·
Okunma
·
Beğeni
·
1.235
Gösterim
Adı:
Şerefname (Kürt Tarihi)
Baskı tarihi:
1990
Sayfa sayısı:
544
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Hasat Yayınları
Baskılar:
Şerefname 1.Cilt
Şerefname (Kürt Tarihi)
Şerefname 1. Cilt
487 syf.
İnsan evrendeki tüm varlıklar gibi geçmişi olan fakat tüm varlıklardan farklı olarak geçmişini tarihe çevirebilen yegane varlıktır.

Şerefhan Bitlis’i kimdir? Şeref Han ya da Şerefhan Bitlisi, Kürt devlet adamı ve tarihçi. Şerefname'nin yazarı. 1543'te Kum'da Rojkan Aşiretinden Emir Şemsettin'in oğlu olarak doğdu. Ölüm tarihi kesin olarak bilinmemektedir.

Şerefhan, Şerefname kitabında Kürtlerin yaşadığı bölgeler ile ilgili önemli ve ayrıntılı bilgiler veriyor. Kürtler arasında bir ittifak olmadığı için çok farklı beyliklerden hükümdarlardan ve Mir’lerden ve bunların soyları ile sonradan yönetime geçen kişilerden sıkça bahsetmektedir.
İran ve Osmanlı arasında tampon bölge haline gelen Kürt bölgelerinde sürekli bir çatışma alanı haline gelip çokça kan diyarı haline gelmiştir. Bir yandan şahlar ve bir yandan Osmanlı sultanlarının bölgeye hakim olmak istemesi dolayısıyla burada yaşayan halklar sürekli bir savaştan dolayı kendilerine bile düşman haline gelmişler ve birbirleriyle çatışma halinde bulunmuşlar. Ayrıca Osmanlı ve İran arasında kalan Kürt bölgelerindeki insanların da birbirleriyle iletişimi kesilmesi bu insanlar arasındaki çatışmaları daha da artırmıştır.
Lakin kitabın içeriği işe ilgili eleştiride bulunmak istediğim yer de şurası: İslamiyetin yayılması sonucunda Kürt bölgelerinin ele geçirilmesi ve Osmanlı sultanları ile ile İran’ın şahlarının sürekli bu bölgeleri ele geçirip kendi istedikleri kişileri bu bölgelerin başına tayin etmeleri tarih açıdan insanları bir yanlışa sürüklemiştir. Yazarın çoğu bölgedeki Kürt aşiretlerinin Arap ve fars kökenli olduklarını rivayetler şeklinde açıklaması da böyle bir yanlışın ortaya çıktığını gösterebilir. Çünkü ister istemez o bölgelere Fars veya Arap hükümdarları yerleştirirsen ister istemez tarih kitaplarına bu bölgede yaşayan insanların soylarını tarihe yanlış ifade edebilirsin.

Özellikle yazarın Bitlis bölgesini çok ince ayrıntıya girerek tarihini oluşturması ise gözden kaçmamaktadır. Sözü çok uzatmadan iyi okumalar.
487 syf.
·8 günde·8/10 puan
İnsanın kendi özünü araması siyasi bir konu değildir. Modern çağda ırk, millet gibi kavramlar belki daha arkaplana düşmüş, eski önemini kaybetmiş gibi duruyor olabilir ya da çeşitli toplumlarda 'terörist' olarak ötelekileştirilmeye sebep olabilir. Ve bunların peşinden koşturmak, bu tarz konulara değer vermek bazılarınız için yanlış bile görülüyor olabilir ancak bana kalırsa bu konu artık düşündüğümüzden daha mühim; bu çağdan, kapitalizmden, tektipleşmekten, her şeyin metalaşıp ruhsuzlaşmasından ve daha birçok sebepten dolayı.

Bizi biz yapan şeyler hem biyolojik olarak bu insanların genleri hem sosyolojik olarak bu insanların bugüne kalmış, bizlerin de içinde büyüdüğü kültürdür -benimsensin veya benimsenmesin, bundan bağımsız herkesi etkiler kültür-. Dolayısıyla benim için insanın tarihle, özüyle ilgilenmesi kendisine ve insanlığa olan yolculuğundan başka bir şey değildir.

Geçmişle, tarihle ilgilenen insanın hayranlık duymaması elde değil. Neresinden girip neresinden çıktığını asla anlayamıyorsun. Örneğin yaşadığım bölgeden minik örnekler vereyim. Mesela Hakkari, Van civarı diyelim. çok az bilinir buraların tarihi, kültürü. Yakın dönemde siyasetten de dolayı, en kötüsü medyanın tamamen yıllarca yalan yanlış lanse ettiği tarif ettiği onca şeyden sonra, bölgeye yönelik olması gereken kültürel, tarihi ilgi tam tersine bir nefrete bile dönüştü. Uzun etmeyeceğim bu kısmı, çoğunuzun duyduğu şeyler ve yine kendisini özgürlükçü, adaletli, hümanist, doğrucu vs. ilan edenlerinizin bile içten içe önyargılarını kıramadığını fark ettiğim yerler/insanlar. Neyse konuya dönelim, burada sadece son 200 yıldaki tarihe bakılacak olursa Nasturilerden, Yahudilere; Süryanilerden, Kürtlere; Ermenilerden, Perslere dehşet bir kültür fışkırdığı görülür. Sadece son 200 yıl diyorum bakın. Yazık ki heba oluyor, yazık ki siyasete, hırsa, nefrete kurban oluyor. Burada artık dünyada hiç konuşulmayan onca dil, buralarda yaşamış belki yüz belki binlerce kültürün mirası korunmayıp yok oluyor. Elbette suçlanacak birileri mutlaka vardır, ancak kendim de pek bir şey yapmadığım/yapamadığım için kimseyi suçlayacak hakkı kendimde göremiyorum. İçten içe kahrediyor beni bu durum.

Buralarda yaşamasaydım, yaşadığım yer her neresi ise orada göz göre göre yok olan/edilen kültürü de aynı şekilde savunur, desteklerdim. Aklım almıyor, bir kültürün, dilin yok oluşunu, dünyanın gittikçe tektipleşen, gri bir yaşantıya doğru gitmesini aklım almıyor. Kimse de gelip globalleşmek, küreselleşmek demesin bana. Globalleşmek bu olmamalı, kültür göz ardı edilerek, kapitalizmin sunduğu sınırları dört bir yanımıza almak globalleşmek değil, ruhsuz avare olmaktır. Burada Nostaljik mastürbasyon da yapmıyorum. Dünyanın, insanın sosyal bir varlık oluşunun, var olan her şeyin yarattığı bu muazzam cümbüşün gitgide sönmesi beni çok üzüyor. Çingeneler, Domlar, Kürtler, Ezidiler, Süryaniler, Nasturiler, Kızılderililer, Aborjinler vs.

Sadece ötekileştirilmiş, yönetimde söz sahibi olamayan kitlelerden bahsetmiyorum. Ben tüm bunları Türklerle Ermeniler arasındaki anlamsız düşmanlıktan, Çinlilerle Uygur Türkleri arasındaki düşmanlıktan, Hindistandaki müslümanlara olan düşmanlıktan da bahsediyorum. Ah, bir anlasa tüm bu nefreti içinde barındıran kişi... Ah, bir anlasa nefretinin kendisinden başkasına yönelmediğini. Her bir kültürün, dilin hayal dünyamıza ve gerçekliğimize neler kattığını, bir görebilse keşke...

İstemeden uzadı giriş. Madde madde kitaptan bahsedeyim biraz.

1) Kişisel fikirleri var içinde, İslam temelinde yaklaşıp eleştirileri var. Acaba Kürt Yahudilerden veya gayrimüslim Kürtlerden bahsedecek mi diye düşünüyordum okumaya başlarken. Bir iki defa Zerdüşt ve Ezidilerden bahsedecek oldu koca kitaptan onlara da demediğini bırakmadı. :)
2) Kürtlerin geneli ile ilgili yapılan tespitlerin hala geçerli oluşu üzdü :( Çabuk ürerler, ittifak kuramazlar, aşırı gururlular, birbirlerini vururlar vs.)
3) Kürt tarihi adı altında anlatılan olayların neredeyse tamamı bireysel çerçevede dönüyor, yani Kürtlerin çoğu hareketi, tarihi olayı kişilerin bireysel çabaları sonucu dönmüş. Kitlesel bir hareket pek sık olmuyor. Aşiretler çeşitli çıkarlar gereği farklı ittifaklar kurup duruyor.
4) Kitap ilginç bir şekilde akıcı. Yani değişen isimlerden, kaynak gösterilmeyen çeşit çeşit olaylardan oluşmasına rağmen akıcı bir üslubu var.
5) Güvenilir olduğunu düşündüğü kaynaklardaki ve kendi okuduğu kaynaklardaki bilgileri aktardığını iddia ediyor yazar. Ne kadar doğru bilinmez ama nedense ben bu dediğini elinden geldiğince objektif bir şekilde uygulamaya çalıştığını düşünüyorum.
6) Okurken fark ettiğim bir durum, Osmanlı sınırları içerisinde bulunduğu için padişahların isimleri geçince satır satır övgüler düzüyor Şerefhan. Hatta Süleyman'ın bölgedeki bir Kürt emirliği üzerine sefer düzenlemesini anlatırken bile, Süleyman'a satır satır övgüler, dualar ediyor. O dönem bu davranış anlaşılabilir, elbette normal bile denebilir. Ancak sonradan öğrendim ki Osmanlıda beyliklerin yöneticileri padişaha raporlar verirlermiş ve bu raporlar padişaha yaranmak adına olabildiğince dolu gösterilmeye çalışıldığı için en küçük detayları bile yazmışlar bu beylikler. Bu sayede Osmanlı'dan günümüze çoğu şeyden haberdarız. İşte Şerefhan da doğuda devlet adamı, hükümdar olduğu için böyle köy, köy detaylı bir çerçevede yazmış bu kitabı. YouTube'da Mesut Alp isimli bir arkeoloğun kanalındaki bir videoda geçiyordu bu. Kanalı tavsiye ederim, Mesut'un kendisi de harika bir insan. Kendisini tanımak istiyorsanız, Kanaga kanalında kendisiyle bir röportaj yapılmış: https://www.youtube.com/watch?v=-Lng07T6G6I )
7) Okunması şart mı? Değil. Önemli bir kaynak mı? Evet. Tamamını okumak zaman kaybı bile olabilir. Beylerden ve yönetici isimlerinden bahsediyor çoğu zaman. Şu açıdan işe yarayabilir, olayların gidişatı, beyliklerin, devletlerin birbirlerine karşı duruşu, aşiretlerin tarihi, Kürt tarihi hakkında genel bir bilgi, bakış açısı.

Kendim için de dönüp bakmaya ihtiyacım olur diye buraya bağımsız Kürt devletlerini ve zaman zaman Safeviler zaman zaman da Osmanlıya bağlılıklarını sunan Kürt beyliklerinin sadece isimlerini yazacağım.

Bağımsız olanlar:
Mervaniler
Hasnaviler
Fadlaviler (ya da lor devleti büyük ve küçük olarak 2ye ayrılır)
Eyyübiler

Özerk olan beylikler:
Erdelan beyliği
Hakkari emirliği
Badinan beyliği
Botan emirliği (Cezire beyliği)
Hasankeyf emirliği

8 değil 7 puanlık bir kitap bana kalırsa ancak Kürt tarihi konusunda hem temel kaynaklardan biri oluşu hem de bu kaynakların azlığından dolayı bir miktar daha el üstünde tutulması gerekiyor.
487 syf.
·Puan vermedi
Ķurt tarihinden çok kürt beylerinin tarihini yazmış. Kitaptan çok şey beklemeyin. Birkaç hikaye dışında kronolojik bir ağa-bey çalışması. Daha kapsamlı olabilirdi. İki cümleden birinde padişahlara methiyeler diziyor. 374-375. Sayfada iskendee hikayesi güzel anlatilmiş. Gerisi okunmasa da olur. 2. Cildi okumadım.
487 syf.
·9/10 puan
Kürt tarihine ışık tutan bir kitap diyebiliriz ancak daha bilimsel verilerde kaydedilebilirdi açıkcası. Yani kaynaksı bir şekilde klasik Kürt sözlü anlatımındaki bir anlatımla bilinenler yazılı bu namede, yine de Kürtlere dair okunması gereken kitaplardan.
Kitabı muhakkak okumak istiyorum.bu kitapta iç Anadolu Kürt göçünün nasıl olduğunu , aşiretlerin kökenini ve bağlantılarını keşfedebileceğimizi düşünüyorum
Bütün devletler ittifaktan doğar. Devletsizlik ise nifaktan doğar. Şerefhan-i Bitlisi
Insan, evrendeki tüm varlıklar gibi geçmişi olan fakat tüm varlıklardan farklı olarak geçmişini tarihe çevrilebilen yegane varlıktır.
Kürtler, dilleri ve gelenekleri yönünden birbirinden farklılaşan dört ayrı gruptan oluşurlar: birinci grup Kurmanc, ikinci grup Lor, üçüncü grup Kelhor ve son olarak dördüncü grup Goran.
Kürtler, dilleri ve gelenekleri yönünden birbirinden farklılaşan dört ayrı gruptan oluşurlar: birinci grup Kurmanc, ikinci grup Lor, üçüncü grup Kelhor ve son olarak dördüncü grup Goran..
Sultan Keykubad'ın hüküm sürdüğü dönemde yasayan yiğit pehlivan ve cesur dilaver Zaloğlu Rüstem, Kürttür. Rüstem Sistan'da dünyaya geldiği için Rüstem-i Zabûli adıyla meşhur olmuştur..
Kudüs 492 (1098) yılı başından bu yıla kadar Frenklerin elindeydi. Selahaddin ile melun Frenkler arasında o gün barış imzalandı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Şerefname (Kürt Tarihi)
Baskı tarihi:
1990
Sayfa sayısı:
544
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Hasat Yayınları
Baskılar:
Şerefname 1.Cilt
Şerefname (Kürt Tarihi)
Şerefname 1. Cilt

Kitabı okuyanlar 60 okur

  • gani
  • ssylg
  • Maxi Milyanos
  • Evmenis
  • BURHAN KEBABCI
  • Kul Vahad

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%9.1 (2)
9
%0
8
%4.5 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0