·
Okunma
·
Beğeni
·
7,3bin
Gösterim
Adı:
Şikago Mezbahaları
Baskı tarihi:
4 Mayıs 1975
Sayfa sayısı:
432
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Jungle
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
May Yayınları
Baskılar:
Şikago Mezbahaları
Şikago Mezbahaları
Şikago Mezbahaları
Şikago Mezbahaları, yazıldığı dönemden bugüne ABD'deki emekçi sınıfların durumunu gözler önüne seren çarpıcı eserlerden biridir. Şikago'daki devasa et endüstrisi kısa sürede kullanıp bir kenara attığı ve sefalete mahkûm ettiği emekçilerin yerine sürekli yenilerini aramakta, dünyanın dört bir yanından Amerikan rüyasına kanarak gelenler bu acımasız çarkın dişlileri arasında öğütülmektedir. Zenginlik ve özgürlük hayaliyle bu fabrikaların çevresinde toplananların karşısına ise, iş ve can güvenliğinin bulunmadığı, bir ucundan kesimlik hayvanların, diğer ucundansa kurban edilmeye hazır örgütsüz işçilerin girdiği bir cehennem çıkacaktır. Upton Sinclair'in, romanını yazmak üzere kimliğini gizleyerek içine sızıp çalıştığı mezbaha bölgesindeki tanıklıkları, o gün olduğu gibi bugün de ne tüketicinin sağlığını ne çalışanların refahını önemseyen kapitalist üretim ve tüketim anlayışına ışık tutuyor. Gücünü gerçeğin acımasızlığından alan sarsıcı bir roman.
400 syf.
·Beğendi·10/10 puan
İşsiz güçsüz dolandığım , ordan oraya kaykılıp gereksizlikler araştırdığım bir pazar gününden daha selamlar ola sizlere ey kabaklı bonibonlar .. Normalde bu incelemeyi dün yazacaktım ama nasıl oldu , ne oldu anlayamadan kendimi 90 lar ortası "delikanlı türkücü videoları" arasında buldum youtube da gezinirken..( Hep böyle oluyor ama nedendir anlamadım .. Daha önce de evde votka yapımı videoları izlerken , Hindistan Özel Kuvvetleri videolarını izlerken bulmuştum kendimi.. ) Alişan , Mahsun Kırmızıgül ve Özcan Deniz gibi pek çok akla zarar parçalar yapmış bu zat-ı alilerin yüzü suyu hürmetine inceleme yalan oldu .. Şimdi tekrar yazıyorum .. Bu arada Özcan Deniz 'in "Hadi Hadi Meleğim" parçası nasıl bir akla zarar cinnetler kumkuması imiş .. Takdir etmemek elde değil .. Tebriks!!! Bununla beraber müfredatımızdan kaldırılmış olsa dahi EVRİM var olan bir olgudur.. İşbu bahsettiğim şarkının videosunun öznesi olan Özcan Deniz ve yıllar içerisinde geçirdiği değişim bunun en önemli ve su götürmez kanıtıdır ..Linki en sonda vereceğim ama klipte AKREP NALAN var yauw !! Şimdi fark ettim, delirmek üzreyim ..

Neyse efenim .. Şimdi tüm bu gereksizlik tohumlarının, beyninizin bir köşesinde muhakkak filizleneceğini bilmenin bana vermiş olduğu kıvanç ve neş'e ile yavaştan kitap tanıtımına geçelim .. Sabotaj kelimesini pek çoğunuz duymuştur .. Daha doğrusu duymayan yoktur... Hiç durup düşündünüz mü ? Nereden gelmektedir bu kelimenin kökeni .. Ne olmuştur da insanlar bu kelimeyi kullanma ihtiyacı hissetmişlerdir .. Gelin anlatayım size minnoşlar ..

Sevgili canısılar , daha öncesinde Demir Ökçe incelememde de (bkz: #25935136 ) anlattığım gibi bu olayın kökleri Eti- Cin reklamında vuku bulan KALE KÜÇÜK - AYI BÜYÜK olgusuna dayanmaktadır.. Yani ?
Yanisi şu cicim : Buharlı makinaların , topluma ve endüstri devrimine müdahil olmasıyla artan kapital kavramının topluma yansıyan yüzü idi tüm bu yapılanlar .. Daha çok çalışma ve buna mukabil olarak daha az maaş .. Puro içen o kodamanlar gayri nasıl doysundu bebişler?!?!? Emeğin SÖMÜRÜSÜ idi tüm yapılanlar yani saygıdeğer kikirikler !! Endüstri Devrimi olarak adlandırılan , buharın enerji kaynağı olarak saptanması ve ardından gemicilik sektörüne uygulanmasıyla başlayan makineleşme süreci insanlık tarihinin en önemli sıçrama adımlarından birisini oluşturmuş idi.Fakat çalışma koşulları o denli berbat halde ve işçiye hak görülen ücretler o denli düşük düzeydeydi ki, işçiler sonunda ayaklarına giydikleri ve SABO olarak adlandırılan tahta takunyalarla makineleri kırmaya başlamışlardı.İşte böylece SABOTAJ kavramı türedi.Makine kırıcılarıyla başa çıkmak için idam cezaları getirdiler.Şimdi az durup düşünelim .. Bir insan , ne denli yoldan çıkmalı ve canına tak etmeli ki böyle bir uygulamaya gidebilsin .. Bu yapılanlar esasen ilk sinyallerdi .. Yedikçe semiren godoman AYILAR BÜYÜKTÜ ama ellerine ücret diye verilen top küçüktü .. BİR CİNLİK DÜŞÜNMELİYDİLER !! Sonrasında ne mi oldu ?

Hepimiz 1 Mayıs İşçi Bayramını kutluyoruz .. Kutlamasanız da tüm memurlar o gün YATIYOR , tüm işçiler o gün ÇALIŞIYOR .. YALANSA YALAN DE !!! ALNINI KARIŞLARIM YALAN DİYECEK OLANIN !! Sonrasında bu yapılanlara "YETER" diyen işçiler sendikal alanda birleşip bu emek sömürüsüne bir dur deme kararı aldılar .. Mc Cormick adıyla anılan şirketin işçileri yeter dediler bu uygulamaya .. Ve grev haklarını kullandılar .. O günlerde , 12 saat çalışmaya karşılık 3 dolar gibi komik bir ücret alan işçiler ÜRETİMDEN GELEN GÜCÜNÜ KULLANMAYA KARAR VERDİ ... Sonrasında greve gidildi. Üretim durdu .. İşçinin ve emeğin dünya üzerinde ilk kez podyuma çıktığı gündü o gün ! Böylece gelişen olaylar ve kapitalizmin oyunları ile 4 mayıs günü işçilerin arasına yerleştirilmiş bir provakatif ajan vasıtasıyla mitingi kontrol eden polisin üzerine bir bomba atıldı .. Polis buna ateşle karşılık verdi .. Onlarca insan öldü .. Ama 1 MAYIS ruhu o günden sonra start almış oldu ... İşte hepimizin adını duyduğu ama anlamından bi haber olduğu İşçi Bayramı böyle doğmuş oldu .. Yer neresi idi dersen cevap vereyim sana ben cicim : ŞİKAGO !!

Bu romanın kalbinin attığı yer Şİkago ..Michael Jordan ve Chicago "BULLS'" u bir de böyle düşünün canikolar .. Pek çok toplumcu gerçekçi roman okudum .. Hatta beni yakınen takip edenler de bilirler.. Mümkün olduğunca tanıtmaya çalıştım bu ve muadili insanları sizlere .. Kalemi ile banka hesaplarının arasına çimento dökenleri.. Yazardan bahsedecek olursak sağda solda çokça duyarsınız .. Sabahattin Ali ' nin siyasal düşüncelerini değiştirmiş falan fistan gülistan .. Evet !! Petrol ' ü okumuş Sabahattin Ali.. Ve demiş ki , bu düzenin içerisinde benim yerim belli .. Upton Sinclair' e gelecek olursak .. Muazzam bir insan .. 7 hafta Şikago' ya gidip bu insanlarla beraber yaşamış .. Neredeyse 2 ay !! Küçümseme cicim !! Dünyan kayar dünyan .. Emin ol buna ... Her sabah saat 8 de uyanan sen , şu işçilerin arasına girip sabah 6 ' da kahvaltı etmeden işbaşı yaparsan ve bilmem kaç kilometre yol yürürsen dediğimi anlarsın annesinin bir tanesi... Öylesi etkili olmuş ve öylesi ses getirmiş ki bu roman , Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Theodore Roosevelt yazarı arayıp "izin verirseniz benim de ABD Başkanı olduğum anımsansın" demek mecburiyetinde kalmış.. Öylesi çarpıcıdır ki o demin bahsettiğim ABD'inde gıda kanunu bu kitaba müteakip değiştirilmek zorunda kalmıştır .. Hem de sadece 6 ay içerisinde .. İşte öyle bir romadır bu !! Az da romandan bahsedeyim spoilersız mecralarda salınmadan .. İncelemeye başlamadan önce kimi huzurlarınıza getirdim : ÖZCAN DENİZ !! Kimdi bu arkadaşların örnek aldığı mentor? İBRAHİM TATLISES !! Ne demişti o Haydarpaşa 'da indiği vakit ?

SENİ YENECEĞİM İSTANBUL ! İşte bu hikayede mekanı değiştirirseniz romanımızın konusu az buz şekillenmiş olur.. Şikago' ya gelen Litvanyalı bir ailenin başından geçenler okuyacaklarınız .. Şikago'yu yenecek olanlar !! Köpekbalıkları ile dolu bir havuza düşen Litvanyalı bir ailenin başından geçenler ... Bir ortam , bir düzen düşünün ki o ortamı ve ve sistemi yönetenler kanınızı son damlasına kadar hüpletmek istesinler .. Evet !! Vahşi Kapitalizm denen olguyu hepimiz duymuşuzdur .. Ama nereye dönersek dönelim sonumuzun kıyma makinası olduğu bir sistemi hiç durup düşündünüz mü ? Aklınıza getirebiliyor musunuz ? Herkes okusun ama en önce emeğinin hakkını alamayanlar ..


Özcan Deniz videosu : şu parçanın sözlerini kitabı okuduktan sonra bir kez daha gelin okuyun ..

https://www.youtube.com/watch?v=KfwIEhT3ayQ
480 syf.
·6 günde·Beğendi·7/10 puan
=spoiler içerir =

ŞİKAGO BİZİM OLACAK ! nidalarının 3 ez tekrarlanarak biten ki ; orijinal adı the jungle olan Upton Sınclaır / Şikago Mezbahaları biter efendim..

yerini yurdunu terk ederek Litvanya dan göç eden ailemizin başından geçen hikayeyi okuruz hep birlikte ..tabi iki Amerikan rüyası adı altında ki derin kabusun içine giriş yaparız ki ...açlığın öldürdüğü ;soğuğun kırıp geçirdiği ;uykunun haram oldugu geceli gündüzlü bir dramın peşinde ilerleriz..
neden böyle robot gibi yazıyorum dersek ...kitapta bir şey eksik beni coşturmadı nedense ..son 20 sayfada basarılı söylemler biraz memnun etse de ..ruhumu yakalayamadı ...
hani hep mi bu adamın başına geliyor bunlar dersek ..aslında milyonlarca işçinin aynı şartlar altında yaşam savaşı verdiğini es geçmiş oluruz...insanın insanı sürekli kandırdığı ; uçuruma ittği ; dövüp dövüp sokağa attığı bir dünya....

yıl 1904 ...fabrika sizi alır ..etinizi ; kemiğinizi ; tırnağınızı kullanır ..hiç bir şeyinizi çöpe atmamak üzere sizi öğütür ....
size barınak hayali ile ev satar ..geri alır
çocuğunuz olur ..onuda tanrı alır ..
karınızı el alır...hep alır. .hep alır.


seçimleri hileli ..sosisleri fareli..insanları maskeli bir dünya ...yeni dünya ...
AMERİKA....

okuyunuz efendim ...dürüst kalabilmek için...
sevgiyle....



.
400 syf.
·5 günde·10/10 puan
Edebiyat bir bombadır ve yüreğimde patlıyor, beynimi duygularımı ele geçiriyor KAHROLSUN KAPİTALİZM diye haykırmak istiyorum! Ve bu kitap gerçekten de yazıldığı dönemde bomba etkisi yaratmış, yazıldıktan sadece 6 ay sonra Amerika’da gıda reformuna gidilmesine sebep olmuş; yazar adeta “Şikago Mezbahaları”nı sistemin çarklarına bir balyoz gibi indirmiş!
Temelde Jurgis isimli bir işçinin daha iyi bir hayat yaşamak adına hayallere kapılıp ailesiyle birlikte Litvanya’dan Amerika’ya göç edişi sonrasında işe başladığı et fabrikasında nasıl kapitalist sömürünün kölesi haline geldiğini, ailesinin dramını ve parçalanışını anlatan bu kitabı okurken birçok farklı duyguyu bir arada yaşıyorsunuz. Ailenin maruz kaldığı insanlık dışı çalışma şartlarına hem üzülüyor hem öfkeleniyor hem de yüzünüze çırılçıplak halde vurulan bu korkunç gerçekler yüzünden yer yer midenizin bulanmasına engel olamıyorsunuz.
Kitapta beni en çok etkileyen şeylerden biri de karakterimizin yaşadığı kırılmalar sonucu başına gelen birbirinden ilginç ve rastlantısal olaylar doğrultusunda en az 10 kere kitaba kafamda farklı bir son yazmam ve hiçbirinin gerçekleşmemesi oldu. Aslında benzetmeler yaparak açıklamalarda bulunmayı sevmesem de ülkemizde çok okunmayan bir yazar olduğu için romanın akışını anlatmak açısından söylüyorum ki hayran olduğum Jack London’ın bir kitabını okuyormuşum gibi soluksuz okudum, 350. sayfaları okurken Jack London’ın “Devrim” isimli makalesine benzettiğim ve ağlayarak okuduğum, savaşların, sömürünün ve sosyalizmin neden gerekli olduğunun anlatıldığı bir bölüm vardı. Muhteşem bir bölümdü. BU MUHTEŞEM KİTABI HEPİNİZE TAVSİYE EDERİM!
400 syf.
·6 günde·9/10 puan
1 Mayıs İşçi Bayramı’na 1 hafta kala okumayı bitirdiğim bu kitap, Emile Zola’nın Germinal isimli eserinden sonra işçi, emek ve sömürü konularında beni etkileyen ikinci eser oldu.

Kitabı, tavsiyelerine çok güvendiğim Tuco Herrera vesilesiyle elime aldım ve okuduğum zaman çok beğendim. Kitabın merkezine, “işçilerin sömürülmesi”ni veya “emeğin değeri”ni alan kitaplar zaten her zaman benim için bir adım öndedir.

Upton Sinclair de bu eserinde, memleketlerinden koparak para kazanmak hevesiyle Amerika’ya, Şikago’ya, giden yabancıların yaşadığı insanlık dışı olayları anlatıyor. Gerçekten de işçilerin yaşadıkları tam anlamıyla insanlık dışı...

Peki tüm bu kötü muamelelere rağmen neden hala o “zengin” insanların tekerinin dönmesine ve zenginliklerine daha fazla zenginlik katılmasına yardım ediyoruz? Çünkü maalesef o dişlinin bir parçası olduktan sonra, ayağımıza o görünmez prangalar takıldıktan sonra yeniden özgür olmak neredeyse imkansız.

Hepinize tavsiye ediyorum. Bu tür kitapları hem işçi sınıfının hem de işveren sınıfının okuması gerektiğini düşünüyorum.

Keyifli okumalar dilerim.
400 syf.
·15 günde·Beğendi·10/10 puan
İlk başta unutmadan şu gerçeği bi yazayım: Amerika bizi gerçekten kıskanıyormuş hem de 1900 lü yılların Amerikası 2018 yılının Türkiyesini... Bir ülkede olabilecek tüm pisliklerin gün yüzüne çıkarılması. Açlık soğuk sefalet...insan hayatının değersizliği...tüm olumsuzluklara rağmen hayatta kalma mücadelesi, siyasetin, işverenlerin gerçek yüzü, rezilliği...her sayfasında kıskanılan yurdumdan manzaralar var... Bazı bölümlerde olaylar çok dramatize edilmiş olsa da korkunç gelse de gerçekler acıdır sözü devreye giriyor. Kitaptan sonra kanunlarda düzenlemeye gidilmiş biz düzeltmek istesek marketlerde hazır gıda kalmaz. Artık bu kitaptan sonra her türlü hazır gıdaya tiksinerek bakıyorum... ve yine yeniden kahrolsun kapitalizm...
432 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitabı okumama Tuco Herrera nın incelemesi #75536353 vesile oldu. Kendisine çok teşekkür ediyorum.
Kitaba gelirsek biraz gazap üzümleri, biraz demir ökçe tadının yer aldığı ve Sinclair'in kapitalist düzenin derinlerine inerek yaptığı araştırmaları sonucu ortaya çıkan çok sağlam bir eser.
Yoksulluğun getirdiği çaresizlik derinlerinize işliyor. Kitaptaki ailenin maruz kaldığı çalışma şartlarına hem ağlıyor, hem öfkeleniyorsunuz. Hem de suratınıza tokat gibi inen bu gerçekler
karşısında mideniz bulanıyor.

Bu kitap, hayatta kalma, karnını doyurma ve barınma gereksinimi uğruna köle gibi çalışmak zorunda kalan insanların ne hallere düştüklerinin hikayesidir; aslında hepimizin hikayesi. çok azımızın düşündüğü ve aklına getirdiği, ücra köşelerde yaşam mücadelesi veren ve asla sahip olmak istemeyeceğimiz türden hayatlar yaşayan o insanların hikayesi. Hâlâ çok fazla savunucusu olan ve bu mecrada da devamlı savunulan kapitalist düzenin ve bu düzenin alçak patronlarının daha çok zenginleşmek uğruna insanları nasıl sömürdüğünün ve o insanların tek derdi hayatta kalmak ve karınlarını doyurmak olduğu için bu düzeni sorgulayamamalarının hikâyesi. En sonunda aç ve açıkta kalınca da isyan edenlerin ve isyan ettikleri için acımasızca yok edilenlerin hikayesi. yani bizim hikayemiz, yaşadığımız ülkenin hikayesi.
400 syf.
·12 günde·10/10 puan
Adam ta 1900'lü yıllarda yazmış bu çarkın nasıl döndüğünü azcık okusalar anlayacaklar ama nerde... zaten amaç okumayan kindar, cahil bir halk...

"Bu mezbahada domuzun çığlığından başka, herşeyinden faydalanılır." Bu cümle kitabın özeti bence burada ki "domuz" u sadece hayvan olarak değil, insan olarakta düşünün. Kapitalizmin nasıl vahşi, nasıl dehşet verici bir şey olduğunu kitabı okurken daha iyi idrak ediyorsunuz.

Kitap benim için iki bölüm diyebilirim 109.sayfaya kadar 1.bölüm (sıkıcı ite kaka okudum) 109.sayfa ve sonrası 2.bölüm ( inanılmaz, şaşırtıcı,muhteşem) mutlaka okunulmalı, okutulmalı bu kitap, unutulmayacak kitaplar listeme girdi...
400 syf.
Spoiler(ipucu) yok. Rahatlıkla okuyabilirsiniz.

https://youtu.be/4Y-9zBmXjBo

“Mademki insandır düşleri gerçek yapan
Kurabiliriz o zaman dünyayı yeni baştan”

Upton Sinclair 1878’de varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir, 1888’de ise ailesiyle New York’a taşınmaları üzerine buradaki bir kolejde okumaya başlar. Kolej masraflarını karşılamak için de öykü ve makaleler yazmaya başlar. 1904 yılında -26 yaşında- Şikago Mezbahaları (The Jungle) kitabını yazmak için Şikago’daki mezbahalarda 7 hafta boyunca çalışır. Burada işçilerle, barmenlerle, polis ve politikacalarla röportaj yapar ve burada gördükleri onu öylesine etkiler ki kitapta bunu kanlı canlı hissettirir. Ayrıca kitap, yayımlandığı 1906 yılında öyle büyük yankı uyandırır ki o yıl hemen ABD’de et sektöründe iyileştirme çalışmaları başlar. Ayrıca ilginç bir bilgi daha okudum, mezbahadaki işçilerden birinin düğününe katılır ve bu da kitabın girişindeki düğün sahnesine ilham olur.

Eserinden kazandığı 30.000$ ile (günümüzde 800.000$) ile bir sosyalist koloni kurar. Burada siyasi çalışmalarını yürütür ama 1907 yılında burası yanar ve bir marangoz hayatını kaybeder.

Sinclair, 1934’te Kaliforniya Valiliği için seçimlere katılır, ama ne şans ki o dönemde olan büyük toz fırtınaları sebebiyle hasatlar kötü etkilenir. Bu da muhafazakarlara büyük avantaj sağlar ve Sinclair’e komünist propogandası yapılır. ABD’de KOMÜNİST olmak, siz düşünün artık! Doğal olarak da seçimleri kaybeder. O dönemle ilgili şöyle bir yazısı bulunuyor:

“Amerika halkı sosyalizmi seçecektir ama bu isimle değil. Bunu yoksulluğa son kampanyasında kanıtladım. Sosyalist listeden aday olduğumda 60 bin oy alırken, Kaliforniya’da Yoksulluğa Son! diyerek 879 bin oy aldım. Sanırım düşmanlarımızın hakkımızda öne sürdükleri büyük yalanlar başarılı oldu. Bu yalana cepheden saldırmaktansa etrafından dolaşmak tercih edilmelidir.” (1951)


Bu kitapta asıl olarak işçilerin çalışma uzunlukları, aldıkları üç kuruşluk ücretleri, baskıları eleştirirken ABD hükümetinin sadece et hakkında yasal düzenlemeler getirmesi üzerine Upton Sinclair şu sözleri söyler:

“Ben toplumun kafasına hedef aldım, attığım yumruk midesine geldi!”

Çok büyük bir etkiye sahip, yıkıcı, dönemi için büyük cesaret isteyen bir eser. Böyle kitapları çok seviyorum. Böyle kapitalizmi eze eze, nasıl bir alçak olduklarını gösteren kitapları! Buna benzer kitap önerisi de yapayım yeri gelmişken:
(Gazap Üzümleri
Germinal
Bereketli Topraklar Üzerinde
Eskici ve Oğulları )

Kitapta genel olarak Litvanyalı bir ailenin ABD’ye göçünü ve burada bulmayı düşündükleri mükemmel(!)hayatı konu alır. Özgürlükler Dünyası(!) ABD hiç de bekledikleri gibi çıkmaz. Başkarakterimiz Jurgis ve ailesinin çektiği zorlukları derinden yaşarız. Bir yandan ölüm, açlık ve yoksullukla mücadele ederken bir yandan da Jurgis karakteri üzerinden cahil işçiyi ve mücadelelerini yakından izleriz. Kitabı okuduğumuz sürece içimizde hep bir umut olur, bu umut nedir? Açlığın bitme umudu. 1 insan iki kuruş fazla kazanacak diye 99 insanın açlıkla mücadele etmesi çok korkunç! Bakın bu olay 115 yıllık, 115! Üstünden 115 yıl geçti, ne zenginin cebinden üç kuruş eksildi, ne de yoksulun boğazından 100 gram et geçti...


#87987576

#87958059


Kaynakça:

https://www.history.com/...now-about-the-jungle
https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Upton_Sinclair
https://en.wikipedia.org/wiki/Upton_Sinclair
400 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10 puan
Kancaya geçirilen biz değil miyiz? Ayaklarımızdan tavana asılan, son damlasına kadar kanı akıtılan ve seri üretilip-seri tüketilen?
.
Jurgis’ in güçlü kolları ve büyük umutları vardı.
Amerika ise devasaydı! Hemen bir iş bulurdu, Ona ile evlenir ve ailesini kurtarırdı.
Amerika’ya geldiler, evet dev gibiydi!
İş de buldu Jurgis, evlendi de..
Aileyi kurtarmak? Bu sandığı kadar kolay değildi. Peki bir ülkeyi kurtarmak? Güldürmeyin beni..
.
Şikago Mezbahaları yalnızca günde 12 saat pisliğin- nefretin içinde çalışıp haftada 1 dolar kazanmayı anlatmıyor. Dönen çarkın dişlilerindeki kan,ter ve gözyaşlarını da anlatmıyor. Şikago Mezbahaları koskoca bir sistemi, sistemin kemiklerini kırarcasına anlatıyor. Kapitalizmi, göçmeyi ve adına göçmen denilmeyi, pazarda limon satarcasına sıradan olan kendi bedenini satmayı, sosyalizmi, yalanı, plastik hayatları, sömürüp sömürülmeyi, inancı ve inancın içinde o korkunç inançsızlığı anlatıyor.
Ve öyle bir anlatıyor ki, son cümlede şunu diyorsunuz: hadi, baştan!
.
Şikago Mezbahaları (The Jungle) yayımlandıktan sonra gıda sektöründe reforma gidilince; Sinclair şöyle diyor: ‘toplumun kafasını hedef aldım, kazara midesine yumruk attım.’ Çünkü böyledir: düşünmek ve değişmek her zaman zordur, kimi zamansa imkansız.
.
Baştan sona, karakterleriyle-anlattıkları ve anlatılmadığı halde hissettirdikleriyle Şikago Mezbahaları okunmadan geçilmemesi gereken bir eser.. Can yakıcı, uyandırıcı ve sarsıcı.. İyi ki okudum, iyi ki Sinclair’den yüzümün tam da ortasına bir yumruk yedim.
.
Kıvanç Güney’in enfes çevirisi, Aslı Sezer’in kitapla bütünleşen kapak tasarımıyla..
400 syf.
·3 günde·10/10 puan
Upton Sinclair’in Şikago Mezbahaları, şimdiye kadar okuduğum kitaplar arasında beni en çok etkileyenlerden biri oldu. Okurken yer yer yüreğim sıkıştı, yer yer ağladım. Çok dokunaklı ama bir o kadar da gerçekçi bir hikayesi var kitabın. Amerikan rüyasına imrenip, yol parası biriktirerek Amerika’ya göç eden Litvanyalı bir ailenin, göç ettikten sonra verdiği yaşam mücadelesini anlatıyor Sinclair. Bu hikayeyle beraber muhteşem ve çok bütünlüklü bir sistem eleştirisi sunuyor -şimdiye kadar okuduğum en başarılı ve etkileyici sistem eleştirilerinden biriydi kitap. Sanayi ve ticareti elinde tutan tröstlerin işçilerin, halkın emeğini nasıl sömürdüğü, hükümetin, polisin, belediyenin ve diğer devlet memurlarının nasıl bu tröstün sömürüsünü sürdürebilmesi için çalıştığı, siyasi parti ve seçimlerin yine nasıl bu çarkın dönmesine devam etmesi için olduğu ve böyle bir sistemde para ve paranın getirdiği güçten başka hiçbir şeyin önemi olmadığı, olaylar dramatize edilmeden, ajitasyona başvurulmadan, oldukça gerçekçi bir şekilde anlatılmış. Sistem eleştirisi okumaktan hoşlananlara, benim gibi Gazap Üzümler’ne bayılıp, başka bir kitapta aynı tadı alabilir miyim acaba diye düşünenlere mutlaka ama mutlaka tavsiye ederim. Sinclair, başta Sabahattin Ali olmak üzere, okunduktan sonra birçok insanın dünya görüşünü sorgulamasına neden olmuş bir yazar. Ben de her insanın sorgulaması gerekenleri ele alması bakımından herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.
Ah, nasıl bir acı, nasıl bir çaresizlikti, anılar mezarlığının yarılarak açılması, eski hayatından hayaletlerin ortaya çıkarak onu kamçılaması! Bir daha asla geri dönemeyeceği o eski halini görmek nasıl bir dehşetti.
...insan ilk kez sosyalist olduğunda aklını yitirmiş gibi olurdu; başkalarının bunu nasıl göremediğine şaşar ve bütün dünyayı bir haftada sosyalist yapmayı umardı. Zamanla bunun ne kadar zor bir iş olduğunu anlardı; neyse ki arada bir yeniler gelmeye devam ederdi de bu sayede monotonluğu kapılmaktan kurtulurdu.
Upton Sinclair
Sayfa 363 - Sel Yayınları, 5. Baskı
Yaratılışı böyleydi; dünyanın adaletini, yıkımın ve ölümün dal budak saldığı bir hayatın yaşamaya değer olup olmadığını sorgulamıyordu.
Azılı suçlular ve kefaletini ödeyemeyecek kadar fakir olan masumlar vardı; yaşlı adamlar ve daha ergenlik çağına bile gelmemiş çocuklar. Toplumun iltihaplı çıbanından akan şeyler; bakılamayacak kadar korkunç, sohbet edilemeyecek kadar mide bulandırıcıydılar. İçlerindeki yaşam çürük pis kokular yaymaya başlamıştı; aşk hayvani bir şey, sevinç bir kapan, Tanrı bir lanetti onlar için.
Halk sadece “sahip” olanların payını kestiği takdirde emekçilerin payı fazlasıyla artacaktı; bu çok açık değil miydi?
Upton Sinclair
Sayfa 375 - Sel Yayınları, 5. Baskı
Bu uzun süreç boyunca iç organlarını deşip mideye indiren aç akbabaların kurbanı olduğunu görebiliyordu; ona binbir işkence eden, dalga geçen, yüzüne baka baka alay eden iblislerin kurbanı olmuştu. Ah, Tanrım, bu ne korkunç bir canavarlık, ne mide bulandırıcı şeytanca bir kötülüktü!
Yaşadıkları sürece tek nefes alma umutlarıydı o ev; bütün paralarını ona yatırmışlardı; üstelik parayla güçlenen, özleri, bütün varlıkları para olan, para için yaşayan ve para olmayınca ölen yoksul emekçi, insanlardı.
Müzisyenler, onları anlatmaya nereden başlamalı ki? Başından beri orada, çılgınlar gibi çalmaktaydılar; bu sahne bütünüyle müzikle okunmalı, anlatılmalı ya da şakınmalı aslında. Düğünü düğün yapan şey müzik; mezbahaların arkasındaki bir meyhanenin arka salonunu periler ülkesine, harikalar diyarına, gökyüzündeki malikânelerden bir köşeye dönüştüren şey müzik.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Şikago Mezbahaları
Baskı tarihi:
4 Mayıs 1975
Sayfa sayısı:
432
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Jungle
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
May Yayınları
Baskılar:
Şikago Mezbahaları
Şikago Mezbahaları
Şikago Mezbahaları
Şikago Mezbahaları, yazıldığı dönemden bugüne ABD'deki emekçi sınıfların durumunu gözler önüne seren çarpıcı eserlerden biridir. Şikago'daki devasa et endüstrisi kısa sürede kullanıp bir kenara attığı ve sefalete mahkûm ettiği emekçilerin yerine sürekli yenilerini aramakta, dünyanın dört bir yanından Amerikan rüyasına kanarak gelenler bu acımasız çarkın dişlileri arasında öğütülmektedir. Zenginlik ve özgürlük hayaliyle bu fabrikaların çevresinde toplananların karşısına ise, iş ve can güvenliğinin bulunmadığı, bir ucundan kesimlik hayvanların, diğer ucundansa kurban edilmeye hazır örgütsüz işçilerin girdiği bir cehennem çıkacaktır. Upton Sinclair'in, romanını yazmak üzere kimliğini gizleyerek içine sızıp çalıştığı mezbaha bölgesindeki tanıklıkları, o gün olduğu gibi bugün de ne tüketicinin sağlığını ne çalışanların refahını önemseyen kapitalist üretim ve tüketim anlayışına ışık tutuyor. Gücünü gerçeğin acımasızlığından alan sarsıcı bir roman.

Kitabı okuyanlar 417 okur

  • red john
  • Barish
  • tereddütsüz
  • Pivok
  • Türkan Mammadova
  • 3. Tekil Şahıs
  • eee
  • muhammed ali bal
  • *Ru
  • kyane

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0.5 (1)
8
%0.5 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0