·
Okunma
·
Beğeni
·
80989
Gösterim
Adı:
Sineklerin Tanrısı
Sayfa sayısı:
271
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Deniz Kitaplar Yayınevi
261 syf.
·14 günde·8/10
Yeni doğan her çocuk, tanrının insandan umudunu kesmediğinin kanıtıdır diyen yazarımızın bu düşüncesine paralel olarak; her çocuk insanlığın kurtuluşu için yeni bir umuttur diye düşünürüm çoğu zaman. Hal böyleyken biz yetişkinler içimizdeki çocuğu ya öldürürüz ya da ruhumuzdaki odalardan birine kilitleyerek, onu orada tutuklu bırakırız. İhtiyacımız olduğunda ise onu alelacele çıkarmaya çalışırız hapsettiğimiz odasından. Ancak kilitli kapısının anahtarını bulmak için tüm anahtarları elimize alır ve tek tek deneriz kapısının kilidinde her bir anahtarı. O an için doğru anahtar bulunamazsa verilen karar, yapılan eylem veyahut bulunulan davranış içimize sinmez ve sorarız kendi kendimize olması gereken bu muydu diye. Olan ve olması gereken arasındaki o ince çizgiyi fark edenlere ne mutlu ve bu insanların hapsettiği çocuklar için umut vardır diyebiliriz lakin fark edemeyenlerinse vay hallerine!

Sineklerin Tanrısı ıssız bir adada, çocukların medeniyete giden yoldaki hikayesini konu edinen bir kitaptır. Evet, hikâyenin baş kahramanları çocuklardır ve her şey bir okurun arzu ettiği gibi başlar, yetişkinin, kötülüğün ve haksızlığın olmadığı bir kurgu. Her ne kadar bir okur, böylesine ütopik bir kurguyu arzu etse bile bu düzenin asla var olamayacağını bildiği için bu tarz toz pembe hikayeleri de okumak istemez. Hoş kitabımız da bahsettiğim gibi bir kitap olmadığı için okumak isteyeceğiniz bir hikayesi olduğunu düşünüyorum. Hikâye genel bir gidişata sahip olsa da ilerleyen olay örgüsü okuru, tanık olduklarıyla tedirgin eder. Evet, bu kitap için doğru kelime bu olsa gerek; “Tedirginlik”. Bazı çocukların kötülüğe evrilmeleri tedirgin edicidir. Yok artık bu kadarda olmaz denen yerlerdeki gerçeklik olgusu yazarın ciddi bir başarısı. Çocuk dahi olsa; onların inişli çıkışlı ruh halleri ve gerçeklikleri kitabın edebi yönünü de ortaya koymaktadır. Adadaki hayat; iki çocuğun, diğer çocuklar üzerinde söz sahibi olmak istemesiyle yavaş yavaş çok farklı bir hal almaya başlar. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisindeki her bir evre teker teker gerçekleşmeye başlar ta ki son evreye kadar: Kendini gerçekleştirme evresi. Bu evrede kişisel tatmin ön plana çıkar ve tüm düzeni ve hiyerarşiyi darmadağın eder. Genel olarak reel hayata bakıldığında da hep böyle değil midir; insanlar üzerinde söz sahibi olana dek farklı, olduktan sonra farklı profiller çizerler. İnsan, gücü elde edene kadar herhangi bir sorun gün yüzüne çıkmaz iken güç, insana geldiğinde sağlam bir kişilik profili çizmeyen bir lider için son derece tehlikeli bir güdü olmakla beraber söz sahibi olduğu insanlar içinse korkutucu ve tedirgin edici bir hal alır.

Adamın birinin içinde bir çocuk yaşarmış. 30, 35, 40, 45... Adam ne kadar yaşlanırsa yaşlansın, çocuk hep ama hep aynı yaştaymış. Bu insan, içindeki o çocuğu öldürmek için her şeyi yapar ama gene de onu öldürmeyi bir türlü başaramazmış. Tek yapabildiği çocuğu ruhundaki odalardan birine kilitlemek ve onu orada tutuklu bırakmakmış. Ve günlerden bir gün adam, içinden yankılanan seslere daha fazla dayanamamış ve çocuğu kapattığı odanın kapısını açmış… Odanın kapısını açtığında ne görmüş biliyor musunuz?

Ben bilmiyorum, bu sorunun cevabını verecek olanlar sizlersiniz çünkü bu, sizin hikayeniz…
261 syf.
·3 günde·8/10
İnsan, gücü elde edene kadar insandır, gücü elinde bulundurduğunda otoriterliğini hissettirir. Var olan geçmişini tanımaz ve hiç olmadığı kadar ben’lik duygusundan uzaklaşır. Yaşar Kemal’in Tek Kanatlı Bir Kuş kitabındaki gibi asıl korkunun içimizde olduğunu anlatır Golding. Sonradan kazanılmış bir davranıştır kötülük.

Herkesin içinde iyilik olduğu kadar kötülük de var mıdır? Bu iyilik ve kötülük doğuştan mı gelir, yoksa sonradan kazanılan bir tercih midir? En temiz, en saf saydığımız varlıklar olan çocukların doğasında bile, kötülükten, vahşilikten, kan dökme arzusu gibi dürtülerden bahsedilebilir mi?

Düşen bir uçak sonucu, adada yalnız kalan çocuk grubu. Issız bir adadaki hayatta kalma mücadelesini anlatsa da kitapta çeşitli mesajlara rastlamak mümkün. Temelde, bir psikolog gibi insanın doğasındaki çatışmaları olaylar aracılığıyla anlatıyor Golding. Masum olarak gördüğümüz çocuklar, yasaların ve kuralların olmadığı bir adada ilkel yaşamla karşı karşıya bulurlar kendilerini.

Ralph, Jack Domuzcuk ve Simon. Çocukların lideri olan Ralph, Denizkabuğunu öttürdüğünde çocuklar toplanırlar, yeni çareler yeni fikirler arayarak toplantı yaparlar. On iki yaşında olan Ralph, iyi huylu, güzel ve zeki çocuktur. Jack’i ise kötü huylu, grubun lideri olmak isteyen, otoriter, kötü huylu bir çocuk olarak tanımlayabiliriz. Öyle ki Jack kitap eleştirmenleri tarafından “Küçük Hitler” diye adlandırılır. Vahşiliği ve kan dökmeyi seven bir otorite. Ralph’in birçok kez danışıp akıl aldığı domuzcuk ise düzgün konuşamayan, kendini ifade edemeyen, gözlüklü ve şişman bir çocuktur. Çocukların en büyük eğlence kaynağı olur. Gözlükleri Jack tarafından alınan Domuzcuk zeki bir insanı temsil eder.

Adadaki ilk günlerdeki Jack ile diğer kötü Jack’i ayırabilir miyiz bilmiyorum. Sanırım ayırabiliriz çünkü Jack, kurallara uyuyordu. Ne zamana kadar? Jack otoriteyi isteyip kendi grubunu farklı bir yerde kurmak isteyinceye kadar. İnsan elinde bulundurduğu gücü, daha doğrusu gücü elde ettiği zaman, o gücü elde etmeden önceki halinden çok farklı olur. Farklı bir kimliğe bürünür ve içindeki kötülük su yüzüne çıkar. Kitabı okurken Mevlana’nın şu sözünü de hatırladım:

“İnsanları tanımak için tüm gücünüzü verin, ama tüm sevginizi vermeyin. Çünkü onları tanımaya başladıkça verdiğiniz sevgiye acıyacaksınız.”

Çünkü insan değişir; kişiliği tam olarak yerine oturmayan birey kolay yakalanır buna. İnsanları salt iyi veya salt kötü diye damgalamamayı hatırlatır bana bu söz. Çünkü insan gücü elinde bulundurduğunda, kendisini yükseltecek şeylere sahip olduğunda kötüye, kötülüğe daha yakın oluyor, tıpkı Jack gibi.

Golding’in vermek istediği mesaj da beliriveriyor;
“Kötülük doğuştan mı gelir yoksa sonradan kazanılmış bir şey midir?”
Bu sorunun yanıtı sanırım yazgı dediğimiz şeyde bulabiliriz. Allah’ın kaderlerimize yüklemiş olduğu bir yaşamda. Veya bilimsel olarak bakarsak Freud’da da görebiliriz farklı yanıtları.

Robinson Crusoe’i büyük keyif alarak okumuştum. Hayatta kalabilmek için yıllarca gerçek survivor’u yaşayıp Tanrı’ya şükredişini; mutlu olmak için var olan sebepleriyle yaşayan bir hayatı-kurgu da olsa- okumak harika bir şeydi.
Tabiatı denizi, ağacı, böceği kısacası doğayı seviyorum. Bu yüzden içinde “tabiat” geçen kitaplara hayır demem zor oluyor. Şehrin bütün sıkıcılığı, manevi ihtiyaçlardan yoksun hale getirmesi, insanın özlem duygusunu kabartıyor doğaya, tabiata. Ne de olsa insanın en büyük ihtiyaç duyacağı şeylerden biri; kendi iç sesini dinlemek, şehrin kalabalığından bir müddet olsun yalnız kalıp sonradan kazanılmamış olan, doğamızda bulunan şeylerin huzurunu yakalayabilmek…

