Adı:
Ses ve Öfke
Baskı tarihi:
1965
Sayfa sayısı:
332
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Sound and the Fury
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Remzi Kitabevi
Baskılar:
Ses ve Öfke
The Sound and the Fury
Ses ve Öfke
Yüzyılın klasikleri arasına girmiş bir roman. Ses ve Öfke. Faulkner'ın, kendine özgü yoğun dili ve kurgusuyla, yaşananları, düşünülenleri, yayılan ya da sıkışan duyguları tüm bir atmosfer içinde vermekteki ustalığını doyasıya gösteren bir roman.
Ses ve Öfke'de, ABD'nin güneyinde yaşayan Compson ailesinin dağılışı farklı bilinçlerle izleniyor. Zihinsel engelli oğul Benjy'nin, suçluluk ve onur duygularıyla azap çeken ağabeyi Quentin'in, sert, mantıklı ve kurnaz diğer erkek kardeş Jason'ın anlatımlarıyla ailede yaşananlar yavaş yavaş açığa çıkıyor. Kız kardeş Candace'ten Jason'ın vasiliğini aldığı yeğeni Quentin'e, zenci hizmetçi Dilsey'den torunu Luster'a pek çok karakterin sahiciliği ve olayların evrensel trajedisi, Faulkner'ın diliyle bir cam kırığı kadar keskin, bir öfke anı kadar yüksek sesli.
294 syf.
·10 günde·Beğendi
Havalar çok sıcak. İşler yoğun. İkisi bir araya gelince insanı acayip bunaltıyorlar. Gökten düşecek şarıl şarıl yağmur damlalarının serinliğine, yağsa da hem serinlesek hem de işlere ara versek diyerekten, muhtaç bekliyoruz. İnceleme yazmaya başlamadan az evvel her bunaltıcı günde olduğu gibi bunları düşünüyordum. Gök artık isyan derecesindeki kısık sesimizi mi duydu nedir bilmem, sinesinde biriktirdiği öfkesini büyük bir hınçla etrafa saçmaya başladı. İki gündür bekliyorum yazmak için. Kitabı okuyup, not alıp geçmek istemedim. Fırsattan istifade vakit kaybetmeden yazmanın iyi olacağını düşündüm. Şuan da yağmurun ses’i ve göğün öfke’si altında yazıyorum ya da yazmış olacağım. İlkin kitap hakkında klişe sayılacak şeyleri söylemem lazım. ABD’nin güneyinde yaşayan köklü mü köklü Compson Ailesi’nin(aslında ailenin kızı Caddy üzerinden kitap tüm şekillenmelerini buluyor) dağılışı, çöküşü ya da çürümesi etrafında şekillenen kitap, sonundaki ek kısmını da sayarsak 5 bölümden oluşuyor. İlk üç bölüm farklı karakterlerin ağzından, son iki bölüm de yazar tarafından anlatılıyor. Kitabın ilk bölümüne direk yokuş çıkarak başlıyor, doğal olarak okuma hızınızı yavaşlatıyorsunuz. Ama kitap kademe kademe kolaylaşan bir anlatıma sahip olduğu için ilerleyen bölümlerde hem okuma açısından hem de olayları birleştirme açısından rahatlıyorsunuz. Bu kitabı okuyan ya da okumaya yeltenip bırakan okurların ilk iki bölümde ne sıkıntılar çektiğini(bana damdan düşmüş birini bulun, misali) gayet iyi tahmin edebiliyorum. Kitabın 100 Temel Eser listesinde olduğu klişesini de unutmadan yazıyım.

İnsan okudukça kitaplardan sızan seslere ve anlama bürünmüş kelimelere karşı daha duyarlı hale geliyor. Kelimeler ve sesler ne kadar doyurucu oluyorsa(kitaplarda standart bir doyuruculuk ölçüsü olamayacağına göre okurun bunlara yüklediği anlamın doyuruculuğu) doğal olarak insanda da ona göre düşünceler doğuruyor. Compson Ailesi’nin içinde bulunduğu durumu nitelerken başta üç kelime kullandım: Dağılma, çöküş, çürüme. Aslında düşünüldüğünde üç kelime de ailenin durumunu karşılıyor. Ama bana göre içlerinde Compsonları niteleyen en iyi kelime ‘çürüme’dir. Dağılanı tekrar toplayabiliriz, çökeni tekrar inşa edebiliriz ama iş çürümeye gelince elimizden bir şey gelmez. Çürüğü kesip atmayı denersiniz ama üstünden zaman geçer tekrar çürümeye başlar. Cioran da boşuna “Hayat yasalarının başında çürüme gelir” demiyor zaten. Aileyi içine alan çürüme her fertte kendini farklı boyutlarda gösteriyor. Şimdi buradan bakıldığında kitabın aslında direk bir aile trajedisini konu almadığını aksine ailede bulunan kişilerin bireysel çürümelerinin ne boyutlarda aileye etki ettiğini söylemek istiyorum. İnsanlık denen yara çoktan çürümeye başlamış, Compsonlar sadece ufak bir doku. Kitaba Ses ve Öfke ya da Çürük Compsonlar ya da siz ne derseniz deyin.

Kitabın normalde 4 bölümden oluştuğunu belirtmiştim. Şimdi de bölümler hakkında birkaç şey söylemekte fayda var. Notlarımdan spoiler sayılabilecek kısımları çıkarıp, bölümleri sırasıyla yazdım ama cümleleri düzeltmedim bunu da belirtmeliyim:

7 Nisan 1928:

Kitabın en zor okunan kısmı. Olanları adı Benjamin olan zihin engelli bir bireyin ağzından dinliyoruz. Tabii ne kadar olan demek doğru olursa. Takma adları Benjy, Ben, Maury. Bölümün merkezinde kız kardeş Caddy var. Bu bölümde yazarın nasıl anlattığı ne anlattığının önüne geçiyor. Zaten Benjy’nin aklından o an ne geçerse onu okuyoruz. Bazen çocukluğundaki bir ana geçiyor, bazen de şimdiki bulunduğu ana sıçrıyoruz. Bu da bir anlam bütünlüğünü ortadan kaldırıyor. Dolasıyla yazarın Benjy’e bu sıçrayışları nasıl yaptırdığı burada daha önemli. Tesadüftür incelemeye başlamadan önce şuan okuduğum kitapta(#22244013) bir zaman tanımına denk geldim. Yazar diyor ki zaman “...aklımızın aktığı yere doğru akar. Hatta döngüsel bir şeydir...bölünebilir, bilinebilir ve anlatılabilir zaman.” Faulkner’ın zaman anlayışı da kesinlikle bu tanıma birebir uyuyor. Benjy zamanı bölüyor, döngüye bağlıyor, aklının aktığı yere götürüyor, anlatıyor. Ama Faulkner yaşasa idi, kitabı okuyucunca mutlaka sizin de aklınıza gelecektir bu, şunu sormak isterdim: Neden akılsız birinin eline aklın estiği yere giden zamanı verdin? Benjy’nin bir huyu var bir şeyi istemediğinde, düzeni bozulduğunda hemen ağlamaya başlıyor. Başta söylediğim yağmurun ses’i bu yüzden Benjy’nin ta kendisiydi.

