Adı:
Şeytanname
Baskı tarihi:
Ekim 2015
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051419251
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Роковые яйца - Дьяволиада
Çeviri:
Erdem Erinç
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Şeytani
Şeytanname
Gogol, hicvini korku unsurlarından yoğurmuştu; eserleri her türlü garabetin meskeni, yaşam alanına dönmüştü. Cinler ve şeytanlar korkutup kaçan figürler değil, ana kahramanları olmuştu. Gogol'den sonra evsiz kalan üç harflilere başlarını sokacakları eserler veren de Bulgakov idi. Bir akrabalık bağını takip etmemizi mümkün kılan da, her türlü gotik zevatın hem Gogol, hem de Bulgakov'un eserlerinde korkuturken güldürmesiydi. Hâlâ daha olanca ağırlığıyla küçük insanlarını ezen meşhur devlet bürokrasisiyle toplumsal bellekler bu iki ismin eserlerinde hesaplaştılar.

Şehre sessiz sedasız gelen müfettiş ile, şehre sessiz sedasız gelen şeytamr. gözler önüne serdikleri aynıydı. En kalabalık halleriyle Mir gorod'ta arz-ı endam eden kahramanların, neşe ve enerjilerinden bir şey kaybetmeden kendilerini Üstat ile Margarita'da bulması tesadüfi değildi. Tıpkı Ölü Canlar'm Çiçikov'unun yolculuğuna Sovyet Moskova'sında devam etmesi gibi. Biri diğerinin yıllardan ve akımlardan süzülmüş tezahürüydü.

Gogol'un mirası birisine kalmışsa, o da Bulgakov'dur.
(Tanıtım Bülteninden)
84 syf.
Dikkat: İnceleme 'yorum' değil,  'tespit' içermektedir!

Vallahi yorumlayamayacağım. Böyle beyin yakan kitaplarla karşılaşmak çok güzel ama sonra anlamlandırması beter. En iyisi bol bol tespit yapmak. Kitap boyunca en keyif veren şey de bu oldu.

- Öncelikle, kitabı okurken burnuma sürekli kibrit ve kükürt kokusu geldi. Az daha ben de zehirleniyordum. Haa karakter zehirlendi mi zehirlenmedi mi? O da yoruma açık :)

- Ana karakterimiz Korotkov çok isteyerek gitmese de sistemin dayattığı işinden kovulunca, kediotu tozu koklamış bir kedi gibi kıvranıp kıvranıp durdu. Bunu gerçek hayatta mı yoksa beyninde mi yaptı o da muamma.

- Kitap, Kafka'nın hikayeleri gibi aslında. Ama biraz daha keyiflisi. Biraz içine Gogol kaçmış Kafka gibi. Nasıl ki bir 'Dönüşüm' kitabına birçok farklı yorum yapılabilirse, bu kitap için de aynısı geçerli diye düşünüyorum.

- Biraz sanki Sadık Hidayet'i de aklıma getirdi kitap. Sadık Hidayet'in hikayelerine epey bir atraksiyon ekleyin alın size Şeytanname:)

- Kitap boyunca ana karakter Korotkov sanki 'Vanilla Sky' filminden kopup gelmiş bir Tom Cruise gibiydi benim için. Onun biraz daha şehvetsiz olanı sanki :) Çünkü Korotkov'un derdi başka. Ama aynı o filmi izlerken yaşadığım hisler... Aynı beyin yanması.

- Karakterler de  Rus edebiyatında değil de Güney Kore dizisinde oynayan tipler gibiydi. Öylesi abartı davranışlar. Fantastik öğelerle birlikte içine çekiyor insanı. Gerçi bunda Gogol'un da etkisi var diyebiliriz.

- Baştan sona kadar da adeta bir Tom ve Jerry çizgi filmini izliyormuşum gibiydi. Sürekli kaçan kovalanan hesabı bir kısır döngü... Bir sürü şey oluyor ama kimse zarar görmüyor :)

- Çok uzun zamandır böylesine tespit yapabildiğim, farklı yerlerden tutabildiğim bir roman okumamıştım. Çok yaşa sen Bulgakov. E mi?  :)

- Kısaca özetlemek gerekirse; dayatılan sistemde sürekli bizi mutsuz eden, sürekli bizi peşinden koşturan, hatta bazılarının olağan karşıladığı bu kesmekeş bizi ya Kafka'nın böceğine dönüştürür ya da Bulgakov'un Yoldaş Korotkov'u gibi bir girdabın içinde döndürür de durur.

- Kitapta altını tek çizdiğim yeri paylaşarak bitireyim tespitleri.  Sanırım bu kitap boyunca hem benim hem de karakterin kafasında oluşan tek şeydi:

"Tanrı aşkına, neler oluyor böyle?"
84 syf.
·7 günde·9/10
Rus yazarlarının en sevdiğim yanıdır gerçekçi olmaları. Öyle gerçekçiler ki olaylarına ve karakterlerine günümüzde dahi rast gelme imkânımız çok yüksektir. Bulgakov da biraz Gogol’un izinden gitmiş gibi geldi bana. Neden Gogol anlatsana biraz? Dedim kendi kendime.

Gogol’un karakterleri hayatın, bürokrasinin ve kendini önemli addeden insanların dayatmalarına karşı tek başına mücadele edemezler. Mücadele edemediği gibi bunun altında ezilirler de. Şeytani adlı eserimizde mücadele eden kahramanımızın çabası da bu minvaldedir. Sürekli bir çaresizlik içinde çıkış yolu arayışı vardır ama ne çare!

Gogol gibi kendini önemli addedenlerin cakasını palto gibi basit bir eşya ile bozuyor mu?

İsterseniz bu sorunun cevabını okuduktan sonra siz karar verin. Ben ise bundan sonraki hikâyemi Bulgakov'a ithaf ediyorum. Dileyen okuyabilir.




Bilinçaltının Şeytani Oyunu

Yüreğindeki anlamsız duygu yoğunluğuyla yatakta doğruldu. Rüzgâr, tahtakurularının istilaya uğrattığı ahşap pencereden ıslık çalarak ve sinsice içeriye sokuluyordu. Handiyse pencere açık olsa içerde ne varsa dışarı atacakmışçasına da nedensiz öfkeliydi. Sırtındaki atleti eliyle yokladı ve inanılmaz terlemiş olduğunu fark etti. Diğer yandan kalbi, bir ordunun hücum emri almış davulcularının tokmağıyla vuruluyormuşçasına güm güm atıyordu. Derin nefes almaya, ardından sakinleşmeye çalıştı. Ansızın bir siluet, zihninde şimşek çakması edasında göründü ve kayboldu.

Banyoya üstündeki gecelikle atleti çıkartarak yarı çıplak vaziyette vardı. Musluğu açtı ve bir süre sıcak suyun gelmesini beklemeye koyuldu. Aynada kendini aradı. Gözlüğü olmadığından net olmayan görüntüsü onu hoşnut olmayan bir yüz ifadesiyle karşıladı. Aynadaki görüntüsüne cevap gelecekmişçesine umursamaz; “neydi şimdi bu?” diye sordu.

Aynada ilkin, eski bir okul olduğu izlenimi uyandıran aşınmış parkeler, boyası kalkmış duvarlar, tozlanmış iki adet kanepe, çay koymak için parkeden mi yoksa ayaklarındaki ölçütsüzlükten midir anlaşılmayan, sürekli sallanan bir masa ve gazete kâğıtlarının sıkıştırılmasıyla kapatılmış pencerelerin olduğu bir bekleme salonu gözüktü. Ardından birilerinin oradan gelip geçmesiyle görüntü hareketlenmeye hemen ardından da bu görüntünün; kendini de harekete dahil etmeye başladığını fark etti.

Bir süre ne yapacağını bilemedi. İki haftadır devam eden baş dönmeleri şimdilik onu rahat bırakmış gibi gözüküyordu. Ayağa kalktı birkaç adım attı, döndü oturdu, kalktı tekrar oturdu… Neden sonra keskin bir eter kokusu vuku buldu köhne salonun orta yerinde öyle ki tozun rahatsız ediciliğinin artık esamesi okunmaz olmuştu. Hiç duymadığı tuhaf bir zil sesi salondaki tekdüzeliği sonlandırdı. Çocuklar bağrış çağrış sınıflarından çıktılar ve adeta merdivenlerden kayarak bahçeye vardılar. Az zaman sonra sesler uzaklaştı ve neredeyse yok oldu. Gevşek parkenin üzerindeki bacağını, hızlı ve ritimli bir vaziyette sallayarak tedirginliğini geçirmeye çalıştı ama olmadı. Gözü bir sınıfın kapısına odaklandı kaldı. En nihayetinde beklediği an geldi. Bayan D. bir elinde sınıf defteri diğer elinde çantasıyla mağrur, sınıfın kapısında belirdi. Kalbi duracak gibiydi çünkü aşık olduğu kadındı bu. Bayan D. dalgalı saçları, uzun küpeleri, kömür gibi gözleri ve sürekli gülümsüyormuş hissi veren dudakları ile her zamanki gibi alımlıydı. Gözlerini bir an olsun Bayan D.’den ayırmadı. Bayan D.’nin kendisine doğru yaklaştığını fark etti ve kısa zaman sonra yanına oturuverdi. Çantayı ve defteri, sallanan masanın üstüne koymasını ve kendisine dönmesini tüm varlığıyla takip etti. Elleriyle ellerini kavradı. Acı mı çekiyordu yoksa gerçekten mutlu muydu ayırdımına varmadı. Ona, onu ne kadar çok sevdiğini söyledi. O ise sadece susuyor kızgınlık pişmanlık arası bir bakışla ona bakıyordu. Birbirlerinin gözlerinde hiç gerçekleşmeyecek olan geleceklerini gördüler. Gözlerini Bayan D.’nin ellerine nişanladı ve Bayan D’nin yüzüğünü son anda fark etti ve ona “sen evlisin bunu biliyorsun değil mi?” demeye kalmadı sarıldılar ve ne kadar zaman öylece kaldılar bilinmez. Sonraları yalnızca sarsıla sarsıla ağladığını anımsadı.



Eter kokusu şiddetini daha da arttırdı ve bir anlamda eter, kendisine gelmesine yardımcı oldu. Hayır, kimseyle konuştuğu yoktu. Sarıldığı kimsede. Kaldı ki burası bir hastanenin bekleme salonuydu. Durmaksızın salladığı ayağının altındaki parke gıcırdamaya devam ederken sürekli bakadurduğu kapı açıldı ve beyaz önlüklü bir adam üzüntülü yüz ifadesiyle uzaktan kendisini karşıladı ve tek bir kelime etmeden sadece başını iki yana sallamakla yetindi.

Musluktan akan suyun ısınmasıyla ayna buğulandı ve aynadaki hareket hızla yavaşladı, bir zaman sonra durdu hemen ardında da görüntü yok oldu. Geriye miyop gözlerinin güven vermeyen bozuk algısıyla kendini bir kez daha zar zor seçebildi. Aklına bir şey düşmüşçesine hızla yüzünü yıkadı, giyindi, arabanın anahtarlarını aldı ve bahçeye koşar adım vardı.

Siteyşın kasa arabasının bagajını açtı, kilerden omuzladığı kazma ve küreği gelişi güzel yerleştirdi. Araba ilkin çalışmak istemedi ve tekledi. Birkaç denemenin ardından motor bağırarak çalışmaya başladı. Dörtlülerin yanmasıyla hafiften çiseleyen yağmur ve sis; açık seçik belli olmaya başladı. Arka tekerleklerin patinajıyla evden ayrılarak yola koyuldu.

İki saatin ardından şehirden ayrılmış, E. Kasabasına ancak varabilmişti. Yol aldığı bu ıssız istikametin kilisenin karşısındaki mezarlığa vardığını adı gibi biliyordu. Bayan D. iyi bir Hristiyandı ve arzu ettiği gibi E. Kilisesi mezarlığında uyumaya hakkı vardı. Arabanın kapısını çarparak indi. Ara ara kurt ulumasına ve hiç dinmeyen çekirge seslerine E. Kilisesinin çanı eşlik ediyordu. Kazma ve küreği omuzlayıp yürürken ayağındaki botların çıkardığı ses de diğer seslere karıştı lakin o uyumla araziye yayılan besteyi asla bozmadı.

RIP
Bayan D.
1991-2015

Yazılı mezar taşını buldu ve elindeki kazma ile başladı kazmaya. Bir süre sonra yeterli derinliği bulduğunu hissetti, kazmayı gelişi güzel kenara attı. Elleriyle daha önceden bıraktığı kitabı aradı. Buldu da. Paltosundan Bulgakov’un “Şeytani” kitabını çıkardı ve eskisiyle yer değiştirdi. Kürekle kazdığı çukuru tekrardan kapadı. Son olarak toprağı öptü ve oradan ayrıldı.
84 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Şeytani... Etkinlik kapsamında okuduğum üçüncü Bulgakov kitabım. Bir novella olan bu eseri beğenip beğendiğime bir türlü karar veremedim açıkçası. O nedenle de puanıma yansıdı bu durum...

Bulgakov -kitaplarından anladığım kadarıyla- hiciv yapmayı seven, halkın sorunlarını eserlerinde dile getiren, proletaryayı, burjuvaziyi, rejimin işleyişini hem eleştiren hem de bu mücadeleyle ilgili cesurca yazan bir devrimci.

Kitaba gelecek olursam; 1921'de Sovyetler'de Kibrit Malzemeleri Genel Tedarik Merkezi'nde çalışan kâtip Korotkov bir 'mazeret' ile 11 aydır çalıştığı işinden çıkarılmıştır. Bu haksız karara itiraz edecektir elbette, her ne kadar tekdüze yaşamından ve işinden memnun olmasa da sonuçta emek vermiştir aylardır. Ve böylece Amiri Klotski ile özür konuşması yapmaya karar verir. Konuşma sonrası, işlerin hiç de umduğu gibi olmadığını anlamaya başlamıştır.

Kitap boyunca hiç durmadan hakkını aramış bir kahraman ve ısrarla onu umursamayan bir amir vardır. Gittiği, başvurduğu her yerde başka bir koşuşturma ile karşılaşır Korotkov. Yine yergilerle, sisteme olan haklı eleştirilerle dolu bir novella yazmış Bulgakov.

Eserin çevirisine diyecek bir şey yoktu. Encore yayınları Kasım 2014 basımı vardı elimde. Hatasız, akıcı ve güzel bir Türkçe ile karşılaştım. Ancak söylediğim gibi, eser bir anda başlayıp bitiyor. 80 sayfalık kitapta, her sayfada farklı bir olay ve hızlı bir anlatım vardı. Bu da beni yordu, konuya odaklanmakta zorlandım.

O dönemde yaşanan şartları düşünecek olursak, anlatılanlar ve eleştiriler yerli yerindeydi. Bir günde rahatlıkla okunabilecek bir Bulgakov kitabıydı. Ama ilk defa Bulgakov okuyacaklara, Şeytani ile başlamamaları tavsiyemdir.
84 syf.
·2 günde·7/10
Bulgakov'un Usta ile Margarita'sının çizgi roman uyarlamasını saymazsam okuduğum ikinci kitabı Şeytani. Roman sayılmaz, biraz uzunca bir öykü bu. Genç Bir Doktorun anılarında "Bu kitap için Bulgakov'un yazım tarzını yansıtmadığı söyleniyor" demiştim. Bu hikaye tam olarak Bulgakov gibi geldi bana.

Kitap Aziz Nesin hikayeleri tarzında başlıyor. Klasik bir bürokrasi eleştirisi okuduğunuzu sanıyorsunuz. Daha sonra, 2-3'üncü bölümlerde olay Kafkalaşıyor. Başka bir incelemede bahsedildiği gibi kendinizi Dava'nın içinde buluyorsunuz adeta. Anlamsız koridorlarda anlamsız insanlarla anlamsızlaşıyorsunuz gitgide. Sonra olaylar gelişiyor ve kitap bitiyor demek isterdim ama olaylar gitgide daha çok Kafkaesk (iyi ki zamanında icat edilmemiş bu kelime, her şeyin yerine kullanabiliyoruz) bir hal alıyor. Sanki bir rüyanın içine giriyoruz.

Oldukça hareketli bir kitap, Korotkov gibi siz de duramıyorsunuz yerinizde. Ben saçmayı seven birisi olarak yedinci bölümden sonra koptum biraz olaydan. Sanki Bulgakov bakalım nereye kadar dayanabilecekmişiz gibi yazmış bu hikayeyi. Her bölüm daha da saçmalaşıyor. Sonlara baştaki mülayim Korotkov'un bile çıldırdığını fark edemiyorsunuz, çünkü kimin Kobolkov, kimin Kalotski, kimin Korotkov olduğunu çoktan kaybetmişsiniz. Bitince çılgın bir rüyadan uyanmış gibi rahatlıyorsunuz sanki.

Kitap genel olarak sistem eleştirisi ama o dönem Rusyası için yazılan, bizim anlayamadığımız epey gönderme olduğunu da düşünüyorum. Bir kaç tanesini çevirmen dipnotlarla bize ulaştırmaya çalışmış. Çeviri için kötü diyemem, elinden geleni yapmış ama bu kadar kısa bir kitapta, bu kadar yoğunlukta atladığı bir şeyler vardır gibi geliyor bana. Kitabı tekrar okusam bile yeni bir aydınlanma yaşar mıyım bilmiyorum. Sonuçta farklı bir deneyim yaşama, Usta ile Margarita için hazırlık kapsamında ve Bulgakov'u tanımak için okunabilecek bir kitap. Teşekkürler.
84 syf.
·Puan vermedi
Mühim adamlar tarafından yok sayılmış "bir küçük insanın" hikayesi daha. Yanmayan kibritler, içilemeyen şaraplar ve küçücük insanlar...
Belki de Gogol marka paltonun en iyi replikası.
84 syf.
·Puan vermedi
Bulgakov un sadece bir kitabını okudum ve o gayet normal(ruslar me kadar normal olabilirse) ve güzeldi. Ama bu kitap,gerçekten seytanlikla dolu. Kafam allak bullak oldu,aradım taradım sonra bu kitabın hangi kitaba benzediğini buldum.Dava'ya. Bizim Kafka 'nın Dava'sina benziyor. Ortada ne olduğu belirsiz şeyler var ve baş karakter debelenip duruyor,olacak şey belli de,belkide iki yazar da pişman olmasınlar diye karakterlerini bu kadar uğraştırıyor.
84 syf.
·1 günde·5/10
Sıradan olaylarla ilerleyen bu kurgunun ardında başlayan kaos adeta dönemin yaşam mücadelesine bir yansıma ve hayatını idame ettirmeye çalışırken hayattan silinen insanların aynası olmuş. Ancak bu aynanın ardında belli ki büyük bir kargaşa ve bu aynaya bakan insanları da içine çeken bir efsunu var. Elbette Şeytanî'den herkes anladığını farklı şekilde açıklar ancak dönemin Rusyasına çok fazla gönderme olduğu için, içtimai durumlarını da bilmediğim için tamamiyle anladığımı söyleyemem. Okurken Gogol ve Kafkayı çok anımsadım ancak Gogol'un yanından bile geçemez. İlginç ve karmaşık bir kitap.
80 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Çok sevdiğim Bulgakov'dan daha okumadan ismiyle çarpan kitap... Okurken de aynı şekilde çarptı elbet....
Karmakarışık, neyin gerçek neyin gerçek dışı olduğunu anlamaya çalışırken bi yerden sonra kayış kopuyor :)) Aslen bir sistem eleştrisi...
İlk defa Bulgakov okuyacaklar bundan başlamasın derim.

Kitabı okumadan önce kitabı daha iyi anlamak adına Gogol'dan Palto'yu okumanız önerilir. Ve de bulabilirseniz  Şeytani ismiyle  Encore yayınlarının Osman Çakmakçı çevirisini, ben kitabı aldıktan sonra haberdar oldum.  Bizimki ismi İçdoner olarak çevirmiş diğeri Klotski diye ve açıklama koymuş Rusça'da kilot anlamına gelir diye
84 syf.
·1 günde·9/10
Mihail Afanasyeviç Bulgakov’u, edebiyatla alakadar olup da tanımayan kimse yoktur. Bendeniz de bir kitabını Rusçadan Türkçeye geçen sene çevirmiştim. Tefrika Yayınları’ndan çıktı: Köpek Kalbi. Bulgakov’un, Dedalus’tan çıkan Ölümcül Yumurtalar çeviri eserini geçen ay okudum. Kaliteli bir edisyondu o da. Bu kitabı yani Şeytani adlı çeviri eseri ise bugün okuyup bitirdim. Kitap, 80 sayfalık bir novella. Encore Yayınları’ndan 2014-11-10 tarihinde çıkmış. Ancak İnternette yaptığım araştırmaya göre, Osman Çakmakçı’ya ait olan bu çeviri eseri daha önce 2006-08-04 tarihinde Salyangoz Yayınları’ndan yayımlanmış. Sanırım Osman Beyden çeviri telifini satın alıp 2014-11-10 tarihinde kitabı tekrar basmış Encore Yayınları. Osman Bey beni affetsin, çevirilerini ya daha önce hiç okumadım ya da çevirenin adına dikkat etmemişim. Çünkü birçok çeviri eseri var kendisinin. Bu kitaptaki çevireye bakarak şunu söyleyebilirim ki nefis bir Türkçesi var. Çok akıcı. Kitabın dizgisi de fena olmamış. Fark edebildiğim tek bir dizgi hatası dışında dört dörtlük bir edisyon olmuş, ekibi tebrik ederim (Sayfa 65: Loş bir kanak odayı… [“karanlık” olmalıydı]). Bu arada Osman Beyin başka bir Bulgakov çeviri eseri daha var: Bir Ölünün Anıları (Pinhan Yayıncılık). Onu da ilk fırsatta satın alıp okuyacağım.

Karşımızda yine klasik bir Bulgakov romanı. Hiciv, sürrealist bir ortam, hayal ve gerçek grift durumda, proletarya yine yerden yere vuruluyor. Bürokrasi ile derinlemesine bir alay var. 1921 yılı Sovyetlerinde, KIMAGETEM denen bir birimde çalışan esas oğlanımız kâtip Krotkov ve onun –adı Rusça külot anlamına da gelen- acayip tuhaf amiri Klotski, romanın başat kahramanları. Tekdüze hayata kendini iyice kaptırmış olan Krotkov, yaptığı trajikomik bir hata yüzünden, pek sevdiğini söyleyemesek de, karnını doyurduğu işinden hiç beklemediği bir anda kovulur. Amiri Klotski’den özür dileyip işini tekrar geri kazanma çabaları onu, hayal mi gerçek mi olduğu pek belli olmayan tuhaf bir kovalamacanın içine sürükler. Klotski önde, Krotkov arkasında, bir oraya bir buraya kitap boyunca koştururlar. Bu eser, Bulgakov’un tarzı olan bilimsellikten uzak da olsa, içerdiği hiciv ve hayal gücüyle diğer kitaplarını hiç aratmıyor. Tek oturumda okuyabileceğiniz bu güzel eser, Osman Beyin de harikulade Türkçesi ve nefis çevirisiyle tarafınızdan okunmayı hak ediyor sanırım.

Kalbinizden huzur, elinizden kitap hiç eksik olmasın.

Süha Demirel, 16 Mart 2016.

***

KİTABIN KÜNYESİ:

Şeytani, Mihail Afanasyeviç Bulgakov
ENCORE Yayınları
Çevirmen Osman Çakmakçı
Yayın Tarihi 2014-11-10
ISBN 6059949118
1.Baskı
Dil Türkçe
Sayfa Sayısı 84
Cilt Tipi Karton Kapak
Türü Edebiyat, Roman (çeviri)
Orijinal Dil Rusça
80 syf.
·6/10
Anlaşılması zor bir kitap, herkese hitap etmez. Belki bir kaç kere okumak gerek. Kafanızda canlandırmakta zorlanıyorsunuz. Alis Harikalar Diyarında gibi sanki.
Meşgul insanların zamanını almayın! Koridorlarda dolaşıp durmayın! Tükürmeyin! Sigara içmeyin!
Beni yalnız bırak, lütfen. İster bir kedi ol, ister olma, sakalın olsun ya da olmasın, sen kendi başına kal, ben kendi başıma.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Şeytanname
Baskı tarihi:
Ekim 2015
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051419251
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Роковые яйца - Дьяволиада
Çeviri:
Erdem Erinç
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Şeytani
Şeytanname
Gogol, hicvini korku unsurlarından yoğurmuştu; eserleri her türlü garabetin meskeni, yaşam alanına dönmüştü. Cinler ve şeytanlar korkutup kaçan figürler değil, ana kahramanları olmuştu. Gogol'den sonra evsiz kalan üç harflilere başlarını sokacakları eserler veren de Bulgakov idi. Bir akrabalık bağını takip etmemizi mümkün kılan da, her türlü gotik zevatın hem Gogol, hem de Bulgakov'un eserlerinde korkuturken güldürmesiydi. Hâlâ daha olanca ağırlığıyla küçük insanlarını ezen meşhur devlet bürokrasisiyle toplumsal bellekler bu iki ismin eserlerinde hesaplaştılar.

Şehre sessiz sedasız gelen müfettiş ile, şehre sessiz sedasız gelen şeytamr. gözler önüne serdikleri aynıydı. En kalabalık halleriyle Mir gorod'ta arz-ı endam eden kahramanların, neşe ve enerjilerinden bir şey kaybetmeden kendilerini Üstat ile Margarita'da bulması tesadüfi değildi. Tıpkı Ölü Canlar'm Çiçikov'unun yolculuğuna Sovyet Moskova'sında devam etmesi gibi. Biri diğerinin yıllardan ve akımlardan süzülmüş tezahürüydü.

Gogol'un mirası birisine kalmışsa, o da Bulgakov'dur.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 95 okur

  • Elanur Sarı
  • Kaan T
  • Sezgi
  • Drcy
  • Derya Özkan Lengerli
  • Yaprak
  • Ebru Ertaş
  • Resul
  • Emre Özpek
  • Mysteron

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%2.4 (1)
8
%0
7
%0
6
%7.3 (3)
5
%4.9 (2)
4
%2.4 (1)
3
%2.4 (1)
2
%0
1
%0