·
Okunma
·
Beğeni
·
5903
Gösterim
Adı:
Sinek Isırıklarının Müellifi
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
166
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750509636
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
"Cemil'in bütün gün evde ruhsal söküklerle uğraştığını da biliyordu Nazlı. Ev, iplik parçalarıyla, kırpıklarla dolu oluyordu, iki ucu bir araya getirilememiş hatıralarla ve partal fikirlerle. Yaşamak bu küçük evde de eksik kalıyordu; elli dört metrekare içinde Cemil'in yetişemediği, tamamlayamadığı şeyler vardı. Sessizlikler vardı. Hissettiği şeyi tam o anda kimseye söyleyememiş Cemil'in kuytuya köşeye bıraktığı sessizlikler, yutkunmalar ve toz."

Aşk üzerine küçük bir roman.

Toplu konutta aşk ama...

Edebiyat üzerine küçük bir roman.

Edebiyatla hayatın birbirine karıştığı ama...

Arkadaşlıklar üzerine bir roman.

Hepsi üç kişi ama...

Barış Bıçakçı'dan yeni bir kitap. Aması yok.

"Ben Barış Bıçakçı'nın metninde... kendine has bir üslup görüyorum. Kısa cümlelerle, fazla derine inmiyormuş gibi gözükerek ince ayrıntılarda kahramanlarını var ediyor.Yalın bir anlatımı var, parlatmıyor, gereksiz cümlelerle şişirmiyor... Kısa, çok kısa bölümler ilk bakışta birbirleriyleilgisiz gibi görünseler de bir bütünü oluşturuyorlar. Son zamanlarda tek tipleşen, olaya dayalı roman anlayışına karşı kendine has dili, anlatımı, kurgusuyla seçkinleşiyor Barış Bıçakçı."
-Metin Celâl-
(Tanıtım Bülteninden)
166 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Gündelik hayatlarımızın sıradanlığı, ardından gelen o bitip tükenmez bıkkınlığımız. Mütemadiyen bir kaçma hali.Kimseyle paylaşamadığı ya da kimsenin dinlemeye tenezzül buyurmadığı hayat denen şeyi burada anlatıyor.Konuşamadığımızı yaşarken kaçırdıklarımızı kurallar içinde olduğumuz gerçeğini. Yer yer muhteşem cümleler ve aforizmalar eşliğinde anlatmıştır yazar.
166 syf.
·10 günde·Beğendi·7/10
Barış Bıçakçı yine bu kitapta da farkını konuşturmuş. Her kitabın da farklı konulara değinip, üslubuyla her seferinde farklı bir şekilde etkilemeyi başarıyor. Bu kitapta ana karakter çok ilgimi çekti. Ve birazda tanıdık geldi :)) Neyse.. Ana karakterin analizleri hayata insana ve eşyaya yüklediği anlamlar çok özgün ve dikkat çekiciydi. Barış Bıçakçı beklemediğin yerde beklemediğin bir şeyden bahsetmeyi seviyor sanırım. Bu üslubu bende sevdim. Mesela yürüyüş yapılırken bir anda cezaevi aracını görmeleri ve cezaevi aracından inenlerin söyledikleri.. Bu işte birden yaralıyor okuru. O gözümüzü yumduğumuz acımasız gerçekleri, hissettirmeden sessiz sedasız karşınıza diki veriyor Barış Bıçakçı. Ve en önemli şeylerden biride kitapta bol bol yazar, şair, şiir, kitap, müzik önerileri var bu da çok hoşuma gitti.

Basılması beklenen roman için, yayın evinden aramalarına kadarki süreci anlatıyor zaten kitap. Bu bekleyişi anlatıyor daha çok. O kısmıda çok sevindim. Romanın ana karakteri için söylenenleri. Çok doğru ve çok hoşuma gitti. Okuduğunuzda göreceksiniz zaten neyden bahsettiğimi. Bu noktada şunu söylemek istiyorum sadece; Yaşamak kirlenmektir. Malesef..

Ve son olarak, o cinayet neyin cinayetiydi ? O kısmı anlamadım ben. Neden her yaşlanan cinayet diye tutturdu kitapta ? Çözemedim :)

Kitap genel olarak keyifli bir solukta okunabilecek bir kitap. Siz bana bakmayın ben fırsat bulamadım. İncelemeyi bile ancak paylaşabildim :)) Keyifli okumalar.

İncelemeyi buraya aktarırken hep bu şarkı vardı dilimde :) onuda ekleyeyim sizin için
https://youtu.be/iH1FL8kLpjQ
166 syf.
·5 günde·8/10
Hani grup etkinliklerinde her şeyin suyunu çıkarma ile gerçekten güldürebilme iki sınırı arasında insanlara dair gözlemlediklerini muzip dille anlatan tipler vardır.Siz araç servis camından hızlı birer film karesi gibi değişen ağaç, ev, tarla sıradanlıkları ile aranızda saçma bir bağ kurmuşken o tip anlatmaya başlar ya grup üyesi ama o etkinlikte yer almamış diğer katılımcıların da tanıdığı kişinin tuhaflık gibi görünen farklılıklarını..İşte kitabımızın kahramanı Cemil’de böyle tuhaf adam hikayelerinin anlatılan kahramanı olmaya namzet ,muzip dille anlatıcının dilinde..

Mesela bir gün Cemil ev telefonundan numara çevirir,Fatma teyze çıkar(Ayşe ve Zeynep te olabilir isim hafızam iyi değildir amaaan nasılsa bu topraklarda Ayşe, Fatma, Zeynep en çok koyulan isimler ve aynı kapıya çıkar ben bu üçünü tek genel bir isim gibi algılıyorum ağaç, kedi der gibi..Beş gündür Cemil ve gözlemlerine maruz kalınca benimde tuhaflıklarımın dozu artmış olabilir, o nedenle inceleme okuru mazur gör beni)

Ne diyordum Cemil bir numara çevirir Fatma teyze hattın diğer ucunda..Nasılsınlar iyimisinler bi akşam yemeğe gelinler sağol oğlumlar böyle düzenli arıyorsun sendeler filan, tel kapanır ,Cemil bu sefer daha dikkatli numaraları çevirir ve yöneticiye ulaşır fazla gazeteleri nasıl nerde değerlendirebiliriz diye sormak için..İşte Cemil böyle biri, düzenli dikkatsizlikleri olan bir adam..

Barış Bıçakçı’nın anlatım dili ve kahramanlarının algısından dünya ve eşya ve zaman arasında kurduğu fizik yasaları temelli bağ kitabı, sürükleyici, öğretici kılmış..

Barış Bıçakçı’nın daha önce de bir kitabını okumuştum Seyrek Yağmur olanı..O kitapda da hikayedeki adamımız fizik yasaları ile dünya ve zaman arasında bağ kuruyordu.Bir sözelci olarak Barış Bıçakçıyı tebrik ediyorum ben de Fizik üzerine bir kitap okuma merakı uyandırmakla kalmayıp fizik yasaları üzerine kitap okumaya başlamamı sağladığı için(Bundan sonra bir süre Cemili taklit edip ağzımdan çıkan herşeyi fizik yasalarına bağlayarak 1k da takılabilirim...)

Mesela; Big bang teorisini ele alıyor önce tekdenlik vardı sonra bir hareketle tüm galaksilerin oluşmasına sebep patlamayla o tekdenlik ,parçalara ayrılıyor ,parçalar birbirini itiyor sonra çekiyor filan..Sen burdan tut, insan ilişkilerine bağla kadın erkeğinde itim ve çekim gücü olduğunu söyle tüm canlılar arasında big bang teorisinin izleri bağlantısını kur..İşte Cemil’in kafası böyle çalışıyor..Bence Cemil içine düştüğü ruh bunalımları ve anlamsızlık girdaplarından fizik yasaları ile korunuyor..
Şimdi merak ettim intihar edenlerin kaçı fizik yasalarını bilen sayısalcı zeka idi kaçı sembolik anlatımlarla dünya ile arasında bağ kuramayan sözelci zeka idi..(sonra bakarım bu alanda bir istatistik yapılmış mı diye.Şimdilik bende oluşmuş evet sözelciler arasında intihar oranı daha yüksek kanaatime inanmaya devam etmek istiyorum:) )

Cemil ,Sanayi İnkılabından bu yana toplu konutlarda yaşayan, fabrika bacalarından ya da meteoroloji ye müdahele eden bi takım depresyona sebep gazları salan, trafik, egzoz dumanlarını sanki bir tür sinekmişiz gibi üzerimize salan modern dünyada küçük burjuvalardan biri, birçoğumuz gibi öğretmen,doktor, mühendis, öğrenci, ofisgirl or ofisboy..Cemil ,modern dünya ya bir çoğumuz gibi edebiyatla, şiirle , aşkla tutunmaya çalışan küçük ama lüks konforların bağımlısı bir burjuva..

Ve aşk ve evlilik..Okuduğum hiç bir kitap yokki sonunda evlilik kurumunu gözümde zavallı olmaktan kurtarmış olsun..Kadın ve erkeğin kalbini kırıklıklarla dolduran bir kurum.Cemil de karısı Nazlı da birbirlerinin eşi oldukları halde aşık olmayı düşlüyorlar ve bu ihtiyaçtalar..Kitabın bir yerinden alıntısını da yapmıştım aslında..İnsan yoksunluklar içinde zinde kalıyor, arzularına ulaştığında pelteleşiyor diye..Evlilik kurumu aşk karşısında her zaman ama her zaman kaybetmeye mahkum..

Cemil bir gün toplu taşımada sürekli saatine bakan yaşlı ama sevimli bir ihtiyarla karşılaşıyor ve onu gözlem laboratuarında mercek altına alıyor(tabii ben bu satırları kitapta okurken Cemil şimdi bu ihtiyarcık üzerinde nasıl bir hayata dair anlam çıkarması konulu ameliyat yapıcak merakıyla okuyorum)sonra sevimli ihtiyar Cemile saati soruyor tabii tuhaf bir durum saati olan bir adam neden saatin kaç olduğunu soruyor.Cemil düşünüyor VARDIR ELBET BİR BİLDİĞİ!!!!
Bakın bu vurucu cümleye dikkat edin ne güzel bir teslimiyet cümlesi, iki tarafı da zanlardan koruyan harika bir anlayış felsefesi.Bir anekdot okumuştum evini işini ailesini kaybetmiş sokakta rastladığınız bir adama nasıl ne oldu diye sormak yerine açlığın var mı yatacak yerin var mı diye sormak daha evla..Bizim kültürümüz aslında böylede ..Sana sığınana sorgulamadan tanrı misafiri muamelesi yapmak..Modern dünyanın burjuva insanı üzerinde sebep olduğu kaygılara kurban gitmiş bir geleneğiniz işte(ahanda yanımdan yürüyen bir kül tablası geçti midem kalktı,incelememi toplu taşımada yazıyorumda diğerleri gibi..)

Kitaba dair anlatılacak çok şey var bence..Bu kitabı özellikle lise öğrencilerinin okuması gerektiğini düşünüyorum ve kitabın misyonerliği çalışmalarının gönüllüsü olacağımı buradan da Barış Bıçakçı’ya bildirmek isterim.Bence onun istediği de bu.İnsanlar bilimsel düşünce yapısını alışkanlık haline getirsinler istiyor..

Yazarın başka eserlerini okuma isteği uyandırmış, çıkacak kitaplarını gözleme gibi farklı ve daha önce hissedilmemiş bir duygu hissettirmiş, yazmak istesem bu biçimde ve bu türdeki durum, hadiseleri ve bana özel algılayışı bu şekilde yazardım diye düşündürmüş on numara bir kitap..Tavsiye ederim küçük burjuvalara..

Keyifli okumalar..
166 syf.
·4 günde
Yazmayacağım diyorum, içimde bir kıpırtı, bırak lan diyerek seviye düşürüyorum, yine de olmuyor. Sen nasıl adamsın kardeşim. Bu kalınlıkta bir kitabın içine nasıl bu kadar çok şeyi sığdırabiliyorsun. Bir de basit görünümlü derin derin cümleleri nasıl kuruyorsun, o aforizmalar yok mu, şaşkınım. Okurken çok mutlu ettin beni, bazen istemsiz elimi ağzıma, yüzüme götürtürdüm, umarım korana virüs kapmamışımdır. Uzun bir liste var yazdığın kitabın için de, gizli gizli şiirler var, mektuplar var, aşk var, okur var, yazar var, arkadaşlık var, tıpkı şu günlerde olduğumuz gibi eve kapanmak var. Çilek reçeli, dereotu, Ankara, İstanbul var… Şantiye var, kamp kurmak var, gençlik var, ihtiyarlık var, protesto var, aldatmak var. Şehvet var…
Sayfa değil de kelime hesabı yapmak gerekir ki kitabın gerçek kalınlığı ortaya çıksın. Kelime hesabı yapınca incecik bir kitap çıkar, ama özgül ağırlığı çok fazla olan bir kitap…
Aşağıdaki listeyi internetten aldım, bunlar kitabın içinde geçenler…

1. Ada ya da Arzu - Nabokov
2. Oktay Rifat: Kaynayan çaydanlığın mutfağa diktiği o kokulu ağaç
3. Yalnız Bir Avcıdır Yürek - Carson McCulers
4. Ayak İzlerinde Adımlar - Julio Cortazar
5. Mırıldandığım Öyküler - Julio Cortazar
6. İçeriye Bakan Kim - Mehmet Günsur
7. Orhan Veli'den Baudelaire çevirisi: “Nasıl sürünür, bir gibi yerle, / yılan: seni öyle seveceğim.”
8. Oktay Rifat - Çipet Çipet Çitalinya
9. Sabahattin Kudret Aksal - Gazoz Ağacı
10. Bodur Minareden Öte - Yusuf Atılgan
11. Seçme Şiirler - Rene Char
12. Güve Yenikleri - Oktay Rifat
13. Kaos - Paolo and Vittorio Taviani
14. Jules ve Jim - François Truffaut
15. Saatlerin Tıkırtısı - Yusuf Atılgan
16. Bir Tren Yolculuğu - A. H. Tanpınar
17. Çamlıcadaki Eniştemiz - Abdülhak Şinasi Hisar
18. Ses ve Öfke - Faulkner
19. Körleşme - Elias Canetti
20. Penceredeki Kadın - Fritz Lang
21. Lale Müldür - Sarartı (Üzünç, Sevgilim ya da Nane otları)
22. Franny ve Zoey - Salinger
23. Dalgalar - Virginia Woolf
24. Rumours
25. Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün - Salinger
26. Şafak - Sevgi Soysal
27. Kürk Mantolu Modanna - Sabahattin Ali
28. Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi - James Joyce
29. John Mayall - Sensitive Kind
30. 16 HorsePower - Sinner Man
31. Max Beckmann (Alman Ressam) (“Aşırı duyguları yaşamak biçim yaratmanın kendisidir. Biçim kurtuluştur.”)
32. Sonsuz Günbatımı - Furuğ Ferruzad
33. Kırlardan Geliyorlar - Turgut Uyar
34. Kuş ölümlüdür - Furuğ Ferruhzad
35. Döşeğimde Ölürken - Faulkner
36. Yaz Evi, Daha Sonra - Judith Hermann
37. Kitabın içinde de yapılmış bir liste var: Cemil’e hayatın bir şölen olduğunu hissettiren şeylerin üstünkörü yapılmış bir listesi:

Virginia Woolf’un Mrs. Dalloway romanı.
John Cheever’ın öyküsünden uyarlama: Yüzücü. Frank Perry yönetmiş, Burt Lancaster oynuyor.
Joshua Logan’ın Piknik filmi. Kim Novak ve William Holden başrollerde.
Seymour Glass: Ah! Edebi bir kahraman.
Charlie Haden ve Carla Bley’den The Ballad of the Fallen: Düşenin dostu olmaz şarkısı, şiiri olur.
Patrice Leconte’un Monsieur Hire filmi. Michel Blanc başrolde.
Ezginin Günlüğü’nün Bahçedeki Sandal albümü.
Mehmet Günsür’ün Hırça Mapası öyküsü.
Ali Osman Coşkun’un resimleri.
Raymond Carver’ın öyküleri, hepsi.
Nazlı’nın Palamutbükü’ne doğru yürürken söylediği Yeşil Ayna türküsü.
Melihat Gülses’ten Kapıldım Gidiyorum.
Pars Tuğlacı’nın Okyanus ansiklopedik sözlüğü.
Wynton Marsalis’in The Majesty of the Blues albümü.
Henri Rousseau’nun resimleri. Gümrükçü Rousseau.
Led Zeppelin’den The Battle of Evermore ve diğerleri.
Italo Calvino’dan Marcovaldo ya da Kentte Mevsimler.
Julio Cortazar’ın Oyunun Sonu adlı öyküsü. Yani, heykeller ve duruşlar.
İngiliz şair Margaret Florence Smith, Stevie Smith takma adıyla şiirler yazar, üç roman sahibi olmasına karşın daha çok şiirleriyle tanınır. (O da burada : )
Kimse duymadı onu, ölen adamı,
Gene de inliyordu o yattığı yerde:
Sandığınızdan çok daha uzaktaydım ben,
Hem de el sallamıyordum, boğuluyordum.
Zavallı, her zaman hoşlanırdı şakadan
Şimdiyse öldü gitti
Herhalde su çok soğuktu, kalbi dayanamadı,
Dediler.
Yoo yoo, su her zaman soğuktu
Ölen adam gene de inledi durdu
Bütün hayatım boyunca çok uzaktaydım ben,
Hem de el sallamıyordum, boğuluyordum.
(Çeviri: Cevat Çapan)
166 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Okuduğum kitapları çoğunlukla tavsiye üzerine seçiyorum, öyle araştırmacı yada bilinçli bir okur değilim.bu kitabı ve yazarınıda bir arkadaşım tavsiye etti Barış Bıçakçı'yı tanımış olduk.

Bazı kitaplar vardır size okumayı sevdirir ve daha sonra okuyacağınız kitaplar için sizi motive eder,iste bu öyle tatlı çıtır bir kitaptı.

Konusu,1980'li yıllarda üniversite arkadaşlığı ile başlayıp farklı yollara evrilen ama birbiriyle bağlantısını koparmadan devam eden bir gençlik hikayesi.ana karakter olan Cemil diye bir inşaat mühendisi var kendini erken emekli etmis (benim kafada) bana Bizimkiler dizisinde camdan aşağı benim adım Cemil yada Sevim koş katil geldi diye bağıran Cemil'i anımsattı. kitabın finalinde çok şaşıracağım, üzüleceğim söylenmişti hiç te öyle bir finalle karşılaşmadım daha iyisini hak ediyordu bu kitap

İncelememe son verirken büyüklerimin ellerinden küçüklerimin gözlerinden öpüyorum.sağlıcakla kalın keyifli okumalar
166 syf.
·3 günde·
Kitap okumayı sevenleri memnnun çok memnun edecek bi güzellikte. Ama yazmayı sevenler daha mutlu olacak.

Belki de mutsuz olacak, o kısım için tam emin olamadım. Barış Bıçakçı'nın okuduğum üçüncü kitabı ama en beğendiğim bu diyebilirim.
166 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
Çeşitli “olamama” kâbusları vardır. Benimki, uzun süren bir okul serüveninin sonunda, mezun olalı 20 seneye yaklaşmasına karşın peşimi bırakmayan “mezun olamama kâbusu” idi. Askerliği bitirememe kâbusunu da tanırım. ‘Sinek Isırıklarının Müellifi’ ile “yazar olamama kâbusu” ile tanıştım. Galiba, birkaç kitabı yayınlanan ve artık bir yazar olduğu, kendisi, yayınevi ve okurları tarafından kabul edilen her yazar, bu aşamaya kadar, özellikle ilk kitabının oluşum sürecinde bu kâbusun harçlarını karıyor.

‘Sinek Isırıklarının Müellifi’, yayınevine kitap taslağını bir ilkbahar günü teslim eden Cemil’in, yayınevi editörü tarafından, ertesi bir sonbaharda geri dönüşün yapıldığı güne kadar yaşadıklarını anlatan bir roman. Bu akış, Cemil’in babasının ölümü, Nazlı ile tanışmaları, evlenmeleri ve evliliklerinin belirli kesitlerini de aktaran 15 yıllık geri dönüşleri de kapsıyor.

Beni, ‘Sinek Isırıklarının Müellifi’ni okumaya teşvik eden, yakın bir zaman önce okuduğum Melisa Kesmez’in ‘Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz’ kitabı oldu. Kitabın “Şiirsiz” isimli hikâyesinde, hikâyenin kahramanı olan kadının, ‘Sinek ısırıklarının Müellifi” kitabının kahramanı Cemil ile karşılaşıp sohbet etmesi oldukça dikkat edici bir sahne oldu benim için. Bu sahneyi tamamlamanın, ya da anlamına tam varmanın yolu elbette Cemil’in hikâyesini okumaktı ve bunu başardım.

Kitabın bana sordurduğu temel soru şu oldu; Beton yığını toplu konutlarda oturan birisi yazar olabilir mi? Su sızdıran banyolar, gürültücü komşularla. Hele ki, yazar olmak için işinizden istifa edip tüm vaktinizi iki oda bir salon toplu konut dairenizde, temizlik yaparak, yeşillik ayıklayarak, çilek reçeli kaynatarak ve yemek hazırlayarak geçirirken.

Cemil’in, kitabı teslim ettiği editörle, çöl ortasında bir vahada yaşayan usta bir yazarla, farklı zamanlarda yaşlı Cemil ve genç Cemil’le yaptığı sohbetler “yazar olamama kabusunun” parçaları olarak kitapta yerini alıyor.

Boşluk, uzay ve zaman konularını gündeminde tutmayı seven ve dünyadaki anlamsızlığı sorun eden eden Cemil’in, eve düşkünlüğü ve dışarıda yaşadığı hemen hemen her şeyin, onda eve dönme isteği yaratması arasındaki ilginç ilişki oldukça dikkat çekici. Bu, dünya ile sorunlu olan, zihnini dünyaya uyarlayamayan entelektüel zihnin evi bir sığınak olarak görmeye başladığına dair bir eğilime işaret ediyor. Günümüzde sokak yüzeyselliğin coşku alanına dönüşürken, ev derinliğin sığınağına dönüşüyor belki de.

Cemil’in eşi Nazlı kitapta oldukça geride kalan bir karakter olmuş. Onun bir takım hislerine vakıf olsak da, bir yan karakter olmaktan kurtulamıyor. Oysa hayatın birçok noktasında Cemil ile Nazlı’nın benzer noktalarda yer aldığını, tanışma ve evliliklerinin belirli evrelerinde görüyoruz. Ama bir noktada Cemil sadece Nazlı’dan değil hayatın genelinden bir kopuş sergiliyor. Bu kopuşla, Cemil’in bir yazar olup olamadığını bilemiyoruz ama bir kitabın kahramanına dönüştüğüne tanık oluyoruz.

Barış Bıçakçı’nın kitabını satın alırken, yine yakın bir zamanda “Ben Tek Siz Hepiniz” kitabını okuduğum Hakan Bıçakcı ile bir akrabalıkları olup olmadığını merak etmiştim. Üstelik her iki yazarın da kitapları İletişim Yayınlarından basılmaktaydı. Ancak yaptığım kısa bir araştırma ile iki yazar arasında bir akrabalık ilişkisi olmadığı gibi, soyisimlerinde bir harfle (ç/c) farklılık olduğunu da öğrendim. Bu sorunun cevabını merak edenleri de bilgilendirmiş olayım.

“Sinek Isırıklarının Müellifi” de, iyi bir kitap okuru olan başkahramanının kütüphanesinin kapılarını bizlere açarak, yeni bir okuma listesi hazırlamamıza vesile oluyor. Cemil’in okuduğu kitaplar son derece merak uyandırıcı.
Yeni dönem Türk Edebiyatının parlak isimlerinden birisini daha keşfetmek için, “Sinek Isırıklarının Müellifi” iyi bir tercih olacaktır.
166 syf.
·19 günde
Sinek Isırıklarının Müellifi bir yazarın hikayesi. Barış Bıçakçı'nın bir otobiyografisi de denebilir.

Olay örgüsü, yazarımızın babasını kaybedip zaten çok önceleri bir eylemde tanış oldukları fakat bunun sonradan farkına varacakları hastanede tanış oldukları doktor kızla evlenmesiyle başlıyor.

Doktor kız hastanede çalışıyor, kahramanımız ise biraz Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'ını andırır bir ruh haleti içinde evde hem kitap yazıyor, hem de yemekle, bulaşıkla ilgileniyor. O klasik Türk evi hiç değil yani bu ev.

Kahramanımız inşaat mühendisi. İstifa etmiş. İstifa nedeni de ekolojik gerekçeler. Diyor ki: Kalkınma planları gereğince dağları ovaları patlatıyor barajlar göller inşa ediyorduk ve tüm bu curcunanın gerisinde katledilen gelincikleri ve ölen annesine ağlatan tilki yavrularını izliyorduk. Kahramanımız tüm bunlara dayanamıyor basıyor istifayı. Soylu bir istifa.

Şu hızlı tren geliyor, ülke ileri gidiyor söylemlerinin perde arkasını düşündürdü bana. Bu yollar yapılırken kaç hayvan annesiz kalıyor acaba.

Hasan Ali Toptaş'ta benzer gerekçelerle icra memurluğundan istifa etmiş. Bu edebiyatçılar zaten böyledir, edebiyat adamı yufka yürekli yapar.

Kitapta bol bol kitaplara atıf var. Büyük yazarlara hemde. Sanırım Bıçakçı yazdığı her kitabın içeriğine okuduğu kitapları içerik olarak yedirmiş.

Mekân olarak Toki seçilmiş. Toki'den yola çıkarak kentsel dönüşüm projelerini epey bir eleştirmiş yazar.

Her şeyi de anlatmayım artık. Okuyan okusun.

Çok güzel, çok sıcak, afilli cümlelerle dolu bir kitap. Beğendim mi evet.
166 syf.
·7 günde·8/10
Doğru zamanda doğru cümleyle karşılaşmak o anı ölümsüz kılar ki Barış Bıçakçı'yla tanışmam tam olarak bu şekilde oldu. Daha sonra yazdıklarının peşine düştüm ve az önce okuduğum ilk kitabını bitirdim. Kitapları kendinden bişey yakalamak için okuyan kalabalık gruptan biri olarak kesinlikle beni elim boş göndermedi. En çok detayları betimleyişi sevilmiş ancak yazarın her şeyi ilk kez görüyormuşçasına verdiği tepkiler ve çocuksu tavrı bende tatlı bir keder bıraktı. Mutlaka tavsiye ediyorum
166 syf.
·Puan vermedi
Vazgeçmek ve beklemek. Aslında sıradan hayatımızda bunu çok sık yapıyoruz. Vazgeçiyor ve bekliyoruz, bir çok olay karşısında geri çekilmeyi seçiyoruz. Gücümüz olmuyor bazen bazen de keyfimiz. Bir sevdiğimizi bir sevmiyoruz. Yitirdiklerimize üzülüyor gelecek için yer açıyoruz. Gelecek yaşanmadığı için şanslı kalıyor daima geçmişse hep suçlu. Evrimin bize mirası hep en kötüyü anımsamak. Ha bu yapmamıza engel oluyor mu hayır elbette. Kaos bir döngü yine aynı hatayı yapıyoruz. Dön baba dönelim. Bir ucundan tuttuğumuz hayattan çok zor vazgeçsek de yine de vazgeçmiyoruz vazgeçmekten. Beklemek ise bir sonraki basamak oluyor. Bekliyoruz yeni bir gelişmeyi yeni bir haberi. “İnsan sahip olunca sıkılırmış.” Bizde sıkılıyoruz sahip olduklarımızdan. İki beden küçük elbise alıyoruz ve dolaba asıyoruz ne kilo veriyoruz ne de elbiseden vazgeçiyoruz. Güve yiyor elbiseyi sonra:

“Vitrinde bir giysi beğenirsin
Günün birinde, kibar camların ardında
Beğenip alırsın denemeden
İşe yarar mı diye düşünmeden
Sonradan anlarsın alıp eve götürünce
Bakarsın ki iki beden küçük
Kıyamazsın da atmaya
Beğenip aldın ya
Beklesin bakalım dolapta
Bir gün işe yarar elbet
Askıda salınsın biraz
Narsist kibirlenişle ben yeniyim diye
Gelip gidip dokundukça
Kabarsın yapay tüyleri arsızca
Aslında ne sen incelirsin bu sürede
Ne de bir hevesle aldığın genişler
Bekler bir süre dolapta
Kıyamazsın ya atamaya
Bile bile işe yaramayacağını
Gün gelir, bir bakarsın güve yeniği her tarafı
Boş ver,at gitsin der iç ses
Gereksiz yüktü zaten dolaba”

Oktay Rifat’ın anlatımıyla. Yaman bir gidiş geliş yaşam. Tıpkı başladığı gibi sürüyor gidiş gelişle ve birden sonra eriyor. Güve yeniği izler kalıyor bizden. Bir miktar insanın anılarını kemiren. Var oldum demenin yollarından biri yazmak bir sanat eseri yaratmak.
Bir gençlik ile ihtiyarlık arası geçmişe duyduğu özlem ile hayata anlam katma arasında gidip gelirken ev adamı olmayı seçmiş bir kahramanın günlük küçük kaygılarını büyük cümlelerle okuyorsunuz kitap içinde. Kendi küçük hayatımızda ki vazgeçme ve bekleme sürecinde yaşadığı günlük acıları anlatıyor ve büyüyen tüm acılara değiyor kelimeler:

“Kendi acılarımıza ve başkalarının acılarına hiçbir yeni biçim arayışına girmeden tanık olmamız ve sessizce katlanmamız bekleniyor. Her şey kendini ölçüsüzce çoğaltarak var olmaya çalışoyor: İnsanlar, silahlar ve para.”

Bir dönemi yaşamış tüm insanların kaygı ve acılarından geçmiş kahraman özetini yaparken yaşadıklarının sıradanlığı vurguluyor. Konuşamadığımızı yaşarken kaçırdıklarımızı kurallar içinde olduğumuz gerçeğini. Yer yer muhteşem cümleler ve aforizmalar eşliğinde.
Keyifli okumalar!
166 syf.
·8/10
Cemil.. Yazar olabilmek için tam zamanlı çalıştığı işi bırakan Cemil.. Evde mutfağı çilek reçeli kokularıyla dolduran Cemil.. Ankara'da, toplu konutlarda sıkışıp kalmış Cemil.. Editörden romanıyla ilgili dönüş beklerken alt komşunun çocuğuna, üst komşunun annesine kafayı yoran Cemil.. Yola her çıktığında ya gençliğiyle ya da yaşlılığıyla karşılaşan Cemil.. Nazlı ile hayatını, aşkını sorgulayan sonunda yine Nazlı'da aşkı bulan Cemil..

Evet uzun uzun yazdım çünkü bu kitapta Cemil çok farklı kesitlerle çıkıyor karşımıza. Bir ölmek üzere olan babasıyla konuşmalarında, bir üniversite arkadaşlarıyla dertleşirken, bir Nazlı'yla evde otururken.. Olaylar arası bağlantılar yok. Geri dönüş ve ileri gidiş teknikleriyle Cemil'i tanıyoruz. Pek çok şeyi eleştiriyor Cemil kitap boyunca. "Bir şey hissetmek ama hissetmemeye çalışmak. Başka biri olmaya çalışmak. Her zaman keder verici." diyor Barış Bıçakçı. Nasıl da güzel anlatıyor insanın kendisine başkalaşımını, görmezden gelişini. Bir başka bölümde ise "Birlikte yaşlanmanın iyi tarafı birbirine söylediğin veya söylemediğin şeyler yüzünden ölmeyeceğini bilmek. Gençken konuşmak da susmak da ihanettir; gençken insan kolay can alacağını, canının kolay çıkacağını düşünür." derken gözler önüne seriyor tüm yaşamı. Aforizmalardan bolca bahsederken "Evrendeki en bol elementin, hidrojen ile helyumun, aynı zamanda en hafif iki element olması her şeyi açıklıyor zaten. Böyle hafif bir evrende anlam ne arasın? Anlam ağırdır, dibe çöker. Falcılar bu nedenle kahvenin telvesine bakarlar." diyerek düşündürüyor böyle güzel ifadeyi nasıl bulduğunu. "İstanbul'da gün boyu dolaşırken dünyanın hâline üzüldüm. Ankara'da insan sadece Ankara'nın haline üzülüyor." dediğinde anlıyorsunuz Ankara sevdasını. "Kırk yaşımızda, yüreğimize yirmimizde sıktığımız bir kurşunla ölüyoruz." diyerek de öldürüyor sizi bir nevi.

Anlatımını, dilini beğendim evet ama daha çok beğendiğim bir şey var: Bu kitapta bir sürü kitap, şiir, film, müzik önerisi olması. Ada ya da Arzu, Yalnız Bir Avcıdır Yürek, Ayak İzlerinde Adımlar, Lolita, Mırıldandığım Öyküler, İçeriye Bakan Kim, Gazoz Ağacı, Bodur Minareden Öteye, Bir Tren Yolculuğu, Saatlerin Tıkırtısı, Ses ve Öfke, Sonsuz Günbatımı, Döşeğimde Ölürken bahsettiği bazı öyküler ve kitaplar.

Kitap boyunca bölüm aralarında Cemil'in editör kadınla yaptığı içsel konuşmalar dikkat çekiciydi. Daha çok dikkatimi çeken ise "Cemil'e hayatın bir şölen olduğunu hissettiren şeylerin üstünkörü yapılmış bir listesi":
• Virginia Woolf'un Mrs. Dalloway romanı
• John Cheever'ın öyküsünden uyarlama: Yüzücü
• Joshua Logan'ın Piknik filmi
• Seymour Glass
• Charlie Haden ve Carla Bley'den The Ballad of the Fallen
• Patrice Leconte'un Monsieur Hire filmi
• Ezginin Günlüğü'nün Bahçedeki Sandal albümü
• Mehmet Günsur'un Hırça Mapası öyküsü
• Ali Osman Coşkun'un resimleri
• Raymond Carver'ın öyküleri
• Nazlı'nın söylediği Yeşil Ayna türküsü
• Melihat Gülses'ten Kapıldım Gidiyorum
• Pars Tuğlacı'nın Okyanus Ansiklopedik Sözlüğü
• Wynton Marsalis'in The Majesty of the Blues albümü
• Henri Rousseau'nun resimleri
• Led Zeppelin'den The Battle of Evermore
• Italo Calvino'dan Marcovaldo ya da Kentte Mevsimler
• Julio Cortazar'ın Oyunun Sonu öyküsü
• Stevie Smith'in El Sallamıyordum, Boğuluyordum şiiri.

Maddelerin içindeki Nazlı'nın söylediği şarkı maddesinde aşkın kokusunu aldınız sanırım. O zaman sıra Sinek Isırıklarının Müellifi kitabının kokusunu almakta. Keyifli okumalar.
166 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10·
Birçok yazardan farklı olarak, sadece 166 sayfada günlük yaşantımızın, sürekli koşuşturma içerisinde olmasından dolayı tozlanmış birçok hayalimizi gerçekleştirememişlikten doğan yorgunluğumuza, derin bir nefes alıp da üflemiş sanki Barış Bıçakçı. Okurken hayatın akışından sıyrıldığımı hissettiren bir kitaptı. Ve okurlara, birçok şeyin derinliğini düşünebilme fırsatı tanınıyor. Kesinlikle tavsiye ediyorum.
"..
Rene Char :
“Kırk yaşımızda, yüreğimize yirmimizde sıktığımız bir kurşunla ölüyoruz.”

Böyle bir cümleyi okuyup yıllarca aklınızda tutuyorsanız zaten ölüyorsunuz demektir.
Silaha gerek yok.."
Evet, yolun sonunda iki adam, şiirin bile fayda etmediği çünkü şiir çaredir bir bakıma ölüme, özellikle de son dize ve her şeye çengel atan kafiye.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sinek Isırıklarının Müellifi
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
166
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750509636
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
"Cemil'in bütün gün evde ruhsal söküklerle uğraştığını da biliyordu Nazlı. Ev, iplik parçalarıyla, kırpıklarla dolu oluyordu, iki ucu bir araya getirilememiş hatıralarla ve partal fikirlerle. Yaşamak bu küçük evde de eksik kalıyordu; elli dört metrekare içinde Cemil'in yetişemediği, tamamlayamadığı şeyler vardı. Sessizlikler vardı. Hissettiği şeyi tam o anda kimseye söyleyememiş Cemil'in kuytuya köşeye bıraktığı sessizlikler, yutkunmalar ve toz."

Aşk üzerine küçük bir roman.

Toplu konutta aşk ama...

Edebiyat üzerine küçük bir roman.

Edebiyatla hayatın birbirine karıştığı ama...

Arkadaşlıklar üzerine bir roman.

Hepsi üç kişi ama...

Barış Bıçakçı'dan yeni bir kitap. Aması yok.

"Ben Barış Bıçakçı'nın metninde... kendine has bir üslup görüyorum. Kısa cümlelerle, fazla derine inmiyormuş gibi gözükerek ince ayrıntılarda kahramanlarını var ediyor.Yalın bir anlatımı var, parlatmıyor, gereksiz cümlelerle şişirmiyor... Kısa, çok kısa bölümler ilk bakışta birbirleriyleilgisiz gibi görünseler de bir bütünü oluşturuyorlar. Son zamanlarda tek tipleşen, olaya dayalı roman anlayışına karşı kendine has dili, anlatımı, kurgusuyla seçkinleşiyor Barış Bıçakçı."
-Metin Celâl-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.263 okur

  • Tuğba
  • gülümserv
  • eltingiller
  • Deniz anası
  • Dicle
  • anlamaya çalışıyorum
  • Eliiflik
  • Feyza Mehmedikoğlu
  • Duha
  • Tümay Tümen

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.8
14-17 Yaş
%0.6
18-24 Yaş
%24.4
25-34 Yaş
%47.5
35-44 Yaş
%16.9
45-54 Yaş
%5
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%0.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%68.5
Erkek
%31.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16.5 (60)
9
%22.3 (81)
8
%24.2 (88)
7
%17.9 (65)
6
%9.3 (34)
5
%5.8 (21)
4
%1.4 (5)
3
%0.8 (3)
2
%1.4 (5)
1
%0.5 (2)