2 Haziran 1910:

Bu bölümde Quentin anlatıcı rolünü ele alıyor. Erkek kardeş. 18 sene önceye gidiyoruz. Quentin biraz içe dönük ve suçluluk duygusuyla yoğrulmuş. Yine merkezde Caddy var ama Caddy hakkında söyleyeceklerim direk içerik hakkında detaylı bilgiye kaçıyor. Onun için yine sadece bu bölümün nasıl anlatıldığı anlatılabilir. Burada da zaman meselesi ele alınıyor. Yazar açıkça zaman küçük çarkların tik takları arasına sıkışıp kaldıkça ölüdür diye söylüyor bu bölümde. Zaten bölümün başında kol saatinin camı kırılıyor ve Quentin zaman algısından sıyrılıyor. Bu bir sembolik anlam taşır mı bilemem. Dikkat çeken diğer bir nokta bazı paragraflarda noktalama işareti hiç yok. Saramago virgülsüz yazmasıyla bilinir ama maalesef o paragrafların yanında, karşılaştırmak yanlış da olsa, Saramago’nunkiler biraz cüce kalıyor. İlk bölümdeki zorluktan bu bölümde biraz olsun kurtuluyoruz.

6 Nisan 1928:

Bu bölümde sert mizaçlı bir karakter var karşımızda. Dediğim dedik, çaldığım düdük modunda. İpler Jason’ın elinde. Erkek kardeş. Kendisi baya da ırkçı. Evde çalışan zencilere rahat vermiyor. Anneleri kardeşler arasında en çok onu seviyor. Yine başta dediğim göğün öfke’si de Jason’ın ta kendisiydi. Bu bölümde anlatım gözle görülür bir biçimde yumuşuyor.

8 Nisan 1928:

Son bölüm. Anlatım çok çok daha anlaşılır hâle geliyor. Evde çalışan zenci Dilsey tarafından olaylar anlatılıyor. Daha doğrusu yazar anlatıyor. Ailenin çürümesi tarafsız bir göz tarafından ilk defa okura sunulmuş. Çocukların üstünde annelerinden daha çok hakkı var Dilsey’in. Okusanız evin hanımı o sanırsınız.

Gelelim ek kısmına. Her şey burada anlam kazanıyor. Eğer sabredip bitirseniz sabrınızın karşılığını çok iyi bir şekilde alıyorsunuz. Ailenin 1600lerden 1900lere kadar her bireyinin başından geçenler kitaptan daha ilginç. Dilsey evde yaşanılan çürümenin her aşamasına şahit oluyordu. Yazar ek kısmında Dilsey hakkında tek cümle yazmış: “Katlandılar.” Sırf bu cümleyi tekrar okumak için kitaba yeniden başlayabilirim.

Bahsedecek başka bir şey kaldı mı diye düşünüyorum. Evet, var ama daha fazla uzatmayı istemiyorum. İlk bölüm bana illallah ettirdi. İlk bölümü okuyup pes etmezseniz sizi çok güzel bir Ses ve Öfke bekliyor. Kitabı bitirdiğimde aklıma gelen ilk şey huzur olmayan evde mutluluğun da olmayacağı. Keyifli okumalar.
294 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Zaman..
Tıpkı Quanten gibi, saatin camını kırdığımızda çözebileceğimiz bir olgu olsaydı keşke.
Belki o vakit, satırlarında kendisini kaybettiğimiz bu kitabı çok daha kolay anlardık.

Nerede başlayıp nerede bittiği belli olmayan olaylar, olayların kalıba sokamadığı bir akış, zamanlar arasında halden hale geçerek akıp giden büyüleyici bir dil..

Compsonların çöküş, savruluş, yok oluş hikâyesi.
Bir ailenin maddi manevi tükenişini dört farklı pencereden seyrediyoruz.
Bazen,sabah güneşini içine çeken dört farklı pencere gibi.
Bazen de evin içerisindeki yangının alevlerini, gecenin siyahına savuran dört farklı pencere gibi..

Dört ayrı bilinç, dört ayrı karakter, kelimelere dökülmüş dört ayrı çığlık..

Olaylar, olayların sırası, anlatılanlar, yaşananlar çok da önemli değil aslında. Bilinç akışı tekniğinin büyüsü, geride kalan her şeyi gölgede bırakıyor.

Ilk bölümde, karmaşanın, cümbüşün, girdabın zirvesindeyken, ilerleyen her bölümde biraz daha kolaylaşan, durulan bir anlatımla karşılaşıyoruz.

Ilk bölüm zifiri karanlık. Ikinci ve üçüncü bölümde yavaş yavaş aydınlanan olay örgüsü, ancak kitabın sonlarına doğru net bir şekil kazanıyor.

Geleceğe aktarılan ya da şimdiki zamanda anlatılan, geçmişin tozunu taşıyan olaylar, okuyucuyu zorlasa da eşsiz bir tat bırakıyor.

Baskın olmayan, hatta çok cılız, yetersiz ebeveynlerin, alkolik bir baba ve sürekli kendine acıyan bir annenin gölgesinde büyüyen, büyümeye çalışan, çabalayan çocukların hikâyesi.

Anlatıcıların arasında olmayan Caddy ana karakter. Susan, sustukça büyüsü perçinlenen, herkesin kaderine farklı surette düşen gölgesiyle, yazarın imtiyazlısı.

Her kişiliğin kelimelerle atılmış bambaşka imzaları, kitabın her bölümünün farklı bir çığlığı ve bambaşka renkleri var.

Dilsey 'nin anlattıklarıyla son buluyor roman.
Dilsey, zenci hizmetkâr.
Bir ailenin çöküşüne an be an şahit olan, üzülen, toplayıp derlemeye çalışan, çaresiz..
Kitabın son cümlesi onu anlatıyor ve fazlasıyla manidar.."Katlandı.."

Üçüncü bölüm Jason' ın dilinden. Sorumsuz, para düşkünü, ruhsuz, kötü karakter Jason..
Ilk iki bölüme göre daha duru ve anlaşılır bir anlatıma sahip.

Ikinci bölümün anlatıcısı Quanten.
Zamanla kavgalı, kız kardeşi Caddy 'nin kader çizgisi ,kalbinin tam ortasından geçen ve en sonunda intihara sürüklenen Quanten..

Ve Benjy..
Yüreğinize en çok dokunacak olan o..
Adı Maury aslında. Hastalanınca lanetli olduğunu düşündükleri bu ismin yerine, Benjamin diyorlar ona.

Ailenin utanç kaynağı, zihinsel özürlü, lanetli, otistik, konuşamayan, kendini ifade edemeyen fakat çığlıkları buzdan sarkıtlara dönüşüp ta içine batan, anlamsız bakışlarında alevlerin yükseldiği Benjy..
Ilk kısmı ondan dinliyoruz.
Kitabın en güzel bölümüydü. Kesinlikle muazzam bir şölen..

Caddy 'nin şefkatinde durulan ,onun kirlendiğini düşürdükçe sürekli yıkanmak isteyen, susmak zorunda olmanın ağırlığını göğüs kafesinde taşıyan Benjy..

Insanlara atfettiği kokular, mesela su kokusu, parfüm kokusu, ağaç kokusu, bal kokusu..her biri bir olayın, bir zaman diliminin ya da zamanla değişenlerin ifadesi..

Kitapta duyduğum en yüksek çığlık, en belirgin öfke onunkiydi..




Keyifli okumalar..:)
294 syf.
·24 günde·Beğendi·10/10
En çok acıma ve merhameti, evden mahrum veya trenin altından kalan insan değil, kendi kalbiyle veya arkadaşlarıyla, kendi zamanıyla veya kendi çevresi ile çatışma içerisinden, vicdan ve arzuların arasından mücadelesini veren, acıma ve merhameti hak eden insandır, demişti Faulkner bir röportajda.

Yazarın, kitaplarının omurgasını oluşturan insanın kendisi ile ve ona karşı koyan koşullarla savaşmasıdır. ‘’Ses Ve Öfke’’ bu savaşma trajedisinin örneğidir. Kitabın ismi William Shakespeare’nin Macbeth oyunundan almıştır, ‘’Bir aptalın anlattığı gürültülü patırtılı bir masal. Hiçbir anlamı da yok. ”/alıntı/ ‘’Ses ve öfke’’deki Compson ailesi, Amerika’nın güney bölgesinin toplama imajıdır, onun maddi ve manevi degradasyonu (bozulmasını) farklı bakış açılarından anlatılmıştır.

Dört bölümden oluşan kitap, ilk bölümünü Benjamin, ailenin en küçük, engelli oğlunun gözünde olaylarını görüyoruz. Benji’nin iç monologları, hatırladıklarını, zaman içindeki sıçrayışlarını, geçmişten şimdiye ve geriye dönüşlerini; onun kendince tüm ailenin fertlerinin buğulu bir tablo oluşturuyor (Benji’den sonraki anlatan kişilerden bu tablo çok daha netleşiyor). Yazarın, gününde olayları anlatırken geçmişe dönüşleri yaparak, geçmişini keşfederek şimdiki zamanın anlamını kılıyor. Geçmişin ve şimdinin değişmeyen bir problemi ırkçılıktır; burada önemli olan nesilden nesile çocukluktan başlayarak derine işlemiş iki ırkın arasındaki yabancılaşmanın duvarı - önyargıdır, açık sözlü ırkçılık psikolojisi değldir. Kitapta yapılan İncil’e atıfları görebiliyoruz; dört bölümlü kitap kompozisyonu Dört İncil ile ilişkilidir, romandaki olayların Paskalya zamanında, Benji’nin İsa gibi 33 yaşında olması, onun sürekli ağlaması ise – İsa’nın acısını sonsuza dek sürecek diye yorumlayabiliriz.

Quintin, Comsonlar ‘ın son varlığı olan bir parçaı arsanın satışından kendisini Harvard’ta okutabilme fırsatı bulunan ailenin büyük oğlu, ikinci bölümünü anlatıyor. Kardeşi Caddy Quintin için hayatın merkezidir bundan dolayı onun düşüşünü, onun hamileliğinin sorumlusu kendisini olduğunu babasına inandırmaya çalışıyor. Quintin’nin yaşadığı gününü red ederek ( saatı kırma sahnesi) sürekli geçmişe bakış atarak söz ediyor. Kendi geçmişlerini kabul edip veya kabul etmeyerek romanın kahramanlarının kaderlerini çiziyorlar. Tek Caddy, geleceğin ve sürekli yenilenen hayatın temsilcisi olarak bitmeye yüz tutmuş bu ailede kalmıyor - çekip gidiyor. Quintin ise geçmişi ile barışamadığından dolayı gerçekleri görmek istemediği için hayata veda ediyor.

Romanın üçüncü bölümünü Jason’un, Compson ailesinin üçüncü çocuğu, annesi tarafından en çok sevilen, sinirli, hırslı, parayı delicesine düşkün, zalim ve bencil birinden anlatılıyor. Okumayı Quintin gibi gönderilemediği için ailesini bir türlü affedemiyor. Benji’yı devlet yurduna yollaması gerektiğini sık sık söz eder ve ancak annesinin vefatından sonra bunu gerçekleştirir. Ailesini rezil eden Caddy’den nefret ediyor, Caddy’nin kızına Quinti’yi annesinin yolunu izlemesin diye baskı uyguluyor ama bu Quinti’yi aileden gitmesini durduramıyor. Jason’un tüm eylemlerini ve niyetlerini aşağılık ve insanlığa karşıdır. Kitabın başlığındaki ‘’ses’’ Benji’nin sürekli çıkardığı sesi, ’’öfke’’ ise Janson’un hiç dinmediği öfkesidir.

Dördüncü bölümü de anlatıcıdan öğreniyoruz. Güney’in geleneklerinin taşıyıcısı, Compson ailesinin çocuklarını büyüten, evi döndürmeyi başaran, artık yaşlı olan siyahi hizmetçisi Disley - o hem kendi çocuklarına hem Compson ailesinin çocuklara (öz annesinden yeterli sevgisini göremediği) şefkatini ve sevgisini hissetiriyor – bu aile için ne kadar çalışsa ve çabalasa da onun (ailenin) yok olmasına engel olamıyor...


Malcolm Cowley’nin Faulker ile ilgili yazı yazmak istediğinde yazar ona böyle bir mektup gönderiyor:
‘’Basılmış kitaplarımın haricinde, tarihe hiç çöp ve iz bırakmadan ayrı ve tek bir birey olarak ortadan ebediyen yok olmak… İstiyorum ki yazıtımda ve nekroloğumda hayatımın hikayesi ve sonucu tek bir ifadede anlam bulsun; o kitapları yaratıyordu.’’
294 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Sesin adı Benjy'dir. Sessizliğine ses katan otuz üç yaşında zihinsel engelli Benjy. Sesi yalnızca ağlamaktan ibaret olan, konuşamayan, derdini anlatamayan, dünyayı anlayamayan Benjy. Adı Maury'ken değiştirilip Benjamin'e çevrilen Benjy. Etrafındaki herkesin itip kaktığı, ağlamasından usanıp bıktığı, otuz üç yaşında koca adam gövdesinde küçümencik bir bebek Benjy.

"Ama o ağır ağır böğürüyordu, haincesine, gözyaşları akıtmadan; dünyada bütün sesi çıkmayan sefaletin önemli umutsuz sesi." -Sayfa 274

Öfkenin adı Jason'dur. Compson ailesinin son kalan toprakları abisi Quentin'in Harvard'da okuduğu ilk seneye ve kız kardeşi Caddy'nin düğününe gider. Ailenin en zekisi ve gelecek vaat edeni Jason olduğu halde, okutulmaz ve doğru düzgün bir işe de giremez. Üstüne üstük babası öldükten sonra da ailenin bütün yükü üzerine kalır. Çalışır, didinir ve ailesine bir şekilde bakar Jason. Böyle yazınca, yazık olmuş denilecek, haline üzülecek bir karakter canlanır zihinlerde. Fakat Jason öyle değildir, Jason öfkenin adıdır. Başta kardeşlerinden olmak üzere tüm insanlıktan nefret eder. Haindir, saf kötüdür Jason. İnsanların gururlarıyla oynamaktan ve onları aşağılamaktan sadistçe bir zevk alır.

