1000Kitap Logosu
Simülakrlar ve Simülasyon

Simülakrlar ve Simülasyon

Okuyacaklarıma Ekle
TAKİP ET
Kitapyurdu.com
75TL ve üzeri tüm siparişlerde Kargo Bedava!

Hakkında

224 sayfa ·
Tahmini okuma süresi: 6 sa. 21 dk.
Adı
Simülakrlar ve Simülasyon
Orijinal adı
Simulacres et Simulation
Çevirmen
Basım
Türkçe · Türkiye · Doğu-Batı Yayınları · Şubat 2014 (İlk yayınlanma: 1981) · Karton kapak · 9789758717019
XX. yüzyılın önemli iddialı çıkışlarından biri kuşkusuz Jean Baudrillard’ın “Simülasyon” kuramıdır. Baudrillard, radikal ve ayrıksı düşünceleriyle Batı toplumundan yayılan krizi haber verir. Baudrillard’a göre bugünkü sistemi kavramak için dolaşıma sürülen tezler “hiçlik” duvarında birer birer erimeye mahkûmdurlar. İşlenen bu kusursuz cinayeti araştır­maya başladığımızda iletişim, sinema, reklam veya mimarlık alanlarında “gerçek” ve “hakikat” düzeneklerinin birbirleriy­le nasıl yer değiştirdiğine göz atmamız yeterlidir. Bir resmin taklidi, bir eserin yorumu veya tarihî bir yapının kopyası tüm aurasını yitirerek aslının yerine geçebilmektedir. Artık her türden sanatsal kaygı, hakikat arayışı ve iletişim tarzı tüketil­mek için vardır, iletişim araçları iletişimsizliğin mükemmel bir örneğini sergilerler. Söz gelimi, belgeseller anımsamaktan çok unutturmak için vardır, “için için kaynayan” her bir an­lam parçacığı içeriğinden boşaltılıp medya adlı devasa boş­lukta simüle edilir. Tüm olup bitenlerin yansıdığı ekranlarda herşey gizlenir, üzeri kapatılır. Ve kitleler, iletişim araçlarına sarılarak modern bir kurban töreninin ritüellerini söz birliği etmişçesine mükemmelen yerine getirirler. Baudrillard bilinenin aksine, çözümlemelerinde postmodern bir söyleme başvurmaz. Adanır’ın tanımlamasıyla söylersek, o “postmodern bir düşünür değildir!” Çünkü bu kitapta da görüleceği üzere, simülasyon evreninin “dünya görüşü” ta­rihsel gelişimin bir halkasıdır fakat son halkasını oluşturmaz. - Ne pahasına olursa olsun Batı’nın moralini bozmayı sürdü­recek misiniz? Baudrillard: “Batı tarihinin temel yapı taşı moral bozukluğu­dur.” Bunu ben uydurmadım. “Yeni duygusal düzen” yani kurbanlardan oluşan duyarsızlık, pişmanlık üzerine oturmuş olan toplum, sanayi devrimi ve kolonizasyon gibi sonuçlara yol açmış XIX. yüzyıla ait anlam bunalımının bir uzantısıdır ve bizim uzun XIX. yüzyılımız boyunca da sürüp gitmiştir.
Fiyatlar
Kitapyurdu.com
75TL ve üzeri tüm siparişlerde Kargo Bedava!
İdefix
idefix.com

Okurlar

Kadın
% 49.0
Erkek
% 51.0
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş
8.5
10 üzerinden
196 Puan · 41 İnceleme
224 syf.
·
4 günde
·
10/10 puan
Gerçeklik Nerede?
Yakında YouTube kitap kanalıma bu kitap hakkında gelecek videoyu kaçırmamak için kanalıma abone olabilirsiniz: youtube.com/c/alintilarlayasiyo... Son zamanlarda okuduklarınızın aynılığından sıkıldınız mı? Şöyle kafa açıcı, karlı havalarda yoğunlaşıp okumaya uygun, yaşadığımız gerçeklik hakkında sizi sorgulatacak bir kitap mı arıyorsunuz? O zaman
Simülakrlar ve Simülasyon
Simülakrlar ve Simülasyon
kitabı sizin için doğru bir seçim olabilir... Dünyada yüzbinlerce okunma sayısına sahip bu kitabın ülkemizde bu kadar az ilgi görmesi üzücü olsa da pek şaşırtıcı değil. Bizi yoran kitaplara yanaşmıyoruz. Her okuduğumuzun akıcı ve sürükleyici olmasını talep ediyoruz. Kendi gerçekliğimizle kitapların anlattığı gerçekliğin eşleşmesini bekliyoruz. İşte
Jean Baudrillard
Jean Baudrillard
tam da bu noktada gerçekliğin yargıcı olarak devreye giriyor. Bazı kitapların yazım tarihlerine baktığımda yazarlarına karşı "Abi dünyada ne kadar zeki ve öngörülü yazarlar varmış!!!1!1" diyorum, sizde de arada böyle bir duygu oluşuyor mu? Mesela Baudrillard bu kitabı 1981 yılında yayımlatmış ve bana göre bu inanılmaz bir durum. İçinde bulunduğumuz teknolojik köleliği, sanal gerçekliğimizin esas gerçeklik ile olan heterojen karışımını, bu gerçeklikler arasında kısılı kalmış zavallı varoluşumuzun kimlik mücadelesini bir insan henüz bunların hiçbiri gerçekleşmeden 40 yıl öncesinden nasıl bu kadar öngörülü anlatabilir? İşte düşünürlük sıfatını hak etmek tam da böyle bir şey olsa gerek... Bu kitap konusunda işimi kolaylaştıran şeylerden biri, sosyoloji hakkında biraz da olsa altyapımın olması,
J. G. Ballard
J. G. Ballard
'ın
Çarpışma
Çarpışma
romanını önceden okumuş olmam, Paris'teki Pompidou Kültür Merkezi'ni yerinde görmüş olmam ve bunu bizzat derslerde işlemiş olmamız gibi şeyler sayılabilir. Şöyle ki eğer Çarpışma kitabını okumamışsanız direkt olarak bir bölümden hiçbir şey anlamazsınız. Aynı şekilde Paris'teki Pompidou Merkezi hakkında hiçbir fikriniz yoksa yine doğrudan bir bölüm sizin için çok anlamsız gelebilir. Ama yeni ilgi alanları keşfedebilmek için bile bu kitap harikanın da ötesinde bir kitap. Dile kolay, 200 küsür sayfalık bir kitabın içine sosyolojiden sinemaya, edebiyattan mimariye, felsefeden medyaya kadar pek çok düşünceyi bir RAR dosyası gibi sığdırmayı başarabilen bir düşünürle tanıştığım için çok mutluyum bugün. Peki Baudrillard bu kitapta çok mutlu olabileceğimiz ponçik şeyler mi anlatıyor? Hayır, öyle olduğunu hiç sanmıyorum. Yaşadığımız gerçekliğin başka gerçeklikler tarafından işgal edildiğini hiç düşündünüz mü? Şu an size çeşitli sanal şekilciklerle birlikte ulaştırdığım bu kitap yorumunu bile farklı bir gerçeklik biçiminden okuyabiliyorsunuz. Bu gerçeklik sizin hayatınıza bir ajan gibi giriyor ve sizin doğumunuzdan beri devam eden varoluşsal gerçekliğinizin üzerinde söz sahibi olmak istiyor. Onun hegemonyasını reddedemiyor, kırılmasın diye hayatınıza katıyorsunuz. Sonra ne oluyor, biliyor musunuz? Bu reddedemediğiniz gerçeklik, esas gerçekliğinizden daha gerçek hale geliyor. Her zaman dediğim bir şey vardır: İnsanın evcilleştirdiği ilk hayvan köpektir fakat teknolojinin evcilleştirdiği ilk hayvan ise insandır. Doğadan gelen insan doğayı köleleştiriyor, insandan gelen teknoloji ise insanı. Ne kadar tuhaftır ki, kendi yarattığımız bir şeyin kölesi oluyoruz, gerçekliklerimiz birbirine karışıyor, yuvarlanıp gidiyoruz bu sanal girdap içinde. Çoğu zaman birileri bizim yazdıklarımızı onaylasın diye yazıyoruz, kendi gerçekliğimizin çevresine çeşit çeşit Çin Seddi örüyoruz. Sonra da "Ah! Neden böyle oldu?"larımız arasında kavruluyoruz. Hmm, acaba neden öyle oldu dersin? Hiç kayıp gerçekliğinizin izinde olmayı istediniz mi? Hatta daha önce şunu sormalıyım belki: Gerçekliğinizi kaybettiğinizi hiç fark ettiniz mi? Her gün geçinip gitmek için sabah akşam çalıştığınız işiniz, girip çıktığınız dersleriniz, kendi benliğinizi bir kenara koyup hayatınız boyunca başkalarının istekleri için ayırdığınız yoğunluğunuz, zaman bunca dehşet bir hızla akıp giderken sizin bu zaman nehrinde akıntıya karşı koymayı aklınıza bile getirmeyişiniz... Gerçekliğinizin yerine artık bambaşka yapay gerçekliklerin geçtiğinin farkında değil misiniz? Kendi benliğimizin araştırma görevlisi kim olacak? Gerçekliğimiz başka gerçekliklerle her tehdit edildiğinde onu savunan avukat kim olacak? Unutup gittiğimiz gerçekliğimizi bize tekrar hatırlatan öğretmen kim olacak? Toplumun bize dayattığı ihtiyaçlardan her kaçışımızda bizi onunla tekrar barıştıracak arabulucu kim olacak? Gerçekliğimizin üstünde açılan yaralara merhemi sürecek doktor kim olacak? Kim? Bazen kendi gerçekliğimin üstünde bir ceset yığını varmış gibi hissediyorum. Toprağın altında bir gün keşfedilmeyi bekleyen ve henüz adı bile belli olmamış bir maden gibi gerçekliğim de başkaları tarafından onaylansın istiyorum. Yeter ki "Evet, işte bu... En çok sen yaşıyorsun! Şuralara gidiyorsun, şunları okuyorsun, tebrikler!" diyebilsinler diye... Kendi gerçekliğim şu an nerede, ne yapıyor bilmiyorum ama etrafımı sarıp beni köşeye sıkıştıran o yabancı gerçeklikler bana hep şunları söylüyor: Doğ. Yürü. İki ayağının üstünde yürü. Uza. Kadın ya da erkek beğen. Vatan sev. Okul kazan. Bizle aynı partiye oy ver. Para kazan. Evlen. Önemli ol. Çocuk yap. Hayatını gözden geçir. Spor yap. Ağla. Bedenini onaylat. Kabul gör. Bu incelemeyi beğen.
Simülakrlar ve Simülasyon
Simülakrlar ve Simülasyon
'u oku.
Simülakrlar ve Simülasyon
Okuyacaklarıma Ekle
224 syf.
·
5 günde
Sizi Gidi Simülakrlar
Çağdaş felsefede insana inilmesiyle beraber, bazı meselelerden bahsedilmesi gerekti. Örneğin “Ben kimim?” ve “Gerçek dünya bu mu?” sorularına eğilirken, “İçinde yaşadığımız dünya ne denli gerçek ve birey gerçekliği algılandığını iddia ederken aslında gerçeklik gösterilen midir? Peki medya gerçeklik algısını nasıl değiştirmektedir?” şeklindeki arayışlara da yanıt aramaya başladı. İşte bu soruların kahir ekseriyeti, Jean Baudrillard’ın 1981 yılında kaleme aldığı; Simülaktrlar ve Simülasyon isimli kitabında cevap buldu. Baudrillard, radikal ve ayrıksı düşünceleriyle Batı toplumundan yayılan krizi haber verir. Baudrillard’a göre bugünkü sistemi kavramak için dolaşıma sürülen tezler “hiçlik” duvarında birer birer erimeye mahkumdur. İşlenen bu kusursuz cinayeti araştırmaya başladığımızda iletişim, sinema, reklam veya mimarlık alanlarında “gerçek” ve “hakikat” düzeneklerinin birbirleriyle nasıl yer değiştirdiğine göz atmamız yeterlidir. Bir resmin taklidi, bir eserin yorumu veya tarihi bir yapının kopyası tüm aurasını yitirerek aslının yerine geçebilmektedir. Artık her türden sanatsal kaygı, hakikat arayışı ve iletişim tarzı tüketilmek için vardır, iletişim araçları iletişimsizliğin mükemmel bir örneğini sergilerler. Baudrillard bilinenin aksine, çözümlemelerinde postmodern bir söyleme başvurmaz. Adanır’ın tanımlamasıyla söylersek, o “postmodern bir düşünür değildir!” Çünkü bu kitapta da görüleceği üzere, simülasyon evreninin “dünya görüşü” tarihsel gelişimin bir halkasıdır fakat son halkasını oluşturmaz. Son derece şüpheci bir perspektif ile dünyayı seyreden Baudrillard, henüz kitabın başında okurlarının zihinlerini eğip, büküyor ve çok farklı bir şekle sokuyor. “Hakikati gizleyen şey simülakr değildir. Çünkü hakikat, hakikat olmadığını söylemektedir. Simülakr hakikatin kendisidir. “ Baudrillard, birçok konuyu ele alarak, birçok örneklendirme ile derdini bizlere aktarmaya gayret ediyor. Fakat bendeniz, okuduğumuz bölüm hasebiyle; “medya” üzerinden yaptığı anlatılardan yola çıkarak kitabı hulasa etmeye çalışacağım. Baudrillard’a göre, her geçen gün artan daha çok haber ve bilgiye karşın, giderek daha az anlamın üretildiği bir evrende yaşıyoruz. Peki bu bir yönlendirme mi? Belki evet, belki hayır! Evet kısmını şimdilik şöyle koyuyor ve yönlendirme olmamasını ele alıyorum. Sosyoloğumuza göre gerçeklik unsuru taşımayan simülasyon, öyle muhteşem şekilde simüle edilir ki; aksini asla ispatlayamazsınız. Yalnızca bu ispatsızlık dairesinde, medya yönlendirme yapmıyor diyebiliriz. Medya çok rahat ve kolay bir şekilde, yapılan ve yapılmış olan herhangi bir katliamın unutulmasını sağlayabilir ve saklayabilir. Biraz somutlaştırmak gerekirse; 14 Mayısta Gazze-İsrail şeridinde İsrail açtığı ateş sonucunda 61 Filistinli hayatını kaybetmişti. 14 Mayıs aynı zamanda İsrail’in kuruluş tarihiydi ve katliamın yapıldığı sırada İsrail kanallarının ekseriyeti kuruluş yıldönümü eğlenceleri yayınlıyordu. Baudrillard işte bu tabloya paralel olarak şunları söylüyordu; “bir katliamı unutmak ve unutturmak da katliam türünden bir şeydir.” Her birey yaşamının belirli periyotlarında, içinde bulunduğu durumun gerçekliği sorgulamaktadır. Çünkü anlam veremediğimiz rastlantılar, açmaza giren sorunsallar ile yüz yüze geliriz. “Hayır, bu gerçek olamaz!” Başta Matrix filmi olmak üzere, birçok film “simüle edilmiş gerçeklik” olgusunu işlemiştir. Matrix bir anlamda bu furyadaki çağ açı olsa da naçizane görüşüm; Truman Show filminin bu alandaki en veciz yapım olduğu yönündedir. Şu an üzerinde yaşadığımız dünyanın, asıl olan gerçeklikte mahvolmuş, doğal kaynakları bitmiş, siyah bulutların ve şiddetli depremlerin yaşandığı bir dünya olduğunu düşünün. İnsanlığın kendi kendini ve yaşadığı bu dünyayı yok ettiğini hayal edin. İşte bu noktada “üst el”in bizleri devasa bir fanusun içine, yaşam sıvısıyla dolu yumurtalara koyup, bizlerin zihninde şu an yaşamış olduğu dünyayı tasarladığını düşünün. Bizlerin de şu an, bu devasa simülasyonda hayatına devam ettiğini varsayın. Şayet bunu hayal edebiliyor ve “yoksa?” diyebiliyorsanız, Baudrillard’ın Simülasyonuna hoş geldiniz. Teoloji de bir anlamda bunu savunmuyor mu? Yaşadığımız dünya tamamen bir simülasyon ve biz bu simülasyondaki birer simülakrız. “ChuangTzu bir kere rüyasında bir kelebek olduğunu gördü. Uyandığında ise kendine şu soruyu sordu; Zhou mu kelebekolduğunu görmüştü yoksa Zhou olduğunu görenkelebek miydi?” Kitabı özetleyen ve Baudrillard’ın meramını izah eden soru bu. Her şeye rağmen kitabı okurken ve anlamaya çalışırken beyniniz mütemadiyen 404 not Found hatasını veriyor ise, bu hatayı engellemenin iki yolu var; 1. Kitabı oracıkta kapatıp, Dilber Ay’ın “Dünya yalan, ölüm gerçek” şarkısını dinlemek. 2. İlk uçakla Disneyland’a gitmek.
Simülakrlar ve Simülasyon
Okuyacaklarıma Ekle
224 syf.
Haritacılık ya da yansıtma yöntemi olarak düşünülebilecek rölöve çıkarma işleminin de, gerçeğin bir “yansıtması” olarak düşünülebilir. Yapının kendisinin bir çizime, ve hatta 3d tarayıcılar sayesinde fazla gerçekçi bir simülasyona dönüştürülmesinde böyle bir yansıtma gözlenebilir. Restorasyon kararlarının direkt olarak yapının üzerinde değil de, bir çizim üzerinde konuşulup tartışılması, ve kararların yazılı bir belgeye dönüştürülmek istemesinde, bu müdahale kararlarının ve hatta yapının ta kendisinin soyutlaştırıldığı görülür. Bu şekilde soyutlaştırılan bir nesne, insan zihninde ve dilinde tümevarıma açık hale gelir, hatta tümevarım yoluyla kavramsallaştırılması kaçınılmazdır. Kağıt üzerinde görülen yapı artık “o yapı” değil, yapı kavramının ta kendisidir. Alınan müdahale kararları yalnızca mercek altında olan yapıya değil, tüm yapılara yapılmak istenecektir. Dolayısıyla mimar kişisel ve öznel kararlar almaktan kaçınamayacaktır. Hatta, bu çizimin üzerinde (çizimle ilgili teknik detaylara varana dek) alınan bütün kararlar, her ne kadar kalabalık bir ekip tarafından uzun uzadıya tartışılıyor gibi görülse bile, kolektif hale gelmiş öznel kararlardan başka bir şey olmayacaktır. Tümevarımın nesnel-somut dünyada var olamayacağı, yalnızca dil düzeyinde ve insan zihninde olacağından bu tümevarımdan kaçınılamaz. Bir nesnenin bu türden bir soyutlamayla kavramsallaştırılması bir tür zihinsel konfor yaratır. Üzerinde düşünmenin ve karar vermenin nesne ile birebir ilişki içerisindeyken zor olduğu bir durum, nesne çizim olarak yansıtıldığında ortadan kalkar. Akıl yürütme ve karar verme daha kolay hale gelir. Bu durum, çizimin bir çeşit “emeğin meyvesi” haline gelmesiyle olduğundan daha büyük bir değer taşımaya başlar. Bu nedenle nesnenin kendisi bir kenara bırakılıp daha kıymetli olan soyut çizim önemli hale gelir. Bu da, mimar ile üreteceği yapının arasında yabancılaşma yaratır.
Simülakrlar ve Simülasyon
Okuyacaklarıma Ekle
224 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
Post Modernizmin Rahibi: Buadrillard
“Deliyi bu kadar iyi taklit edebilen biri herhalde gerçekten delidir.” Kitabın başlarında sekizyüz yıl önce yaşamış Tasadaylı yerliler için hükümet tarafından ayrılan bir yaşam alanından bahsediliyor. Tıpkı farelerle yapılan deneyler gibi. Bilim yapmak adına keşfedilen nesneyi öldürüyoruz. Bugün içinde yaşadığımız metropollerde bizim içinden çıkamadığımız simülasyonlar gibi değiller mi? AVMleri düşünelim; satın almak için gittiğimiz nesneler bizim ihtiyacımız olan şeyler mi gerçekten? Yoksa anlamlarını yitirip tüketici tarafından yüklenen anlamsızlıkları sayesinde satın alınmaya zorlanan şeyler mi?(Satın alınan nesnenin statü değeri.) Simülasyon gerçeğin sahte bir sunumudur. Gerçeğin tüm özelliklerine sahip olup gerçek olmayandır. Bu da teknolojiyle beraber oluşturulan bir dünyadır. Matrix’i anımsayın. Gerçeğin artık gerçek olmadığına, gerçekliğin yitirildiğine hatta simülakırlar ve simülasyonların daha gerçekçi olduğuna işaret eder. Hatta öyle bir dünyadır ki bu yaşadığımız şeyler belkide gerçeğin simülasyonun simülasyonudur. (İnception’ı seyredenler bilir rüya içinde rüya görmek gibidir bu) Belki de gerçek olmayan bir dünyanın simülasyonudur. Peki medyaya inanabilir misiniz artık? Kamera merceği tüm gerçeği şüpheli hale getirmiyor mu? Medyanın nihai amacı bizi koltuklara yapıştırmaksa bize gerçekleri değil, görmek istediklerimizi gösterecektirler ya da göstermek istediklerini yani simülakrları. Her akşam izlediğimiz haberleri araştırmaya kalksak her olayın tam tersi yaşandığını bulabiliriz. Bilgi ve olay patlamaları dünyayı anlamayı neredeyse imkansız hale getirir. Haber enflasyonu anlam deflasyonu oluşturur. Anlayamadan olaylar geçip gider, kitleler ise hipnotize olur. Bu yüzden anlam, sıfırdan üretilen ya da tekrar yaratılan simülasyonlara meydan okur. Savaş tiyatrodur, hastalıklar bağış, açlık da dergi kapakları içindir. Peki neden simülasyonlara inanırız? Çünkü dünyanın gerçekliğini bize sunulan şekliyle kabul ederiz. Çünkü her günün birbirinin devamı şeklinde yaşayan, monoton bir hayat süren kitleler, gerçekliklerinden uzaklaşmak için TV nun sunduğu farklılıklara sarılır.Zira anlamlı şeyler olduklarına dair bize sözler satarlar. Dolayısıyla Buadrillard’a göre anlam dezenformasyonun suç ortaklarıyız. Kitleler bilerek ve isteyerek aldanmayı seçiyorlar. Buadrillard okumak zor, anlamak ve sindirmekse zaman alıyor. Çevirisinin hayati rol oynadığı eserlerden biri olduğu için Oğuz Adanır’ın başarısının altını çizmeden geçemeyeceğim.
Simülakrlar ve Simülasyon
Okuyacaklarıma Ekle
224 syf.
SİMÜLAKRLAR…Matrix’in Anavatanıdır!
Galeano’nun yazım dilinin yer yer provokatif olduğunu söylerdim…
Jean Baudrillard
Jean Baudrillard
ona rahmet okutur. Ama ben bu tarzı seviyor, daha gerçekçi, daha samimi buluyorum. Hatta bir noktada, simülasyon fikrine iyice kendimi kaptırdım. Sorun; uzun ve ağdalı cümlelerin, kaliteli fikirlerin katline yönelmesi. Fakat bu bir tarz meselesi ve bunu eleştiremem. Kesinlikle
Jean Baudrillard
Jean Baudrillard
‘ı okumaya devam edeceğim. Sırada tam da bu konudan bahseden
Philip K. Dick
Philip K. Dick
beklerken, bu metine sempatim daha arttı. Fakat Philip K. Dick ile tam olarak aynı görüşte değil…fikir ayrılıklarını da gizleme gereği duymamış. Biraz ağdalı cümleli, bir paragraflık cümleleri olan, müthiş bir sistem eleştirisi. Baudrillard radarımda.
Simülakrlar ve Simülasyon
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.