Adı:
Sergüzeşt
Baskı tarihi:
Eylül 2002
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758523122
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Armoni Yayınları
Samipaşazade Sezai'nin, hacimce küçük ama içerdiği konu ve "esaret" kavramına getirdiği yorumla klasikler arasına girmeyi başarmış olan "Sergüzeşt" romanı, hem yazıldığı 1880'li yılların havasını anlatması bakımından, hem de Türk edebiyatında roman geleneğinin başlangıcı hakkında fikir vermesi bakımından önem taşımaktadır. Sergüzeşt, esir bir Çerkez kızın trajedisini yansıtırken, bir yand da "esaret" ve "hürriyet" kavramlarına yönelmeyi sağlıyor.
Esir Çerkez kızı Dilber'le, zengin konağın Celal Bey'i arasında başlayıp, kısa sürede biten ya da bitirilen aşkın, her iki insanın ruh dünyasında açtığı yaraları, fedakarlık, güven/özgüven, korku, vatan sevgisi, sınıflararası çatışma, kötülük, sevgi paydalarında yeniden yorumlama imkanına kavuşuyoruz. Sultan Abdülhamid döneminin uygulamalarına sembolik bir gönderme olduğu da iddia edilen "Sergüzeşt'i bu gözle okumak da mümkün...
Her ne olursa olsun, bu roman, trajik bir sonla noktalanmış olsa da sevginin kutsallığını vurgulaması açısından dikkat çekici...
119 syf.
·9/10
Tasvirler şahaneydi. Film gibi seyrediyorsunuz kitabı yaşayarak, görerek, hissederek. Artık böyle güzel aşk kitapları yazılamıyor.
Aşk bile GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) olduğu şu günlerde gerçek, tutkulu, duygulu bir aşk romanı isteyenler 1960tan 1970ten önce yazılanları okumalılar.
Kitabın konusu küçük bir kızın vatanından ayrılıp köle olarak satıldığı evde çektigi eziyetleri ve satıldığı diğer evde büyüyerek düştüğü aşk anlatılıyor. Betimlemeler çok güzeldi. Sanki dilberi sizde tanıyorsunuz. Köle oluşunuzu hayal edip acılar cekiyorsunuz sonra imkansız bir aşka düşüyorsunuz.
Türk klasiklerinin baş sıralarında olmayı hak etmiş hakkını vermiş şahane bir eser.
127 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Kitabın başındaki Sami Paşazade Sezai'nin hayatında Sergüzeşt romanı ile gözaltına alındığı (Hiç şaşırmadım...) ve bu romanın Türk edebiyatında romantizimden gerçekçiliğe geçiş akımının ilk örneği sayılmakta olduğu yazıyor.

Sergüzeşt: Baştan gelen haller, macera.

Dilber, 9 yaşlarında Rusya kumpanyasının Batum'dan gelen vapurunda Kafkasya’dan iki kız ile birlikte İstanbul'a getirilmiş Çerkez bir esir.

Celal Bey: Paris'te resim öğrenimi görmüş konak sahibinin oğlu bir genç.

Oradan oraya satılarak esirlik hayatında cehennemi yaşayan Dilber son olarak Asaf Paşa'nın konağına satılır. Konak sahibinin oğlu Celal Bey ile birbirlerine aşık olurlar.

Biri esir, diğeri Avrupa'da eğitim görmüş bir ressam olan varlıklı bir ailenin oğlu.

"Batı'nın verdiği bir gösteriş ve asalet sevdası, hırs ve emelin doğurduğu bir ikbal ve servet düşkünlüğü ve Mısır aileleri arasında yaygın olan bedbaht esirleri hakir görme duygusuyla... " (diyor kitapta bence duygusuzluğuyla) annesi bu aşkı duyar duymaz Dilber'i evden gönderir.

Ve Dilber için daha da zor olacak bir hayat başlar. Celal Bey ile Dilber aynı acıyı başka şekillerde, başka başka yerlerde çekerler.

Batılılaşmış burjuva sınıfının esirlere karşı davranış ve düşüncelerini ve bu sınıfın öncelikle evlilik ile ilgili genç kuşakla çatışmasını #41475853 ve #41497846
görüyoruz..
Sonucunda ise meydana gelen üzücü bir son.

Celal Bey'in arayışlarında, Dilber'in eline geçen fırsatta bekledim kavuşacakları anı.

İnsanın kendi isteği ile herhangi bir sınıf veya sınır fark etmeden birbirini sevip, aşık olmasını çok güzel bir şekilde anlatılışı. Ah keşke kavuşsalardı da, çok mutlu olsalardı da bu ayrımı yapanların gözüne girseydi bu durum.

Dilber en sonunda şu güzel anlatımla gidiyor özgürken özgürlüğe;

#41527916

Esaret nedir? Esir kimdir?
Sabit bir düşünce ile hayatı sürdürmek mi?
İnsanları sınıflandırmak, bu sınıflara göre aşağılamak, eziyet etmek kişinin kendisini esir etmesi değil midir?
İnsanı insan olarak sevmek, değer vermek, ötekeleştirmemek bizi kendimizde değerli kılan en önemli özelliktir.

Arada güldüğüm yerler oldu. Celal Bey'in önüne gelene özellikle mutlu olanlara "Dilber sende, bu yüzden mutlusun" demesi :)

Eski bir Türk filmi tadında bir kitaptı. Ve baktım filmi de varmış. İzlemeli.

Ve son olarak

Aşk bir resme bakıp "Bu oda karanlık, soğuk... Belki üşürsün!" diye düşünebilmektir.
  • Eylül
    7.6/10 (1.595 Oy)1.512 beğeni8.845 okunma1.737 alıntı37.508 gösterim
  • Fatih Harbiye
    7.8/10 (2.031 Oy)1.805 beğeni10.728 okunma1.121 alıntı31.832 gösterim
  • İntibah
    7.7/10 (1.415 Oy)1.194 beğeni7.482 okunma1.765 alıntı27.622 gösterim
  • Yaban
    8.2/10 (2.096 Oy)1.993 beğeni10.390 okunma1.513 alıntı32.091 gösterim
  • Yaprak Dökümü
    8.0/10 (1.381 Oy)1.273 beğeni8.753 okunma577 alıntı23.585 gösterim
  • Vadideki Zambak
    7.9/10 (2.030 Oy)2.038 beğeni9.311 okunma5.763 alıntı58.124 gösterim
  • Acımak
    8.7/10 (1.891 Oy)1.844 beğeni8.041 okunma1.007 alıntı31.142 gösterim
  • Kaşağı
    8.1/10 (946 Oy)825 beğeni7.372 okunma132 alıntı20.407 gösterim
  • İki Şehrin Hikâyesi
    8.5/10 (2.590 Oy)2.629 beğeni9.355 okunma3.084 alıntı77.119 gösterim
  • Gün Olur Asra Bedel
    8.6/10 (2.535 Oy)2.702 beğeni9.789 okunma2.109 alıntı49.786 gösterim
128 syf.
·4 günde·8/10
Birisine derinden duyulan sevgi neler yaptırabilir bir insana? Sorusunun cevabını gayet güzel vermiş Sami Paşazade Sezai bey.
- Spoiler olan bir inceleme olacak baştan uyarayım -
Kitabın temel konusu esaret olsada imkansız bir aşkın yaşatacağı tüm sorunları da çok güzel işlemiş olaylara yazar.
Hayatı boyunca satılan, eziyet edilen, bir insan olarak duygu ve düşünlerine önem verilmeyen bir esirin dramı anlatılıyor.
Yazar, insanın hayvan gibi alınıp satılamayacağını, esir dahi olsa her insanın duygu ve düşüncelerinin olduğunu en önemlisi bir kalbe sahip olduğunu vurguluyor.
Kafkasya'da yaşayan ve çok güzel bir kız olan Dilber'in esircilerin eline düşüp İstanbul'a getirilmesi ve bir aileye satılması ile başlıyor her şey. Dilber'in gördüğü eziyet ve aşağılanma karşısında daha fazla dayanamayıp kaçması, daha sonra başka bir aileye satılması ve o ailenin oğluna aşık olması ile bambaşka bir hal alarak gelişiyor olaylar. Ve malesef ki kötü bir şekilde son buluyor her şey...
Kitabın son cümlesini paylaşarak incelemeyi bitiriyor, sonrasını ise size bırakıyor ve keyifli okumalar diliyorum (:

" Üzerinde, hüzün saçan ayın donuk ışığından başka bir renk olmayan o yüzde, bütün elem ve acıların dindiği, bütün sevda ve emellerinin söndüğü görünüyordu.
Acaba Nil'in bu ürkütücü, bu öldürücü girdap ve taşkın suları zavallı Dilber'i, bu talihsiz esiri nereye götürüyor?
Nihayet Hürriyetine! "
128 syf.
·Beğendi·9/10
Bu eserin konusu esarettir .Evinden ,yurdundan,annesinini sevgi dolu sevkatli kollarından ,acımasızca koparılarak esir pazarında satılan ve hayatı adeta bir zindana dönen ,küçük Çerkez kızı Dilber in acı dolu hayatını konu alır
116 syf.
·7/10
Konusu için 9 yaşında İstanbul'a getirilen Çerkez esirin büyürken yaşadığı ötekileştirilme ve aşk hikayesi denilebilir. Okurken Dilber için üzülürken, "Böyle seven bulunur mu, Celal Bey?" diyeceksiniz. Bir çırpıda biten harika bir eserdi.
Okurken bir filmin içindeymişçesine sahneler gözünüzün önünden akıp gidecek. Sergüzeşt, Türk Edebiyatının aynı zamanda ilk gerçekçi eseri olarak kabul edilir. Keyifli okumalar dilerim.
128 syf.
·Beğendi·7/10
“Hürriyet, insan zekâsının bir kazancıdır, tabiattan gelen bir şey değildir.”

Roman kelimesi, alanı hayli geniş bir türün adıdır. Başka türlerle hem yakınlığı vardır hem de onlardan farklıdır. Bundan dolayı tarifi kestirilemeyen bir türdür. Aslında romanın daha önceki örnekleri uzun anlatırlardır ve bunların başında destan gelir.
Romanın batı da gelişme göstermesi Tanzimat yazarlarının da ilgisini çekmiştir. Nitekim Tanpınar da “Edebiyat Üzerine Makaleler”de bunu belirtir. “Türk romanı mütalaa edilirken göz önünde tutulması lazım gelen ilk hakikat bu romanın memlekette öteden beri mevcut hikaye şekillerinin tabi bir gelişmesiyle doğmadığı, bir ananenin olduğu yerde bırakılıp yerine yenisinin kurulması şeklinde başladığı keyfiyetidir. Roman bize dışarıdan gelir.” Ve bundan dolayı roman bizde yeni denemelere maruz kalmıştır. Yeni tekniğin kendisini ilk deneyişleri de acemice olmuştur. O denemelerin ilklerinden bir eser de Sergüzeşt’tir.
Klasik romanlarda önemli olan dış gerçeklerin anlatılması ve yansıtılmasıdır. Bir takım soyut konular etrafında kişilerin bir yığın buhran ve bunalımlarla dolu psikolojik değil de toplumsal hayatın tasviri daha önemli olunur. Sergüzeşt romanı ne kadar olaya dayalı, yazarın ara ara eleştirilerine maruz kalsa da “psikolojik tahlil” harici klasik roman özelliğine uymaz. Çünkü baş karekter olan Dilber hem hareket eden hem de düşünen bir karakterdir. Bu romandan önce Dilber gibi karakter olan Canan ve Dilaşub’da çok fazla psikolojik tahlil yapılmıştır.
Namık Kemal’le Ahmet Mithat’ın cariyeliğe bakış açısına Sezai adeta set çekmiştir. Çünkü; Ahmet Mithat’la Namık Kemal cariyeleri toplum gözüyle anlatmıştır. Yani Sezai gibi onların çektiklerine, sıkıntılarına eserde yer vermemiştir. Namık Kemal ve Ahmet Mithat’a göre cariyeler, bir eve getirilen her tür eğitimi alan ve sonunda evin oğluyla evlenip mutluluğa eren bir gurup gibi görülmüştür. Fakat Sergüzeşt’te her gittiği evde kalamayan iftiralara ya da ticari anlaşmazlıklar neticesinde evden eve dolaşan, gittikleri yerlere alışmaya çalışan bu uğurda hanımları tarafından hakir görülen hiç mutlu olamayan cariyeler anlatılmıştır.
Sezai cariyeliğin hiçbir iyi yönünün olmadığını anlatmaya çalışmıştır. Cariyeler ve böyle esirler ancak hayatına son vererek kurtulur diye bir bakış açısı da ortaya çıkmıştır. Nitekim Rauf Mutluay’a göre;” Dilber’in intiharı en gerçek sondur. Başka bir ihtimal düşünülemez onun intiharı için.”Eğer öyle olmasaydı Celal Bey’in annesini bu kadar sert bir karakter olarak oğlunun mutluluğunu görmeyecek kadar kötü biri olarak karşımıza çıkartmazdı. Onu da Ali Bey’in annesi gibi yapar oğulunu Dilber’le evlendirirdi. Fakat burda da köleler üst insan olamaz mantığı vardır. Fakat Tanpınar bu eseri cariyeliği anlatan bir eser olarak görmemiştir.
“Ne Namık Kemal, ne Midhat Efendi, ne Recaizade, ne Sami Paşazade, hülasa esir kadın tipini roman ve tiyatrolarına mevzu alanların hiçbiri, bir cariyenin satıldığı evde hanım olmak için sarfedebileceği gayretin hikayesini yazmağı düşünmediler. Halbuki bu, yaşadığı devirlerde bütün İstanbul’da her büyük konak ve evde oynanan bir dram idi. Saray düşünülürse tarih boyunca bu oyun vardır. Abdülaziz devrinin hususiyetlerini verebilecek en güzel mevzulardan biri, bu olsa gerekti. Fakat bu kadarcığını bile seçmek için hayat karşısında serbest olmamız lazımdır. Cariyeyi esir pazarından alır almaz kendi insiyatifleri ve talihi karşısında serbest bırakmak lazımdır. Bu meleke kolektif bir tecrübe ile ancak elde edilebilecek bir melekedir. “
https://youtu.be/VYCOg-yglNM
120 syf.
·2 günde·9/10
BÖYLE BİR KARASEVDA KARA TOPRAKTA BİTER

Her gün kaç tane cinayet taciz tecavüz hırsızlık haberleri duyuyoruz
Düşünüyorum da en son ne zaman iyi birşey duydum maalesef zihnimde canlanamadı
İşte böyle bir zaman da insan okuduğu kitaplarda belki mutlu bir şeyler okumak istiyor gerçek hayatta bulamadığı mutluluğu orda arıyor ama farkettim ki nerede ciğer söken kitap var onu okuyorum:))))
Ve ne hikmettir ki her okuduğum kitapla yüreğim yine dağlanıyor yüreğimde kalan minik mutluluk parçacıklarını da böyle sıyırıp atıyorum
Ah Dilber Ah!
Ne üzüldüm sana
Ne dağladın kalbimi
Küçücük yaşınla bir mal gibi satılmanamı
Sana yapılan şiddete mi gerek sözlü gerek fiziki
Esirliğine mi
Bir şeker yüzünden bile yediğin dayağamı
Bu kısımda artık o kadar etkilendim ki sokağa çıkıp bütün çocuklara şeker dağıtma isteği uyandı içimde
Ya aşk
Belki de yüzünü güldüren tek şey
Belki klişe zengin kız fakir oğlan diyenler olabilir ama hayatta tek mutluluğu hatta sevdiği tek insan olan bir kadın için bu kadar basit ilerlemedi herşey

Cengiz Aytmatov'un Beyaz Gemi sinin sonu mutlu bitseydi vb. yorumlar alan Aytmatov hayat keşke o kadar güzel mutlu olsa ama maalesef gerçek hayat bu kadar mutlu ilerlemiyor bunun için kitabın gerçekliği hissinin daha iyi geçmesi için en iyi son bu şekilde olmalıydı şeklinde açıklamış bunlar aklımda kalanlar okuduğum bir yerden

Aynı şekilde bu kitapta aynı hissi verdi bana mutlu sonla bitse Dilber bu kadar yer eder miydi kalbimde?
116 syf.
·90 günde·Beğendi·10/10
Kitapta baş kahraman "Dilber"dir.
Dilber Kafkasya'dan gelen satılık bir esirdir.
İlk satıldığından itibaren ona eziyet edilmeye başlanmış ve pek çok satılmıştır.
Daha sonra son satıldığında ise Celal Bey denen bir ressama satılır.Celal bey ve Dilber birbirlerini sever fakat itiraf edemezler.Bunu öğrenen Celal Bey'in annesi Dilber'i Mısır da tanıdığı bir esirciye satar.
Bunu öğrenen Celal Bey delirir.
Dilber Mısır'da iken mutlu değildir.Ve Celal Bey'i her zaman özlemektedir.
Kitabın sonunda Dilber bütün bu olanlara dayanamayıp kendini Nil nehri sularına bırakır.
128 syf.
·8/10
Sami Paşazade Sezai'ye ait olan bu tanzimat dönemi eserini okumakla okumamak arasında kalmıştım aslında.Eser tanzimat dönemine ait olduğu için anlamını bilmediğim ve kafamı karıştıracak bir çok kelime olduğunu farkettim.Eserin adını son zamanlarda çok duydum ve merak ederek okuma kararı aldım.Şöyle ki okuduğumuz bu dönemin kitapları yaşadığımız döneme ait olmadığından ,o dönemi daha iyi hissedip anlayabilmek için eski basımlardan yararlanmayı tercih ettim.Sergüzeşt de bir tanzimat dönemi kitabı olarak bana o dönemin zihniyeti,yaşam tarzı ve sosyal hayatı hakkında bilgi verdiğini düşünüyorum.Kitabın yapısı ,şekil özellikleri günümüz kitaplarından farklıdır.Kurulan cümleler bile bir farklı.Daha anlamlı ve kaliteli tümcelerle donatılmış bir eser.Okurken kaliteyi gerçekten hissettim ve böyle bir eseri okuduğum için mutlu oldum.Tanzimat dönemi dil ve anlatımı konusunda bilgi kazandım.Dili günümüz türkçesi olmasa da hepimizin anlayabileceği bir akıcılığa sade ve kısa cümlelere sahip bir eser olduğunu düşünüyorum.Yazar betimlemelere bol bol yer vermiş,olayların gözümüzde canlanmasını arzulamış ve başarmıştır.
Bence bir romanda betimlemelere ,öğretici anlatıma, emredici ve öyküleyici anlatımlara da yer verilmelidir.Bu tür uzun romanlarda akılda kalıcılığında sağlanması gerekir.Bu nedenle de betimlemelere kesinlikle yer verilmelidir.
Romanda öğreticilik payı da büyük olmalıdır.Kitabı bitirdiğimizde ,onun bize kattığı bir şeyler olmalı ,kültürümüzü gelişirecek parçaları bünyesnde bulundurmalı ki kitabın sonuna geldiğimizde öyküleyici anlatım yanında bazı şeylerin bilgisini de almış olalım.İşte bu özelliği taşıyan Sergüzeşt değerli bir eser olarak yerini almıştır benim gözümde.
Yazar dönem hakkında bir çok bilgi vermiş.Esaret konusunu ele alarak bir paşazade ile cariyenin uygun görülmeyen aşkını anlatmıştır.Yazar bu aşk üzerinden öğütler de verir.Belki de çoğumuzun hoşuna gitmez öğütler, kalıplaşmış sözler. Oysa eserde öylesine yerinde ve doğru kullanılmış ki...
Romanın benim açımdan önemli olmasının bir diğer nedeni de gerçekliği doğrudan yansıtıyor olmasıdır.Bize eserin ait olduğu dönemden ve yaşanmış olaylardan kesitler sunar.Mesela şu an yaşadığımız dönemde tanzimat dönemini anlatan bir roman yazılsa ne kadar gerçeklik payı olabilir ya da eserde ne kadar alabiliriz o dönemin kokusunu?Sonuçta gerçeklik payı düşüktür.Gündem değiştikçe tarih değiştikçe böyle kitapları özleyeceğimizi düşünüyorum. Şuan yaşayan bir yazar Tanzimat Dönemini ne kadar gerçekçi anlatabilir? O yazar yalnızca yaşadığı dönemin zihniyetini, toplumsal hayatını ve siyasi yaşamı okuyucuya yansıtıp anlatabilir. Ayrıca okurlar da yaşadığı dönemle ilgili eser çıkartmış yazarların kitaplarını okumayı tercih eder. Tıpkı Sami Paşazade Sezai gibi. Yazar yaşadığı dönemden etkilenerek, o dönemle ilgili eserler sunmuştur ve böylelikle halkı etkilemeyi başarmıştır.
Her zaman insan, tarihini merak eder . Bu merakı gidermekte tarihte yazılmış olan ve günümüze kadar gelmiş eserlerle mümkündür bence.
Bu romanın konusu Tanzimat Dönemine göre bayağı güncel bir konu ve bu özelliğiyle de dikkatleri üzerine çekmiştir. Eserde içtenlik ön plandadır. Yazar sözlerini büyük bir içtenlikle, yapmacıksız, samimice söylemiştir. Ve bu nedenle ben de kitabı okurken sıkılıp hemen kapatmak istemedim, aksine merakla sonunu bekledim. Yalnız romanda beğenmediğim şey; yazarın hiçbir hayal gücüne rastlamamam. Yazar hayal gücünü gerçekten kullanıp yansıtamamış daha doğrusu hiç hayal ürünü olan bir paragrafla karşılaşmadım. Her şey o kadar gerçekçiydi ki, o yarım sayfa dolusu betimlemeleri okurken bile dönemde yaşanmış olaylar aklımın diğer ucundan geçiyordu. Yazar bu eserinde duygu ve görüşlerini bana yansıtabildi. Bence ben bu eseri iyi de eleştirsem kötü de eleştirsem en önemlisi romanın anlaşılır olmasıdır. Eser romantizmden realizme geçişin izlerini taşımaktadır. Sanırım bu yönüyle de önemlidir. Yazar romantizm etkisinden çıkıp artık gerçeklerle yüzleşme, tanışma zamanı dercesine bir eser ortaya koymuştur.
128 syf.
·Beğendi·10/10
Bir insanı ötekileştirmenin ne acı bir duygu olduğunu okurken göreceksiniz.Bir esirin nasıl hayvan gibi satıldığını,hayallerinin nasıl hiçe sayıldığını muazzam bir şekilde anlatıyor.Unutamadığım kitaplardan biriydi.
128 syf.
·2 günde·7/10
Ben deniz tanzimant edebiyatının yazarları, serveti fünundaki akımlar, fecri-ati topluluğunu toplantıları arasında gidip gelen bir lise öğrencisi. Konumuz tanzimant edebiyatında roman olunca dedim ki romantizimden realizime geçişte önemli bir eser olan Sergüzeşt'i okumadan olmaz.

