·
Okunma
·
Beğeni
·
2982
Gösterim
Adı:
Sessiz Bir Ölüm
Baskı tarihi:
3 Nisan 2019
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755336169
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İmge Kitabevi Yayınları
Burada, hemşirelerin "sessiz bir ölüm" dedikleri şey anlatılıyor. Sessiz Bir Ölüm'de Simone de Beauvoir, kendi annesinin ölümünü bütün ayrıntılarıyla betimlerken unutulmaz bir edebi eser yaratıyor. Yetmiş yedi yaşındaki annenin geçirdiği küçük kazayla başlayan öykü, hastanede fark edilen ilerlemiş kanser teşhisiyle dramatik bir hal alıyor ve olayın kahramanları acılı bir süreç yaşıyor. Yazar, bu süreç içinde yaşadığı karmaşık ve yoğun duygulanımları anlatırken, bir annenin ölümünü olanca soğukkanlılığıyla betimlemeyi de başarıyor. Böylece eser, anne ile kızın arasındaki yabancılaşmayı iyiden iyiye açığa çıkardığı gibi, annenin bütün yaşamını da anlatarak bir ölümün betimlenmesinin çok ötesine geçiyor. Yapıt bize insani ilişkilerin bir belgesini sunarken, yazara da kendi yaşamıyla yüzleşme olanağı sağlıyor. 

Simone de Beauvoir, Sessiz Bir Ölüm'de bu trajik öyküyü anlatırken bir yandan da yaşam ve ölüme ilişkin kendi düşünceleri ve duygularıyla hesaplaşmayı ihmal etmiyor.

Sessiz Bir Ölüm, sarsıcı bir edebiyat deneyimi...
(Tanıtım Bülteninden)
128 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
KOLAYSA TOPLAYIN KÜLLERİMİ AVUÇLARINIZA..
ÖLÜMDEN KANATLAR YAPIN BANA KOLAYSA!..

Kendisinden başka her şeyi anlamsız kılan, acı gibi yakıcı, buz gibi soğuk, bilinmezlik gibi ürpertici, ayrılık kadar hain ve hayat kadar yalan, uzun bir yolun sonunda, giden ne hissediyor, asla bilemeyeceğiz ölmeden.

Ama kalan, pişmanlıklarıyla, keşkeleriyle, yaşanmadan avucunda ufalan hatıralarıyla, özlemleriyle, kaybedişleriyle, gidenden daha fazla acı çekiyor bence.

Sürekli hatırlıyorsun, keşke unutsam, diyerek..
En çok da çaresizlik içini kavururken, söylemediğin sözler, gözlerine bakarak, ellerini tutarak, mis gibi kokusunu içine çekerek geçiremediğin her dakika, kordan çiviler çakıyor sol yanına.

Hele de ölümüne şahit olduğun annense..
Saçlarını hayal ediyorsun mesela. Aynaya baktığında hep aklına geliyor, acaba ona benziyor muyum, diyorsun.
Ve birileri anne dedikçe, öfkeyle karışık buruk bir acı yapışıyor damağına. Ben de anne desem.. duyar mı acaba.. diye..

Evladının gözünden, zaman zaman uyuşamamış, ortak noktaları pek olmamış, hep araya biraz uzaklık girmiş olan bir annenin, kansere yenilip ölmesine kadar geçen süreci okuyoruz.

Ki ölüm, hep zamansızdır aslında. Mutlaka geleceği bilinen davetsiz misafirdir. Onu katlanılabilir kılan bir gün bizim de yaşayacağımızı bilmektir. Sıkı sıkıya bağlandığımız bu dünya, sevdiklerimiz, bizim olan her şey, kayıp giderken avuçlarımızdan, varlıkla yokluk arasındaki ince çizgide, her şey anlamını yitirir..

Bu kitap ;
Kıymetini bilmediğimiz vakitleri anlatıyor.
Acaba şöyle olsa yaşar mıydı, diye sıraladığımız pişmanlıklarımızı anlatıyor.
Dayanılmaz acıların eşiğinde hayatta kalması ölümden çok canını yakan hasta insanları anlatıyor.
Kanseri anlatıyor.
Ölümü anlatıyor.
Çaresizliği anlatıyor.
Anneyi anlatıyor..


Keyifli okumalar..
128 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Bu inceleme “ölüm”le ilgili olacaktır. O yüzden huzurunuzu bir miktar kaçırabilir, vaktinizi gereğinden çok alabilir. Okunmadan önce bilinmesini isterim.

Bu kadar ciddi bir cümle kurmak istemezdim ama bu konu, böylesine soğuk bir girişi gerektiriyor.

Ölüm.
Hem de en sessizinden.
Ve kanser...
İnsanoğlunu maddi manevi dermansız bırakan dertlerin en büyüğü belki.

Kitaptan çok etkilendiğimi söyleyerek başlamak istiyorum. Bu etkinin sebebi kısa bir süre önce, yazarın yazdığı cümleleri yaşamış olmam. Her acıyı, her duyguyu hissettim. Hatta kitabın bir yerlerinde Sartre, Simone’a annenizi ameliyat ettirmeyin sakın diyor ya bu cümle bile kuruldu hayatımda. Çok önemli değil benim ne yaşadığım. Bu evrensel bir olay. Belki yaşayanlar vardır bu kanser illetini. Allah kimseye görmeyi nasip etmesin ama ölümü bile aratıyor meret. Ölümden bile daha beter. Öyle ki kanser birini gördükten sonra şöyle diyorsunuz “ Ölmek için bile sağlıklı olmak lazım. “

Böyle bir duyguyu anlatan kitabın teknik özelliklerine girip umarsızca bir şeyler karalayıp kendimi alçaltmak istemiyorum. Hayatta bazı şeyler daha önemlidir. Bugün ölümü yazmak benim için çok daha fazla önemli.

Ölümü yazmak dedim bir de. Ne yazılabilir ki onunla ilgili. Bitmişlik, sonsuzluk, başlangıcı ve sonu olmayan, kelimelere dökülemeyen bir olay.

Ölüm ırmağının suyundan tadanlar, yaşamdaki her şeyin ne kadar boş bomboş olduğunu anlıyor biraz. Keşke bazı şeyleri anlamak için bu kadar keskin bir olguya hiç ihtiyaç duymasak. Olmuyor ne yazık ki, ölüm gelmeden yaşamın değerini anlamıyoruz.

Günlük sıkıntılarımız günlük dertlerimiz var. Sevgilimizden ayrıldık ne büyük olay, paramız bitti ne yapacağız, canımız sıkkın yaşamak istemiyoruz. Bu ırmaktan tadanlara söylemek lazım bunları. Nasıl da gülerler bize. Herkesin uçurumu kendine derindir elbet, ama başka şeyler de var arka planda.

Mezarlıklar dışında çok yerde rastlaşıyoruz aslında ölümle. Keşke herkes ölünce öldüğüyle kalsa, bir kişi öldüğünde onu hayatımız boyunca hiç tanımamış gibi olsak. Aynı anda bu kadar çok kişiyi bu kadar derinden etkileyen başka bir olay var mıdır?

Peki ya arkasından üzülecek kimsesi bile olmayanlar ne yapacak? Kim üzülecek onlara. Senin, benim bizim işimiz ne. Sınavdan FF geldi, dersi nasıl kurtarabilirim bunu düşünmeliyiz elbet.

Hayattaki tek başarısı ölmek olan insanları düşünün. Sadece ölünce hatırlananları. Kimisine bu bile lüks işte. Seni hatırlayan son insan öldüğünde, sen de gerçekten ölürsün diye bir söz var. Bende seviyorum edebiyatı. Ama bunu gidin de boğazınız düğümlenmeden annesi yeni ölmüş birine söyleyin bakalım. Annen ölmedi senin hatıralarında yaşıyor diye. Yapabilir misiniz böyle bir yüzsüzlük.

Sürekli inkar ettiğimiz bu engin sonsuzluğu düşünmüyoruz nerdeyse hiç. Ama haklarını yemeyelim bazılarımız düşünüyor. Hatta popüler bir düşünce oldu, ölümü düşünmek, düşünmekten çok düşünmeden sadece ölmeyi istemek. Bir kaçış olarak, kimden neyden? Tabi ki hayatın kendisinden. Yine de tutunuyoruz bir şekilde. Günah olmasa kendimi çoktan öldürürdüm diyenler, biraz daha yaşayayım öyle ölürüm diyenler ölüm ne demek anlıyorlar mı? Nietzsche’nin dediği gibi yaşamın ölümden daha zor bir şey olduğunu anlıyorlar mı? Testere serisi sırf bu düşünce için çekilmedi mi? Yaşamının değerini bilmeyenleri, ölümü haketmeyenleri cezalandırmak. Çok gaddarca geliyor sanki belki de öyle değildir. Buraya bu kişilerle ilgili bir şeyler daha yazardım ama belki birilerini kötü etkileyebilirim diye korkuyorum.

Yazıyı da fazla uzatıp değerli ömürlerinizden daha çok vakit çalmak istemiyorum. Kim demişti ölümden korkmuyorum, onun olduğu yerde ben, benim olduğum yerde o yok diye. Kimin dediği önemli değil elbet. Sürekli ölümü düşünüp hayatlarınızı berbat etmeyin diye söylenmiş bir söz. Ama demek değil ki bu gerçeği yadsıyın. Hiç düşünmeden lay lay lom yaşayın.

Kendinize zamanlar yaratın. Sadece ölümü düşünecek kısa zamanlar. Göreceksiniz ne kadar uzun geldiğini o kısacık anların. Sonra öldüğünüzden sonraki dakikaları düşleyin, saatleri, ayları. Yıllara gerek yok, çünkü onu bile unutuyoruz. Başka türlü nasıl yaşayabilirdik ki.

Son olarak,
Ölümün son iyiliği, onun bir daha olmamasıdır.

Ve aldığımız her nefesi, belki de onun son nefesimiz olabileceği ihtimalini hissederek almak dileğiyle...
Simone de Beauvoir’un okuduğum ilk kitabıydı. Nedense ağır bir yazar olarak düşünüyordum. Okuması zor. Sanırım sebebi Sartre’dı. Ama kitap çok akıcı. Duygularını yalın ve gerçek bir şekilde anlatabilmesinden etkilendim. Kendisiyle hiç tanışmadık tabi ama kendini çok iyi ifade eden bir kadınmış besbelli. Simone’u okuyalım.
128 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Simone De Beauvoir annesinin ölmeden önceki son günlerini anlatırken bir yandan da hem annesi ile olan ilişkisini hemde annesinin hayatını kitaba işlemiş. Son günlerini yaşayan ve acı çeken bir annenin başında olmak ne kadar zor ve her ne kadar beklendik olsa da sonuç, bu insanı hissedeceklerine hazırlamıyor aslında. Ölümün geleceğini bilsek de vereceği acıya hazırlık mümkün değil aslında. İncelikle kaleme alınmış hoş bir kitaptı, yalnızca çevirisi çok kötüydü bitmesi bu yönden sevindirici oldu.
128 syf.
Yazarın okuduğum ilk kitabı, mezarı Sartre ın yanında olan, feminizm hareketinin öncülüğünü yapmış zamanının cesur edebiyat ve felsefe insanı Simone Lucie-Ernestine-Marie-Bertrand de Beauvoir. Herhalde başka kitabını da okumam, kötü olduğu için değil ancak kadın okurlara çok daha fazla hitap ettiğini düşünüyorum. Hatta 45 yaş üstü kadın okurlara daha fazla tavsiye ederim. Dili maalesef çok eski bir çeviri olduğundan ve zengin bir dil olan Fransızcadan çeviri olduğu için bekinmek, geçenek gibi hiç duymadığım epey fazla sözcük olduğu için biraz sıkıcı ve ağır diyebilirim.

Yine de annesi ile olan ilişkisini değerlendirmek merakı olan kadın okurlara tavsiye olunur.
128 syf.
“Saçlarımı hep kestim tutacak kadar kalmasın dedim
Çünkü bir başkaldırma ancak saçlarından tutulur

Gölleri bölümlediler ve sonra suya gittiler çoğu
Babalar hep perşembe, anneler hep cuma olur…”
128 syf.
·3 günde·8/10
Daha önce ölen birini hiç görmedim, diye kendi kendime konuştuktan birkaç sene sonra gözümün önünde bir ölüm gerçekleşti. Dolayısıyla görüntü itibariyle nasıl gerçekleştiğini biliyorum. Tüm süreci ile birlikte.

Bu yüzden kitap da tanıdıktı. Tüm o hastalık süreci, çöküş, yeniden ayaklanış ve çok daha büyük bir çöküş.

Gerçek yaşamdan bir kesit olması da ayrıca etkileyici kılıyor kitabı. Yazarla birlikte akıp gidiyorsunuz tüm bu olaylar içerisinde. Okumanızı tavsiye ederim.
Sessiz Bir Ölüm, sarsıcı bir edebiyat deneyimi...
Yazar, bu süreç içinde yaşadığı karmaşık ve yoğun duygulanımları anlatırken, bir annenin ölümünü olanca soğukkanlılığıyla betimlemeyi de başarıyor. Böylece eser, anne ile kızın arasındaki yabancılaşmayı iyiden iyiye açığa çıkardığı gibi, annenin bütün yaşamını da anlatarak bir ölümün betimlenmesinin çok ötesine geçiyor. Yapıt bize insani ilişkilerin bir belgesini sunarken, yazara da kendi yaşamıyla yüzleşme olanağı sağlıyor.
128 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kalbim sıkışa sıkışa okudum resmen kitabı. Ya bir gün benim annemde ölecek diyerek bir kitap okudunuz mu siz?
Yazar anlattıkça, sanki o hasta yatağında sizin anneniz yatıyor ve o acıları anneniz yaşıyor gibi etkileniyorsunuz.

Ya bu nasıl bir sıradan anlatım diyorsunuz, ya da acaba yazar bunları yazarken gerçekten bu kadar soğukkanlı mıydı acaba? demeden de duramıyorsunuz.
Yazarın kendi annesini kaybedişini anlattığı bir kitap, çok soğukkanlı yazılmış ya da bizlere öyle bir izlenim sağlıyor.

Pdf olarak okuduğum için, ara ara iş yerinde baktım kitaba. Ölüm gerçeğini o kadar net bir şekilde yüzüme vurdu ki, çoğu yerde resmen kalbim sıkıştı. Hani belki anlatılan baba olsa bu kadar etkilemezdi beni ama, anne olunca insan gerçekten çok kötü oluyor. Ya diyorsun o da ölecek bir gün, belki bu şekilde belki de allah bilir nasıl bir şekilde ölecek, ama ölecek işte, tüm insanların, hepimizin öleceği gibi annemde ölecek diyorsun.

Kısa ama etkisi geçmeyecek bir kitap.. okuyun ya da ölüm korkunuz varsa ‘benim gibi’, okumayın, çünkü sarsabilir!!
128 syf.
·Puan vermedi
Simone de Bovair'in kanser hastası olan annesi ile yaşadığı hastane psikolojisini,ölüm psikolojisini ve ölüme yakınlık durumundaki annesinin, dini düşüncelerini anlatan bir eser.

Gayet açık , yalın ve anlaşır bir tarzda yazılmış olduğunu gördüm. Anı kitabı niteliğinde ve kanser annesinin hiçte sessiz bir ölüm geçirmediğini okuyunca anlayabiliyoruz .
Okunmasını tavsiye ederim..
128 syf.
·8/10
#kitapyorum # sessiz bir ölüm #simone de beauvoir
Yazar kendi annesinin ölümünü bütün ayrıntıları ile betimleyen bir kitap yazmış ,77 yaşında ki annesinin evinde geçirdiği küçük bir kaza ile başlayan hastahanede fark edilen ilerlemiş bir kanser hastalığı ile hastahanede ki 6 haftalık ölüm süreci boyunca yaşadıkları ki hemen hemen herkes en yakınından uzağına doğru benzer olayı yaşamıştır bizler sadece üzülürken yazarlık yeteneği ile dramatik insanın içine taş gibi oturan şekilde yazılmış bir kitap .öleceğini bilmek bir yandan derin acılar çekerken ölüp acılarının bitmesini bir yandan bir gün daha yaşasın diye çabalama içinde ki ikilemi
" sevdiğiniz bir kişi öldüğü Zaman ,sağ kalmak suçunun kefaretini ,yeğin pişmanlıkla öderiz .ölümü ,bu kişinin ne kadar eşsiz benzersiz olduğunu açıkça anlatır bize ; varlığının ,bir Zamanlar,bütünüyle var kıldığı ,yokluğunun ,kendi bakımından ortadan kaldırdığı dünya kadar uçsuz bucaksız hale gelir bu ölü ; yaşamımızda daha çok yer tutması ,gide gide yaşamımızın tümünü kaplaması gerekirdi gibi gelir bize : kendimizi sıyırırız sonra bu sersemleyişten: o da ,öbürleri arasında ,öbürleri gibi bir bireydi ,o kadar ,diyoruz .ancak kimsecikler için elimizden geleni - hiçbir zaman yapmadığınızdan kendimize ,gene bol bol sitem edecek sebepler buluruz .
128 syf.
İletim yayınlarının bu kadar kötü çeviri yaptığını bu kitapta gördüm. Kitap belki güzeldr ama çeviri o kadar kötüydü ki o güzelliği alamadım. Anne kız arasındaki ilişki güzel anlatılmış çoğu kız çocuğunun annesiyle arasındaki ilişki açıklayıcı ve edebi bir uslupla aktarılmış. Çeviri iyi olsa 100 sayfalık bir kitap bu kadar yormazdı diye düşünüyorum.
Sevdiğimiz bir kişi öldüğü zaman, sağ kalmak suçunun kefaretini yüreğimize işleyen yeğin bir pişmanlıkla öderiz.
Simone de Beauvoir
İmge Kitabevi Yayınları
Kovalıyorlar beni, koşuyorum, koşuyorum, bir duvara gelip çatıyorum; bu duvardan atlayıp aşmam gerek ama arkasında ne var duvarın, bilmiyorum; korkuyorum.
Simone de Beauvoir
Sayfa 16 - İmge Kitabevi
Bu dünyadan göçüp gidenlerin ardından zaman yok olur; ayrıca, yaşım ilerlediği ölçüde geçmişim de büzülüp küçülüyor. On yaşlarımın "sevgili anneciğim"i, yeni yetmeliğimi baskısı altında ezen, düşmanca davranan kadından ayırt edilecek gibi değildi artık; yaşlı annemin ardından ağladığım zaman, bunların her ikisine de ağlamış oldum. Artık sineye çektiğimi sandığım başarısızlığımızın üzüntüsü yeniden geldi, yüreğime yerleşti. Aynı yıllardan kalma resimlerimize bakıyorum. Ben on sekiz yaşındayım, o kırkına merdiven dayamış. Bugün, neredeyse, onun anası, üzgün bakışlı bu genç kızın da ninesi olabilirdim. İkisine de acıyordum; kendime, o kadar genç olduğum, dünyayı alamadığım için; ona da, geleceği kapanmış, hiçbir zaman hiçbir şey anlamamış olduğu için...
Simone de Beauvoir
Sayfa 122 - İmge Kitabevi
Benim gözümde annem hep varolmuştu; günün birinde, yakında, yok olacağını göreceğim hiç aklıma gelmemişti. Sonu, doğumu gibi, bir masal zamanına karışıyordu. Kendi kendime "Ölecek yaşa geldi" dediğim zaman, birçok başka sözler gibi, bomboş sözler söylüyormuşum. Şimdi, ilk olarak, onda, ortaya çıkması ertelenmiş bir ceset görüyordum.
Simone de Beauvoir
Sayfa 22 - İmge Kitabevi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sessiz Bir Ölüm
Baskı tarihi:
3 Nisan 2019
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755336169
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İmge Kitabevi Yayınları
Burada, hemşirelerin "sessiz bir ölüm" dedikleri şey anlatılıyor. Sessiz Bir Ölüm'de Simone de Beauvoir, kendi annesinin ölümünü bütün ayrıntılarıyla betimlerken unutulmaz bir edebi eser yaratıyor. Yetmiş yedi yaşındaki annenin geçirdiği küçük kazayla başlayan öykü, hastanede fark edilen ilerlemiş kanser teşhisiyle dramatik bir hal alıyor ve olayın kahramanları acılı bir süreç yaşıyor. Yazar, bu süreç içinde yaşadığı karmaşık ve yoğun duygulanımları anlatırken, bir annenin ölümünü olanca soğukkanlılığıyla betimlemeyi de başarıyor. Böylece eser, anne ile kızın arasındaki yabancılaşmayı iyiden iyiye açığa çıkardığı gibi, annenin bütün yaşamını da anlatarak bir ölümün betimlenmesinin çok ötesine geçiyor. Yapıt bize insani ilişkilerin bir belgesini sunarken, yazara da kendi yaşamıyla yüzleşme olanağı sağlıyor. 

Simone de Beauvoir, Sessiz Bir Ölüm'de bu trajik öyküyü anlatırken bir yandan da yaşam ve ölüme ilişkin kendi düşünceleri ve duygularıyla hesaplaşmayı ihmal etmiyor.

Sessiz Bir Ölüm, sarsıcı bir edebiyat deneyimi...
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 166 okur

  • Yaşar Erdoğan
  • çoban hazretleri
  • Denizkitap
  • Meryem Selvi
  • melisa
  • Ayşegül
  • Gazel Kaygusuz
  • Fatma Nar
  • Z.
  • Hande Çelik

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%8.7
18-24 Yaş
%26.1
25-34 Yaş
%39.1
35-44 Yaş
%13
45-54 Yaş
%8.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%4.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%72.2
Erkek
%27.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%38 (30)
9
%21.5 (17)
8
%7.6 (6)
7
%13.9 (11)
6
%10.1 (8)
5
%6.3 (5)
4
%1.3 (1)
3
%1.3 (1)
2
%0
1
%0