·
Okunma
·
Beğeni
·
2.519
Gösterim
Adı:
Şeytanın İksirleri
Baskı tarihi:
Nisan 2019
Sayfa sayısı:
368
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750739378
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Şeytanın İksirleri
Şeytanın İksirleri
Bir keşiş, acımasızca işlenen cinayetler, lanetli aile bağları: Şeytanın İksirleri, bilinçaltının tehlikeli arzularından kaynaklanan dehşeti, XIX. yüzyıl edebiyat geleneğinin “kötücül ikiz” motifiyle harmanlayan bir başyapıt. Romantik Alman edebiyatının çok yönlü sanatçı kimliğiyle öne çıkan ismi E.T.A. Hoffmann’ın bu ilk romanı, karanlık güçler tarafından suç batağına sürüklenen Keşiş Medardus’un kurmaca yaşamöyküsünü aktarır. Keşiş Medardus’un ölümcül günahlarıyla dolaştığı manastırlar, işkence ve ölümün kol gezdiği zindanlar, insan ruhunun karanlık dehlizlerini temsil ederken biz de tutku, ölüm, haz, delilik ve lanetin girdabına yakalanırız.

Bugün Alman edebiyatının en ünlü korku klasiği olarak edebiyat tarihinde yerini alan Şeytanın İksirleri, insanı kendi gölgesiyle karanlık yüzlü kendi ötekisiyle yüzleştiren büyük bir roman, kesintisiz her an delilikle baş başa bırakan bir yapıt, tekinsize bir giriş.
368 syf.
·Puan vermedi
Yazarın bir manastır ziyareti sırasında eline geçen, orada daha önce yaşamış Keşiş Medardus'un anılarını kaleme almasını anlatan notuyla başlar kitap. Kitabın yazılış tarihi de 1815-1816 yıllarıdır.
Bu giriş notu ve Medardus'un anılarını okumaya başladığımda aklıma gelen Umberto Eco'nun "Gülün Adı" adlı eseri oldu. Bu eserde de kilise mensubu birinin anılarını yazdığı el yazmalarından ve kaleme alınışından bahseder. İki eserin girizgahı arasındaki benzerlik açıkçası soru işaretleri yarattı kafamda. Acaba Umberto Eco bu romandan haberdar mıydı? Ya da Eco'nun bilgisi dahilinde olmayan bir benzerlik mi söz konusu? İtiraf etmek gerekirse bu soruları çok da kurcalamadım. Esinlenme olsun olmasın nihayetinde Eco büyük ve kaliteli bir yazar ve bu benzerlik onun eserine de yazarlığına da asla gölge düşüremeyecek mahiyette.
Şeytanın İksirleri'ne geri dönecek olursak; öncelikle kitabın ismi, Aziz Antonius adlı bir kimsenin şeytanla karşılaşması ve şeytandan, insanı yoldan çıkaracak olan iksir şişelerini alması ve saklaması hikayesinden gelmektedir. Söz konusu bu iksirler manastırda kutsal emanetler arasında saklanmaktadır ve kahramanımız keşiş Medardus, bu kutsal emanetlerin muhafazası ile görevlendirilme şerefine nail olmuştur. Her şey Medardus'un bu şişelere yönelik merakına yenik düşmesiyle başlar ancak kitabın vermeye çalıştığı asıl nokta, deliliğin, kötülük isteğinin genlerle birlikte nesilden nesile taşındığı gerçeğidir. Bu gerçek, yazar tarafından kitabın tamamına yayılmıştır.
Belirtilen el yazmalarındaki olay 1700'lü yıllarda gerçekleşmiştir. Yazar Hoffman her nedense net bir tarih vermekten kaçınır. Bazı kont, prens isimleri, kasaba, köy isimlerini yazmaktan da itinayla kaçınmıştır.

Medardus'un maceraları sırasında tanıştığı insanlar, gördüğü kasabalar, karşılaştığı olaylar Skolastisizmden Rönesans'a geçiş emareleri gösterir. Öyle ki soylu olup olmadığına bakmaksızın bilimle ve sanatla ilgilendiği için alt tabakaya mensup olan insanları sarayına davet eden, onlarla sohbet edip partiler veren Prensler vardır. Yahut kilisenin siparişi olan azize resmi yerine Antik Çağa ait pagan tanrıların resmini yapma cüretini gösteren bir ressam da satır aralarında yaşar.
Bunun yanı sıra Orta Çağa hakim olan soy esasının, sanayi devrimi ile birlikte toplumsal ve tarihsel dönüşümünü tamamlayıp yerini burjuvaziye bıraktığı görüşü de kitapta yerini almaktadır.
Dilinin güzelliği ve akıcılığı (çevirmen iyi çalışmış olmalı)
Keşiş Medardus'un sinir krizlerini, gördüğü rüyaları ve hezeyanlarını anlatırken bile ağırlığını korur.

İyi okumalar dilerim :)
368 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Selam️ Ernst Theodor Amadeus Hoffmann “Die Elixiere des Teufels / Şeytanın İksirleri”

Hoffmann’a dair; 1776’da doğan Alman asıllı yazar, hukuk öğreniminden sonra devlet memurluğuna atanır, Prusya işgalindeki Polonya’da çalışmaya başlar. 1806’da Prusya Napoleon tarafından yenilgiye uğratılana kadar görevini sürdürür. Sonrası bir hukukçu için enteresandır, zira 1814’e kadar müzik eleştirmenliği ve tiyatro müzik yönetmenliği yapıp, bir de bale besteler. 1814’den itibaren edebiyata yönelir. Phantasiestücke in Callots Manier adlı öykü kitabını yazar ve 1816’da yeniden devlet hizmetine girerek, yargıçlık yapmaya başlar. Şeytanın İksirleri 1815-1816 yıllarında yazdığı ilk romandır. Yazarlık macerası 1822’de Berlin’de ölene kadar devam eder.

Kendi içinde birinci ve ikinci cilt diye ayrılan eser, toplam yedi bölümden oluşup, ben bu hikâyeyi manastır arşivinden, el yazmaları arasından okuyup siz okurlara aktarıyorum diye belirten bir yayımcı notu ile başlar.

Din adamı olmak üzere, çocukluktan itibaren manastırda yetiştirilen Franz (kutsal yeminini ettikten sonra kendine Medardus adını seçer), Prenses diye de anılan Başrahibe gözetiminde çocukluk yıllarını geride bırakıp, Kapuçin manastırında görev alır.

Not; Eserin içinde sık sık geçen Kapuçin (Kapusenler) Hristiyanlıkta Katolik kilisesinin dallanıp budaklanmış birçok tarikat ve uzantılarından; Fransisken tarikatının kollarından biri. Tarikatlar genellikle, Aziz ya da Azize mertebesine yücelttikleri kişi isimleri ve onlar adına kurulan ibadethanelerle varlıklarını sürdürüyorlar. Yine eserde bahsi geçen Dominiken tarikatı ve Klarissen rahibeleri gibi ayrıntıları isterseniz ayrıca araştırabilirsiniz.

Hristiyan teolojisi üzerine yaslanmış felsefeden, dönem olarak sıyrılışın (Skolastik felsefe/düşünce) dolayısıyla engizisyonun geride kaldığı, Rönesansın zarif etkileri ile dirsek temasında ama sanayi devriminin tam ortasında bir zaman aralığı, kitaptaki sancıların fonunu oluşturuyor.


Medardus; belagatı kuvvetli eğitimli bir keşiştir, kısa zaman içinde vaazlar vermeye başlar. İyi bir hatip olmasının karşılığında da, manastıra sırf onu dinlemek için insanlar akın eder, bu da benliğinde kibrin ilk filizlerini vermesini sağlar. Manastır içindeki esas görevi, kutsal emanetlerin muhafaza edildiği odadır. Meraklı mizacı, kendinden önce bu görevi sürdüren keşişin, halefine aktardığı menkıbeler; onu “iksir” şişesine ulaştırır.

Aziz Antonius’un şeytanla karşılaşmasında eline geçen bir iksir şişesi bu odada korunmaktadır ve Medardus ona kayıtsız kalamaz. Artık vaazları daha ateşli, daha tutkulu, neredeyse kendini Aziz mertebesine yücelttiği, içten içe kibrini mayalayan insanlar karşısında kendinden geçecek kadar, şuurdan yoksundur.

Not; Rönesansın Almanya’daki en büyük tesiri dini resim ve tablolar üzerindedir.

Kitabın kilit noktalarında esere bir anda dahil olup, bir anda yok olan ressam karakteri birden fazla şeyin sezdirme yoluyla anlatımıdır. Vaazlardan birinde karşısında, topluluk içinde gördüğü ressamın varlığı Medardus’u çileden çıkarır. Ne dediğini bilmeden konuşmasına devam edip, kendinden geçip yığılıp kalır. Durumun vehametini farkeden başrahip onu, Roma ve papaya yapılacak bir görev için tayin eder. Maksat, içinde bulunduğu ruh halinden kurtulmasını sağlamaktır. Lakin kötücül hisler artık taşıyanın içindedir ve gittiği her yere onları taşır. Seyahat macerasının başından itibaren, din adamı kimliğinden uzaklaşır. Gittiği gördüğü yerler ve karşılaştığı insanların bir kısmının isimleri yok, sıfatlarla geçilmiş, müphem. Bunun sebebini de yazar, sakınılan soyun hala aynı yerlerde yaşamlarını sürdürmelerine bağlamış.

Tüm Avrupa hatta dünyaya hakim olan, soy esası, asilzadelerin sadece asilzadelerle birlikte olduğu ya da zaman geçirdiği dönemin yavaş yavaş sonu gelmiştir ve esere yansır. Yolculuk sırasında rastladığı Prens, Baron, Kont vs gibi asiller, onu bilgisi, bilime sanata olan yakınlığı ile değerlendirip sofralarına buyur edecek durumdadırlar.

Yazarın ayrı bir bölüm açıp anlatma gereği hissettiği Medardus’un aile bağları (soyu) sisli puslu bir alan içinde bırakılmış “kötücül ikiz” motifine de biraz olsun ışık tutar. Kötülük genetik bir miras mıdır? Babadan oğula mı geçer? Bu soru eserin omurgalarından biri.

Karanlık tarafa yatkınlık, her insanın kendi şeytanını içinde zaptetmeye çalışması ya da serbest bırakması, yoldan çıkmanın koşullar, tercihler ya da başka faktörlerle mi gerçekleştiği, arka arkaya gelen sorular arasında.

Delilik ve hayaller sınırında geçen günler geceler, Katolik kilisesinin engizisyon sonrası bile devam eden işkenceleri, yoldan çıkmış papa, nedamete ermek için kişinin kendi kendisine zulmü (Kapuçin tarikatı, günahların affı için inziva ve acıya inanıp, esas alıyor) gibi gibi devam eden birçok ayrıntının daha olduğu eser, okurken beni zorladı.

Neyin gerçek, neyin hayal ya da rüya olduğu, ne kadarı Medardus ne kadarı, motif kabul edilene ait olduğu belirsizlikler içinde kalmış satırlar, esere konsantre olmamı güçleştirdi.

Böylesi kompleks bi eserden ve üzerine harcadığım mesaiden memnun kaldım ve tavsiye listeme aldım diyemiyorum. Belki de “niye” kısmındaki yetersiz anlatımıma, anca okuduğunuzda tam manasıyla hak verebilirsiniz.
Son zamanlar okuduğum en güzel çeviriydi. Çok leziz, çok zengin bir Türkçe ile çevrilmiş. Çevirmenine saygılarım ayrıca sunuyorum.
Hep dediğim gibi, her okurun her kitaptan aldığı keyif farklı, tercih her daim sizin.
Saygılarımla
368 syf.
·9 günde·8/10 puan
Yasadigi bir olay yuzunden kesis olmaya karar veren Medardus' un dunyevi hayati birakamayacagini anlayarak yollara dusmesini ve bu surecte basina gelen olaylar hikayelendirilmis kitapta. Okudugum guzel kitaplar arasin da yerini aldi kesinlikle. "Seytanin İksirleri" ni okumak cok keyifli ve heyecanliydi...
Kitapla kalin...
368 syf.
·4/10 puan
Öncelikle çeviriyi pek beğenmedim. Anlasilmasi zor cumleler vardi. Akrabalik iliskilerini anlatan bir bolum vardi asla kim kimin neyi anlamanin imkani yoktuhicbir karakterle bag kuramadim zaten bas karakter disinda kitap boyu kalan kimse yok hic guzel degildi. Aslaaaa okuyup vaktinizi kaybetmeyin derim. Ben arka kapak okuyup almistim yorumlara bakmadan aldigim ilk ve son kitap.
368 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
Kitapların tercümesinde, eserin değerini koruyarak yorumlamak kitabın kendisi kadar önemli; hatta daha da önemli. Her dilin kendine ait atasözleri, deyimleri ve sözcük hazinesi vardır. Bu romanda çevirmen, eseri Türkçeye uyarlamada çok başarılı olmuş. Cümleler su gibi akıp gidiyor; anlatımın büyüsüne kapılmamak imkânsız...

Hikaye, rahip Medardus' un nefsiyle mücadelesini konu ediyor. Aslında hepimizin hikayesi bu. Hepimiz dünyaya ve onun meyvelerine ne kadar dirayetliyiz? İşte rahip de bunu yaşayarak öğrenecektir; büyük bedeller ödeyerek hem de...
368 syf.
·8/10 puan
Hikaye Medardus adlı karakterimizin, onu, keşiş arkadaşlarının olmasını istedikleri kişi olarak görmeleri, ama kendini dünyevi olaylardan, şehvetten, tutkudan, aşktan uzaklaştırma çabası aslında onu bu durumun içine daha fazla düşürdüğünü görmemizi sağlıyor. Hepimiz biliyoruz ki, bazen zihnimiz bizlere oyunlar oynar. Bizleri daha çok bu ürkütücü hisse mahkûm eder. Zira o kaçtığımız ve saklandığımız şey bizi sıkıştırmanın bir yolunu bulur. Bu nedenle Medardus'un da isyanlarına, hezeyanlarına şahit oluruz kitapta. Şeytanın tuzağına yakalanıp, ona bu yolculuğunda, insanın kendi karanlık yönleriyle yüzleşmesini ve bununla başa çıkılmasının ne kadar zor ve acı verici bir durum olduğuna eşlik etmiş oluyoruz.

Dilinin akıcı ve zengin olmasından dolayı da severek okuduğum bir kitap oldu kendisi.
368 syf.
·Beğendi·7/10 puan
Şeytanın İksirleri
20.08.2020
Yazarın ilk romanında merakına yenik düşen bir keşişin başına gelenler ,oldukça karışık ve lanetli aile bağları ile saplantı mı aşk mı okuyunca düşüneceğiniz serüvenini okuyoruz.
.
Özellikle ikizin dahil olduğu ve aile bağlarının açıklandığı kısımlar için oldukça dikkat isteyen,iki cildin tek basımda birleştirildiği bir eser.
.
Hugo,Puşkin,Dostoyevski ve Poe'yu etkilediği belirtilen yazarı tanıdığıma memnun oldum.Diğer eserlerini de okumayı düşünüyorum.
368 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Tesadüfen karşıma çıkan bir kitap iyi ki tesadüf etmişiz
Yazarın giriş notu ile başlıyor kitap, manastıra yaptığı bir ziyarette daha önce orada yaşamış keşişin anılarını, kaleme aldığını ,kendi hissettiklerini okuruna geçmesini temenni ederek başlıyor

Bir keşiş, acımasızca işlenen cinayetler, lanetli aile bağları: Şeytanın İksirleri, bilinçaltının tehlikeli arzularından kaynaklanan dehşeti, XIX. yüzyıl edebiyat geleneğinin “kötücül ikiz” motifiyle harmanlayan bir başyapıt.
368 syf.
·5 günde·7/10 puan
Kitabın ana karakteri olan Medardus,Kapuçin Tarikatının rahibi olma yolunda ilerlerken,hem dünyevi olanın hazzını isteyen hem de dünyevi olanın hazzından arınmaya çalışarak ikiye bölünen kişiliğin sonucu gelişen olayların hikayesi anlatılmaktadır.
Fazla kafa yormadan, her türlü cazibenin peşine takılabilen dünya insanlarının, kişiyi ilahlaştıran hayranlığı gözlerimi kamaştırdı..
Kendisini hayata bağlayan her şey çoktan ölüp gittiği halde hala dünyanın üzerinde dolaşan, yalnız bir hayalet gibi hissediyordum kendimi.
Sevgi çemberinden dışarı bir kez çıkılmaya görsün, aradaki mesafe ne olursa olsun çok uzaklara gitmiş gibi ayrılık acısı çekilir ille de..
Kendisini hayata bağlayan her şey çoktan ölüp gittiği halde hala dünyanın üzerinde dolaşan, yalnız bir hayalet gibi hissediyordum kendimi.
Sıkı bir yüzücü olarak, hayatın en hareketli dalgalarında karanlık sulardan başımı cesaretle kaldırıp suyun üzerine çıkma gücümü hiç yitirmedim ben..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Şeytanın İksirleri
Baskı tarihi:
Nisan 2019
Sayfa sayısı:
368
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750739378
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Şeytanın İksirleri
Şeytanın İksirleri
Bir keşiş, acımasızca işlenen cinayetler, lanetli aile bağları: Şeytanın İksirleri, bilinçaltının tehlikeli arzularından kaynaklanan dehşeti, XIX. yüzyıl edebiyat geleneğinin “kötücül ikiz” motifiyle harmanlayan bir başyapıt. Romantik Alman edebiyatının çok yönlü sanatçı kimliğiyle öne çıkan ismi E.T.A. Hoffmann’ın bu ilk romanı, karanlık güçler tarafından suç batağına sürüklenen Keşiş Medardus’un kurmaca yaşamöyküsünü aktarır. Keşiş Medardus’un ölümcül günahlarıyla dolaştığı manastırlar, işkence ve ölümün kol gezdiği zindanlar, insan ruhunun karanlık dehlizlerini temsil ederken biz de tutku, ölüm, haz, delilik ve lanetin girdabına yakalanırız.

Bugün Alman edebiyatının en ünlü korku klasiği olarak edebiyat tarihinde yerini alan Şeytanın İksirleri, insanı kendi gölgesiyle karanlık yüzlü kendi ötekisiyle yüzleştiren büyük bir roman, kesintisiz her an delilikle baş başa bırakan bir yapıt, tekinsize bir giriş.

Kitabı okuyanlar 91 okur

  • Didem Yazıcı Karatay
  • spve
  • Aybike Begüm OKUR
  • berfin
  • Gülizar Çelik
  • Muzaffer BİLSİN
  • Zeynep Okur
  • Ayşe
  • Serkan Baş
  • ilknaz serap önder

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%5.9 (2)
9
%5.9 (2)
8
%8.8 (3)
7
%2.9 (1)
6
%0
5
%0
4
%5.9 (2)
3
%0
2
%0
1
%0