf.
“Yat sevgilim. Kıpırdama. Yat bir tanem. Seni içime gömdüm.”


İnsan olmak ne kadar da zormuş meğer. Yaşarken anlıyorsun biraz ama ölü bedeninin çekeceği zorlukları hiç düşünemiyorsun. Yahu ölmüşsün, bunun ırkı, dini mi kalır? Ölüsün, sadece bir ölü! Ruhun bedeninden çekip gitmiş...
İnsan inanışları doğrultusunda birilerine hesap vermek zorunda mı? Toprak kimi kabul etmiyor? Ölünün senin inancına nasıl bir zararı olabilir ki, inancı da geçtim sana, kişiliğine, yaşadığın yere nasıl bir zararı olsun? Ölü ya bu.. Bir beden sadece. Konuşamıyor, itiraz edemiyor, hayır öyle değil böyle olsun diyemiyor, o tarafa gömün beni oranın manzarası daha güzel olur hiç diyemiyor. Bir ölüden bahsediyoruz, bir adamın sevdiği kadından bahsediyorum şu an sizlere.

Sevmek nasıl olur? İnsan nasıl sever? Koşulsuz sevmesini kaçımız biliyoruz? Bir baba, anne nasıl sever mesela? Koşulsuz olduğuna inanıyor musunuz? Ya da ne kadar sadık kalırsınız birine? Sadece sevdiğiniz erkek veya kadın için yazmıyorum bunu. Anne, baba, abi, kardeş.. herkes için söylüyorum. Hepimiz farklı seviyoruz. Hepimiz hayatı farklı görüyoruz.
Ölü bir bedenin ailesinden, sevdiğinden başka kimin için bir değeri olur ki?
Kimse...
Kitapta da öyle oldu zaten. O beden günlerce oradan oraya gitti. Adamdan başka kimsenin umrunda olmadı. Kilise, aynı inanışlara sahip olmadığı için kasabaya gömülmesine izin bile vermedi. Sahi zaten neden izin alırsın ki? Ama dönemin şartları tam olarak ırkçı ve sofu hayat tarzlarında insanlar olduğu için katı düşünceleri, topluluğu bastırmak imkansız bir şeydi zaten.
Şu kısımda bir alıntı eklemek istiyorum.
Adam ile Rahip arasında geçen bir konuşma.

“ -Öyleyse vaftizli olmayan Kızıldereliler için özel bir yer açın.”
-Sonra ne olacak? Merkeplerle köpekler, keçiler için, bütün canlılar için ayrı yerler mi açacağız?
-O, hayvan değildi.” (Sayfa 57)

Şimdi bir adam düşünün. Eşine daha önce hiç onu sevdiğini söylememiş bir adam olsun ama. Bir sabah uyandığında eşini ölü bulsun. Kalksın onu kendi elleriyle yıkasın, temizlesin, sarsın sarmalasın ve bir tabutun içine koysun. Kasabaya ulaşmak ve onu düzgünce gömebilmek, bir mezar yeri olsun istediği için de çölü, kayalıkları aşması gereksin. Oysa onu çölün o sıcak kumlarına gömüp ortalıktan kaybolmasına da izin verebilirdi değil mi? Ama yapmadı, tüm kasabanın karşı çıkacağını bile bile belki ikna ederim umuduyla koyuldu yola.

“Ölüp gittiği halde onu neden doğru dürüst bir me­zara gömebilmek için çırpınıyorum böyle? Hele baştan beri sev­diğim birinin ölüsüyse taşıdığım? Yok, asıl amacım onu o lanet çu­kura tıkıp bu sevgiden kurtulmak, iki yılın anılarından sıyrılıp herkesin yaşadığı bugüne varmaksa, o zaman neden bana ateş eden, belki de bir kere daha etmekten kaçınmayacak birine yalan söylemek zorunda kalıyorum? Neden cesedi şuraya bırakıp git­miyorum, daha doğrusu, neden daha yolun başındayken dağın te­pesindeyken, kartallarla çakallara bırakmadım onu, değil mi ki her çukur birbirinin eşidir ve hangi yoldan olursa olsun ölüme geçişte ayrım yoktur? Ondan kurtulmak istiyorduysam, neden yapmadım bunu?”
(Sayfa 44)

Kitap birçok konuyu ele almış aslında. Öyle ucuz bir aşk romanı değil yani. Amerika, Meksika, Kızıldereliler ve dönemin insanlarını anlatmış. “İnsan nasıl olunmaz” onu göstermiş. Tomris Uyar çevirinin çok güzel hakkından gelmiş.

Adamın(Kabrero) başına çölde bir sürü olay geliyor. Yaralanıyor, hatta haydutlar tarafından tabut kaçırılıyor, vuruluyor.. daha nicesi.
Ayağa bile kalkamayacak hale geliyor ama hala tabutu oradan oraya tek bir toprak parçası istediği için taşıyor. Daha sonradan işin içine tekrar haydutlar girdiğinde aslında bir ne oluyoruz, ne alaka demiştim. Ama yazar konuyu çok iyi toplamış. Haydutlardan birinin geçmiş hayatını öğrendiğimde ise sadece çok duygulandım. Kimsenin gerçekte nasıl olduğunu bilemeyiz diye içimden geçirdim. Anlattığı hikaye beni cidden etkiledi. Ufak bir alıntısını bırakacağım sizlere..

“Dur, Kabrero. Bir şey anlatayım sana. Düşün ki küçücük bir kız var sokakta, ya on yaşında, ya on iki. Jandarmanın biri geliyor, ırzına geçiyor kızın. Sokakta. Sabah sabah. Güneş ışığında, toz duman içinde. Herkes bir yere gizlenmiş, babası bile ahıra saklanmış. Kızcağız nasıl bağırıyor bir duysan. Kimsenin kılı kıpırdamıyor. “Hay Allah!” deyip bir bıçak kapıyorum ambardan. Kızmamışım daha. İçimde öfke yok. Dosdoğru jandarmaya gidip kafasını biçiyorum. Öfkeli değilim ama. Kızcağız bağırmıyor artık, yalnız bedeni buz gibi, gözleri korkudan belermiş. ............ onun. Yerden kaldırıyorum. Yürüyemiyor. Bilinci yerinde, gözleri korkudan irileşmiş ama yürüyemiyor işte. Jandarmanın kanı, boynuna, saçlanna bulaşmış. Babasına götürüyorum. Babası azarlıyor beni. “Neden karıştın bu işe?” diyor. “Şimdi o jandarmanın ar­kadaşları gelir vurur beni.” “İyi ama kızınız söz konusu,” diyorum.
“Ne var yani?” diyor, “Altı üstü bir kadın o. Nasıl olsa başına gelecek bir iş.” “ (Sayfa 105)

Altı üstü bir kadın o.. O kadınlardan biri kendine mezar yeri bile bulamadı. Birisi sokak ortasında tecavüz edildi ve sadece altı üstü bir kadın oldu.. Ne kadar değersiziz değil mi? Ama bu dönemde görüyorum ki kadınlarımız kendi haklarını sonuna kadar koruyacağına “Yapar sanane? Onun hakkı.” Dinimiz, inancımız vs gibi inanışlara sığınıyor sadece.. İnsan olduğunu unutuyor. Bu kitapta da kadınlar insan değildi zaten. Ya tüm kadınlar için “orospu” yazıldı, ki sansürlemeyeceğim ya da altı üstü bir kadın ne olacak ki dendi.

Kitap tam olarak efsane. Din ve ırk açısından toplumları birbiriyle kıyaslamış. Hristiyanlığın zamanında ne kadar acımasız ve katı kuralları olduğunu göstermiş. Amerika ise oradan gitmek isteyen insanlar için gözde para kaynağı olarak tanıtılmış ki bu da çok normal. Okuyun, okutun ve adına aldanmayın..
"Bir erkeğe, bir kadının ölüsünü koskoca bir dağdan aşağı sürükleten sevgi, nasıl bir sevgidir ki?

-Bilmiyorum. Başka sevgi tatmadım ben."

Seni İçime Gömdüm
128 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
" Bir erkeğe, bir kadının ölüsünü koskoca bir dağdan aşağı sürükleten sevgi, nasıl bir sevgidir ki ? "

İşte bu sevginin anlatıldığı ,yazarın ilk okuduğum bu kitabındaki bu alıntı aslında kitabın ( romanın ) konusunu özetler nitelikte...

Anlatım tarzı ve konusu okuyucuyu kitabın içine çekiyor ve aynı duyguları okurken yaşıyorsunuz.

Tavsiye eder, iyi okumalar dilerim.
128 syf.
·2 günde·10/10
‘’Bir erkeğe, bir kadının ölüsünü koskoca bir dağdan aşağı sürükleten sevgi, nasıl bir sevgidir ki?
Bilmiyorum. Başka sevgi tatmadım ben. ‘’
Kitabın başlıca özeti bu alıntı diyebiliriz. Eşinin ölümüyle güne başlayan ve onu temiz bir toprağa gömme arzusuyla yolculuğa başlayan bir adamın hikayesi. Kızılderili ve hasta bir kızla evlenmek için yaşadığı şehri terkeden, sevdiği için dağlarda yaşamayı göze alan adamın hikayesi. Irkçılık zaman dilimi ve ülke tanımıyor. Herhangi bir yerde yine karşımıza çıkıyor. Nedir bizim bu ırkçılık yapan insan müsveddelerinden çektiğimiz. Gömüleceği toprağa bile ırkı karar veriyor.
Bu kitap popüleriteden nasibini alamadığı için gizli saklı bulunmayı bekleyen hazine sandığını çağrıştırıyor.
128 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Bir kızılderili ye aşık olup hasta olduğunu bilerek onunla evlenen bir adamın, gerçek aşk uğruna çektiği çile anlatılıyor. Esas hikaye karısının tabutunu arzu ettiği yere götürürken yaşadıkları oluyor. Biraz ağır ilerlemesine rağmen duygu aktarımı güzeldi.. okunabilir.
128 syf.
·Beğendi·10/10
128 sayfalık bir novella fakat harika bir atmosfer oluşturulmuş. Kitap sizi alıp götürüyor. Buna karşı koyamıyorsunuz.
Olay Meksika'da geçiyor. Kabrero adlı kahramanımız, çevresinde kötü görülen bir olayı yapmak zorunda kalır. Bir Kızılderili kıza aşık olur ve evlenir. Çevre baskısı ile dağda yaşarlar fakat kız hastadır ve iki yıl sonra ölür. Adam, karısına vefa borcunu ödemek için kasabaya götürüp defnedecektir. Roman bu yolculuğu anlatır. En sonunda içine gömmek zorunda kalır.
Okunmalı...
128 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
öncelikle şunu belirtmek istiyorum sanırım yazarımızın ya ilk kitabı yada tek kitabı .çünkü internette "ANDREW JOLLY"adına başka bir eser bulamadım .
roman KABERERO""eşinin ölü cesedinin yanında gözlerini açarak başlıyor
KABERERO;kızılderili olan eşini elde etmek için kasabasını terek etmek sorunda kaldı çünkü kasaba halkı kızılderileri sevmiyorlar ve onlarla evlenmek kasaba kanunlarına aykırı olduğu için KABERERO kasabayı terek eder va çok uzaklarda başka bir dağın başında yaşamaya başlar geçimini de bir kaç tane keçi ve tavukla sağlar .tabi eşi ölünce eşini kendi kasabasına defin etmeye karar verir .ve cesedi temizledikten sonra sarar ve sırtına alarak macera başlar.
128 syf.
·8/10
Toplumun bireyler hapsettiği ve nefreti pekiştiren tabulara karşı çıkan, en önemlisi kadının varlığını sevmeyi başarabilmiş bir erkeğin öyküsü..toplumdaki öğretilerin yanlılığını gözler önüne seren, bireylerin mutluluğunu değil toplumun asayişinin önemsendiğini gösteren bir kitap.
128 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Seni İçime Gömdüm, biten bir aşk hikayesini anlatan bir kitap, biraz farklı biraz tuhaf. Kitabın başları hem umut verici hemde güzel olsa da ilerleyen sayfalarda hikayenin akışı beni biraz hayal kırıklığına uğrattı diyebilirim. Kısa ama değişik bir kitap, hislerim nötr, yine de alışılmadık bir hikaye okumak hoştu ve ilk yarısı gerçekten iyiydi.
128 syf.
·Beğendi·10/10
Yine "daha önce neden okumamışım" dedirten yapıtlardan biri. Toplumsal baskı, klişe bakış açıları, insanın kendi içine yolculuğu, sevginin anlamı... Her şey vardı bu kitapta. Zaman kaybetmeden okumanızı tavsiye ederim. Size çok şey katacak.
Onu sevmek; dikenlerle dolu bir uçurumdan aşağı yuvarlandıktan sonra toparlanıp yine tepeye tırmanmak kadar bir yiğitlikti.
"Sen sen ol, ne adam öldürürken düşün ne sevişirken. Yoksa bütün hünerin, keyfin yok olup gider. Mermi yolunu şaşırır. Kadının doyumsuz kalır.”
Beni kendi yüreğin üzerine bir mühür gibi,
Kolunun üzerine bir mühür gibi koy;
Çünkü sevgi ölüm gibi kuvvetlidir.
Andrew Jolly
Ayrıntı Yayınları
"Kişioğlu bir keçiye, bir sıpaya, bir çakala akıl erdirebilirdi; kaplan-kediye, toprak kaymasına bile akıl erdirebilirdi. İnsan yüreğindeki sevgiye, nefrete de akıl erdirebilirdi, ama kızdan yaşamı çekip götüren bu işe akıl erdiremiyordu işte."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Seni İçime Gömdüm
Baskı tarihi:
Mart 1996
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755391335
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Lie Down In Me
Çeviri:
Tomris Uyar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Bazı kitapların özel tiryakileri olur. "Seni İçime Gömdüm", bu tür kitaplardan. Romanın kırık dökük bir İngilizceyle konuşan başkişisi Kabrero, Kızılderili karısının cesedini dağlardan indirdikten sonra şöyle düşünüyor: "Eline tüfeğini alıp, fişeklikleri göğsüne çaprazlamasına asıp atını üstlerine sürse, kasabanın sokaklarında ölüm saçarak önüne geleni yağmalayarak, yakıp yıkarak dolaşsa, kasabayı yerle bir etse bile, gözlerinden okunan bu sevginin ürküttüğü kadar ürkütmezdi onları."
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 102 okur

  • Büşra Olurgan
  • seren yilmaz
  • Ziyattin Göztepe
  • Yunus yıldız
  • ezgi güler
  • Semiha elmacı
  • 61
  • Ali İpek
  • Zeynep Yüksel
  • sumeyra

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.8
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%8.3
25-34 Yaş
%25
35-44 Yaş
%44.4
45-54 Yaş
%11.1
55-64 Yaş
%5.6
65+ Yaş
%2.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%64.8
Erkek
%35.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%30.2 (13)
9
%20.9 (9)
8
%27.9 (12)
7
%16.3 (7)
6
%2.3 (1)
5
%2.3 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0