Sevgili Arsız Ölüm

7,9/10  (69 Oy) · 
201 okunma  · 
47 beğeni  · 
2.883 gösterim
"1957 yılında Kayseri'nin Bünyan kasabasına bağlı Karacefenk
köyünde doğdum. Yürümeyi öğrenir öğrenmez okula başladım.
Okul, evimizin erkek odasıydı. Sedirlerin altında cinlerle oynaşırken okumayı, yazmayı öğrendim. Karacefenk'te sedirlerin altında cinler ve periler yaşardı. Çocukluğum onların arasında geçti. Gizlice onların derneğine girdim. Evlerini gezdim. Düğünlerine gittim. Dillerini, gündüz ve gece oyunlarını öğrendim. Babam İstanbul'da çalışırdı.

Annemin yüreği yaralı, garip bir kadın olduğunu kim söyledi bana şimdi unuttum. Okuyup yazar, dikiş diker, iğne yapar, Kürtçe ve Arapça bilirdi. Köye gelen çingenelere adını duymadığım yerleri, insanları sorardı. Onun geçmişini aranıp durması çocukluğuma bulaşan ilk acıydı. Babam İstanbul'dan torba dolusu parayla döner, köyü başına toplardı. Evimiz tuhaf aletlerle doluydu. Ne işe yaradığını anlamadığım büyülü demirler. Zemberekli saat, radyo, gramofon, mavi kocaman
bir yolcu otobüsü, patos, tulumba, kamyon ve traktör.1966 yılında İstanbul'a geldim. Çocukluğum keskin bir acıyla ikiye bölündü sanki.

Gerçekleşmeyen düşler, aralarında doğup büyüdüğüm insanları
paramparça etti. Babam hızla işçileşti ve giderek işsiz kaldı. İki ağbim ve kardeşim inşaatlarda işe girdi. Yedi kardeşin arasından titrek bir gölge gibi sıyrılıp liseyi bitirdim. Korku ve yalnızlığın içinden okula gitmenin bedelini ödedim. İnanılmaz savrulmalar, inkâr ve baskının bin çeşidi. Kente ayak uydurabilmek için boğuşup durdum. Her yanım yara
bere içinde kaldı. Boğuşurken birlikte doğup büyüdüğüm insanlardan ayrı düştüm. Ama kendi öz değerlerimi, dilimi ve o insanların durulmaz bir coşkuyla bana taşıdıkları sevgiyi koruyabilmek için direndim.

Elinizdeki roman bu direnişim için aralarında büyüdüğüm insanların bana armağanıdır. Keşke onu daha soluk soluğa, daha parçalanmış bir teknikle, daha erken yazabilseydim."
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2013
  • Sayfa Sayısı:
    240
  • ISBN:
    9789750511295
  • Yayınevi:
    İletişim Yayınevi
  • Kitabın Türü:
Şinka 
 23 Mar 10:48 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

Nedir bu hurafelerden çektiğimiz?
Aman, kapının eşiğine oturma evde kalırsın! Sakın ha, kara kediden uzak dur gece cinleri görür onlar, küle basarsan cin çarpar, taşla oynarsan kıtlık olur... Say say bitmez.
Bir de bunları dine mal edip sorgusuzca kabul etmeleri ve aksini yaptığında sanki lânetlenmişsin gibi davranmaları daha da üzücü.

İşte romanımızın kahramanı Dirmit, bu hurafelerden en çok nasibini alan zavallı bir çocukcağız. Daha doğmadan Cinci Memet onun "Cinlidir." fermanını imzalar. Sonrası ise tam bir yürek acısı...  Tutunmaya çalıştığı her dal kırılır mı bir insanın, kırılıyormuş işte! Sussa, sustu dediler; konuşsa, konuştu dediler. Birileri hep bir şeyler der zaten...
Tulumbası, kuşkuş otu, radyosu, şiir defteri, boyalı çamuru, gökyüzündeki yıldızları... Evet, evet şaşırmayın,  gökyüzünedeki yıldızlar bile parmaklıklar ardına saklanırmış. Her şeyle konuştu dertleşti de bir ailesiyle konuşamadı Dirmit. Bir onlar anlamadı, bir onlara anlatamadı... Çocuk gibi çocuktu oysa. Hangimizin Dirmit'ten kalır yanı vardı ki?..


Körle yatan şaşı kalkarmış.  İflah olmaz takıntılı Huvat ile  Alacülek köylüleri, el birliği ile hem Atiye'yi hem Dirmit'i dellendirdi.  Azrail'le pazarlığa oturan Atiye, tüm arsızlığıyla ölüme bile meydan okudu. Nasıl biri olduğunu siz düşünün  artık.

Hacılar, hocalar, şıhlar, şeyhler... Muskalar, üfürükler, tükürüklerin saçıldığı; cinlerin, perilerin cirit attığı bir roman. Kısa kısa cümlelerle masalsı bir anlatımı var. Anlatımı bizi sıkı sıkı sarsa da olayların hiç aravermeden soluk soluğa ilerlemesi biraz yoruyor. Özellikle şehire  göçtükten sonra bazı olayların tekrar tekrar yaşanıyor olması romanı sıkıcı hale getiriyor. Düşününce, hayatımız da böyle değil midir zaten?
Tekdüze, her gün bir öncekinin aynı, her olay bir sonrakine benzemez mi?..
Belki de buna değinmek istemiştir yazar.

Köyden kente göç sorunları, kent yaşamının sunduğu zorluklar, işsizlik, yoksulluk temaları kitaba güzel yedirilmiş. Erkektir yapar, kadındır susar rolünün dayatmaları genellikle Dirmit üzerinden verilmiş. Kendisinden küçük kardeşinin geneleve gitmesi üzerine " O kadına gidiyor da ben neden erkeğe gidemiyorum" deyişi güldürse de düşündürüyor aslında.

Yaşanmış hikayeler beni hep daha çok etkilemiştir.  Latife Hanımın zorlu yaşamına da Dirmit karakteri üzerinden bakıyoruz. Herkesin kendinden bir parça bulacağı bu eser, böylece  daha da anlamlı hale geliyor.

Keyifli okumalar...