Sermaye Birikirken (Osmanlı,Türkiye,Dünya)

·
Okunma
·
Beğeni
·
97
Gösterim
Adı:
Sermaye Birikirken
Alt başlık:
Osmanlı,Türkiye,Dünya
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
264
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944122047
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yordam Kitap
Bu kitap, kapitalist sistemin can damarı olan sermayenin birikim süreçlerine yoğunlaşıyor. Sermaye birikirken "ötekilere", sermaye sınıfına dahil olmayan çoğunluğa neler olduğunu tarihsel ve güncel öykülerle sergiliyor.

Britanya İmparatorluğu'ndan, ABD hegemonyasına geçişin toplumsal etkileri ele alınıyor. Sanayi Devrimi ve Adam Smith'den başlayarak günümüze kadar uzanan iktisadi olaylar ile iktisat teorisinin bağı ve bağlantısızlığı inceleniyor. Bazı insanların fedakârlık yapıp, kazançlarının bir bölümünü tasarruf ederek sermayeye dönüştürdükleri; "serbest piyasa"nın bütün iktisadi sorunları çözebileceği savları tartışılıyor.

Kitabın yarısından fazlasını oluşturan iki ana bölümde, Batı sanayileşirken Osmanlı'nın neden sanayileşemediği, Türkiye'de ekonomi ve siyasetin birbirini nasıl etkilediği, bunların ancak "uzmanların" anlayabileceği iki ayrı alan olduğu iddiasının geçersizliği vurgulanıyor. "Serbest piyasa ekonomisi"ni kişisel özgürlüklerin artmasının önkoşulu kabul eden liberal kuramlara karşı, Türkiye örneğinden giderek, azgelişmiş ülkelerde "piyasaların özgürlüğünün" antidemokratik rejimlerle sürdürüldüğü ve kişi özgürlüklerinin kısıtlanması pahasına gerçekleşebildiği gösteriliyor. Yirminci yüzyıldan itibaren aşırı üretimle birlikte artan yoksulluğun nedenleri çarpıcı örneklerle ele alınıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Kapitalizmdeki gibi özel mülkiyetin bulunmadığı bu sistemde, koşullu ve hiyerarşik bir toprak mülkiyeti vardı. Ülkenin sahibi sayılan kral, belirli koşullar karşılığında (savaş zamanı kralın ordusuna kendi askerleriyle katılmak gibi) toprağın kullanım hakkını soylulara verir; onlar da benzer koşullarda daha alt soylulara verir ve nihayet üretici-serflere kadar bu zincir sürerdi. Krala ve bir üst soylu gruba karşı yükümlülükler yerine getirilmediği zaman topraklar geri alınabiliyordu. Feodal mülkiyet, karşılıklı hak ve görevlere dayanıyordu. Serflere, ailesini geçindirebilecek kadar toprağın kullanım hakkını veren soylunun beklediği görevler şöyleydi: Haftanın belirli günlerinden lordununun toprağında çalışması ve verilen diğer görevleri yapması, bütün özel aile işlerinde lordundan izin alması ve onun uygun gördüğü vergileri vermesi gerekiyordu. Lordun, serfi yargılama hakkı vardı. Köleden farkı, lordun serfi ailesinden ayırıp, satamaması ve serf görevlerini yaptığı sürece toprağından atamamasıydı. Serfin geçimlik toprağının kullanım hakkı çocuklarına geçerdi.
Ama bu arada [1960'larda] 1950'lerin kalkınma söylemindeki parlamenter demokrasi gibi ABD siyasi değerlerinin "ihracı" konusu bir yana bırakılıp "kalkınma için güçlü devlet" önerisi ortaya çıktı. Güçlü devletten kastedilen Fukuyama'nın açıkça belirttiği gibi diktatörlüktü. Çünkü bir Batı kurumu olan parlamenter demokrasi kimi azgelişmiş ülkede Batı'daki gibi işlemiyordu. "Hem kapitalist büyümeye, hem de zaman içinde istikrarlı bir demokrasinin oluşmasına izin veren toplumsal ilişkileri, modernleşmeci bir diktatörlük, ilkesel olarak demokrasiden çok daha kolay yaratabilir."
Liberalizmin öncülerinden olan İngiliz düşünürü John Locke 17. yüzyılda toprakları kapatma hareketini şöyle savunur. İnsanların toprağı verimli kılması kutsal bir görevdir. Örneğin, İngiltere'deki verimli hale getirilmiş toprak ile Amerika yerlilerinin doğal halde bıraktığı toprağın değeri karşılaştırıldığında tabii ki, İngiltere'deki topraklar daha değerliydi. Bu nedenle toprağın verimli duruma getirilmesi için Amerika yerlilerinin ya da ortaçağ serflerinin kullandığı topraklara el konulabilirdi. İnsanların doğuştan eşit olduğuna inanan Locke, toprağın verimli hale getirilmesi sırasında ortaya çıkan eşitsizlikleri makul kabul eder. Mutlak özel mülkiyet ve sermaye birikiminin, kişinin emek sarf ederek, verimliliği artırmasının bir sonucu olduğunu söyler. Bu açıklamada, toprağın niçin üretici köylülerin de işin içine katılarak verimli duruma getirilemeyeceği yoktur. Açıkça söylenmese de toprak ancak özel mülk haline geldikten sonra mülk sahibinin verimlilikle ilgileneceği varsayımı yapılır.
[İngiltere'de] Kentler özellikle Doğu-Batı ticaretinden zenginleştikçe feodal boyunduruklarını atmaya çalıştı. Tüccar loncalarının istekleri kişisel özgürlük, feodal yasalar yerine tüccar yasalarının uygulanması, feodal vergi ve kısıtlamaların kaldırılması yönündeydi. 11. yüzyıldan başlayarak, kentler bağımsızlıklarını ya satın alarak ya da feodal toprak sahipleriyle mücadele ederek, kazanmaya başladı. 13. yüzyıla gelindiğinde, kentlerin çoğu bağımsızlıklarını kazanmıştı. Artık kente kaçan bir serf, belirli bir süre yakalanmadan kentte yaşadığı zaman özgür olabiliyordu.
İngiltere'de 16. yüzyıldan başlayarak gelişen önemli iktisadi ve toplumsal süreçlerin etkisini siyaset alanında da görüyoruz. Kralın mutlak egemenliği, istediği zaman koyduğu vergiler ve bazı gruplara tanıdığı ayrıcalıklar, kapitalist gelişmeyi engellemeye başlamıştı. Sanayici, tüccar, özgür köylü ve zanaatkarlar siyasi iktidarda söz sahibi olmak, parlamentonun kralın danışma meclisi niteliğinden çıkarılıp, uygulamalarını da sınırlayabilecek etkin bir meclis olmasını istiyorlardı. 1642'de kralcılar ile parlamentocular arasında iç savaş başladı. Soylu feodal toprak sahipleri ile imtiyazlı Londra tüccarı kralın tarafındaydı. 1646'da kralcılar yenildi ve 1649'de I. Charles asıldı. Epey bir karışıklık döneminden sonra 1657'de anayasal monarşi kuruldu ve parlamento, kralı seçmeye başladı. Kralın bütçesi ile kamu harcamaları bütçesi birbirinden ayrıldı ve kralın bütçesi parlamentoda onaylanmaya başlandı. Bu uygulamanın süreklilik kazandığı 1688, İngiliz tarihinde "Kansız Devrim" olarak anılır. Çünkü bu tarihten başlayarak soylu toprak sahipleri ile burjuvazinin ittifakı söz konusudur. Bundan sonra ticaret ve sanayinin gelişmesini engelleyen pek çok feodal yasa ve kısıtlama yavaş yavaş kaldırıldı. 1830'lardan başlayarak seçim reformları yapıldı ve ilk kez 1867 reformundan sonra sanayici ve tüccar temsilcileri doğrudan hükümette görev alabildi.
İktisat teorisi hala hiçbir şeyin etkisinde olmayan "bağımsız tüketici talebi"nin piyasa talebini nasıl oluşturduğundan bahsederken, işletme eğitiminde, tüketicilerin reklamlarla nasıl yönlendirildiği ve yeni taleplerin yaratıldığı üstüne dersler okutulur.
"Sömürgeciliği ilk başlatan Portekiz ve İspanya olduğu halde neden bu ülkelerde sanayi devrimleri gerçekleşmedi?" sorusunun yanıtını şöyle verebiliriz. Bu ülkelerin sömürgecilikte öncü oldukları 16. yüzyılda, feodal toplumsal düzenleri sımsıkı yerinde duruyordu. Sömürgelerinden gelen altın ve gümüş ülkeye bir kapıdan giriyor, öbür kapıdan çıkıyordu. Soyluların talepleri doğrultusunda İngiltere'den lüks mallar ile savaş araçları isteniyordu. Kapitalist ilişkilerin zaten gelişmeye başladığı İngiltere ise bu altın ve gümüşü sanayi sermayesine dönüştürebiliyordu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sermaye Birikirken
Alt başlık:
Osmanlı,Türkiye,Dünya
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
264
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944122047
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yordam Kitap
Bu kitap, kapitalist sistemin can damarı olan sermayenin birikim süreçlerine yoğunlaşıyor. Sermaye birikirken "ötekilere", sermaye sınıfına dahil olmayan çoğunluğa neler olduğunu tarihsel ve güncel öykülerle sergiliyor.

Britanya İmparatorluğu'ndan, ABD hegemonyasına geçişin toplumsal etkileri ele alınıyor. Sanayi Devrimi ve Adam Smith'den başlayarak günümüze kadar uzanan iktisadi olaylar ile iktisat teorisinin bağı ve bağlantısızlığı inceleniyor. Bazı insanların fedakârlık yapıp, kazançlarının bir bölümünü tasarruf ederek sermayeye dönüştürdükleri; "serbest piyasa"nın bütün iktisadi sorunları çözebileceği savları tartışılıyor.

Kitabın yarısından fazlasını oluşturan iki ana bölümde, Batı sanayileşirken Osmanlı'nın neden sanayileşemediği, Türkiye'de ekonomi ve siyasetin birbirini nasıl etkilediği, bunların ancak "uzmanların" anlayabileceği iki ayrı alan olduğu iddiasının geçersizliği vurgulanıyor. "Serbest piyasa ekonomisi"ni kişisel özgürlüklerin artmasının önkoşulu kabul eden liberal kuramlara karşı, Türkiye örneğinden giderek, azgelişmiş ülkelerde "piyasaların özgürlüğünün" antidemokratik rejimlerle sürdürüldüğü ve kişi özgürlüklerinin kısıtlanması pahasına gerçekleşebildiği gösteriliyor. Yirminci yüzyıldan itibaren aşırı üretimle birlikte artan yoksulluğun nedenleri çarpıcı örneklerle ele alınıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 11 okur

  • Yener UĞRAŞ
  • Mehmet Pir
  • serhat ykaya
  • said
  • Onur
  • LDA
  • Beyhan
  • Hayati Taban
  • seyid ali
  • Ögeday

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%100 (2)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0