"Başka biri olsa elbette şöyle düşünür, biri deli zaten, ikincisi kendi suya atarak boğdu ve ötekini de kocası sokağa attı, eh neden geriye kalanlar da deli olmasınlar." -Sayfa 204

Ve romanın üç "ben" anlatıcısından biri olan ailenin en büyük evladı Quentin. Ailenin göz bebeği, Harvard gibi çok prestijli bir üniversitede öğrenci, Jason'un tam zıttı iyilik timsali Quentin. Başta kız kardeşi Caddy'e karşı yaşadığı duygu karmaşası ve karıştığı kimi olaylar onun yaşamının genç yaşta sonlanmasına neden olur. Quentin, ailenin yitip giden hayatıdır ve aslında çözülmenin de temel kaynağıdır. Sayfalarca Quentin'in zihni konuşur ve biz onu dinleriz. Sayfalar su gibi akar ve onun bedeni sonunda buluşur sularla.

"Baban bir yıla kalmaz ölür diyorlar içkiyi bırakmazsa ve bırakmayacak da ve bırakamaz da çünkü ben çünkü geçen yaz ve sonra Benjy'yi Jackson'a gönderecekler ağlayamam ağlayamam bir dakika bile kız kapıda duruyordu bir dakika sonra o kızın elbisesini çekiyor ve bağırıyor ve sesi oraya buraya çarpıyor duvarların arasında dalga dalga ve kız duvar karşısında küçülüyor küçülüyor beyaz yüzünde gözlerinin içine parmak sokulmuş gibi sonunda odadan kız çekip çıkarıyor Benjy'nin sesi çevreyi çınlatıyor sanki kendi hızı kendi sesini durduramıyor gibi sanki artık sessizlikte ona yer kalmamış gibi cıyak cıyak bağırıyor" -Sayfa 110

Ses ve Öfke romanı Compson ailesinin parçalanış öyküsüdür. Dört bölümden oluşan kitap, dört ayrı zaman ve anlatıcı kullanır. Kitapta yoğunlukla bilinç akışı tekniği kullanılmıştır. Şimdi bu bölümlere bir göz atalım;

7 Nisan 1928: Benyj'nin Anlatımı

Bu tarihte Benjy 33 yaşındadır. 63 Sayfadan oluşan kitabın ilk bölümünde, sürekli zamansal değişikliklere tanıklık ederiz. Benjy'nin bazen şu anki haline, bazen çocukluğuna geri döneriz ve bazen de onun on dört yaşındaki haline tanık oluruz. Bu zaman karmaşasının temel nedeni anlatıcının zihinsel engelli olmasıdır. Bu bölümde bilinç akışı az sayıda kullanılmıştır. Bunun yerine yoğunlukla diyaloglardan oluşan bir anlatım söz konusudur. Özellikle çocukluğun anlatıldığı bu diyaloglar okumayı ciddi manada zorlaştırır. Kitapta zaman değişikliklerine italik yazımlarla gidilmiştir. Her italik olan bölüm, anlatımda zamanın değiştiğini bizlere gösterir.

"Bir ateş vardı. Duvarların üstünde yükseliyor alçalıyordu. Aynada bir başka ateş vardı. Hastalığı kokluyordum. Annemin başına sarılmış bir bezdi hastalık. Saçı yastığının üstünde. Ateş ona erişmedi, ama başında parladı, küpelerinin titrediği başında." -Sayfa 56

2 Haziran 1910: Quentin'in Anlatımı

Bu tarih, Quentin'in yaşamının son döneminin onun ağzından bilinç akışı tekniğiyle anlatımıdır. Onu ölüme götüren olaylar silsilesini zihninden geçen bir anlatımla tanık oluruz. Bu bölümde de tıpkı ilki gibi italik kısımlarla zaman değişimleri yaşanır. Bu bölümde italik kısımlar, Quentin'in kız kardeşi Caddy'le olan ilişkisinin anlatımı ve pişmanlıklarına dairdir. Özellikle bu bölüm, noktalama işaretleri olmayan bilinç akışı örnekleriyle bezelidir.

6 Nisan 1928: Jason'un Anlatımı

Bu bölümde, salt kötücül bir karaktere ve onun öfkesine şahitlik ederiz. Kitabın son kısmı olmamasına rağmen ilk iki bölümde satır aralarında anlatılan birçok olay Jason'un anlatımında çözümlenir. Bu bölümde de ikinci kısımdaki kadar lezzetli olmasa da yoğun bir bilinç akışı anlatım söz konusudur. Bu bölümde ayrıca, o dönemin Amerikası'nda beyazların siyahilere karşı düşmanlığını ve "aşağı insan" muamelesini Jason'un kötücül, nefret dolu tavırları üzerinden gözlemleriz.

8 Nisan 1928: Yazar-Anlatıcının Anlatımı

Bu bölümde ilk defa üçüncü şahıs anlatımı kullanılır. Artık kardeşlerin anlatımı bitmiş ve yazar anlatıcı olarak devreye girmiştir. Bu bölümde, Caddy'nin kızı Quentin'in Compson ailesinin evinden kaçışına tanıklık ederiz. Jason'un herkese karşı öfkesi burada daha çok Quentin'e yönelir. Ailenin dağılmadan önceki son zamanları bu kısımda bizlere sunulur.

-----------------------------------------------------------------

Ses ve Öfke, 1929 yılında yazılmış bir roman olmasına rağmen birçok post-modernist öğeyi barındırır. Metinde çokça zaman değişimlerine tanık oluruz. Zamanlardaki sürekli değişim sebebiyle özellikle ilk iki bölümde gerçeklikle hayal birbirine karışmaktadır. Ayrıca, ilk bölümde Benjy'nin anlatımı, zihinsel engelli bir karakter olmasının da etkisiyle tekinsiz anlatıcı olarak kullanılmıştır.

Kitabın birinci bölümünde çokça diyalog anlatımın kullanılması ve sürekli olarak zamanların değişimi standart okuru çok rahat denize dökebilecek bir zorluğa sahiptir. Ayrıca ben bilinç akışı tekniğine alışkınım diyen okuru bile çok zorlayacak niteliktedir. İkinci bölümü, bilinç akışı tekniğinin harika bir şekilde kullanımı sebebiyle çok lezzetlidir ama orada da yaşanılan zaman değişimleri okuru yer yer zorlar. Üçüncü bölümde ise karakterin son derece kötü özelliklere sahip olması ve anlatımdaki acımasızlık bu sefer de okuru karaktere ve kitaba karşı rahatsızlık duymasına sebep olmaktadır. Son bölümse belki de kitabın okuması en kolay ve durağan kısmıdır. Bu kısmın yazılmasında artık yazarın son bir olayla finale gitmek ve üç tane "ben" anlatıcı kullandıktan sonra yazar-anlatıcıyı da devreye sokmak istemesinden kaynaklandığını düşünüyorum.

Bu roman, Goodreads'in okuması zor kitaplar listesinden üçüncü sırada. https://www.goodreads.com/...ost_Difficult_Novels Bu bile aslında kitabı okumaya kalkmanın ne kadar zor bir okuma yolculuğuna girişileceğinin bir göstergesi aslında. Noktalama işaretleri olmadan bilinç akışı tekniği kullanımı, metin içindeki süreklilik arz eden zaman değişimleri, her bir anlatıcının kendi bakış açısından çok farklı olayları anlatması ve çokça kullanılan diyalog anlatımlarıyla cidden çok zor bir eser. Fakat bütün bunlara rağmen bu kitabı okumayı düşünen okurlara en büyük tavsiyem, romanı üç ya da en fazla dört günde bitirmeleri. Ses ve Öfke, ara verilerek yada azar azar okunarak bitirilecek bir eser kesinlikle değil. Dört bölümden oluşan bu romanı, bölüm bölüm hatta benim yaptığım gibi üçüncü ve dördüncü kısımları bir arada okuyarak üç günde bitirilmesi bence en güzel yöntem.

Son olarak, gerek anlatım tarzı ve gerekse de her bir karakterin fazlasıyla farklı özellikle taşımasından kaynaklı bu roman edebiyat tarihinin en önemli ve değişik eserlerinden biri. İkinci bölüm olan Quentin'in anlatımı, eğer tüm kitaba sirayet edebilseydi çok daha yüksek puan vereceğim bir kitap olabilirdi Ses ve Öfke. Fakat özellikle ilk iki bölümdeki yoğun zaman geçişleri ve içeriğin belirsizliği gerçekten okumayı son derece zorlaştırmakta. Son iki bölümse, kurguyu finale ulaştırsa da özellikle anlatım yönünde yeterince haz alamadığım kısımlar oldu.

Kafa açıcı, zihni karıştırıcı, zor kitaplar okumayı isteyen, seven her okurun mutlaka hayatında en az bir defa okuması gereken bir eser Ses ve Öfke. Ondandır ki okuyun, okutun bu nadide eseri.

Son olarak 15 Kasım'dan bu yılın sonuna kadar sitede benim düzenlemiş olduğum tek kitaplık Ses ve Öfke etkinliği bulunmaktadır. Bu kitabı okumayı düşünenleri ve erteleyenleri bu inceleme vasıtasıyla etkinliğe #54863248 davet ediyorum.
294 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Faulkner'in modern klasikler ve zor okunan kitap listelerinde zirveyi zorlayan şaheseri. Modern klasikler arasında yerini almasını, okumayı zorlaştıran bilinç akışı tekniğini Faulkner'ın oldukça başarılı şekilde kullanmasına borçludur. Sitede okunma sayısı ve yarım bırakılma sayısı yakın kitaplardan. Ama bizim okur kitlemize has bir durum yok. Ses ve Öfke, dünya genelinde okurları en çok zorlayan ve yarım bırakılan kitaplar arasında kendine en üst sıralardan yer buluyor.


Roman dört bölümden oluşuyor. Sonradan Faulkner tarafından eklenen, Compson soyu hakkında bilgiler içeren ve 'mevcut karakterlerimize ne oldu' sorusuna cevap verilen bir ek bölüm de var. Faulkner kitabı öyle bir kurgulamış ki bölümler ilerdikçe yüzmeyi öğreniyorsunuz. Ama sıklıkla yarım bırakılmasının sanırım en büyük nedeni, kitabın başlarında okur henüz su dolu bir küvetin içine bile girmemiş bir seviyedeyken, Faulkner tarafından okyanusun en derin noktasına itilmesinden kaynaklanıyor. Boğulma oranı bu yüzden yüksek. Roman çoğunlukla 1928 yılında üç günlük bir zaman diliminde geçiyor. Görünüşte öyle tabii ki. İncelemenin ilerleyen bölümlerinde açıklamaya çalışacağım bu kısmı. Dünya, Büyük Buhran'a girmeden kısa bir süre önce Büyük Buhran'a giren Compson ailesinin hikayesi anlatılıyor. Ses ve Öfke özünde bir yapboz. Bölümler ilerledikçe parçalar birbirine geçiyor. O yüzden romanı genel anlamda incelemek yerine parçalara ayırarak incelemeye çalışmak en sağlıklısı gibi bana göre. Bu noktadan itibaren spoiler içerecek incelemem. Ama diğer kitapların aksine bu sefer mutlaka spoiler yenilmesi için bu uyarıyı yapıyorum. Her bölümde başarılı şekilde kullanılan farklı anlatım tekniklerini bir kenara bırakırsak çok ilgi çekici ya da klasik mertebesine ulaşabilecek bir konusu yok. O yüzden ne olduğunu bilerek okumak, yarım bırakılmaması ve sudan çıkmış balığa dönmemek açısından bence bu kitap özelinde daha önemli .


7 Nisan 1928: İlk bölümü, Compson ailesinin oğullarından biri olan zihinsel engelli Benjy'nin zihninden okuyoruz. Okurları en çok zorlayan ve en fazla zayiatın verildiği bölüm Benjy'e ait muhtemelen. Karakter tanıtımı ya da betimleme olmadan ve sonradan fark edilen çeşitli zamansal sıçramalar eşliğinde kesinlikle en zorlayan bölüm. Ses ve Öfke'nin 'Ses' kısmı Benjy'e ait. Anlamsız sesler çıkarması dışında bir tane bile cümlesi yok kitapta bu arada. Faulkner zihinsel engelli birinin zihnini o kadar başarılı yansıtıyor ki hem yazar hem de okurun deneyimleyemeyeceği bir durum için büyük ihtimalle olayları bu şekilde görüyorlardır, dedirtti bana. Diğer bir muhteşem başarısı zamansal sıçramaları öylesine birbirine geçiriyor ki birkaç nokta hariç fark edilmesi mümkün değil. Ülkemizde yapılan tek çevirisinde ve YKY basımında yakanılan bazı sıçramalar italik olarak yazılmış. Ama bu konuda bir uyarı yok. Aslında Faulkner ilk bölümde bulunan zaman sıçramalarını farklı renklerle belirtmek istemiş. Ama o zamanlar aşırı maliyetli bir işlem olduğu için yayınevi kabul etmemiş. Faulkner'in düşüncesi maalesef ölümünden sonra hayat bulmuş. İki Faulkner otoritesine danışılarak yapılan bir proje sonrası Benjy'e ait bölümde tam 14 farklı zaman dilimi belirlenmiş, özel ve sınırlı bir basım sonrası fahiş bir fiyattan satışa sunulmuş bu versiyonu.

https://i.hizliresim.com/VQMkpn.jpg

Burada gözüken sayfada 1912 ya da 1913 tarihinden, 1928 tarihine, oradan da 1908 yılına atlıyor. Evet tek sayfada oluyor bu. Bunu fark ettirmeden ve bütünü bozmadan yapıyor. Ve evet 70 sayfaya yakın bu olayı sürdürüyor. Tam deli işi.


2 Haziran 1910: İkinci bölümde Compson ailesinin bir diğer erkek çocuğu Quentin'in zihnine direkt olarak bilinç akışı tekniğiyle bağlanıyoruz. Tabii bağlantıyı kurmak ilk başta zor. İlk bölümde Benjy çocukluklarını hatırlarken kardeşi Quentin ve zaman sıçramasında (tabii bu konuda bir sıçrama olduğunun farkında olmak pek mümkün değil o sıralarda) mevcut olan bir bayan Quentin var. Tarihler 1910 yılını gösterirken zaman skalasını da ikinci bölümün hemen başında oturtamadığımdan dolayı ben bunu ilk başta bayan Quentin olarak aldım. İlk golü burada yedim. Ama erkek kardeşlerden Quentin olduğu anlaşılıyor ilerleyen sayfalarda. İlk bölümü geçip yine de yarım bırakanların geri kalanı bu bölümde düşüyor sanırım. Diğer bölümlerde alışılagelmiş edebiyat kurallarına kavuşulduğu için ilk iki bölümü geçip yarım bırakan olduğunu pek sanmıyorum. Quentin'in kız kardeşi Caddy'e olan saplantısı ve ensest emareler görülüyor yer yer. Ek bölümde Quentin'in bu tarihte intihar ettiğini öğreniyoruz. Saat ve zaman konusunda gerçekten oldukça vurucu bölümler ve tespitler var. Dümdüz yazsa bile Faulkner'in ne kadar iyi bir romancı olduğuna dair buz gibi kanıt bu kısımlar. Bu bölüme hakim olan buhran, intihar edecek birinin iç dünyasını gerçekten çok başarılı yansıtıyor. Bu arada kitabın başında çevirmen hakkındaki bilgilerde Rasih Güran'ın da intihar ettiği gördüm. Hacettepe hastanesinin üçüncü katından kendini atarak intihar etmiş bu kitap çevirisinden 5-6 yıl sonra.

"Bu saati sana zamanı hatırlayasın diye değil, ara sıra onu bir an unutasın ve soluğunun hepsini onu elde etmek için harcamayasın diye veri­yorum."


6 Nisan 1928: Bu bölümden itibaren alıştığımız anlatım kurallarına dahil oluyor kitap. Bu bölümde Compson ailesinin üçüncü erkek evladı ve kitabın öfke kısmını temsil eden Jason'u okumaya başlıyoruz. Bölümde bulunan Quentin'in hangisi olduğu ilk başlarda yine muamma. Daha sonradan Caddy'nin kızı olduğu ortaya çıkıyor ve ilk bölümdeki zaman sıçramaları iyice oturmaya başlıyor. Kitapta kendine ait bir bölümü olmasa bile bu romanın asıl kahramanı Caddy karakteridir kesinlikle. Üç erkek kardeşin yaşamlarını, mutluluklarını ve öfkelerini yüksek derecede etkiler. İkinci bölümdeki ensest emareler bu bölümde de Jason tarafından yinelenir. Caddy'nin kızına Quentin adını koyması da ihtimali yükseltiyor. Ama Faulkner bu konuyu havada bırakmayı seçmiş.


8 Nisan 1928: Son bölümde Compson ailesinin hizmetçisi Dilsey odağımızda. Faulkner anlatımı bu bölüm kendi eline alıyor. En kısa ve etkisiz bölüm bu olmuş. Ama en rahat okunan bölüm de bu bir yandan. Roman, Benjy'e üzülmemiz dışında oldukça sıradan bitiyor.


Faulkner ek bölüm de ise vurucu final eksiğini tamamlamış. Compson soyuna dair bilgiler verdikten sonra son sayfanın son bölümünde Compson ailesine hizmet eden zenciler kısmı kitabın sonundan kat kat daha etkileyici.

"Ve hepsi bu kadar. Aşağıdakiler Compson ailesinden değil­ler. Zenci bunlar."

En sonda ise Dilsey karakterini tek kelimeyle şöyle açıklamış:

"Katlandılar."

Ses ve Öfke her okura hitap edecek bir kitap değil. Ama sabrederseniz cidden zevkli bir okuma sunuyor. Bitirdikten sonra eğer tekrar okumam deniyorsa en azından dönüp ilk bölümü okumanın yararlı olacağı kanısındayım. Ben inceleme de yazmaya karar verdiğim için incelemeyi yazmadan önce ilk bölümü kitap bittikten sonra okudum. Bana göre ikinci kez okunması gereken kitaplardan kesinlikle.

İyi okumalar.
294 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
William Faulkner, eserini şöyle özetler: “Romanın ismi ses ve öfkeydi. Bu sözcükler bilinçaltından geldi. Ben bunları hiç tereddüt etmeden ve Shakespeare’in alıntısının benim öykümün kin ve çılgınlığa uyup uymadığını düşünmeden kullandım. Shakespeare Macbeth’inde şöyle geçer: “Hayat, bir budalanın anlattığı hiçbir şey belirtmeyen gürültü ve öfke dolu bir öyküdür.” Roman kısa bir öyküden kaynaklanmaktadır. Bu kısa öykünün herhangi bir özel konusu yoktur. Ölen anaannelerinin gömülmesi sırasında evden başka bir yere gönderilen birkaç çocuğu anlatmaktadır. Onlar ne olduğunu anlamayacak kadar küçüktürler. Bu romanda körü körüne olan egoistçe günahsızlık ile ilgili düşüncelerin nerelere ulaşabileceğini görmek istedim.”

J. P. Sartre ise eleştirisinde, “Ses ve öfkenin konusu zaman kavramından doğmaktadır. Quantin’in saati kırmızı simgeseldir ve saatsiz bir zamana götürmektedir. Saate bakmayı bilmeyen Canndy’nin zamanı da saatsizdir.” der.
294 syf.
·Beğendi·10/10
Amerika’nın en önemli yazarlarından biri olan Nobel Edebiyat ödüllü William Faulkner, yazmış olduğu 12 kitaptan biri olan Ses ve Öfke ile ünlenmiştir. Ayrıca yazar Pulitzer sahibidir.
Kitabı okurken zorlanacaksınız hatta bırakmak isteyeceksiniz ama durun! Çünkü Faulkner’in eserlerinin zor anlaşıldığı edebiyat eleştirmenlerinin ortak görüşüdür. Yani sizin zorlanmanız olağan bir durumdur. Hatta kitap ülkemizde 1965 yılında yayımlandığında açıklayıcı bir bilgi verilirmiş okura. Gerçekten yoğun bir anlatıma sahip olan kitap, karmaşık duran karakter yapısıyla kolay çözümlenmiyor. Sürekli bağlaçlarla ve fiilimsilerle birbirine bağlanan ve bir sayfa süren uzun cümleler ile sürekli yinelemeler kitabı gittikçe zorlaştırıyor. Karakterlere ve olay örgüsüne hâkim olmak için dikkatli bir okuma yapmak gerekiyor. Kitap dört bölümden oluşuyor. Eğer sabreder, ilk iki bölümü bitirebilirseniz üçüncü bölümden sonra kitap anlaşılır ve sürükleyici şekle giriyor.
Yazar alışılagelmişin dışında şaşırtıcı bir şekilde ele aldığı eserde Compson ailesinin başından geçenleri irdeler. Birinci bölümü 33 yaşında olmasına rağmen 3 yaşındaki bir çocuk gibi olan zihinsel engelli Benjy’nin gözünden okuyoruz. İkinci bölümde Benjy’nin payına düşen mirasla Harvard’ta okuyan ağabey Quentin’in dili devreye giriyor. Üçüncü bölümde tahammül edemeyip utandığı Bnejy’nin akıl hastanesine yatması gerektiğini ve hadım edilmesini düşünen Jason’ın anlatımı vardır. Kitabın son bölümünde ise ailenin her şeyini bilen emektar çalışanı Dilsey’i kitabın yazarının anlatımıyla dinliyoruz. Ayrıca kitap yayımlandıktan birkaç yıl sonra yazar, Compson ailesini açıkladığı “Ses ve Öfke’ye Ek” adlı bir bölüm daha dahil etmiştir.
Okurken bu bilgiler işinize yarayacak emin olun. Sabredin ve bırakmayın.
294 syf.
·1 günde·Puan vermedi
"Ses ve Öfke" hakkında ne yazabiliriz?

Öncelikle, Faulkner okumak isteyenler için başlangıç kitabı bu olmamalı; çünkü bu kitap yazarın tekniğine, anlatımına alıştıkça daha çok tadına varılacak bir eser, bana göre.

İkinci olarak; Ses ve Öfke zor bir kitap, modernist metinlerin bir özelliği olarak karmaşık zihin yapılarını, bilinç akışı- zihin akışı tekniğini kullanarak önümüze koyuyor; kitap, parça parça dağıttığı ipuçlarından büyük bilgileri toplamamızı bekliyor bizden ama kendi adıma yardım almadan anlamak imkânsızdı Ses ve Öfke'yi. Okuduklarım anladıklarımı çoğalttı, yazarın anlatım diline bir kaç kitabını art arda okuyarak daha aşina olmanın getirdiği bir edebiyat lezzeti aldım.

Kitap Faulkner'ın ısrarla yazdığı temler üzerine ilerliyor: ailenin yıkımı, aile değerlerinin yok olması; güneyin iç savaş sonucu yaşadığı yıkımın günlük hayattaki etkilerine direnen aristokratlar ve o güneyli değerleri; ırklar arası eşitsizliğin hiç bir şey yokmuş gibi sürdürülmek istenmesi, bu eşitsizliğin doğallığı; ve hiç bir kimseyi, hiç bir değeri, hiç bir şeyi umursamadan koca tekerini var olan her şeyin ve herkesin üzerinden geçirerek kendi yolunu yürüyen zaman ve onun tek gerçek olması: "insan bir var, bir yok; bir gün var, bir gün yok" diyen Doppler gibi, varız ve yok olacağız; vardılar, yok oldular, buna insanlar kadar tutunduğumuz değerler de dahil, diyor Faulkner, bence ses de öfke de bu; zamana karşı atılan çığlık, haykırış... öfke de değişmenin, bitmenin, sona ermenin, başka bir şeye dönüşmenin öfkesi, hayatın bu yüzden bir anlamı olmaması, bağırış çağırışla geçen bir zaman dilimi olması.

Faulkner'ın zamanla olan derdinin yazarın bir güneyli olmasıyla muhakkak ki bir bağlantısı var: Çılgın Palmiyeler'de de yazar iki romanı iç içe sararak iki farklı zaman diliminde geçen iki farklı öykü anlatıyor. Yenilmeyenler'de Bayard Sartoris geçmişine ve çocukluğuna dönerek yedi sekiz senelik bir dilim içerisinde yine güneyin yenilmişliği ve değerlerin yok olmasından dolayı acı çekerek anlatıyor hikâyesini. Bir çok öyküsünde Faulkner karakterleri yeni değerlere uyum sağlayamamış şaşırmış insanları anlatıyor: örneğin, Wash. Döşeğimde Ölürken'de de Burden ailesi annelerini gömmek için Jefferson'a geliyor ama darmadağın oluyorlar, darmadağın, birisi aynen Benjy gibi akıl hastanesine kapatılıyor- ama Benjy gibi hadım edilmiyor, birisi bir zenciden hamile kalıyor, aile dağılıyor. Ayı'da da öldürülen ayı ve onun doğadaki yeri sona eren bir şeylerin habercisi gibi, çünkü Isaac kitaptaki zaman sıçramasında gelecekten geçmişe ve hayata, zamana bakarken bu değişimi, yıkımı görerek bakar. Belki de Faulkner güneyin kaybetmesinin sorumlusu olarak zamanı görüyordur. Yazarın onu anlamak için bölerek, keserek, zihin akışıyla parçalara ayırarak birden fazla perspektif sunma gayreti edebi bir yenilik girişiminden başka anlamlar da taşıyor olsa gerek.

Şunu söyleyebilirim; kesinlikle tadı çok güzel, çok etkileyici bir eser Ses ve Öfke. Kitabın üçüncü ve dördüncü bölümleri ilk iki bölümdeki muğlaklığın, belirsizliğin, karmaşanın, uğultunun azaldığı, her şeyin yerli yerine oturmaya başladığı, oturduğu, bence yazarın anlatım gücünün sadece zihin akışı tekniğine bağlı olmadığını gösteren güzel metinler. Karakterler kesinlikle ilgi çekici; Jason Compton çok etkileyici bir karakter , yazarın yazdığı en etkileyici karakterlerden birisi bana göre.

Kitabı okumayı düşünenlere önerim: ilk kez Faulkner okuyorsanız bu kitabı okumamalısınız. Mutlaka klasiğini okumak istiyorum derseniz, o kitap Döşeğimde Ölürken olmalı, çünkü okuması daha kolay ve Ses ve Öfke kadar girift değil yapısı, ama orada da 14 karakterin bilinç akışı tekniğiyle aktarılan düşünmeleri var, yine de Ses ve Öfke'ye göre daha rahat okunan ve keyif alınacak bir eser.
294 syf.
·4 günde·6/10
Ses ve Öfke alışılmışın dışında bir anlatıma sahip. Kitap bilinç akışı yöntemi ile kaleme alınmış. Bu yüzden kitabın diline alışmak için neredeyse 2/3 bitirmek gerekir diye düşünüyorum. Dört bölümden ilk ikisi oldukça yorucu ve karışık. Olayları anlamak ve kişileri oturtmakta zorlanabilirsiniz. Ancak kitabın bu kadar zorlayıcı tarafı dışında ilginç bir çekimi de yok değil. Keyifli okumalar...
294 syf.
·6/10
Yazarlar hikayelerini kurarken serim(giriş), düğüm(gelişme) ve sonuç bölümlerinden oluştururlar.Ses ve Öfke'de yazar bu sıranın dışına çıkıp farklı kahramanların gözünden farklı zamanlarda anlatılan durumları dört bölümde aktarmıştır. Birinci bölüm, 33 yaşındaki otisitik Benjy'nin zihninden anlatılması; ikinci bölüm Quanten'in intihar öncesi hissettiklerinin onun tarafından aktarılması; üçüncü bölüm n Jason'in gözünden ifade edilmesi; en son bölüm ise yazarın bakış açısıyla dillendirilmesi şeklinde sıralanmıştır.Okurken zorlandığınız ve kişileri karıştırdığınız bir kitap olmakla birlikte Compson ailesinin hayat hikayesini öğrenmiş oluyoruz.Kitap hakkında araştırma yapınca yazarın kitabı bilinç akışı tekniği ile yazdığını öğrendim.Yazar bu teknikte, karakterlerin düşüncelerini olaylara ve oluş sırasına dikkat etmeksizin aktarmıştır.Bu durumda okuyucuda zaman ve mekan karışıklığı yaratmıştır.Sabırlı okuyuculara tavsiye ederim
294 syf.
·6 günde·Beğendi·Puan vermedi
nasıl başlayacağımı bilemiyorum. kafam devrik ve bitmeyen cümlelerle o kadar doldu ki, toparlayamıyorum kafamı.

benim birinci bölümüm daha çok benjy'e üzülmeye odaklı bir şekilde geçti. evdeki neredeyse tüm insanların ona hakaret ediyor oluşu, onun hiçbir şeyden anlamayışı, sürekli ağlıyor olması ve okudukça gözümde canlanan ona karşı nefret dolu bakışlar. 33 yıllık bir hayat ve kendisini seven bir elin parmağını geçmeyecek kadar insan var. ve bütün bu olanlarda onun hiçbir suçu yok. kimse engelli olarak gelmek istemez dünyaya, hatta sorsan, çoğu insan, gelmek istemez.

ikinci bölümde daha çok zorlandım ben şahsen. quentin'i çok sevdim, sebebini bilmiyorum, ama yine de en zorlandığım bölüm buydu. en etkileyici cümleler buradaydı, ekşidekiler de en felsefik bölüm gibisinden bir şeyler demişler, haklılar. anlaşılması en zor bölüm bu bölümdü bana göre ve en güzel bölüm de bu bölümdü. bana göre.

üçüncü bölümü, jason'dan çok hazzetmediğimden hızlıca bitirip geçmek istedim. nitekim öyle de oldu. zaten ilk iki bölüme göre daha anlaşılır olduğu için hızlıca okumakta bir sorun yaşamıyorsunuz. jason'ı sevmiyorum ancak az da olsa kimi düşünceleri doğru. çok net, vicdan ve duygu yoksunu kişileri sevmem ama bu onların kimi konularda haklı oldukları gerçeğini değiştirmiyor maalesef.
-spoiler-
bu kimi konular, ırkçılığıyla ya da saçma sapan aile reisliği tavırlarıyla ilgili değil, yanlış anlaşılmasın. mesela quentin'in harvard'a gitmesi ama onun gitmemesi. ailede belki de üstüne en az düşülmüş çocuk olması, ama ona rağmen yine de ailesine bakıyor oluşu. annesinin ölümünden sonra tamamiyle nefret edilesi bir insana dönüşse de, yine de şunu düşünmeden edemiyorum; ona karşı olan bu ilgisizliğin böyle bir tepkiyle cevaplanması çok mu sıradışı bir şey?
-spoiler-

4. bölüm, dilsey. bu bölüme gelene kadar dilsey'e olan davranışların ne seviyede olduğunu çok düşünmemiştim. onu sevmeyen ve ona kötü davranan, onu sıkan ve yoran bir tek jason'dır diye düşünmekteydim. dilsey, evin bütün yükü omuzlarında. çocuklara sadece yemek değil, annelik de yapıyor ancak kimsenin umrunda değil. "vefasızlık en nefret ettiğim şeydir." der saygıdeğer bir tanıdığım. bu bölümde bu cümle çok geldi aklıma.

son bölüm, william faulkner. bu bölümü okurken (son sayfalar dışında) biraz sıkıldığımı söylemek istiyorum. aynı üslubun açıklama için yazılmış bölümde de devam etmesi beni sıkan şey oldu. ama yine de beğendim yazarın bu tavrını. öyle okuyup geçip gitme biraz daha beynin mıncıklansın öyle git diye düşünerek yazdı herhal sevgili yazar.

güzel kitap. bittikten sonra bir müddet aptal gibi oldum. etkisi çok büyük insan üzerinde. kitabı bırakıp gündelik işlere döndüğünüzde kaldığınız yer kafanızın içinde çınlıyor. yeniden elinize aldığınızda üslup sizi başka yerlere götürüyor. şey olmuyor mesela; okurken hayallere dalmak falan. tam alışıyorsunuz, biraz dalıyorsunuz sonra yeni paragrafta farklı bir anıya geçilmiş yahut önceki paragraftan bağımsız başka bir şey anlatılıyor. bu sefer yeni paragrafa alışmaya çalışıyorsunuz. kitaba alışmaya çalışırken de kitap bitiyor. etkisi; siz kitabı hatırladıkça, üstünüze çöken karanlık bir sessizlik misali ya da size ağır gelen ne ise, ondan.

okuyun, ama gerçekten boş bir vaktinizde. kafanızda gündelik hayatınızın sıkıntıları, bekleyişler, beklentiler, belirsizlikler, olmuşlar ve ölmüşler varken, zihniniz yeterince yorgun ve yoğunken okumamanız gerekiyor. yoksa çok bir şey anlamazsınız, yarısına gelmeden bırakırsınız. ama okuyun mutlaka. ağır mağır, güzel kitap.
294 syf.
·Puan vermedi
Zihin egzersizi için okunabilecek bir roman. Okurken en çok zorlandığım, bir yandan da devam etmek için garip bir istek duyduğum kitap, sıradan roman tekniğinin dışında yazılmış. İç konuşmalara fazlaca yer verilmiş. Zorlansam da yarım bırakmayı hiç düşünmedim. Zaman çizgisinin dışına çıkan, bilinç akışı ile yazılmış roman severlere tavsiye edilir.
Ben herkese hakkını veririm, dinine ya da başka bir özelliğine bakmadan.
William Faulkner
Sayfa 168 - Yapı Kredi Yayınları, 9.Basım
Eğer ağlamaya niyetiniz varsa diyorum,
"Lütfen yalnız başınıza ağlayın."
William Faulkner
Sayfa 198 - Yapı Kredi Yayınları, 9.Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ses ve Öfke
Baskı tarihi:
1965
Sayfa sayısı:
332
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Sound and the Fury
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Remzi Kitabevi
Baskılar:
Ses ve Öfke
The Sound and the Fury
Ses ve Öfke
Yüzyılın klasikleri arasına girmiş bir roman. Ses ve Öfke. Faulkner'ın, kendine özgü yoğun dili ve kurgusuyla, yaşananları, düşünülenleri, yayılan ya da sıkışan duyguları tüm bir atmosfer içinde vermekteki ustalığını doyasıya gösteren bir roman.
Ses ve Öfke'de, ABD'nin güneyinde yaşayan Compson ailesinin dağılışı farklı bilinçlerle izleniyor. Zihinsel engelli oğul Benjy'nin, suçluluk ve onur duygularıyla azap çeken ağabeyi Quentin'in, sert, mantıklı ve kurnaz diğer erkek kardeş Jason'ın anlatımlarıyla ailede yaşananlar yavaş yavaş açığa çıkıyor. Kız kardeş Candace'ten Jason'ın vasiliğini aldığı yeğeni Quentin'e, zenci hizmetçi Dilsey'den torunu Luster'a pek çok karakterin sahiciliği ve olayların evrensel trajedisi, Faulkner'ın diliyle bir cam kırığı kadar keskin, bir öfke anı kadar yüksek sesli.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları