Adı:
Sinek Isırıklarının Müellifi
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
166
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750509636
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
"Cemil'in bütün gün evde ruhsal söküklerle uğraştığını da biliyordu Nazlı. Ev, iplik parçalarıyla, kırpıklarla dolu oluyordu, iki ucu bir araya getirilememiş hatıralarla ve partal fikirlerle. Yaşamak bu küçük evde de eksik kalıyordu; elli dört metrekare içinde Cemil'in yetişemediği, tamamlayamadığı şeyler vardı. Sessizlikler vardı. Hissettiği şeyi tam o anda kimseye söyleyememiş Cemil'in kuytuya köşeye bıraktığı sessizlikler, yutkunmalar ve toz."

Aşk üzerine küçük bir roman.

Toplu konutta aşk ama...

Edebiyat üzerine küçük bir roman.

Edebiyatla hayatın birbirine karıştığı ama...

Arkadaşlıklar üzerine bir roman.

Hepsi üç kişi ama...

Barış Bıçakçı'dan yeni bir kitap. Aması yok.

"Ben Barış Bıçakçı'nın metninde... kendine has bir üslup görüyorum. Kısa cümlelerle, fazla derine inmiyormuş gibi gözükerek ince ayrıntılarda kahramanlarını var ediyor.Yalın bir anlatımı var, parlatmıyor, gereksiz cümlelerle şişirmiyor... Kısa, çok kısa bölümler ilk bakışta birbirleriyleilgisiz gibi görünseler de bir bütünü oluşturuyorlar. Son zamanlarda tek tipleşen, olaya dayalı roman anlayışına karşı kendine has dili, anlatımı, kurgusuyla seçkinleşiyor Barış Bıçakçı."
-Metin Celâl-
(Tanıtım Bülteninden)
166 syf.
·10 günde·Beğendi·7/10
Barış Bıçakçı yine bu kitapta da farkını konuşturmuş. Her kitabın da farklı konulara değinip, üslubuyla her seferinde farklı bir şekilde etkilemeyi başarıyor. Bu kitapta ana karakter çok ilgimi çekti. Ve birazda tanıdık geldi :)) Neyse.. Ana karakterin analizleri hayata insana ve eşyaya yüklediği anlamlar çok özgün ve dikkat çekiciydi. Barış Bıçakçı beklemediğin yerde beklemediğin bir şeyden bahsetmeyi seviyor sanırım. Bu üslubu bende sevdim. Mesela yürüyüş yapılırken bir anda cezaevi aracını görmeleri ve cezaevi aracından inenlerin söyledikleri.. Bu işte birden yaralıyor okuru. O gözümüzü yumduğumuz acımasız gerçekleri, hissettirmeden sessiz sedasız karşınıza diki veriyor Barış Bıçakçı. Ve en önemli şeylerden biride kitapta bol bol yazar, şair, şiir, kitap, müzik önerileri var bu da çok hoşuma gitti.

Basılması beklenen roman için, yayın evinden aramalarına kadarki süreci anlatıyor zaten kitap. Bu bekleyişi anlatıyor daha çok. O kısmıda çok sevindim. Romanın ana karakteri için söylenenleri. Çok doğru ve çok hoşuma gitti. Okuduğunuzda göreceksiniz zaten neyden bahsettiğimi. Bu noktada şunu söylemek istiyorum sadece; Yaşamak kirlenmektir. Malesef..

Ve son olarak, o cinayet neyin cinayetiydi ? O kısmı anlamadım ben. Neden her yaşlanan cinayet diye tutturdu kitapta ? Çözemedim :)

Kitap genel olarak keyifli bir solukta okunabilecek bir kitap. Siz bana bakmayın ben fırsat bulamadım. İncelemeyi bile ancak paylaşabildim :)) Keyifli okumalar.