Roman aslında bakarsanız klasik bir pembe dizi. Hani şu canımız sıkılınca elimize bir tabak çekirdek alıp izlediğimiz türden. Genç, güzel, fakat halayık(köle) kızımız Dilber'in acıklı hayat hikayesi ve konağın nadide oğlu Celal Bey ile aşkı anlatılıyor. Tabi Celal beyimizin annesi ve konağın diğer üyeleri bu aşka karşı çıkıyor. Ne de olsa Dilber bir halayık ve bir halayıkla bir beyin evlenmesini geçin iletişim içinde dahi olmaları o zamanlar kabul edilir bir şey değil. Hatta bunun söz konusu olması teklif dahi edilemez. O zamanlar dedim ama günümüzde de durum pek farkı değil aslında. Ne yazık ki insanlar bir takım sınıflara, kalıplara zorla sokulmuş. Beyaz yakalılar, mavi yakalılar mesela, yahut kitapta işlendiği gibi zengin oğlan fakir kız...
ve ne yazık ki oluşturmuş olduğumuz bu basma kalıp sınıflar bizim içeriği değil biçimi görmemizi sağlıyor. Asıl önemli olanı; istiridyenin içindeki inciyi görmeden ölecek bir nesil yetişiyor.

kitapla kalın...
Ağlamak uğradığımız felaketlere karşı vücudumuzda kalan son gücün çığlığır. Ağlayamadığımız zamanlar, bizde o gücün de yok olduğu zamanlardır ki, onun yerine geçen etkili sessizlik, en şiddetli acının yarattığı göz yaşlarından daha yakıcıdır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sergüzeşt
Baskı tarihi:
Eylül 2002
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758523122
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Armoni Yayınları
Samipaşazade Sezai'nin, hacimce küçük ama içerdiği konu ve "esaret" kavramına getirdiği yorumla klasikler arasına girmeyi başarmış olan "Sergüzeşt" romanı, hem yazıldığı 1880'li yılların havasını anlatması bakımından, hem de Türk edebiyatında roman geleneğinin başlangıcı hakkında fikir vermesi bakımından önem taşımaktadır. Sergüzeşt, esir bir Çerkez kızın trajedisini yansıtırken, bir yand da "esaret" ve "hürriyet" kavramlarına yönelmeyi sağlıyor.
Esir Çerkez kızı Dilber'le, zengin konağın Celal Bey'i arasında başlayıp, kısa sürede biten ya da bitirilen aşkın, her iki insanın ruh dünyasında açtığı yaraları, fedakarlık, güven/özgüven, korku, vatan sevgisi, sınıflararası çatışma, kötülük, sevgi paydalarında yeniden yorumlama imkanına kavuşuyoruz. Sultan Abdülhamid döneminin uygulamalarına sembolik bir gönderme olduğu da iddia edilen "Sergüzeşt'i bu gözle okumak da mümkün...
Her ne olursa olsun, bu roman, trajik bir sonla noktalanmış olsa da sevginin kutsallığını vurgulaması açısından dikkat çekici...

Kitabı okuyanlar 10.026 okur

  • Rukiye Gül Bakırhan
  • Ahmet Samet
  • Can Kocaman
  • Gözde Ayaz
  • Ayşegül
  • İlknur Aslan
  • Berrak
  • Berna şimşek
  • Ayşenur
  • Hatice Başak

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (2)
9
%0
8
%0.1 (2)
7
%0.1 (1)
6
%0.2 (3)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları