Adı:
Sevme Sanatı
Baskı tarihi:
Ağustos 2006
Sayfa sayısı:
180
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756249208
Orijinal adı:
The Art of Loving
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İlya Yayınevi
Basımının 50. Yılında Dr. Rainer Funk’un Sonsözüyle

Hiçbir şey bilmeyen, hiçbir şeyi sevemez.
Hiçbir şey yapamayan, hiçbir şeyden anlamaz.
Hiçbir şeyden anlamayan insan değersizdir.
Oysa anlayan biri,
hem sever hem fark eder hem de görür…
Bir şeyde ne kadar bilgi varsa,
o kadar büyük sevgi vardır…
Bütün meyvelerin çileklerle aynı zamanda
olgunlaştığını zanneden biri,
üzümleri hiç tanımıyor demektir.
Paracelsus
128 syf.
·3 günde·Beğendi
Gerçekten sevdiğinizi sandığınız birisini acaba gerçekten seviyor musunuz? Bir kişiyi ya da bir nesneyi o olmadan yaşayamam, hayatın bir anlamı olmaz diye mi seviyorsunuz? Kendinizi tanımadan ve sevmeden başkasını sevmeye kalkıyor musunuz? Cevaplarınız tereddütlüyse sevme, sevme sanatı hakkında öğreneceğiniz çok şey var derdi Erich Fromm. Kitap sevme konusunda takınılan üç yanlış tutumun açıklamalarıyla başlıyor. İlki, çoğu kişinin sevmeyi; kendini ya da başkasını sevmekten çok, kendilerini sevdirme olarak görmesidir. Yani bunlar için sevmek yerine nasıl sevimli olabilecekleri önemlidir. İkinci yanlış tutum ise sevmenin kolay olduğu ancak sevilecek ‘nesneyi’ bulmanın zor olduğudur. Satın alma odaklı gelişen toplumlarda erkekler ya da kadınlar birbirlerini çekici yapan şeyin dönemin kafa ve vücut modası olduğunu düşünürler. Bu bağlamda sevme bir nesneye dönüşeceğinden gerçek anlamda bir sevmeden bahsedemeyiz. Üçüncü ve kitapta bahsedilen son yanlış tutum ise âşık olmanın sürekli sevme olarak görülmesidir. Birbirlerine başta âşık olan insanlar birbirlerini daha yakından tanıdıklarında aradaki bağlılık umut kırıklığına, düşmanlık ya da bıkmaya götürüyorsa burada da sevmeden bahsedemeyiz. Peki, bu yanlış tutumları düzeltmenin yolu ne olabilir? Erich Fromm atılacak ilk adımın sevmenin de tıpkı yaşam gibi sanat olduğunu kabul etmek ve bu sanatı öğrenme yolunda adımlar atmak olduğuna inanıyor. İnsanların istemeden doğduklarını, istemeden öleceklerini, yakınlarının onlardan önce ya da sonra öleceklerini düşünmeleri ve doğanın ve toplumun gücü karşısındaki çaresizliklerini bilmeleri hayatlarını bir hapishaneye çevirir. Bu hapishaneden çıkmanın yolu sevgidir. İnsanlar bu yüzden çeşitli yollarla sevgiyi bulmaya çalışmışlardır. Bunlar tapınma, lükse kapılma, her şeyden el etek çekme, Tanrı’ya yönelme, delice çalışma vs. şeylerdir. Sevgi kişiyi diğer insanlardan ayıran, duvarları yıkan, birleştiren etkin bir güçtür. Bu güç her türlü sevgide görülen temel öğelerde(ilgi, sorumluluk, saygı ve bilme) de kendini gösterir. Bu öğeleri kitapta geçen cümlelerle aktarmak istiyorum. “Sevgi sevdiğimiz şeyin yaşaması, gelişmesi için duyduğumuz etkin ilgidir,” cümlesi ilgi öğesini açıklamak için yeterli olacaktır. “Gerçek anlamıyla sorumluluk, bütünüyle gönülden gelen bir davranıştır; açık olsun, gizli olsun, başka birisinin ihtiyaçlarına verdiğimiz yanıttır,” buradan sevgi açısından sorumluluğun, karşıdaki kişinin ruhsal ihtiyaçlarına cevap verme olduğu kanısına varmak yanlış olmaz diye düşünüyorum. “Korkmak ya da çekinmek değildir saygı; bir insanı olduğu gibi görebilmek, onun kendine özgü bireyselliğini fark edebilmektir,” anlaşılacağı üzere insan karşıdaki kişiyi ona saygı duyduğundan, onu o olarak gördüğü için sevmelidir. Bu üç öğenin tamamlayıcısı bilme yani tanımadır. İnsan başkasını ya da kendisini tanımadan ne sevgiye ne de sevginin öğelerine vakıf olabilir. Sevgi nesne değildir dedik ama sevginin kendine has nesneleri var –ben bunlara çeşit demeyi daha doğru buluyorum. Bunlar kardeş sevgisi, anne sevgisi, cinsel sevgi, Tanrı sevgisi ve kendini sevmedir. Sevme bir sanatsa bu sanatı icra etmek için gereken şeyler nelerdir? Herhangi bir sanatı icra etmek disiplin, üstüne düşmek, sabır ve ilgi gerektirir. Sevme sanatını gerçekleştirmek için ilk ve bana göre en önemlisi insanın narsisizmini yenmesidir. Narsist kişi sadece kendi ortamı içindeki şeyleri doğru saydığı ve yararlılık ilkesine bağlı kaldığı için sevme sanatıyla mutabık olamaz. Kendini bundan ne kadar kurtarabilirse o kadar sevgiye yaklaşır. Benim aldığım notlar burada sona eriyor. Detaylı bilgiler için kitabı okuyabilirsiniz. Sevme, sevgi ne kadar açıklanmaya kalkılsa da her zaman eksik bir açıklama olacak ve insan sevme ve sevgiyi hiçbir zaman anlamayacaktır. Son olarak sevme ve sevgiye tanım olabilecek kitapta geçen üç sözü sizinle paylaşıp iyi okumalar dilemek istiyorum:
“Sevgi yalnız bir insana bağlılık değildir; bir tutumdur; kişinin sadece bir sevgi nesnesine değil, bütünüyle dünyaya bağlılığını gösteren bir kişilik yapısıdır.”

“Birisini sevmek yalnız güçlü bir duyguya kapılmak değildir; bir karardır, bir yargıdır, bir karar vermedir. Sevgi yalnız bir duygu olsaydı, birbirini ölünceye dek sevmek için söz vermek gerekmezdi.”

“Sevgi bir inanma işidir; inancı az olanın sevgisi de azdır.”
128 syf.
Kitabı bitirdiğimde ilk söylediğim şey; ben bu kitabı evleneceğim adama okutucam illa olmuştu -ki okuttum da- :)) Sevgi tanımı yapılması zor bi duygu, etrafında gezinen ve ona benzeyen çok duygu var. Erich Fromm bu açıdan konuyu güzel değerlendirmiş, sevginin çeşitleri ve insanın sevme tarzını oluşturan etkenleri güzel incelemiş. İnsanı tutsak eden değil, özgürleştiren sevgiyi çok güzel ifade etmiş. Okuyun okutturun efendim :)
178 syf.
·1 günde·9/10
Bu kitap benim elimde eskidi. Herkese verdim (hatta kaybolsun elden ele dolaşsin istedim) fakat hep geri döndü, çünkü okuyan herkes bu kadar çizilmiş, karalanmış, notlar alınmış bir kitabi geri vermemezlik edemedi. Aklınızı, empati yeteneğinizi, iç görünüzü, benliğinizi ve kaleminizi alın oturup okuyun. Bittiğinde tatmin duygusu hissediyor olacaksınız ve sevgi alanlarınızda farklı açılar geliştireceksiniz.
Girişte Paracelusun dizeleri kullanılmış. Der ki: "Bütün meyvelerin çileklerle aynı zamanda olgunlaştığını zanneden biri, üzümleri hiç tanımıyor demektir".
128 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Okuduğum ilk Erich Fromm kitabıydı, sevmek ve sevgide kalmak için gösterdiği yolu takip edebilir miyiz bilmiyorum ama yaptığı tahlilleri başarılı buldum.Tüm seviyorum diyenler, sevdiğini zannedenler, sevmek isteyenler okumalı. 
Diğer kitaplarına şans verilebilicek bir yazar..
128 syf.
·10 günde·10/10
Günümüzde içi boşaltılan sevgi kavramı üzerine çok derinlemesine bir inceleme yapılmış. Sevginin bir sanat olduğu ve emek, bilgi, saygı, hoşgörüyle birlikte öğrenilen bir duygu olduğunu belirtmiş, nasıl ki bir kuyumcu işini öğrenmek için emek harcıyor ve işini öğreniyorsa sevgi de öyle bir duygudur. Sevginin bir başka yönü ise sevgi öncelikle vermektir, almak değil. Rahat bir kafayla ve anlayarak okunduğunda yararlı olacaktır. Lakin bu sanatın istediğiniz kadar ustası olun, karşınızda bu sanatı icra edebileceğiniz bir hammadde (sevgili) bulabileceğinizi sanmıyorum. Kitabın en güzel mesajı narsistliği bırakın mesajı. Severken kendinizi değil karşınızdakini düşünün.
128 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Sevmek adına ne biliyoruz? Birini nasıl severiz, ne kadar severiz? Sevmenin bir usülü var mıdır? Sevmek sanat mıdır? Bu sanatı nasıl icra ederiz? Bu sanatta usta mıyız, çırak mıyız? Daha bir sürü soru sıralayabilirim sizlere. Bu sorulara cevap niteliğinde; Erıch Fromm’un kitabı. Biraz yazardan bahsedecek olursak, Musevi kökenli Almanya doğumlu Amerikalı ünlü bir psikanalist ve sosyologdur. Ruh bilimine Marksist - Sosyalist ve insancıl yaklaşımın en önemli temsilcilerindendir. Freud ve Karl Marx’dan etkilenmiştir. Froom yazılarına psikanaliz ve sosyalizmin bileşimini yansıtır. Sevme sanatı kitabında bolca Freud’a yer vermiş, bazı noktalarda da onu eleştirmiştir.
Sevmek için önce insanın varlığının özünü tanımasının gerekliliğini, sevginin almak değil vermek olduğunu, sevginin sadece duygu olmadığını bir karar, yargı ya da söz verme olduğunu söylemiştir. Sevginin etkinlik özellikleri verme, ilgi, sorumluluk, saygı ve bilgidir. Sevgi bunlarla bir bütün olur ve ancak o şekilde var olur. Sorumluluk insanın karşısındakinin ruhsal gereksinmelerine yanıt verebilmesidir. Peki biz sevginin sorumluluğunu yeterince alıyor muyuz? Ya sevgideki saygı? Sevdiğimiz insanı olduğu gibi kabul edip onun kendine özgü bireyselliğini fark edebiliyor muyuz, yoksa sevdiğimiz insanları ‘istediğimiz şekilde sevdiğimiz insan’ modeli içine mi oturtmaya çalışıyoruz? Bilgi.. Sevgide de bilmek önemlidir. Hatta Tomris Uyar’ın bir sözü aktarmak istiyorum sizlere: ‘‘ Sevginin yanızca bir duygu olmadığını, bilgi de gerektirdiğini kendimden biliyorum. Sevgi savurganlığım yüzünden habire su vererek çürüttüğüm kaktüsler hala aklımda. Bir dostum ‘iyi ki akvaryumda balık beslemiyorsun, demişti, ‘herhalde havasız kalmalarına üzülür sudan çıkarırdın onlar’.’’
Sevme sanatını uygulamanın adımları, taktikleri yok. Kitaptan böyle bir beklentiniz de olmasın :) ama sevme sanatını doğru şekilde uygulamak için gerekli olan koşullar: disiplin, üstüne düşmek, sabır ve ilgidir. Bunların detaylı açıklamasını kitapta göreceksiniz. Son olarak Froom sevgiye ulaşabilmenin başlıca koşulunun insanın narsisizmini yenmesiyle mümkün olacağını savunur. Yani sevgide narsisizm bulunmayacak çünkü sevgi alçakgönüllük, nesnellik ve akıl ister. Bu yüzden yaşamımızı bu amaca yöneltmeliyiz. Daha yazacak çok şey var ama ben artık susayım siz kitabı okuyun :)
Dipnot: Kitap 128 sayfa olmakla birlikte; kitabın okurken hızlıca bitmediğini, yavaş ilerlediğini ama size sevme sanatında sindire sindire nasıl güzel bir pencere açtığına tanık olacaksınız, benden söylemesi :)
128 syf.
·4 günde·9/10
"Sevgi neydi ? Sevgi emekti. " diyerek yeşilçam girişi yapmak istedim. Malum hepimiz bu final sahnesinde tüyleri diken diken olan insanlarız . Belki de bizim tüylerimizi diken diken eden aslında Ilyas'ın sevmeyi bilmemesiydi. Yada bizim Ilyas'in ilgisini sevgi sanmamizdi . Konu aslında sevgi . O yüzden böyle bir giriş yaptım. Herkesin sevgi tanımı var midir bilmem ? Benim sevgi için tanimim FEDAKÂRLİK.  Evet bu sevgi karşıdaki insan için birseylerden vazgecmektir, diyorum ben. Ama yazar diyor ki ; önce sen kendini sevmelisin.  Kendini sevmeyen insan başkasını sevemez . Kendimizi seversek egoist olmazmisiz . Sadece narsistlik düzeyinde değilse kendinize olan sevginiz o zaman birilerine sevgi besleyebilirsiniz, diyor . Efendim okunması gereken akıcı bir kitapti. 
"Aaa gerçekten öyle . Acaba onun için ne söylüyor ? Beni anlatıyor . Hah bu o ." diyeceğiniz bir sürü cümle olacak kitapta. Psikoloji sevin yada sevmeyin  . Değişen bir şey olmayacak . Bu kitabı seveceksiniz . Ha profilimdeki alıntılar zaten kitabı az da olsa anlatır diye umuyorum . (NOT ; psikoloji sevenlerin kitapliginda bulunması gereken bir kitap ) Şimdiden keyifli okumalar :)
128 syf.
·7 günde
Kitabı birkaç defa okudum ve her seferinde farklı düşünce denizlerine daldım.
Kitap genel olarak geçmişten günümüze ve Doğu ekininden Batı ekinine göre;sevgi kavramının ne anlama geldiğini,neler ile karıştırıldığını ve aslında ne şekilde gelişirse olgun bir insanda olması gereken sevgi haline geleceğini anlatıyor.Sevginin neden bir sanatmış gibi görülmesi gerektiği ve uğraşla öğrenilebileceği fikri de temellendiriliyor.

İnsanın var olma sorununa verilen yanıtların mutlaka sevgi kurumlarının açıklanmasında etkili olduğunu ve sevme işinin bu noktada farklılaşıp deformasyona uğradığı çok ayrıntılı örneklerle anlatılmış. Demokrasinin,anamalcılığın,dinin,eşitlik anlayışının,tüketim toplumu olmanın verdiği yüzeyselliğin ve benzerlerinin, sevgi anlayışları üzerindeki etkisi de çeşitli yazarlardan kuramlardan alıntılar ile aktarılmıştır."Bir kişiyi ihtiyacımız olduğu için mi severiz yoksa sevdiğimiz için mi ona ihtiyaç duyarız?" sorusuna da bu konuları irdeleyerek yanıt aranmıştır.Olgun insanın sevgi anlayışı da bu irdelemeler sonucu ortaya çıkmıştır.

Kitabın sonunu 3 kere görmüş olsam da kitabı tam anlamıyla okudum,anladım,bitti diyemiyorum.Sonunu gördüğüm her seferinde üzerine düşünecek birçok şey bıraktı bana.Bu sebeple hayatımın belli dönemlerinde okumak için kitabı tekrar elime alacağım.


"Sevgi, iki insanın birbirlerine varlıklarının özünden bağlanması,dolayısıyla her birinin de kendisini varlığının özünden tanıması durumunda doğabilir ancak.İnsan gerçekliği de, canlılığı da, sevginin temeli de işte bu 'özden tanıma' yaşantısında yatar.Böyle yaşanan sevgi sürekli bir meydan okumadır;bir dinlenme yeri değil,tersine birlikte oluşma,büyüme ve çalışmadır; uyum ya da çatışma, neşe ya da üzüntü olup olmaması bile önemsizdir artık; temel gerçek şudur: İki insan birbirlerini varlıklarının özünden tanırlar, kendilerinden kaçmak şöyle dursun, kendilerini buldukları için bir olurlar.Sevginin var olduğuna tek kanıt vardır ancak, bağlılığın derinliği,seven kimselerin canlılığı ve güçlülüğü.Budur sevginin bulunduğunu gösteren meyve." syf 98-payel yayıncılık
126 syf.
"Seni seviyorum. Seni mi? Hasletlerini mi? Gülüşündeki pırıltıyı mı? Hatlarının zarafetini mi? Kırılganlığını mı? Kişiliğini mi? Ba­şarılarını mı yoksa sadece varoluşundaki mucizevi gerçeği mi? "Asla kişiler sevilmez, sevilen sadece niteliklerdir," der Pascal. "Birini, güzelliğinden ötürü seven, onu gerçekten seviyor mudur? Hayır, çünkü kişiyi değil güzelliğini öldürecek olan çiçek hastalığı, artık onu hiç sevmemesine yol açacaktır." Buna karşılık Hegel'e göre sevmek, sevilen kişiye, edimlerinden veya kişisel ve geçici özelliklerinden bağımsız olarak olumlu bir anlam atfetmektir. Proust, herkesi haksız görerek bu saygın tartışmaya yepyeni bir katkı­da bulunur. Aşk ne kişiye ne de onun özelliklerine yöneliktir; aşk Başka'nın gizemini, mesafesini, gizliliğini, en samimi anlarımızda bile asla benimle aynı durumda olmama halini hedefler. "Seni seviyorum"daki "sen", kesinlikle benim eşitim veya çağdaşım değildir ve aşk, bu aşırı anakronizmin araştırılmasıdır. "Eşitlik, adalet, şefkat, iletişim ve aşkınlığı özetleyen bir formüle göre" -kusursuzluğa ve zarafete dayanan muhteşem bir formüle göre- "sevgililer 'beraberdirler; ama henüz değil. "Aşk, derinleştiğinde, Başka'yı, benim için anlaşılmaz bir hale gelene kadar kendi belirtilerinden yoksun bırakan bu paradoksal bağdır. Onu sevmediğim sürece, o güzel veya çirkin, kaygılı veya sakin, takıntılı veya histeriktir: Bu özelliklerin hiçbirinin artık onu benden alıkoyma gücü yoktur. Ben onu mükemmel, özel veya kendine has özelliklere sahip olduğu için seçmiştim; şimdi onda sevdi­ğim şey ise, "diğer herkesten farklı bir nitelik taşıması değil, ama bizzat farklı olma niteliğidir."...

Bazen kişi içinde değer adına beslediği tüm şefkat, ilgi, iyilik, erdem, sadakat, vefa gibi yüce duyguları bir kişi üzerinde tasarruf etme yanlışlığına düşebilir. Bu hale birçok yerde aşk deniyor. Bazı gönül üstadlarına göre kişi kabiliyetlerini geliştirip derecesini yükseltmeli, bu değer odağını tek merkezden kurtarıp bir prizma gibi birçok merkeze, insana, varlığa, hatta tüm aleme yayma çabasına girişmelidir. İşte o zaman feda edilen değerlerin bir kıymeti olur. Neticede tek merkezli bir vericiliğin de temelinde bencillik vardır. Tezer Özlü de yaşamın ucuna yaptığı yolculukta bu yanlıştan bahseder: "Bir uzaklık kazanmam, kendi düşüncelerimin dünyasını bulmam gerek. Tek bir kişide yoğunlaşan duygulardan her zaman kaçındım. Sonsuz sevmek isteğimi her zaman tüm insanlara, her insana dağıtma çabası gösterdim. Zaman zaman da herkesten nefret ettim. Kendim dışında." Aynı fikri Marx da paylaşır: "Sevgi yalnız bir insana bağlılık değildir. Bir tutumdur. Kişinin yalnız bir sevgi nesnesine değil, bütünüyle dünyaya bağlılığını gösteren bir kişilik yapısıdır. Kişi yalnız bir tek kimseyi seviyor, başka her şeye karşı ilgisiz kalıyorsa sevgisi sevgi değil, genişletilmiş bencilliktir."

Bu bencillik sevginin kalpten dile geçmesinde de devam eder. Tek kişilik bir fayda gözetilerek sevgi(denilen) açığa çıkar. Genelde sevilenin durumu veya olası tepkisi gözetilmeden taşar içtekiler. Çünkü sevmiştir daha napsındır! Acilen sahip olmalıdır nesnesine. Bu yüzden sevgilerimiz bile yıpratıcıdır. Pessoa der ki "Sevilmek, gerçekten sevilmek nasıl büyük bir yorgunluktur! Başkasının heyecanlarının yükü haline gelmek nasıl bir yorgunluktur! Özgür olmayı, hep özgür olmayı istemiş bir insanı sorumluluk hamalına dönüştürmek: bazı duygulara cevap vermek, mesafeli davranmama inceliğini göstermek... Nasıl da yorucudur varlığımızın bir başkasının duygularıyla olan ilişkisinin esiri olduğunu hissetmek! Öyle ya da böyle, ister istemez bir şey hissetmek, gerçekte tam bir karşılık bile bulmaksızın, biraz da olsa sevmek zorunda olmak nasıl bir yorgunluktur!"

"Hiç kimsede sevginin önemsiz olduğuna ilişkin bir kanı yoktur. Onun açlığını çekerler, sinemalarda mutlu ya da mutsuz aşk hikâyeleri izlerler, yüzlerce niteliksiz aşk şarkıları dinlerler. Buna rağmen, pek azı sevgiye ilişkin bir şeyler öğrenmenin gerekli olduğunu düşünür." Hani denir ya bir yerde size sürekli özgür olduğunuz söyleniyorsa aslında özgür olmadığınızdandır. Olanca doğallıyla yaşanan ve kanıksanan değerlerin dilde dolaşmasına lüzum yoktur. Eksikliği çekilenlerdir bizi konuşmaya iten, dile geldiğinde en azından kelimeler üzerinden doyurduğumuzu düşünürüz belki eksikliğimizi. Sevgi ve aşk kavramları da bu eksiklerimizden olmalı ki çok büyük anlamlar yüklenir, kimi yerde hayat bunlar üzerine kurulur, bir ömür bekleyenleri olur. Peki beklenilen nedir ve buna değer mi?

Sevmek de öğrenilir. Toplumdan gördüğümüz biçimin doğrusu olduğunu düşünmemek için bir sebep bulamayız olguları sorgulamaya tabi tutmazsak. Sevgi de bu sorgulamalardan muaf değildir. Bizde kısır tabağı bile boş gönderilmez kaldı ki sevgiye karşılık verilmesin! Adeta bir lütuf gibi sunulur sevgiler. Seven, sevilmeyi bekler; sevilen bunu boş çevirmemesi gerektiğini hisseder içinde hissettiği öğrenilmiş baskıdan dolayı. Oysa "yeterince sevilmediğime üzülüyorsam, bu da benim yeterince seven bir insan olmayışımdandır." Bize sevmenin ihtiyaç olduğu öğretilmez. "Birçok kişi, sevme sorununu ilkel bir biçimde ele almakta, kendi sevebilme gücünden, sevme ediminden çok "sevilme" olarak görmektedir. Onlar için sorun, nasıl sevilebilecekleri, nasıl sevimli olabilecekleridir." İnsanlar sevilmek istediklerini söylerler ama asıl istedikleri sevmektir. Kimse seviliyor diye seveninin yanında durmazken; sevilmediği halde sevgisinin peşinden giden insanlarla doludur dünya.

"Benim sahip olduğum sevginin sen de bilgisine sahip ol." Sevgiyi "etken ilgi" olarak göstermek yerine kısa yoldan bilgisini sunmak tembelliği. Bu tür bir sevginin olumlu sonuçlar doğurabileceği düşünülemez. Sevgi konusuna en çok kafa yormuş düşünür olan Erich Fromm "Sahip Olmak Ya Da Olmak" kitabında şöyle yaklaşır bu hataya:
"Eğer sevgi, sahip olmak türünde ele alınacak olursa, kendinin kılmak, denetim altında tutmak anlamlarına gelecek ve böylece de canlandırmak ve hareketlendirmek yerine boğucu, engelleyici ve kısırlaştırıcı bir eylem haline dönüşecektir. Çoğu kez aşk olarak belirtilen şey, sevme beceriksizliğini ve sevememeyi gizlemek için kullanılan maskeden başka bir şey değildir."

Özgürlük sevgiden daha yüksek bir değerdir. Şayet sevgi özgürlüğü yok ediyorsa buna değmez. Sevgiden vazgeçilebilir, özgürlük kurtarılmalıdır. Victor Hugo' nun dediği gibi: Aşk uğrunda gerekirse hayatımı veririm. Fakat özgürlüğüm uğrunda aşkımı da feda ederim. Özgürlük olmadan mutluluk olamaz. Kişi özgürlüğüne ket vuran şeyden zamanla nefret etmeye başlar. Eski Fransız şarkısında geçtiği şekliyle:, «Tamour esi Tenfant de la lîbert,», "sevgi özgürlüğün çocuğudur. O, asla zorbalığın çocuğu olamaz." Özgürlüğü bilmeyen, bağlanmayı ve sevmeyi de bilmez. Her şey zıttıyla anlam bulduğundan - dahası tercih edebilmenin bilişsel yükü taşınacağından, özgürlükten sonra gelen bağlılık çok daha sağlıklı olacaktır. Sevginin yaratacağı yapıcı bağlılığa ulaşabilmek de doğru bir şekilde ve doğru yerde yaşanmış özgürlüğün içindedir.
125 syf.
"Sevgi", insanoglunun gelişmesinin ilk dönemlerinden başlayarak günümüze dek yaşayabilen vazgeçilmez bir duygu, anlam dolu bir sözcük. Hiç kuşkusuz, insanlar varoldukça yaşayacak. Tüm çabalar, uğraşlar, tutkular, yaratılan tüm sanat yapıtları bir anlamda hep sevgisiz kalmamak için belki de. Sevgiyi yaşarken kendimizden geçer, yokluğundaysa hastalanırız. Onu bastırdıkça daha çok özlemini çeker, gizledikçe değişik görünümlerin içine gireriz. İnsanların doğumlarından ölümlerine dek özlemle istedikleri, bekledikleri, elde edebilmek için her şeyi göze alabildikleri, bazen de değerini bilmedikleri bir duygu, sevgi. Tüm şarkıları, romanları, filmleri, düşlerimizi dolduran, tüm sanat yapıtlarına konu olan sevgi, insanların, doğal olarak yaşayageldiği bir olgu mu? Herkes -bir çiçeği, bir çocuğu, işini, güneşi, insanı- sevebilir mi? Sevgiyi herkes gerçekten duyabilir mi? Belki bu sorulara geçmeden önce sevgiyi tanımlamak gerekecek. Evet, nedir sevgi? Bir yeti midir? Bu doğal hak, giderek elimizden alınmakta mıdır? Ve biz, bunları biliyor muyuz? Erich Fromm, bu yapıtıyla işte bu soruları yanıtlıyor, sağlıklı ve hastalıklı sevginin ne olduğunu, ona neden büyük bir istekle sarıldığımızı, neden insanın bir varolma sorunu haline geldiğini anlatıyor. Anne sevgisinden başlayarak cinsel sevgiye dek uzanan yolda, sevginin ne gibi güçlüklerle karşılaştığını, bu engellerin hangi ruhsal ve toplumsal koşullardan kaynaklandığını gösteriyor. Çağdaş Batı toplumlarında sevginin yozlaşmasının nedenlerini irdeleyerek, bu güzel olgunun yaşanabilmesinin bilimsel temellerini gösteriyor.

Keyifli okumalar.
Sevgi Sanatıyla kalın :)
128 syf.
·Puan vermedi
Erich Fromm, Sevme Sanatı adlı kitabıyla sevgiyi irdelemiş, sevgi edimini sanat olarak görmüş ve onun da Sanat'ta olduğu gibi emek harcanarak, aşama katedilerek ve belirli bir olgunluğa eriştikten sonra ulaşılabileceği görüşünü savunmuştur. Sevmenin sanıldığı gibi kolay bir "iş" olmadığını -burada dikkat çekilecek bir noktada sevginin duygu değil, bir eylem olduğu- Hem bireysel olarak, yani karşılıklı ilişkilerde kişinin bir nesne olarak görülmesi itibariyle tüm insani özelliklerinin önemsemeksizin, maddi durumuna, fiziksel yapısına ve kendi durumuna uygun birini arayıp bulduktan sonra onu istediği şekilde yönlendirebilmesi, yaptırımlarda bulunması sevginin yoksunluğunun işaretiyken, diğer taraftan çağdaş dünyada, kapitalist sistemde insanın metaya dönüştüğünü, kişiliğinin ürün gibi satılabildiği, ekonomik olarak insanların birer araç olarak kullandıkları görülüyor. Buna karşılık toplumsal hayatta sevgi yoksunluğunun insanı birbirine yabancılaraştırdığını da söylemek gerekiyor.

Bir diğer konu da Sevgi ile Aşk arasındaki fark?
Aslında bu ikisini kıyaslayarak arasındaki farkları bulmaya çalışmamız yanlış olur.Ancak bir şey söylemek gerekirse, aşkta yaşanılan ani yakınlaşmanın altında yatanın cinsel çekicilik olduğu, anlık ve geçici bir duygu durumuyken, sevginin zamanla oluşabilmesi ve etkilerinin kalıcı olması bakımından onları birbirinden ayırır.
Ayrıca cinsel sevginin aldatıcı yönünü de katarsak, Fromm'un da dediği gibi "Cinsel sevgi iki kişilik yalnızlıktır." Yani taraflar bu sevgi ile bir bütün olamaz. Aksine birbirinden uzaklaşır ve yabancılaşırlar.

Herhangi bir işte veya sanatta olduğu gibi sevgide başarılı olmak için bazı şartlar gereklidir:
Disiplinli olmak, ona yoğunlaşıp tüm dikkatini vererek ve sabırla sürdürerek sağlanabilir. Ayrıca sevginin önünde bazı engeller vardır. Korku,nefret gibi. Bunları ortadan kaldırdıktan ve İnançla cesaretle onu istedikten sonra elde edilebileceği gösteriliyor.

Ele aldığı bir konu da, Kardeşlik Sevgisi,
En temel, en geniş kapsamlı sevgi çeşididir diyebiliriz buna. Yani bir anlamda bütün insanlığı sevmektir aslında. Birbirleri arasında yardımlaşma ve dayanışma içerisinde olur insanlar. Kişinin hiçbir özelliğine bakmaksızın "özünde insan olduğu için sevmektir." Bir bakıma kardeşlik sevgisi, insanlar arasında eşitliği esas alır. Fromm bu konuda: "Çaresiz birini sevmek, yoksul ve yabancı birini sevmek kardeşlik sevgisinin ilk adımıdır." ifadesini kullanıyor.

Anne Sevgisi
Öyle görünüyor ki anne sevgisi tüm sevgi çeşitleri arasında en saf ve en temiz olanıdır. Çünkü anne sevgisi koşulsuzdur. Hiçbir karşılık beklemez. Çocuğunu sevmesi için sadece bu yeterlidir. Onun bakımını korunmasını sağlamaya çalışır ve gelecekte mutlu bir yaşam sürmesi için çabalar. Duygusal bağın en derin olduğu sevgi türüdür.

Kendini Sevme'de insan Narsist ya da bencil olursa sevme yetisinden gerçek anlamda yoksundur. Buna karşılık sevgi insanın kendisini sevmesi ile başlar. Yani benim diğer insanları sevebilmem için öncelikle kendini sevmem gerekir. Aynı öze sahip olan insanların bir bütün olabilmesi bireyin kendisinden geçiyor. Tanrı sevgisinde de bu böyledir.

Son olarak Sevgi'nin tanımını, nasıl olabileceğini şu sözlerle çok iyi bir şekilde açıklıyor Fromm:
"Sevgi ancak iki insan birbirlerine varlıklarının özünden bağlanır, her biri kendisini varlığının özünden tanırsa gerçekleşir. İnsan gerçeği de, canlılığı da sevgisinin temeli de, işte bu "özden tanıma" deneyimidir. Böyle oluşan sevgi sürekli meydan okumadır. Bir köşede dinlenme değil, çabalama, hareket etme, beraber çalışmadır. Öyle ki uyum ya da çatışma, neşe ya da üzüntü bile ikincil kalır. Önemli olan iki insanın birbirlerini varlıklarının temelinden yaşaması, kendi kendilerinden kaçmak yerine birbirleriyle bütünleşirken, kendi kendileriyle bütünleşmeleridir. Sevginin varlığının bir tek kanıtı vardır; bağlılığın derinliği, seven kişilerin her birinin, ilgisindeki canlılık ve güçlülük. İşte bunlardır sevginin sunduğu meyva..."
126 syf.
·12 günde
"Sevgi bizi zamanın yıkımından koruyan yıkılmaz bir kaledir" /Costance Foster

Neredeyse hemen hemen her düşünür sevgi üzerine bir şeyler söylemiştir, Foster'ın ki gibi ya da tam aksini savunan, milyonlarca söz bulabilirsiniz. Çünkü gerçek sevgi, üzerine o kadar çok konuşulması gereken bir konudur ki her şey ondan ve onun yoksunluğundan çıkmıştır. Hiçbir kimse yoktur ki "sevgi hakkında ne düşünüyorsun" sorusunu es geçsin. Yediden yetmişe herkesin kendince bir görüşü, düşüncesi, aforizması mutlaka vardır.


"Sevgiden sözetmek «boş öğütler vermek» değildir, çünkü sevgiden söz etmek en basitinden en temel ve gerçek gereksiniminden söz etmek demektir. Bu gereksinimin karanlıkta kalmış olması, onun varolmadığını göstermez. Sevginin doğasını ayrıştırmak, onun günümüzdeki eksikliğini görmeyi ve bu eksikliğin toplumsal nedenlerini araştırmayı gerektirir, Sevginin yalızca ayrıcalıklı
bireysel değil de sosyal bir olgu olarak gerçekleşebilirliğine inanmak, insanın doğasını bilerek temellendirilmiş ussal bir İnançtır." Syf 126. Bu alıntı sevgi adına bir çok şeyden, kaybedilen ya da aslında hiçbir zaman kazanılamamış olan o duygudan bahsediyor. Çoğu kimse sevgiden bahsetmeyi "boş bir öğüt" olarak görüyor. Aslında bunun ne kadar acı bir şey olduğunu sevgisizliğin insanı düşürdüğü durumlara bakarak teyid edebiliriz. En göz önünden bir örnek verecek olursak, halkını gerçekten sevdiğini söyleyen barış ve huzurdan bahseden politikacıların sevgilerini sevdiklerine gösterme şekilleri, insanlığın birbirine olan sevgisi hakkında hiçbir endişeye mahal vermiyor!!!

"Gerçek sevgi" tüm canlıların ihtiyaç duyduğu ve içten içe bir özlemle aradığı şeydir. Hepimiz bunun ne kadar klişe, gerçek ve aslında ne kadar kolay olduğunun farkındayız. Bir canlıyı sevmek, gerçekten sevmek aslında çok basit, kural şu; bir şeyi kalpten seveceksin ve sadece sevmiş olacaksın, sevgini gösterme eylemi dışında başka hiçbir katkıya gerek yok, zaten herhangi ufak bir dış etken sevginin saflığını ve gerçekliğini derinden etkileyen bir unsur oluyor. Taoist paradoksal düşünce der ki " benim söylediklerimi anlamak ve uygulamak çok kolaydır, fakat dünyada onları anlayabilecek ve uygulayacak hiç kimse yoktur." Umarım bu sorunu çözüp sevgiyi bu paradokstan kurtarabiliriz.

Peki katkısız, beklentisiz, saf bir sevgi mümkün mü?

Fikrimce aslında pek mümkün değil ama imkansız da değil! Bir şeyi sevmeye başladığımızda onu gerçekten sevdiğimizi düşünürüz bu düşünceyle sevmeye başlarız zaten fakat zaman ilerleyince o şeye duyduğumuz sevgi şekil değiştirir. İnsani bazı menfaatler girer işin içine o zamanda bu artık gerçek sevgi olmaktan çıkar. Hâla o şeyi hayatımızdan çıkarmıyor olmamızın sebebi alışkanlıktır, evet sevgi duyguduğumuzu sandığımız şeye aslında alışmışızdır ve onun yokluğu yine bizi bazı menfaatlerden mahrum kılacağı için ondan vazgeçemeyiz. Kitap da aslında bir çok yerde gerçek sevginin mümkün olabileceğini söylüyor ben de şöyle düşünüyorum. 'Gerçek sevgi vardır ama henüz gerçekleşmemiştir.' Bunu kimin ne zaman gerçekleştireceğini bilemem, belki hiçbir zaman bilemeyeceğiz ama buna aşırı derecede ihtiyacımız olduğu aşikar.

Fromm sevgi kuramını üç bölümde incelemiş, en sevdiğim bölüm üçüncü bölüm olan "Sevgi Nesneleri" bölümüydü. Bu bölümü beş başlık altında değerlendirmiş bunlar;
-Kardeşlik sevgisi
-Anne sevgisi
-Cinsel sevgi
-Kendini sevme
-Tanrı sevgisi
Bu konuları kısa fakat çok dolu bir şekilde işlemiş. Gerçekten istifade ettiğim birçok bilgiyle dolu. Sırf bu bölüm için bile okunabilir. :))

Kitap, sevmenin de diğer sanatlar gibi bir sanat olduğunu ve bu sanatı görebilmemiz için göstermemiz gerektiğini söylüyor. Nasıl ki heykeltıraşlığa, ressamlığa, vb. Sanatlara ilgi duyan insanların bunları öğrenmek için çok fazla çaba sarf etmesi gerekiyorsa ve bunun için iyi bir Usta'dan ders alınması gerekiyorsa sevme içinde aynı şeyleri yapmak gerektiğini savunuyor.

Peki gerçek bir sevgi ustasını nereden bulacağız? Bilmiyorum. Bilen, bulan olursa haberdar etsin :))

Son olarak kitap gayet sade ve anlaşılır çevrilmiş ve size sevdiğinizi söylediğiniz her şeyi gerçekten sevip sevmediğinizi sorgulatacaktır. Kendinizi sorgulamayı seviyorsanız mutlaka okuyun derim :))

Göz nurunuzdan ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim. Huzur dolu okumalar =∆
Bize çiçekleri sevdiğini söyleyen bir kadının, çiçekleri sulamayı unuttuğunu görürsek, onun çiçek 'sevgisi'ne inanmayız. Sevgi, sevdiğimiz şeyin büyümesi ve yaşaması için gösterdiğimiz 'etken ilgi'dir.
"Hayatımıza giren herkes değerlidir ; ama herkes özel değildir. Saygı hepsine , sevgi layık olana verilir."
Sevmek kendini hiçbir garanti olmadan adamak, sevgimizin sevdiğimizde sevgi uyandırmasını umarak kendimizi, bütünüyle vermek demektir.
Erich Fromm
Sayfa 133 - DE Yayınevi(1979 basım)
Eğer bir kişiye "seni seviyorum" diyebiliyorsam, "sende herkesi seviyorum, seninle tüm dünyayı seviyorum, sende aynı zamanda kendimi de seviyorum" da diyebilmeliyim.
Anne içinden çıktığımız yuvadır, doğadır, topraktır, okyanustur.
Erich Fromm
Sayfa 49 - DE Yayınevi(1979 basım)
“Kim bir yaşamı kurtarırsa, bütün dünyayı kurtarmış, kim bir yaşamı yok ederse bütün dünyayı yok etmiş sayılır.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sevme Sanatı
Baskı tarihi:
Ağustos 2006
Sayfa sayısı:
180
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756249208
Orijinal adı:
The Art of Loving
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İlya Yayınevi
Basımının 50. Yılında Dr. Rainer Funk’un Sonsözüyle

Hiçbir şey bilmeyen, hiçbir şeyi sevemez.
Hiçbir şey yapamayan, hiçbir şeyden anlamaz.
Hiçbir şeyden anlamayan insan değersizdir.
Oysa anlayan biri,
hem sever hem fark eder hem de görür…
Bir şeyde ne kadar bilgi varsa,
o kadar büyük sevgi vardır…
Bütün meyvelerin çileklerle aynı zamanda
olgunlaştığını zanneden biri,
üzümleri hiç tanımıyor demektir.
Paracelsus

Kitabı okuyanlar 2.534 okur

  • Karamazov
  • Kubraaa
  • Burak Soyer
  • Yasin
  • Necirvan Baran
  • Hasan Hüseyin Beydil
  • Tuğba öztürk
  • Nida Erbil
  • Burhan Elmas
  • Seyfettin

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%3.1 (20)
9
%2 (13)
8
%1.1 (7)
7
%0.9 (6)
6
%0.6 (4)
5
%0
4
%0.2 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları