Adı:
Simülakrlar ve Simülasyon
Baskı tarihi:
Şubat 2014
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758717019
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Simülacres et Simulation
Çeviri:
Oğuz Adanır
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğu-Batı Yayınları
XX. yüzyılın önemli iddialı çıkışlarından biri kuşkusuz Jean Baudrillard’ın “Simülasyon” kuramıdır. Baudrillard, radikal ve ayrıksı düşünceleriyle Batı toplumundan yayılan krizi haber verir. Baudrillard’a göre bugünkü sistemi kavramak için dolaşıma sürülen tezler “hiçlik” duvarında birer birer erimeye mahkûmdurlar. İşlenen bu kusursuz cinayeti araştır­maya başladığımızda iletişim, sinema, reklam veya mimarlık alanlarında “gerçek” ve “hakikat” düzeneklerinin birbirleriy­le nasıl yer değiştirdiğine göz atmamız yeterlidir. Bir resmin taklidi, bir eserin yorumu veya tarihî bir yapının kopyası tüm aurasını yitirerek aslının yerine geçebilmektedir. Artık her türden sanatsal kaygı, hakikat arayışı ve iletişim tarzı tüketil­mek için vardır, iletişim araçları iletişimsizliğin mükemmel bir örneğini sergilerler. Söz gelimi, belgeseller anımsamaktan çok unutturmak için vardır, “için için kaynayan” her bir an­lam parçacığı içeriğinden boşaltılıp medya adlı devasa boş­lukta simüle edilir. Tüm olup bitenlerin yansıdığı ekranlarda herşey gizlenir, üzeri kapatılır. Ve kitleler, iletişim araçlarına sarılarak modern bir kurban töreninin ritüellerini söz birliği etmişçesine mükemmelen yerine getirirler.

Baudrillard bilinenin aksine, çözümlemelerinde postmodern bir söyleme başvurmaz. Adanır’ın tanımlamasıyla söylersek, o “postmodern bir düşünür değildir!” Çünkü bu kitapta da görüleceği üzere, simülasyon evreninin “dünya görüşü” ta­rihsel gelişimin bir halkasıdır fakat son halkasını oluşturmaz.

- Ne pahasına olursa olsun Batı’nın moralini bozmayı sürdü­recek misiniz?

Baudrillard: “Batı tarihinin temel yapı taşı moral bozukluğu­dur.” Bunu ben uydurmadım. “Yeni duygusal düzen” yani kurbanlardan oluşan duyarsızlık, pişmanlık üzerine oturmuş olan toplum, sanayi devrimi ve kolonizasyon gibi sonuçlara yol açmış XIX. yüzyıla ait anlam bunalımının bir uzantısıdır ve bizim uzun XIX. yüzyılımız boyunca da sürüp gitmiştir.
224 syf.
·Puan vermedi
Çağdaş felsefede insana inilmesinin ardından bazı meselelerden bahsedilmesi gerekti. Örneğin ben kimim ve gerçek dünya bu mu? İçinde yaşadığımız dünya ne denli doğru, birey gerçekliği algıladığını iddia ederken aslında gerçeklik gösterilen midir? Medya gerçeklik algısını nasıl değiştirmektedir gibi açıklamalar ile sizin dünyaya bakışınızı değiştirecek bir kitaptır. Anlam bunalımı yaşayan bireye aslında anlam bunalımının dış dünyada var olduğunu söyler ve en önemlisi Baudrillard gibi cesur bir düşünür tarafından kaleme alınmıştır.
224 syf.
·Beğendi·9/10
Jean Baudrıllard çizgilerin dışına çıkmaktan korkmayan bir düşünür ve sosyal bilimci. Ve hepimizin kapana kısıldığı kalıpları yıkmak için eylemiş yine.Bizlere zar inceliğinde dövülmüş gerçeklik ve anlam katmanlarını ve bu katmanlar arasında sıkışıp kalmış bireyin mücadelesini sunuyor Simülakrlar ve Simülasyon'da. Kapalı gözlerimizi biraz olsun aydınlatır niteliğinde bir eser.
224 syf.
·90 günde·Beğendi·8/10
"Hakikati gizleyen şey simülakr değildir. Çünkü hakikat, hakikat olmadığını söylemektedir. Simülakr hakikatin kendisidir." Diye başlayan standart dışı bir öğretisi olan kitap.
Matrix filminin ana konusunu oluştur hatta serinin birinci bölümünde bir sahnede kitabı izleyiciye gösterirler..
224 syf.
·Beğendi·10/10
“Deliyi bu kadar iyi taklit edebilen biri herhalde gerçekten delidir.”

Kitabın başlarında sekizyüz yıl önce yaşamış Tasadaylı yerliler için hükümet tarafından ayrılan bir yaşam alanından bahsediliyor. Tıpkı farelerle yapılan deneyler gibi. Bilim yapmak adına keşfedilen nesneyi öldürüyoruz. Bugün içinde yaşadığımız metropollerde bizim içinden çıkamadığımız simülasyonlar gibi değiller mi?



AVMleri düşünelim; satın almak için gittiğimiz nesneler bizim ihtiyacımız olan şeyler mi gerçekten? Yoksa anlamlarını yitirip tüketici tarafından yüklenen anlamsızlıkları sayesinde satın alınmaya zorlanan şeyler mi?(Satın alınan nesnenin statü değeri.)

Simülasyon gerçeğin sahte bir sunumudur. Gerçeğin tüm özelliklerine sahip olup gerçek olmayandır. Bu da teknolojiyle beraber oluşturulan bir dünyadır. Matrix’i anımsayın. Gerçeğin artık gerçek olmadığına, gerçekliğin yitirildiğine hatta simülakırlar ve simülasyonların daha gerçekçi olduğuna işaret eder. Hatta öyle bir dünyadır ki bu yaşadığımız şeyler belkide gerçeğin simülasyonun simülasyonudur. (İnception’ı seyredenler bilir rüya içinde rüya görmek gibidir bu) Belki de gerçek olmayan bir dünyanın simülasyonudur.


Peki medyaya inanabilir misiniz artık? Kamera merceği tüm gerçeği şüpheli hale getirmiyor mu? Medyanın nihai amacı bizi koltuklara yapıştırmaksa bize gerçekleri değil, görmek istediklerimizi gösterecektirler ya da göstermek istediklerini yani simülakrları. Her akşam izlediğimiz haberleri araştırmaya kalksak her olayın tam tersi yaşandığını bulabiliriz. Bilgi ve olay patlamaları dünyayı anlamayı neredeyse imkansız hale getirir. Haber enflasyonu anlam deflasyonu oluşturur. Anlayamadan olaylar geçip gider, kitleler ise hipnotize olur. Bu yüzden anlam, sıfırdan üretilen ya da tekrar yaratılan simülasyonlara meydan okur. Savaş tiyatrodur, hastalıklar bağış, açlık da dergi kapakları içindir.


Peki neden simülasyonlara inanırız?
Çünkü dünyanın gerçekliğini bize sunulan şekliyle kabul ederiz.
Çünkü her günün birbirinin devamı şeklinde yaşayan, monoton bir hayat süren kitleler, gerçekliklerinden uzaklaşmak için TV nun sunduğu farklılıklara sarılır.Zira anlamlı şeyler olduklarına dair bize sözler satarlar.

Dolayısıyla Buadrillard’a göre anlam dezenformasyonun suç ortaklarıyız. Kitleler bilerek ve isteyerek aldanmayı seçiyorlar.
Buadrillard okumak zor, anlamak ve sindirmekse zaman alıyor. Çevirisinin hayati rol oynadığı eserlerden biri olduğu için Oğuz Adanır’ın başarısının altını çizmeden geçemeyeceğim.
224 syf.
·17 günde·Puan vermedi
Baudrillard'ın "boşa yaşıyoruz boşa, hatta yaşıyor muyuz, ben ben miyim, var mıyız?" şeklinde şüpheci, nihilist felsefesini çeşitli tarihsel olaylar, filmler ve kitaplardan aldığı örneklerle işleyip sağlamlaştırmaya çalıştığı; algılaması, anlamlandırması konuyla daha önceden kontağı olmayan kişilerce epey zor hatta imkansıza yakın olan kitap.

Geçen sene okumaya çalışmış ancak "Bu beni aşar!" fikriyle ertelemiştim. Şubat ortasında tekrar giriştim; ağır ağır, sindire sindire okumaya çalıştım ve söylediklerinin büyük kısmını yine anlamlandıramasam da en azından meramını sezinledim sanıyorum, yine de tıpkı yazar gibi şüpheciyim.

Dilber Ay'ın dediği gibi "Dünya yalan, ölüm gerçek" diyor(?) Baudrillard, kitabı bu şarkıyla özetleyebilirdik ortalarına kadar ancak Baudrillard sonlara doğru "ölüm"ün dahi pek de gerçek olmayacağını söylüyor.

Kitaptan asıl mesajı haricinde kazandığım iki şey daha var: Möbiyüs Şeridi ve Ballard'ın hayli sayko ve fütüristik romanları.
224 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Şeyleşmiş yaşamların ve gerçek dünyanın yerini almış sanal dünya. Bir nevi insan beyninin uğradığı narkoz etkisi. Bu narkoz uzun etkili ve hipnoz etkisi yartacak değerde...Hangisi sanal, hangisi gerçek.? Ayirt etmesi biraz zor.
224 syf.
·Puan vermedi
Kitap mevcut dünyaya belki de tepeden bakıp nasıl bir 'sahte' ve belki de 'gerçek dışı' yalan sürdüğümüzü anlamamıza ve/veya fark etmemize yardımcı oluyor. Kitap tüm Fransız çevirilerinde olduğu gibi dili konusunda okurken sizi yorabilir. Ancak, kesinlikle okunması gereken ve kütüphanemize eklenmesi gereken bir kitap diye düşünüyorum.
224 syf.
·10/10
Her yeni sayfayla birlikte şüphelenmenin dozunu arttırmak mümkün. Kurgunun, simülasyonun tam olarak neresindeyim ya da simülakr ben miyim, gibi. Hayata olan bakış açınızın değişmesinin olası olduğu bir başka kitap.
Disneyland örneğini okurken aklıma 'animeler' gelmedi değil.
Okumadan önce, sonra ve pek tabii okurken araştırma yapılmalı.
224 syf.
·10 günde·Beğendi·8/10
Nedir simülakr? Gerçek olarak algılamak istediğimiz görünüm diyor Baudrillard. Açıkçası daha basit bir tanımı yok. Ancak tanımlandığı kadar da basit bir kavramdan bahsetmiyoruz. Baudrillard'ın simülasyon teorisi hakkında kulağına bir kaç kelam sıkışmış okur için "aman yarabbim bütün hayatımız bir bilgisayar oyunu mu" nidasıyla değersizleşebilecek bir olgudan bahsediyoruz.

Daha önce de dile getirdiğim gibi ağır kitap kavramına çok inanmıyorum. Her insanın bir kitapla karşılaşma, onu okuma, idrak etme zamanı vardır. Bunun öncesinde, bu kadar tandanslı zamanı bükerek öne almak isterseniz o kitap size ağır gelebilir. Örneğin bu kitabı ilk elime aldığım bundan 14 sene öncesine bakınca kitapta yazılanlardan hicbir şey anlamamış olduğumu ve/veya anladıklarımı yanlış anlamış olduğumu bugün fark edebiliyorum.

Esasen 10 yıl sonra tekrar okuduğumda bugüne geri dönüp aynı yorumu yapmam da kaçınılmaz. Baudrillard, reklam, haber, medya, klonlama, bilim-kurgu ve bağdaşık pek çok kavram üzerinden şu an gerçek bir dünyada yaşamadığımız sonucuna varıyor. Ancak hemen kolaya kaçmamak lazım. Bu matrix vari bir simülasyonda yaşıyor olmaktan ziyade, gerçek ve ona dair algımızın günümüz değişkenleri ile bükülüp bozulduğu, hipergerçeklik denilen noktada yaşadığımız anlamına geliyor.

Baudrillard'a göre geçmişte bir zamanda "gerçek" diye bir şey varmış. Ancak onu tüketmiş durumdaymışız. Ürkütücü olduğu kadar ufuk açan yaklaşımları insanı gerçekten ümitsiz bir kabullenmeye itiyor. Benim kafamda ise temel bir sorun var. Yazarın sürekli yok ettik, büktük, değiştirdik dediği gerçeği nasıl tanımladığını bilemiyoruz.
Hakikat ya da gerçek her ne ise o tanımlanmadan onu yok ettiğimizi söylemek bir çelişki şüphesi doğuruyor içimde. Evet farklı makalelerde gerçeğin ne olabileceği yönünde çıkarımlar var ama teorinin temeline oturan bir gerçeklik tanımı fena olmazdı.

Tavsiye ediyor muyum? Dediğim gibi ağır kitap lafzına inanmam. Ama demir leblebiye inanırım. Bu kitap da tam bir demir leblebi.
Her geçen gün daha çok haber ve bilgiye karşın giderek daha az anlamın üretildiği bir evrende yaşıyoruz.
Geleceğin biçimlendirilmesinde bir model görevi yapacak olan hipermarket (özellikle ABD’de) yerleşim bölgelerinin dağılımını belirlemektedir. Oysa geleneksel çarşılar kentin tam merkezine yerleştirilerek kentliyle köylünün buluşmasını sağlardı.
Özgürleştirme uygulamaları sistemin yalnızca bir yüzünü yani bizi hiç durmadan yalnızca bir nesne olmaya iten yüzünü gösterirken; bizden bir özne olmamızı, özgürleşmemizi, ne pahasına olursa olsun konuşmamızı, oy vermemizi, katılmamızı ve oyunu oynamamızı isteyen diğer yüzünü gizlemektedir.
Eskiden insanı ayrıcalıklı kılan şey bilinç tekelini elinde tutmasıyken ,bugün bilinçaltı tekelini elinde tutmasıdır.
Tarihte caydırma, soyutlama, insanları birbirinden kopartma ve yerlerinden yurtlarından etme rolünü üstlenen ilk düzen kapitalizmdir.
Orwell: “Savaş, barış demektir” diyordu. Burada iki farklı kutbun birbiri içinde eriyip gidişine ya da birbirlerine taze kan taşıma girişimlerine tanık olmaktayız.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Simülakrlar ve Simülasyon
Baskı tarihi:
Şubat 2014
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758717019
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Simülacres et Simulation
Çeviri:
Oğuz Adanır
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğu-Batı Yayınları
XX. yüzyılın önemli iddialı çıkışlarından biri kuşkusuz Jean Baudrillard’ın “Simülasyon” kuramıdır. Baudrillard, radikal ve ayrıksı düşünceleriyle Batı toplumundan yayılan krizi haber verir. Baudrillard’a göre bugünkü sistemi kavramak için dolaşıma sürülen tezler “hiçlik” duvarında birer birer erimeye mahkûmdurlar. İşlenen bu kusursuz cinayeti araştır­maya başladığımızda iletişim, sinema, reklam veya mimarlık alanlarında “gerçek” ve “hakikat” düzeneklerinin birbirleriy­le nasıl yer değiştirdiğine göz atmamız yeterlidir. Bir resmin taklidi, bir eserin yorumu veya tarihî bir yapının kopyası tüm aurasını yitirerek aslının yerine geçebilmektedir. Artık her türden sanatsal kaygı, hakikat arayışı ve iletişim tarzı tüketil­mek için vardır, iletişim araçları iletişimsizliğin mükemmel bir örneğini sergilerler. Söz gelimi, belgeseller anımsamaktan çok unutturmak için vardır, “için için kaynayan” her bir an­lam parçacığı içeriğinden boşaltılıp medya adlı devasa boş­lukta simüle edilir. Tüm olup bitenlerin yansıdığı ekranlarda herşey gizlenir, üzeri kapatılır. Ve kitleler, iletişim araçlarına sarılarak modern bir kurban töreninin ritüellerini söz birliği etmişçesine mükemmelen yerine getirirler.

Baudrillard bilinenin aksine, çözümlemelerinde postmodern bir söyleme başvurmaz. Adanır’ın tanımlamasıyla söylersek, o “postmodern bir düşünür değildir!” Çünkü bu kitapta da görüleceği üzere, simülasyon evreninin “dünya görüşü” ta­rihsel gelişimin bir halkasıdır fakat son halkasını oluşturmaz.

- Ne pahasına olursa olsun Batı’nın moralini bozmayı sürdü­recek misiniz?

Baudrillard: “Batı tarihinin temel yapı taşı moral bozukluğu­dur.” Bunu ben uydurmadım. “Yeni duygusal düzen” yani kurbanlardan oluşan duyarsızlık, pişmanlık üzerine oturmuş olan toplum, sanayi devrimi ve kolonizasyon gibi sonuçlara yol açmış XIX. yüzyıla ait anlam bunalımının bir uzantısıdır ve bizim uzun XIX. yüzyılımız boyunca da sürüp gitmiştir.

Kitabı okuyanlar 138 okur

  • Oğuzcan Ertürk
  • Leyla Belma Gazi
  • Eren
  • okan yapıcı
  • Lothar Nevi
  • Ayça
  • Emre Kepenek
  • Melih RIza Kadıoğlu
  • Mlhcnsz
  • Murat

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.6
14-17 Yaş
%2.6
18-24 Yaş
%23.1
25-34 Yaş
%38.5
35-44 Yaş
%25.6
45-54 Yaş
%0
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%7.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%32
Erkek
%68

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%31 (13)
9
%16.7 (7)
8
%35.7 (15)
7
%14.3 (6)
6
%0
5
%2.4 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0