·
Okunma
·
Beğeni
·
1125
Gösterim
Adı:
Sicilya Konuşmaları
Baskı tarihi:
1985
Sayfa sayısı:
180
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Söylem Yayınları
Baskılar:
Sicilya Konuşmaları
Sicilya Konuşmaları
Sicilya Konuşmaları
Sicilya Konuşmaları
188 syf.
·7 günde·8/10
Sicilya'ya yolculuk her ne kadar kitabın ismi olsa da yaşadığı ülkenin yaklaşan 2.Dünya Savaşı öncesi ve Mussolini'nin diktatörlük ve aşırı faşist yönetiminden dolayı uğradığı felaketleri anlamsız bir düşün içinde yaşamaya çalışan, sessiz bir umutsuzlukla varolmaya çalışan, ölümün her an her yerde insanları bulup sevdiklerinden alan bir ülkede kendi umutsuzluğunun sığınağından yola çıkmış ve yolculuğa çıkan şimdiki zamanla geçmiş zaman, anılar, düşlerin yer aldığı konuşmaların olduğu dünyanın önemsiz işleriyle dünya için yüz karası olan şeyleri gözler önüne seriyor.

Kitap, İtalya'da yayınlandığı zaman (anti faşist) karşıtı düşüncelerinden dolayı yasaklanmış Elio Vittorini'nin yayınlanmış iki kitabı daha bulunmaktadır.

Elio Vittorini sanki bu kitabı sessizliğe, daha az sağır olan bir umutsuzluğa seslenerek yazmış...
188 syf.
·1 günde·7/10
Italyan Edebiyatı diye okumaya karar verdim ve başlangıçta güzel bir eserdi. Sonra fena değil okunabilir bir esere dönüştü okumak isteyen okuyabilir ama herkesin guzel ya da çirkin anlayışı farklıdır. Bu yüzden benim yazdıklarıma değil kendinizin güzel ya da çirkin anlayışınıza göre değerlendirin. Bence çok iyi bir eser değil kötü de degil.
İtalyan Edebiyatı’nın önemli isimlerinden Elio Vittorini’nin Sicilya Konuşmaları adlı eseri İtalya’nın kuzeyinden güneyine bir yolculuk hikayesi sunuyor okuyucuya. Hikayenin baş kahramanı Silvestro, içini kaplayan umutsuzlukla beraber soluğu Sicilya’da annesinin yanında alıyor. On beş sene önce on beş yaşındayken ayrıldığı  Sicilya’ya yanlız kalan annesini ziyaret etmek için gidiyor. Çünkü babası oğluna bir mektup gönderip bir kadına aşık olduğunu, annesinin Sicilya’da bir başına kaldığını haber veriyor. Her sene doğumgününde annesine kart atan Silvestro bu sefer gidip bizzat ziyaret etmeye karar veriyor annesini. Yolculuk boyunca daha iyi hatırlıyor geçmişi, memleketinin dağlarını, kokusunu, insanlarını. Nice acılı Sicilya insanı çıkıyor karşısına yolculuk boyunca.
Yolculuk esnasında Sicilya insanlarıyla ilgili yazarın önemli gözlemleriyle karşılaşıyoruz. Karakterlerden birinin cümleleri: ‘Biz Sicilyalılar içi hüzün dolu insanlarız….Yaslı bile denebilir. Herkes her şeyin kötü yanını görmeye hazır…Her zaman başka bir şey için umutlanırız. Daha iyi bir şey için, her zaman da onu elde edemeyeceğimizden yakınırız.Her zaman kalbi kırık, her zaman üzgün…’

Hikayenin birinci kısmı yolculuk kararı ile başlıyor. İkinci kısımda ise Silvestro annesi Concezione Ferrauto’nun evine nihayet ulaşıyor. Mutlu oldukları çocukluk dönemini anıyorlar birlikte, anılar bir bir canlanıyor. Annesinin sıklıkla büyükbabasından bahsedişine şahit oluyor Silvestro. Onu şaşırtan güçsüz ve yanlız bir kadın beklerken annesinin güçlü bir karakter olarak karşısına çıkışı oluyor. Kocası tarafından terk edilmek umrundaymış gibi görünmüyor, kendisine bir iş bulup kendi ayakları üzerinde duruyor hatta annesi.

Baştan sona kederli bir havası var aslında hikayenin. Diyaloglarda sık sık buna şahit oluyoruz: ‘…Dünya büyük, dünya güzel, ama çok canına okunmuş. Herkes acı çekiyor, ama her insan kendisi için, canına okunan dünya için değil. Bu yüzden de dünyanın canına okuyanların sonu gelmiyor…’

‘…İnsanlar kuşaklar boyunca şarap içmiş ve kederlerini kadehlerine boşaltmışlar, şarapta çıplaklığı aramışlardı bir kuşak başka bir kuşaktan, eski kuşakların karanlık şarabına bulanmış çıplaklığından, onların o şaraba döktükleri kederden içmişlerdi…’

Vittorini bu eserinde faşizm karşıtı görüşlerini de açıkça dile getiriyor. Yazar hem kederli, hem de umutlu bir son bırakıyor bize aslında. Okur Silvestro ile beraber Sicilya’yı ve Sicilya insanını keşfediyor. Silvestro’nun bir linotip dizgicisi oluşu ama bazen düşündüklerini ya da hissettiklerini kelimelere dökemeyişi, içini kaplayan hüzün de güzel bir tezat oluşturmuş.
188 syf.
Kitaptan alıntıdır.

“Aslında kendime karşı utanç duymamı gerektiren belli bir şey de yok,” dedi. “Hiçbir şey. İçimi dökmek için konuştuğumu da sanmayın. Ama insanlığı düşününce rahatım kaçıyor.”

Taptaze bir vicdanı olmasını istiyordu -kendisi böyle diyordu: Taptaze, öyle bir vicdan ki her zaman yerine getirmekte olduğu görevlerinin dışında başka sorumluluklar, insanlara karşı yeni, daha yüce ödevler yüklensin. Çünkü her zaman yerine getirilen ödevler insanın içini rahatlatmaz olmuştu. İnsan hiçbir şey başaramamış gibi oluyordu bu durumlarda. Kişi kendi kendisini hoşnutsuzluk ve hayal kırıklığı içinde bırakıyordu.

“Ben, insanlığın yeni bir şeye hazır olduğuna inanıyorum,” dedi. “Yalnız hırsızlık etmemeye, adam öldürmemeye, iyi bir vatandaş olmaya değil… Bunun ötesinde başka bir şeye. Yeni ve başka ödevleri yüklenmeye hazır olduğuna inanıyorum insanlığın. Bizim içimizde duyduğumuz da bu, sanıyorum, başka ödevler yüklenme isteği, yeni işler başarma isteği. Yeni bir duyarlıkla vicdanımızın bize gösterdiği yeni işler başarma isteği.”

Konuşmasını burada kesince Catanialı atıldı:

“Doğru,” dedi.

Sonra gözlerini kocaman ayak parmaklarına dikti. “Evet,” dedi. “Bence doğru söylüyorsunuz.”

Kunduralarına bakmaya devam ediyordu. Sağlıklı, kanlı canlı bir görünüşü olsa bile, güçlü ama evcilleştirilmiş bir hayvanın, bir at ya da bir öküz gibi bir hayvanın hüzünlü havası vardı onda. Yeniden, hastalığına bir ad bulunmuş gibi inanmış bir sesle, “Evet, doğu,” dedi. Gene de kendisiyle ilgili bir şey anlatmadan sormakla yetindi:

“Siz, profesör müsünüz?”

“Profesör mü? Ben mi?” diye hayret etti Koca Lombardialı.

Lombardialının yanında oturan ihtiyarcık da o kurumuş yaprağa benzeyen gövdesinden kopmuş sesiyle, “Heh,” deyip varlığını belli etti. Ağzından birtakım sözler çıkan kurumuş bir hasır parçasıydı sanki.

“Heh, heh,” diye güldü iki kere.

Kaplumbağanın dış kabuğunu andıran kara, derimsi yüzünde gülen gözleri pırıl pırıldı.

“Heh,” dedi ağzı kumbara deliği gibi aralanarak.

Koca Lombardialı ona dönerek, “Gülecek bir şey yok dedecik, gülecek bir şey yok,” dedi.

Yeniden, en baştan başlayarak hikayesini anlatmaya koyuldu: Messina yolculuğu, Leonforte’nin üst taraflarına düşen toprakları, -kendi deyimiyle- biri öbüründen güzel üç kız çocuğu, heybetli ve kurumlu atı, insanlarla anlaşamayan, onlarla anlaşmak için yeni bir vicdanın ve yeni ödevlerin yüklenilmesi gerekliliğini duyan kendisi hakkında konuştu. Bu sözlerden çoğu, zaman zaman doğrudan doğruya Koca Lombardialıya bakıp ıslığa benzeyen o cılız sesiyle, “Heh,” deyip, gülen ufak ihtiyara söylenmişti.

“Peki ama neden?” dedi Koca Lombardialı birden ihtiyara. “Neden böyle rahatsız bir şekilde oturuyorsun? Şunu arkaya kaldırabiliriz.”

Böyle diyerek ihtiyarcığa tehlikeli bir şekilde tüneyip dururken arkasında destek olan tahta kol desteğini kaldırıverdi. “Bu kalkar,” dedi Koca Lombardialı.

İhtiyar dönüp yukarı kaldırılmış kol desteğine baktı ve birkaç kere, “Heh, heh,” dedi. Sonra yeniden kendine sıkıntı veren oturuş biçimini aldı. Küçük sert derili eliyle kendi boyundaki bir bastonun yılan başı biçiminde oyulmuş sapını kavramıştı.

İhtiyar kol desteğine bakmak için döndüğü zaman yılanın başını gördüm, sonra da sapın ağzında yeşil bir şeye gözüm takıldı, portakal dalının ucunda üç yeşil yaprakçık. İhtiyar da beni görmüştü, yeniden “Heh,” dedi. Dal parçasını yılanın ağzından alıp yılanınkinden pek de farklı olmayan kendi ince ağzının içine soktu.

Koca Lombardialı orada oturanların hepsine birden dönerek, “Bence asıl mesele şu,” dedi. “Artık ödevimizi, ödevlerimizi yerine getirmek bizi tatmin etmiyor. Onları yerine getirmek bir çeşit duygusuzluğa yol açmakta, ödevler yerine getirildikten sonra içimizde bir rahatlama olmuyor. Sebebi de bu ödevler artık çok eskimiş şeyler, çok eski ve çok kolaylaşmış sorumluluklar. Bunlar gerçek vicdanın ihtiyaçları değil artık…”

“Gerçekten hoca değil misiniz?” diye sordu Catanialı. Boğa gibi sağlıklı, boğa gibi hüzün dolu bir duruşu vardı; durmadan kunduralarına bakıyordu.

“Ben mi hocaymışım?” dedi Koca Lombardialı. “Bende profesöre benzer bir taraf var mı? Cahil değilim elbette. Canım isterse elime bir kitap alıp okuyabilirim, ama profesör değilim. Çocukluğumda Salesiano’ların okuluna göndermişlerdi, ama profesör değilim.

Böylece Catania’dan bir önceki istasyona varmış olduk. Kara taştan Catania şehrinin dış mahallelerine varmıştık bile. Kuru hasır parçası gibi, “Heh, heh,” diyen ihtiyarcık birden kalkıp trenden indi. Catania’ya girdiğimizde de tren yolunun aşağısında kalan kara taşlı binaların doldurduğu sokaklarda güneş parlıyordu. Catania istasyonunda durunca, Catanialı ile birlikte Koca Lombardialı da indi. Ben de pencereden bakarken Bıyıklı’yla Bıyıksız’ın da inmiş olduklarını gördüm.

Aslında herkes inmişti, yolculuğumuz bu sefer güneşin altında, boş vagonlarda yeniden başladı, ben de onlarla neden inmediğimi düşündüm...” (s:29-32)
Her zaman başka bir şey için umutlanırlar, daha iyi bir şey için. Her zaman da, onu elde edemeyeceklerinden yakınırlar.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sicilya Konuşmaları
Baskı tarihi:
1985
Sayfa sayısı:
180
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Söylem Yayınları
Baskılar:
Sicilya Konuşmaları
Sicilya Konuşmaları
Sicilya Konuşmaları
Sicilya Konuşmaları

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 4 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0