İncelemeyi buraya aktarırken hep bu şarkı vardı dilimde :) onuda ekleyeyim sizin için
https://youtu.be/iH1FL8kLpjQ
166 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
Çeşitli “olamama” kâbusları vardır. Benimki, uzun süren bir okul serüveninin sonunda, mezun olalı 20 seneye yaklaşmasına karşın peşimi bırakmayan “mezun olamama kâbusu” idi. Askerliği bitirememe kâbusunu da tanırım. ‘Sinek Isırıklarının Müellifi’ ile “yazar olamama kâbusu” ile tanıştım. Galiba, birkaç kitabı yayınlanan ve artık bir yazar olduğu, kendisi, yayınevi ve okurları tarafından kabul edilen her yazar, bu aşamaya kadar, özellikle ilk kitabının oluşum sürecinde bu kâbusun harçlarını karıyor.

‘Sinek Isırıklarının Müellifi’, yayınevine kitap taslağını bir ilkbahar günü teslim eden Cemil’in, yayınevi editörü tarafından, ertesi bir sonbaharda geri dönüşün yapıldığı güne kadar yaşadıklarını anlatan bir roman. Bu akış, Cemil’in babasının ölümü, Nazlı ile tanışmaları, evlenmeleri ve evliliklerinin belirli kesitlerini de aktaran 15 yıllık geri dönüşleri de kapsıyor.

Beni, ‘Sinek Isırıklarının Müellifi’ni okumaya teşvik eden, yakın bir zaman önce okuduğum Melisa Kesmez’in ‘Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz’ kitabı oldu. Kitabın “Şiirsiz” isimli hikâyesinde, hikâyenin kahramanı olan kadının, ‘Sinek ısırıklarının Müellifi” kitabının kahramanı Cemil ile karşılaşıp sohbet etmesi oldukça dikkat edici bir sahne oldu benim için. Bu sahneyi tamamlamanın, ya da anlamına tam varmanın yolu elbette Cemil’in hikâyesini okumaktı ve bunu başardım.

Kitabın bana sordurduğu temel soru şu oldu; Beton yığını toplu konutlarda oturan birisi yazar olabilir mi? Su sızdıran banyolar, gürültücü komşularla. Hele ki, yazar olmak için işinizden istifa edip tüm vaktinizi iki oda bir salon toplu konut dairenizde, temizlik yaparak, yeşillik ayıklayarak, çilek reçeli kaynatarak ve yemek hazırlayarak geçirirken.

Cemil’in, kitabı teslim ettiği editörle, çöl ortasında bir vahada yaşayan usta bir yazarla, farklı zamanlarda yaşlı Cemil ve genç Cemil’le yaptığı sohbetler “yazar olamama kabusunun” parçaları olarak kitapta yerini alıyor.

Boşluk, uzay ve zaman konularını gündeminde tutmayı seven ve dünyadaki anlamsızlığı sorun eden eden Cemil’in, eve düşkünlüğü ve dışarıda yaşadığı hemen hemen her şeyin, onda eve dönme isteği yaratması arasındaki ilginç ilişki oldukça dikkat çekici. Bu, dünya ile sorunlu olan, zihnini dünyaya uyarlayamayan entelektüel zihnin evi bir sığınak olarak görmeye başladığına dair bir eğilime işaret ediyor. Günümüzde sokak yüzeyselliğin coşku alanına dönüşürken, ev derinliğin sığınağına dönüşüyor belki de.

Cemil’in eşi Nazlı kitapta oldukça geride kalan bir karakter olmuş. Onun bir takım hislerine vakıf olsak da, bir yan karakter olmaktan kurtulamıyor. Oysa hayatın birçok noktasında Cemil ile Nazlı’nın benzer noktalarda yer aldığını, tanışma ve evliliklerinin belirli evrelerinde görüyoruz. Ama bir noktada Cemil sadece Nazlı’dan değil hayatın genelinden bir kopuş sergiliyor. Bu kopuşla, Cemil’in bir yazar olup olamadığını bilemiyoruz ama bir kitabın kahramanına dönüştüğüne tanık oluyoruz.

Barış Bıçakçı’nın kitabını satın alırken, yine yakın bir zamanda “Ben Tek Siz Hepiniz” kitabını okuduğum Hakan Bıçakcı ile bir akrabalıkları olup olmadığını merak etmiştim. Üstelik her iki yazarın da kitapları İletişim Yayınlarından basılmaktaydı. Ancak yaptığım kısa bir araştırma ile iki yazar arasında bir akrabalık ilişkisi olmadığı gibi, soyisimlerinde bir harfle (ç/c) farklılık olduğunu da öğrendim. Bu sorunun cevabını merak edenleri de bilgilendirmiş olayım.

“Sinek Isırıklarının Müellifi” de, iyi bir kitap okuru olan başkahramanının kütüphanesinin kapılarını bizlere açarak, yeni bir okuma listesi hazırlamamıza vesile oluyor. Cemil’in okuduğu kitaplar son derece merak uyandırıcı.
Yeni dönem Türk Edebiyatının parlak isimlerinden birisini daha keşfetmek için, “Sinek Isırıklarının Müellifi” iyi bir tercih olacaktır.
166 syf.
·Puan vermedi
Vazgeçmek ve beklemek. Aslında sıradan hayatımızda bunu çok sık yapıyoruz. Vazgeçiyor ve bekliyoruz, bir çok olay karşısında geri çekilmeyi seçiyoruz. Gücümüz olmuyor bazen bazen de keyfimiz. Bir sevdiğimizi bir sevmiyoruz. Yitirdiklerimize üzülüyor gelecek için yer açıyoruz. Gelecek yaşanmadığı için şanslı kalıyor daima geçmişse hep suçlu. Evrimin bize mirası hep en kötüyü anımsamak. Ha bu yapmamıza engel oluyor mu hayır elbette. Kaos bir döngü yine aynı hatayı yapıyoruz. Dön baba dönelim. Bir ucundan tuttuğumuz hayattan çok zor vazgeçsek de yine de vazgeçmiyoruz vazgeçmekten. Beklemek ise bir sonraki basamak oluyor. Bekliyoruz yeni bir gelişmeyi yeni bir haberi. “İnsan sahip olunca sıkılırmış.” Bizde sıkılıyoruz sahip olduklarımızdan. İki beden küçük elbise alıyoruz ve dolaba asıyoruz ne kilo veriyoruz ne de elbiseden vazgeçiyoruz. Güve yiyor elbiseyi sonra:

“Vitrinde bir giysi beğenirsin
Günün birinde, kibar camların ardında
Beğenip alırsın denemeden
İşe yarar mı diye düşünmeden
Sonradan anlarsın alıp eve götürünce
Bakarsın ki iki beden küçük
Kıyamazsın da atmaya
Beğenip aldın ya
Beklesin bakalım dolapta
Bir gün işe yarar elbet
Askıda salınsın biraz
Narsist kibirlenişle ben yeniyim diye
Gelip gidip dokundukça
Kabarsın yapay tüyleri arsızca
Aslında ne sen incelirsin bu sürede
Ne de bir hevesle aldığın genişler
Bekler bir süre dolapta
Kıyamazsın ya atamaya
Bile bile işe yaramayacağını
Gün gelir, bir bakarsın güve yeniği her tarafı
Boş ver,at gitsin der iç ses
Gereksiz yüktü zaten dolaba”

Oktay Rifat’ın anlatımıyla. Yaman bir gidiş geliş yaşam. Tıpkı başladığı gibi sürüyor gidiş gelişle ve birden sonra eriyor. Güve yeniği izler kalıyor bizden. Bir miktar insanın anılarını kemiren. Var oldum demenin yollarından biri yazmak bir sanat eseri yaratmak.
Bir gençlik ile ihtiyarlık arası geçmişe duyduğu özlem ile hayata anlam katma arasında gidip gelirken ev adamı olmayı seçmiş bir kahramanın günlük küçük kaygılarını büyük cümlelerle okuyorsunuz kitap içinde. Kendi küçük hayatımızda ki vazgeçme ve bekleme sürecinde yaşadığı günlük acıları anlatıyor ve büyüyen tüm acılara değiyor kelimeler:

“Kendi acılarımıza ve başkalarının acılarına hiçbir yeni biçim arayışına girmeden tanık olmamız ve sessizce katlanmamız bekleniyor. Her şey kendini ölçüsüzce çoğaltarak var olmaya çalışoyor: İnsanlar, silahlar ve para.”

Bir dönemi yaşamış tüm insanların kaygı ve acılarından geçmiş kahraman özetini yaparken yaşadıklarının sıradanlığı vurguluyor. Konuşamadığımızı yaşarken kaçırdıklarımızı kurallar içinde olduğumuz gerçeğini. Yer yer muhteşem cümleler ve aforizmalar eşliğinde.
Keyifli okumalar!
166 syf.
·19 günde·Puan vermedi
Sinek Isırıklarının Müellifi bir yazarın hikayesi. Barış Bıçakçı'nın bir otobiyografisi de denebilir.

Olay örgüsü, yazarımızın babasını kaybedip zaten çok önceleri bir eylemde tanış oldukları fakat bunun sonradan farkına varacakları hastanede tanış oldukları doktor kızla evlenmesiyle başlıyor.

Doktor kız hastanede çalışıyor, kahramanımız ise biraz Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'ını andırır bir ruh haleti içinde evde hem kitap yazıyor, hem de yemekle, bulaşıkla ilgileniyor. O klasik Türk evi hiç değil yani bu ev.

Kahramanımız inşaat mühendisi. İstifa etmiş. İstifa nedeni de ekolojik gerekçeler. Diyor ki: Kalkınma planları gereğince dağları ovaları patlatıyor barajlar göller inşa ediyorduk ve tüm bu curcunanın gerisinde katledilen gelincikleri ve ölen annesine ağlatan tilki yavrularını izliyorduk. Kahramanımız tüm bunlara dayanamıyor basıyor istifayı. Soylu bir istifa.

Şu hızlı tren geliyor, ülke ileri gidiyor söylemlerinin perde arkasını düşündürdü bana. Bu yollar yapılırken kaç hayvan annesiz kalıyor acaba.

Hasan Ali Toptaş'ta benzer gerekçelerle icra memurluğundan istifa etmiş. Bu edebiyatçılar zaten böyledir, edebiyat adamı yufka yürekli yapar.

Kitapta bol bol kitaplara atıf var. Büyük yazarlara hemde. Sanırım Bıçakçı yazdığı her kitabın içeriğine okuduğu kitapları içerik olarak yedirmiş.

Mekân olarak Toki seçilmiş. Toki'den yola çıkarak kentsel dönüşüm projelerini epey bir eleştirmiş yazar.

Her şeyi de anlatmayım artık. Okuyan okusun.

Çok güzel, çok sıcak, afilli cümlelerle dolu bir kitap. Beğendim mi evet.
166 syf.
·7 günde·8/10
Doğru zamanda doğru cümleyle karşılaşmak o anı ölümsüz kılar ki Barış Bıçakçı'yla tanışmam tam olarak bu şekilde oldu. Daha sonra yazdıklarının peşine düştüm ve az önce okuduğum ilk kitabını bitirdim. Kitapları kendinden bişey yakalamak için okuyan kalabalık gruptan biri olarak kesinlikle beni elim boş göndermedi. En çok detayları betimleyişi sevilmiş ancak yazarın her şeyi ilk kez görüyormuşçasına verdiği tepkiler ve çocuksu tavrı bende tatlı bir keder bıraktı. Mutlaka tavsiye ediyorum
166 syf.
·8/10
Cemil.. Yazar olabilmek için tam zamanlı çalıştığı işi bırakan Cemil.. Evde mutfağı çilek reçeli kokularıyla dolduran Cemil.. Ankara'da, toplu konutlarda sıkışıp kalmış Cemil.. Editörden romanıyla ilgili dönüş beklerken alt komşunun çocuğuna, üst komşunun annesine kafayı yoran Cemil.. Yola her çıktığında ya gençliğiyle ya da yaşlılığıyla karşılaşan Cemil.. Nazlı ile hayatını, aşkını sorgulayan sonunda yine Nazlı'da aşkı bulan Cemil..

Evet uzun uzun yazdım çünkü bu kitapta Cemil çok farklı kesitlerle çıkıyor karşımıza. Bir ölmek üzere olan babasıyla konuşmalarında, bir üniversite arkadaşlarıyla dertleşirken, bir Nazlı'yla evde otururken.. Olaylar arası bağlantılar yok. Geri dönüş ve ileri gidiş teknikleriyle Cemil'i tanıyoruz. Pek çok şeyi eleştiriyor Cemil kitap boyunca. "Bir şey hissetmek ama hissetmemeye çalışmak. Başka biri olmaya çalışmak. Her zaman keder verici." diyor Barış Bıçakçı. Nasıl da güzel anlatıyor insanın kendisine başkalaşımını, görmezden gelişini. Bir başka bölümde ise "Birlikte yaşlanmanın iyi tarafı birbirine söylediğin veya söylemediğin şeyler yüzünden ölmeyeceğini bilmek. Gençken konuşmak da susmak da ihanettir; gençken insan kolay can alacağını, canının kolay çıkacağını düşünür." derken gözler önüne seriyor tüm yaşamı. Aforizmalardan bolca bahsederken "Evrendeki en bol elementin, hidrojen ile helyumun, aynı zamanda en hafif iki element olması her şeyi açıklıyor zaten. Böyle hafif bir evrende anlam ne arasın? Anlam ağırdır, dibe çöker. Falcılar bu nedenle kahvenin telvesine bakarlar." diyerek düşündürüyor böyle güzel ifadeyi nasıl bulduğunu. "İstanbul'da gün boyu dolaşırken dünyanın hâline üzüldüm. Ankara'da insan sadece Ankara'nın haline üzülüyor." dediğinde anlıyorsunuz Ankara sevdasını. "Kırk yaşımızda, yüreğimize yirmimizde sıktığımız bir kurşunla ölüyoruz." diyerek de öldürüyor sizi bir nevi.

Anlatımını, dilini beğendim evet ama daha çok beğendiğim bir şey var: Bu kitapta bir sürü kitap, şiir, film, müzik önerisi olması. Ada ya da Arzu, Yalnız Bir Avcıdır Yürek, Ayak İzlerinde Adımlar, Lolita, Mırıldandığım Öyküler, İçeriye Bakan Kim, Gazoz Ağacı, Bodur Minareden Öteye, Bir Tren Yolculuğu, Saatlerin Tıkırtısı, Ses ve Öfke, Sonsuz Günbatımı, Döşeğimde Ölürken bahsettiği bazı öyküler ve kitaplar.

Kitap boyunca bölüm aralarında Cemil'in editör kadınla yaptığı içsel konuşmalar dikkat çekiciydi. Daha çok dikkatimi çeken ise "Cemil'e hayatın bir şölen olduğunu hissettiren şeylerin üstünkörü yapılmış bir listesi":
• Virginia Woolf'un Mrs. Dalloway romanı
• John Cheever'ın öyküsünden uyarlama: Yüzücü
• Joshua Logan'ın Piknik filmi
• Seymour Glass
• Charlie Haden ve Carla Bley'den The Ballad of the Fallen
• Patrice Leconte'un Monsieur Hire filmi
• Ezginin Günlüğü'nün Bahçedeki Sandal albümü
• Mehmet Günsur'un Hırça Mapası öyküsü
• Ali Osman Coşkun'un resimleri
• Raymond Carver'ın öyküleri
• Nazlı'nın söylediği Yeşil Ayna türküsü
• Melihat Gülses'ten Kapıldım Gidiyorum
• Pars Tuğlacı'nın Okyanus Ansiklopedik Sözlüğü
• Wynton Marsalis'in The Majesty of the Blues albümü
• Henri Rousseau'nun resimleri
• Led Zeppelin'den The Battle of Evermore
• Italo Calvino'dan Marcovaldo ya da Kentte Mevsimler
• Julio Cortazar'ın Oyunun Sonu öyküsü
• Stevie Smith'in El Sallamıyordum, Boğuluyordum şiiri.

Maddelerin içindeki Nazlı'nın söylediği şarkı maddesinde aşkın kokusunu aldınız sanırım. O zaman sıra Sinek Isırıklarının Müellifi kitabının kokusunu almakta. Keyifli okumalar.
166 syf.
·1 günde·Beğendi·3/10
Toplu konuta dair bütün ince ayrıntılar tek tek anlatılmış. Tabi bunu sadece toplu konuttan geçenler anlar:)) ilk sayfalarda noluyoruz dedim bi an. Çok basit dille yazılmış anlatım kötü. Sonra yazarı araştırdım kitabı da elbette. Baktim ki bir övgüler bir övgüler. Sonuç: yazarı tanımak haberdar olmak için bu nadide kitabını okudum. Bence monolog tarzında bir otobiyografi. Tabi bu sadece benim fikrim. Emeğine sağlık barış amca.
166 syf.
"Şu dünyadaki en yüksek mertebe olan okurluk mertebesi size yetmemeye başlar. İnsan olmak size yetmemeye başlar. Dünya olmak istersiniz."

İşte Cemil kardeş böyle düşünüyordu. Kitaplarla yaşayan biri olarak O da bir kitap yazdı kendince...
Peki o kitabı basılabilecek miydi?
Buram buram kitap kokan bir hikaye.
Kitapseverler bu hikayeyi eminim içselleştirerek okuyacaktır.

Barış Bıcakçı kesinlikle beğenerek takip ettiğim bir kalem. İlk "Bizim Büyük Çaresizliğimiz " ile başladım okumalarıma. Sonrası da çorap söküğü gibi geldi. Kaleminde en sevdiğim yanlar:

1- Hikayelerin hep Ankara sokaklarında geçmesi, buram buram Ankara kokması satırların...
2- Anlatım dilinin çok samimi olması, anlık sıradan ,günlük anları bile unutulmayacak şekilde aktarması.
3-Hikayelerinde geçen yemek tarifli satırları
4-Karakterleri içselleştirmesi.
166 syf.
·9/10
"Zaten bu dünyada çoğunluğu, herkesin kendisine hayran olduğunu düşünenler ile kimsenin kendisini sevmediğini düşünenler oluşturur, geri kalanlar ise Vüs'at O. Bener onurudur."
166 syf.
·4 günde·7/10
Barış BIÇAKÇI’ nın diğer eserleri gibi sade bir dil ve hiç yormayan anlatım.
Kısa cümleler ve aforizmalar.
Nazlı, toplu konutlar, kitaplar, komşular… Cemil’in hayatında olanlar ve olmayanlar.

“İstanbul'da gün boyu dolaşırken dünyanın haline üzüldüm. Ankara'da insan sadece Ankara'nın haline üzülüyor”
166 syf.
·3 günde·9/10
Günümüz modern insanının vehimlerini konu alır. 55 metrekarelik evinde Cemil ruhsal sökükleriyle uğraşmıştır. Kitabını bastırmak için yayın evine veren Cemil'in o saatten itibaren başlayan düşüncelerini okuyoruz. Tam bir bilinç akışı var kitapta. Sürekli Cemil'in düşünceleri değişiyor ya da birbirine giriyor. Kitabın bazı yerlerinde insan kendini buluyor. Mesela, Cemil balık yedikten sonra ellerini Prille yıkıyor, çaya koku sinmesin diye domates yiyor. Tabi bunlar olurken Cemil her telefonu editörden gelmiş gibi açıyor. Aslında kitapta bir üst kurgu tekniği var. Cemil'in yazdığı kitap yani basılmasını istediği kitap zaten okuduğumuz kitap: Sinek Isırıklarının Müellifi.
166 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Sinek Isırıklarının Müellifi, Barış Bıçakçı ile tanışma kitabı oldu benim için. Daha öncesinde yazar hakkında öyle iştah açıcı methiyeler kulağıma çalınmıştı ki, bundan dolayı daha kitabın kapağını açarken beklenti içindeydim. Yazarın Baharda Yine Geliriz'inden ya da Bizim Büyük Çaresizliğimiz'inden ya da herhangi başka bir kitabından başlasaydım yine beklentim düşük olmayacaktı çünkü dedim ya, Barış Bıçakçı'nın üslubu ve kurgularının naifliği hakkında okuduğum tüm o yorumlar insanı yüksek beklentiler içine sokacak cinstendi.

Kitabı okumaya başladığımda ana karakter, Cemil, karşıladı beni. Bıçakçı, ilk bölümde Cemil'in geçmişinden bir kesit sunuyor ve sonraki bölüm sizi günümüze getiriyor. Gerçi kitap genel olarak Cemil'in geçmişine sürükleyip geri alıyor okuru ama bunu yaparken sarsmıyor, kanıksatmıyor. Ben bunu Barış Bıçakçı'nın üslubuna veriyorum zira öyle tatlı, öyle ahenkli, ardı ardına öyle yumuşak dökülüyor ki kelimeler kaleminden; pürüzsüz ve akıcı dili sayesinde okura dev bir olaylar karmaşası sunmasa dahi kulak kabarttırıyor. Cümleleri kısa ve öz olmasının yanı sıra belli başlı aforizmalarla çerçevelenmiş fakat dozunda kullanıldığı için irite etmiyor okuru. Dili açısından söylenenlerin hakkını tamamiyle verdiğini söyleyebilirim.

Üslubu bir kenara mıhlayıp biraz da içerik hakkında konuşacak olursak, kitap boyunca Cemil'in içinde vuku bulan bir bunalımın içine dahil ediliyoruz zannımca. Ben bunu erişkin sendromu olarak yorumladım ve ek olarak Cemil'in kırılgan bir yapıda olduğunu düşündürdü yazar bana. Eşi Nazlı'nın bildiği gibi Cemil'i kitap süresince -geçmişten kesitler haricinde- genel olarak evde ruhsal sökükleriyle uğraşırken yakalamak mümkün. Cemil bir buhran içindeydi bana kalırsa ve yan karakter Nazlı'yı buna müdahale etme konusunda çürük buldum. Cemil'in Editör Hanım ile hayali monologları nedense beni en etkileyen kısımlar oldu, belki de hepimiz aklımızda kurduğumuz monologlarla zihnimizde bir yerde zaman zaman birilerine en mantıklı kelimelerimizle seslendiğimiz içindir bu; belki de Cemil'le aramızdaki en ortak payda bu olduğu içindir. Orası muamma.

Kitabın sonu kapalı değildi. Alternatif düşüncelerle alternatif sonlar yaratmak belli ki okuyucuya bırakılmıştı. Şikayet etmiyorum, ama Barış Bıçakçı'ya bir gün rastlarsam ona soracağım birkaç soru olduğunu da buraya not edeyim...

Edalı, akıcı, okunmaya değer bir yapıt okuduğum ve Barış Bıçakçı'yla tanıştığım için gerçekten memnun hissediyorum. Okumayı kafaya koyduğum diğer kitaplarından da en az Sinek Isırıklarının Müellifi'nden aldığım kadar zevk alacağım konusunda öngörülerim var, bakalım.
"..
Rene Char :
“Kırk yaşımızda, yüreğimize yirmimizde sıktığımız bir kurşunla ölüyoruz.”

Böyle bir cümleyi okuyup yıllarca aklınızda tutuyorsanız zaten ölüyorsunuz demektir.
Silaha gerek yok.."
Zaten bu dünyanın çoğunluğu, herkesin kendisine hayran olduğunu düşünenler ile kimsenin kendisini sevmediğini düşünenler oluşturur, geri kalanlar ise Vüs’at O. Bener okurudur.
Barış Bıçakçı
Sayfa 114 - İletişim Yayınları
Evet, yolun sonunda iki adam, şiirin bile fayda etmediği çünkü şiir çaredir bir bakıma ölüme, özellikle de son dize ve her şeye çengel atan kafiye.
Yan apartmanın çatısında yuva yapmış güvercinlerle bakıştı, bir gözünü kapayıp baktı kuşlara. Güldü, kuşlar oralı olmadı.
Cemil genç Cemil’in elinde silah olup olmadığına bakmamıştı, çünkü yıllar önce okuduğu Rene Char’ın şiirlerinin önsözünde geçen şu cümleyi unutamıyordu. “Kırk yaşımızda, yüreğimize yirmimizde sıktığımız bir kurşunla ölüyoruz.”
Böyle bi cümleyi okuyup yıllarca aklınızda tutuyorsanız zaten ölüyorsunuz.
Silaha gerek yok.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sinek Isırıklarının Müellifi
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
166
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750509636
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
"Cemil'in bütün gün evde ruhsal söküklerle uğraştığını da biliyordu Nazlı. Ev, iplik parçalarıyla, kırpıklarla dolu oluyordu, iki ucu bir araya getirilememiş hatıralarla ve partal fikirlerle. Yaşamak bu küçük evde de eksik kalıyordu; elli dört metrekare içinde Cemil'in yetişemediği, tamamlayamadığı şeyler vardı. Sessizlikler vardı. Hissettiği şeyi tam o anda kimseye söyleyememiş Cemil'in kuytuya köşeye bıraktığı sessizlikler, yutkunmalar ve toz."

Aşk üzerine küçük bir roman.

Toplu konutta aşk ama...

Edebiyat üzerine küçük bir roman.

Edebiyatla hayatın birbirine karıştığı ama...

Arkadaşlıklar üzerine bir roman.

Hepsi üç kişi ama...

Barış Bıçakçı'dan yeni bir kitap. Aması yok.

"Ben Barış Bıçakçı'nın metninde... kendine has bir üslup görüyorum. Kısa cümlelerle, fazla derine inmiyormuş gibi gözükerek ince ayrıntılarda kahramanlarını var ediyor.Yalın bir anlatımı var, parlatmıyor, gereksiz cümlelerle şişirmiyor... Kısa, çok kısa bölümler ilk bakışta birbirleriyleilgisiz gibi görünseler de bir bütünü oluşturuyorlar. Son zamanlarda tek tipleşen, olaya dayalı roman anlayışına karşı kendine has dili, anlatımı, kurgusuyla seçkinleşiyor Barış Bıçakçı."
-Metin Celâl-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 646 okur

  • Dantes
  • özge
  • Mehmet
  • Özge Akar
  • sbl.knc
  • Dilhûn
  • senâ
  • Emre Yaman
  • Muzaffer Akar
  • Pulsuz Mektup

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.8
14-17 Yaş
%0.6
18-24 Yaş
%24.4
25-34 Yaş
%47.5
35-44 Yaş
%16.9
45-54 Yaş
%5
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%0.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%68.5
Erkek
%31.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16.7 (35)
9
%20.6 (43)
8
%23.4 (49)
7
%18.2 (38)
6
%10.5 (22)
5
%6.2 (13)
4
%1 (2)
3
%1.4 (3)
2
%1.9 (4)
1
%0