Doğarken bedenine zincir takılan ve hareketsiz kalan yavru bir fil, aradan zaman geçip zincirler çıkarıldığında, “alışılmış çaresizliği” sergiler. yerinden kıpırdayamaz, çünkü yürümeyi öğrenmemiştir, hiçbir şeyin farkında değildir ve kendi kısıtlığı içerisinde olduğunun bilincinde olmadan yaşar. Bazı insanları bu yavru file benzetiyorum. Sadece tabiat döngüsü içinde değil, farkında ve bilincinde olmadığımız her şey için.

Nasıl ki, Küçük Prens, Şeker Portakalı salt çocuk kitabı olarak görülmüyorsa; Sineklerin Tanrısı için de aynı şey geçerli olmalıdır; zaten birçok yetişkin haz alarak okuyor ve cümlelerin altını çizmeye değer görüyorsa bu ayrımı yapmamız doğru olmaz. Kitabı okumadan Mina Urgan'ın incelemesini okuyun derim, kitabı okurken faydası olacaktır. İyi okumalar...
261 syf.
·10/10
Yeni yılın ilk okuması böyle güzel bir kitaba denk geldi umarım devamı da böyle olur. Çalıştığım işyerinde düzenlediğimiz okuma grubunda seçilen ilk kitap Sineklerin Tanrısı. Ben bu kitabı uzun zamandır kütüphanemde tutup okunma zamanını bekliyordum, demek ki şimdiymiş zamanı. Ama itiraf etmeliyim ki bende bu etkiyi yapacağını zannetmiyordum, dört baskın karakterle o kadar çok şey anlatıyor ki yazar hakkını vermek gerekli.

Hikayemiz günümüz dünyasında başlayan bir atom savaşı sırasında İngiltere’den kurtarılmaya çalışılan bir grup erkek çocuğun uçağının bir adaya düşmesi ve hayatta kalan çocukların birbirlerini bulmasıyla başlıyor. Bu çocukların yaşları 6-12 arasında ve büyüklerden ikisinin ismi Mercan Adasına gönderme olarak Jack ve Ralph. Bu göndermenin sebebini ise kitabı okuyup bitirince anlıyor okuyucu. Kuşkusuz ki yazar işi biliyor. Buradaki “iş” ise insanların fiziksel, psikolojik durum ve felsefesi. Bu kadar zor bir konuda 260 sayfalık bir kitapla okuyucuyu alt üst edip çeşitli düşünce ve sorgulamalara sevk edebiliyor yazar. Hiç ağdalı cümleler ve düşündürücü aforizmalar kullanmadan da harika bir kitap yazılacağının kanıtı gibi bu eser. Ayrıca Türkçe çevirisini yapan güzel insan Mina Urgan’ı da anmak gerekli burada, selam olsun.

Kitap bitince bende kalanlardan beni düşündürdüklerinden ve bende kalan sorulardan bahsetmek istiyorum. Zaten güzel bir okumanın sonucu da bu değil mi?
İktidar hırsıyla insanların yapacaklarının sınırı var mı?

Her insanda kuşkusuz şiddet eğilimi var, bunu açık etmenin sınırı nedir?

Bir arada yaşamak için kesinlikle bir lidere ve kurallara gereksinim var mı ? Varsa bunlar nasıl belirlenmeli-nasıl belirlendi.
İnsalık kültürünün ve inançların ortaya çıkışında korkularımınız ne kadar payı var?

Din nasıl ortaya çıktı, kurban geleneği çok eski tarihlerden beridir devam ediyor, çıkışı nasıl oldu bunda insanın tam tanımlayamadığı korkularının etkisi var mı?

Normal birisinin başka birisini öldürmesi için yani katil olması için psikolojik gerilim sınırı nedir? Hayvanları nedensiz öldüren de katil olur mu? Canileşen insan hep bir maskenin ardına gizleniyor bunu kitapta Jack’in ava çıkmadan yüzünü boyamasında görüyoruz. Normal yaşantıda öldürecekler ise daha değişik maskelerin altına gizleniyor, bunlardan bazıları “siyaset-her türlü devlet ve kişi çıkarı”, “meslek-askerlik”, “din-cihat” olarak gösterilebilir. Sizler-(bizler) birine eziyet ederken nasıl bir maske kullanıyorsunuz?

Entellektüel insanların sayısı hep az mı olur ve bu insanlar her zaman toplumdan uzakta kalıp tam kaynaşamaz mı? Bunların nedenleri nelerdir, nasıl aşılabilir?

Burada kafama takılan bir husus da okuma ritüelini yapan kişinin amacı sorularına cevap bulmak mı, yeni sorulara sahip olmak mı ve gerçekten bunların doğru cevabı var mı?
261 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Hiçbir korkuya benzemez “Kaybetme Korkusu!” diyerek başlamak istiyorum bugünkü incelememe.

> Bugün gene birlikteyiz ve William Golding’in kült eserlerden birisi olan Sineklerin Tanrısı’nı ele almak istiyorum. Okumuş olduğum bu güzel eseri, elimden geldiğince değerlendirmeye ve ufak tefek dokunuşlar ile dilimin döndüğü kadarıyla size anlatmaya, tanıtmaya çalışacağım. Şimdiden söyleyeyim: çayınız, kahveniz, kekiniz, böreğiniz hazır mı? Bizde beleş değil ve 1Ke’nin Millet Kıraathanesi’ne hoş geldiniz sevgili dostlar. :)

> William Golding'in kızı Judy Golding Carver: “ Babam basit kararlara asla güvenmezdi ve bu romanı ile hukukun üstünlüğünün önemini vurgulamak istediğini ve insanların yaşamakta olduğu duygu karmaşıklığına dikkat çektiğini ifade ederdi. Ve ayrıca David Shariatmadari’nin kitaba dair yorumunda, babamın, ‛Sineklerin Tanrısı’ romanına ithafen: ‛William Golding, erkeklerin doğası gereği küçük şeytanlar olduğunu göstermeye çalıştı’ " demiştir.

> Şiddetli geçen bir savaşın ortasında, Britanya'dan bir grup öğrenciyi tahliye etmekte olan bir uçak vurularak ıssız, tropik bir adaya düşer. Hikâyemiz burada, mavi gök kubbenin altında, altın sarısı kumların olduğu bir sahilde başlar. Düşen uçaktan mucizevi bir şekilde sağ kurtulan başkahramanlarımızdan Ralph ve Piggy, sahilde biraz ileride işlerine yarayacak bir şey keşfederler. Piggy, keşfettikleri bu şey ile ilgilenirken, kendilerinin bu kaza sonrası bulundukları yerde yalnız olmadıklarını anlarlar ve işler gitgide daha da garip bir hal almaya başlar. Adada sağ kalanlar kumsalda toplandıkça, bunların hepsinin irili ufaklı, belli yaş grubunda çocuklar olduklarını anlayacak ve kısa süre içerisinde, bu sağ kalanların düzeni hâkim kılmak adına bir lider seçmelerine ve kurtuluş için bir yol bulma çabalarına şahit olacağız.

> Merak içerisinde okumakta olduğumuz bu hikâyemizdeki çocukların bulundukları ortama kısa süre içerisinde ayak uydurmalarına, adadaki keşiflerine ve bu adadan kurtuluş için neler yapmaları gerektiğine dâhil olacağız. Hiç ummadığımız bir şekilde, bu çocukların güneş ışığından ve Piggy'nin gözlük camlarından faydalanarak ateş yaktıklarını okuyacak ve çocuksu dikkatsizliklerinin nelere sebep olabileceğini göreceğiz. Bu anlık dikkatsizliğin ve dikkatsizlik sonrasındaki olaylar zincirinin devamında, gruptaki en genç çocuklardan birisin ortadan kayboluşunu ve muhtemelen ölümle sonuçlanabilecek bir hadiseyi üzülerek okuyacağız. Ama çocuk her yerde çocuktur ve çocuklar yetişkinlerin olmadığı bir dünyanın, hayatın tadını çıkarır ve adada geçmekte olan zamanın çoğunu suda sıçramak ve oyun oynamakla geçirirler. Tüm bu rahatlığa rağmen grup üyelerinden Ralph, grubun ikaz ateşini için çaba sarf edilmesi ve barınabilmek için kulübe inşa etmelerinin gerekliliğine dikkat çekmektedir. Avcılık ve yiyecek temini için görevlendirilmiş olan grup yaban avında başarısız kalınca, grup lideri Jack, avlanma eylemiyle giderek daha fazla meşgul olur ve adada, görevleri tayin edilmiş gruplar arasında gitgide bir huzursuzluk baş göstermeye başlar. (Daha fazla spoiler vermemek adına burada içeriğe dur diyorum.)

> Nobel Edebiyat Ödüllü İngiliz romancı William Golding'in, 1954 yılında kaleme aldığı alegorik romanı Sineklerin Tanrısı'ndaki çocuklar başlangıçta, demokratik bir toplum yaratmada oldukça iyi ve takdire şayan bir birliktelik örneği sergilerler. Kurallar ve bir örgütlenme sistemini iyi geliştiren çocukların demokratik olarak seçmiş oldukları bir liderleri bile vardır ve seçilmiş lider diğer bireyleri “kurallara” riayet etmeleri için uyarır, çünkü “kurallar, toplum olarak düzen adına sahip olduğumuz tek şeydir”. Kuralların olmadığı yerde “Kaos” hâkimdir ve kargaşa ile birlikte büyük felaketlerde kapıda beklemektedir. Ancak “uygarlık” dürtüsü olarak onlara öncü olacak yetişkinler olmadan çocuklar gitgide şiddete başvurmaya meyilli hale gelirler ve vahşileşmeye başlarlar. Bu roman bağlamında, erkeklerin kaosu yaşama hikâyeleri, insanoğlunun doğası gereği, temelden vahşi olduğunun bir göstergesidir. Unutmayalım ki: kitapta da okuyacağımız üzere, kıt kaynaklar üzerindeki rekabetin, insanları nasıl da düşmanlığa götürebileceğini az çok hepimiz tahmin edebiliyor ve yaşamakta olduğumuz bu dünyada, insanların menfaatleri doğrultusunda ve ortak sorunları olduğunda kolektif işbirliği yaptıklarını biliyoruz.

> Bir an için yeniden küçük bir çocuk gibi düşünün ve bir sabah uyanıp, yapayalnız kaldığınızı anlasanız ne yapardınız? Etrafınızda sadece belli yaş grubunda çocuklar olsa ve yetişkinleri bulamasanız ne yapardınız? Nasıl hayatta kalırdınız? Bir çocuk aklı ile diğer çocuklarla kolektif bir çalışma yapabilir misiniz? Birbirinizin hayatını kurtarmaya çabalar mısınız yoksa savaşmaya ve sadece güçlü olanların hayatta kalmasına mı izin verisiniz?

> İşte bunlar William Golding'in "Sineklerin Tanrısı" adlı romanında, biz okurlara dolaylı anlatımlar ile sorulan sorulardır. Yukarıda da bahsettiğim üzere, roman, bir uçak kazasında hayatta kalan ve daha sonra bir adada yaşam mücadelesi vermeye mecbur olan bir grup çocuğun trajik hikâyesini anlatıyor. Ve bu roman boyunca çocukların duyguları değişime uğruyor, birbirlerine açılıyorlar ve en sonunda kendi aralarında bir güç savaşına giriyorlar. Sineklerin Tanrısı biz okurlara masumiyet, medeniyet ve gücün etkileri hakkında birçok sorular sormaktadır ve her insanın içinde, doğasında bulunan olası kötülük potansiyelini sembolize etmektedir.

"Ralph 'masumiyetin sonu' ve "insan kalbinin karanlığı" için ağlar."

Yazar hakkında
> William Golding 19 Eylül 1911'de Cornwall, İngiltere'de doğdu. Babası bir matematik öğretmenidir, annesi kadın hakları hareketine dâhildir. Golding, her ne kadar lüks bir evde ve iyi şartlar altında yaşasa da, aile bireylerinin iletişimi aile içinde zayıftır. Golding'in annesi ilerleyen zamanda Noel'i her zaman farklı odalarda kutladıklarını ifade eder. Golding iyi bir eğitim alır. Biyografisini ele alan John Carey'e göre, kendisi 16 yaşındayken, 13 yaşındaki bir kız çocuğuna tecavüz etmeye yeltenen bir genç olarak bu "canavarca" eylemden çok utandığı ifade etmiştir. Bknz: https://www.sabah.com.tr/...rindan_taciz_itirafi İlerleyen bir zamanda kendisi: “Çocukluk büyüyen bir hastalıktır” diyecektir. Oxford Brasenose College'da Golding ilk önce doğa bilimleri okur, ancak, ileriki bir zamanda İngiliz edebiyatına ilgi duyar ve bu bölüme ağırlık verir. 1934'te ilk şiir kitabı yayımlanır. Mezun olduktan sonra, Ann Brookfield ile evlenir, 1939'da İngilizce ve felsefe öğretmeni olarak Salisbury’de (Bishops Wordsworth school’da) göreve başlar. II. Dünya Savaşı'nın başlamasından kısa bir süre sonra Golding, gönüllü olarak donanmaya katılır. Savaştaki beş yıl boyunca, insanın içsel iyiliğine olan inancını yitirir ve yaşamış olduğu bu derin, ruhsal hadisenin sonraki edebi yaşamını şekillendirecek bir gelişme olduğu düşünülmüştür. 1945'te eski okuluna geri döner ve birkaç yayıncı tarafından reddedildikten sonra, 1954’te ona edebi ün kazandıracak olan romanı “Sineklerin Tanrısı”nı ve sonrasında da diğer eserlerini kaleme alır. Kaleme almış olduğu edebi eserlerinin kendisine olan maddi getirisini göz önüne alan ve bu getiri ile rahat bir yaşam sürebileceğini düşünen Golding, 1961 yılında öğretmenlik hizmetinden istifa eder. Rites of Passage adlı kitabı ile 1980 yılında Man Booker ödülünü alan yazar daha sonra, 1983 yılında edebiyat hayatındaki çalışmaları nedeniyle Nobel ödülünü de aldı ve 1988 yılında Sir (şövalye) unvanının sahibi oldu. Bundan beş yıl sonra, 19 Haziran 1993'te Cornwall'daki evinde kalp yetmezliğinden öldü.

“Sineklerin Tanrısı bir çocuk kitabı da değildir. Hamlet’i sadece bir öç alma tragedyası ya da Moby Dick - Beyaz Balina’yı sadece bir balina avı öyküsü saymak ne denli yanlışsa, Sineklerin Tanrısı’nı da çocuklar için yazılmış bir serüven romanı saymak o denli yanlıştır.”

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
261 syf.
·Beğendi·9/10
Kitaba başlar başlamaz, kitabın çocuklar için yazılmış bir eser olduğunu ve sıradan bir yazarın elinde çıktığını düşündüm. Ancak sabırlı bir şekilde okumaya devam edince eserin, George Orwell’in Hayvanlar Çiftliği eserindeki esintileri hissetmeye başladım. Kitabın sonunda sevgili Mine Urgan’ın Harika çıkarımlarıyla, bu eserin yalnızca bir edebi yazın olmadığını, aslında insani duygularımızın yazıya dökülmüş gerçekleri olduğunu farkettim.
Kurgusu mükemmel bir şekilde sade bir anlatımla okurlarına aktarılan eser, sürekli dile getirmiş olduğumuz çocuksu masumiyetin, aslında içerisinde tüm saflığı taşımasının yanında zorbalığı, vahşeti, güç zehirlenmesinide bulundurduğunu mükemmel bir şekilde biz okurlarına anlatmaya çalışmış.
Aydınlatılmamış ve eğitilmemiş bireylerin, kanunlar ve ahlaki değer sınırlarının belirlenemediği bir sistemde, toplumu nasıl bir hale getirebileceği mükemmel bir şekilde irdelenmiş.
Çocuk karakterler üzerinde yansıtmak istediği iyilik ve kötülük değerlerinin nasıl oluşabileceğini tüm gerçekliğiyle ortaya sermiş olan yazar, bu eseriyle bizlere bir roman yada hikayecik değil, aslında eğitim hayatımızda okutulması gereken bir tez sunmuştur.
Daha önce okumuş olduğum 1984 romanı gibi günümüze dair çok önemli dersler vermiş bu eser.
261 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Okuduğum en güzel kitaplardan bir tanesi değil en iyisi :)
_____________
23 Aralık 2018 güncellemesi:
'Heeellloooo. Meraba arkadaşlar. 1000Kitap hesabıma hoşgeldiniz. Bugün sizlerle Sineklerin Tanrısı kitabı hakkındaki fikirlerimi paylaşacağım. İncelememi beğenirseniz beğen butonuna tıklamayı ve yorum yazmayı unutmayın'. (*)

Çocuk yolcuların olduğu bir uçak, bir adaya düşüyor. Pilot ölüyor. Çocuklar bir şekilde kazadan kurtuluyorlar. Adada hiç kimse yok. Daha önce adaya ayak basılmamış. Çocukların yaşları ise 6 ile 12 arası. Kitabımız böyle başlıyor. Bundan sonrası ise çok iyi kurgulanmış. Kitabın her kelimesinin bir önemi ve simgesel bir değeri var. Bana öyle geliyorki, gerçekten de böyle bir şey olsa, yani bir uçak düşse, çocuklar tam olarak yazarın yazdığı gibi davranacaktır.

Olaylar çok sürükleyici. Dili çok sade. Mine Urgan'ın böyle güzel bir kitabı çevirmesi çok iyi olmuş.

Hayvanların Çiftliği gibi bu kitap da çocuk kitabı gibi durmasına rağmen, aslında değil. İnsanı insan hakkında düşünmeye yönelten bir kitap.

Kitabı bitirdikten sonra gene Mine Urgan'ın yazdığı sonsözü okumanızı öneririm. İyi okumalar dilerim.

*Youtuber'ların yaptıkları giriş ile ilgili kötü bir şakaydı sadece. Youtube izlemeyen dostlar olabilir. :)
261 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10
William Golding...
İlk önce yazarı ele almak lazımmış bence ki.
Yazar adam ya. Kalemi puding gibi hani. Herkes baklava sevmez ama herkes puding yer. Ha, pudingi hiç sevmeyen yok mudur derseniz, kitabı hiç sevmeyenlerin varlığını hatırlatırım. Dili akıcı, yormuyor, vermek istediği felsefî mesajı, kahramanlarını doğal seleksiyon çerçevesinde düşündürürken konuşturuyor... İyiliği yüceltirken kötülüğün sebeplerini buldurtuyor yazar. Yani kötü, doğuştan kazanılır demiyor genetikçilerin aksine, sosyal-bilişçilere göz kırpıyor. Ana hatlar bakımından bir prüz yok denecek kadar yok. Çatıyı sağlam kurmuş yazar...

Kitaba gelince...

Kahramanları içimizde... İçimizde dediysem çevremizde'yi kastetmedim. Bilişsel olarak içimizde. Yani hepimiz Jack' iz biraz (kötü karakter), hepimiz Ralph'iz(iyi karakter)...
Asıl mesele, bunu ne kadar itiraf ediyoruz çevremize ya da kendimize...

Sineklerin Tanrı'sı kimdir diye soracak olursanız...

Korkularımızdır derim Naçiz'Hane fikrimce...

Okumanızı önerir miyim?

Okumadan ölmeyin derim.
261 syf.
·Beğendi·10/10
Golding, 1954 yılında " Sineklerin Tanrısı" kitabını hiç bir yerde bastıramaz. 20 yayınevine gider, geriçevrilir. Sebebiyse " dönemin şartlarına ters algıyla yazılmış olması "mış. Sonunda kitab`ı basmağa yanaşan bir yayıncı çıkar, kitap basılır ve kısa dönem arasında bestseller olur.

Çocuk kitab`ı sanarak başladım okumağa. Kitab`ın içinde çocuklardan başka şey yok ama bu kitap bir çocuk kitab`ı olmak için çok büyük...
Kitap bir atom savaşı sırasında güvenlik sebebiyle ülkeden kaçırılmak istenen bir grup erkek çocuğu taşıyan uçağın ıssız bir adaya düşmesiyle başlar. Yaşları 6-12 arası bir yığın çocuğun liderlik üzerinde çekişmeleri, adaya hakim olmak istekleri onları adım adım " vahşileştirir". Golding, kahramanlarını çocuk seçmekle, merhametli, melek gibi bildiğimiz çocukların da şeytanlaşabileceği, " Sineklerin Tanrısı" nı simgeleyebileceklerini anlatmak ister. Zira yazar, boşuna kitab`ın ismini " Sineklerin Tanrısı" koymamışdır. "Sineklerin Tanrısı" Musevi dininde şeytan ismi yerine geçer...

Eğer, " Hayvan Çiftliği" ni okumuşsanız, " Sineklerin Tanrısı" nı da aynı duygularla okuyacağınıza eminim. Kaba şekilde demem gerekirse, iktidar ya da liderlik söz konusu oldu mu, "hayvan" " çocuk" hiçbir şey ifade etmiyor. Hepimiz gaddarlaşıp, " vahşileşe " biliyoruz...

Keyifli okumalar...
261 syf.
·4 günde·8/10
Çok uzun zamandır okuma listemde olan bir kitaptı. Birçok kişi tarafından önerilen ve ölmeden okunması gereken eserlerden biri olarak kabul edilen Sineklerin Tanrısı kesinlikle bir çocuk kitabı değildir. Çünkü çocuklar için yazılan kitaplarda hiçbir zaman çocukların ölümleriyle onlara bir takım dersler verme amacı taşınmaz. Hangi kitapta olursa olsun bütün çocuk ölümleri etkileyicidir ve bu tür kitapları çocukların uzanabileceği yerlerden uzakta tutmak gerekir.

İkinci değinmek istediğim konu ise, bu romanın bir distopya olmadığıdır. Birçok okur tarafından bu yanılgıya düşüldüğünü gördüm ve düzeltme yapmak istedim. Toplumsal bir değişim ve kötü bir gelecek senaryosu öngörmüyor kitap. Böyle bir amaca ulaşamadım ben kitabı okurken. Tam anlamıyla yazarın bir kurgusu var içerisinde. Bu sebeple kitabın bir klasik veya roman olarak nitelendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Sineklerin Tanrısı kitabının yazar tarafından neden bu kadar uzun tutulduğunu ise anlayamadım. Çünkü verilmesi gereken mesajı ve kurguyu, sanıyorum 150 sayfalık bir kitapla çok daha iyi bir şekilde okuyucuya sunabilirdi. Zira bir yazarın en önemli özelliklerinden birisi, insanların sayfalarca yazarak anlatabileceği bir vakıayı tek cümleyle anlatabilmesidir. Bu konuda yazarı eleştirmeden geçemem maalesef.

Kitaptaki olay örgüsü şu şekildedir: Uçakta yolculuk eden tüm yetişkinlerin hayatlarını kaybetmesiyle sonuçlanan bir kazadan kurtulmayı başaran bir grup küçük çocuk(6-12 yaş aralığında), kendilerini buldukları ıssız adada yaşam savaşı vermeye başlarlar. Ancak bu durumda bile ayrılıklar söz konusudur. İkiye ayrılan grup iki farklı lider tarafından yönetilir. Her iki grubun amacı da farklıdır. Bir taraf eğlencesine bakarken diğer taraf hayatta kalmak için çözümler aramaktadır. İki grup lideri arasında başlayan çekişme zamanla büyük bir rekabete dönüşür ve işler korkunç bir noktaya sürüklenir.

Kitap tamamen iyilik ve kötülüğün, çok seslilik(demokrasi) ve diktatöryal olguların kavgasından oluşur. Bir başka önemli değinilen konu ise, insanların vahşi olduğunun gösterilmesidir. Zaten kitabın özeti, kitabın sonunda yer alan Mina Urgan cümleleriyle mükemmel bir şekilde anlatılmış. Çok da farklı bir inceleme yapılamayacağı kanaatindeyim.

Beklentimi tam olarak karşılamasa da yazarın cümleleri uzatarak sayfa sayısını kısaltacağı yerde uzattığını düşünsem de keyifli bir kitaptı. Özgün konusu ve verdiği mesajlarla okunmaya değer bir kitap.
261 syf.
·9 günde·7/10
Sineklerin Tanrısı çok merak ettiğim bir kitaptı. Ama kitabı okurken başlarda sıkıldım. Mekan tasvirine çok fazla gidilmişti bence ve belki de ben girememiştim tam olarak hikayenin içine. Sonlara doğru daha ilginçleşse de olaylardan dolayı okurken bana acı verdiğini inkâr edemem. Çünkü bir bakıma insanlığı bugünkü hâlini gördüm diyebilirim.
Zaten çeviri yapan Mina Urgan'ın da dediği gibi bu bir çocuk romanı değil allegorik bir eser. Simgelerden yararlanılmış.
Bana kalırsa kitapta açlığın öldürücü etkisi ön planda. Bu yalnızca bir et parçasına duyulan açlık değil. İktidar açlığı, kan dökme açlığı. Çocukların başına gelenler bundan dolayı geliyor.
Kitapta bazı cümleler düşündürücü ve can alıcıydı. Elbette bunların en başında "Bizden başka canavar yok belki..." cümlesiydi. Zaten zaman da bunu kanıtlar nitelikte. Hem romanda hem de gerçek hayatta. Ne kadar acı olsa da...
261 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Sineklerin Tanrısı İngiliz kuvvetlerinin savaş zamanında bir grup erkek çocuğunu güvenli bölgeye götürürken uçak bir adaya düşüyor uçaktan sadece çocuklar sağ kurtuluyor ada çocuklar için yapay bir cennet gibiymiş.Kitapta asıl anlatılmak istenen insanların uygarlıktan uzaklaştıktan sonra ne kadar değiştiğini ve vahşileştiğini anlatıyor.Modern klasikler arasında yer alan eser kesinlikle okunmalıdır
"Birinden korkunca ondan nefret edersiniz ama boyuna da düşünüp durursunuz onu. Kendi kendinizi aldatırsınız; aslında kötü değildir dersiniz. Ama onu görünce, tıpkı nefes darlığına tutulmuş gibi olursunuz, soluk alamazsınız."
"Ayrı ayrı yaşantıları, ayrı ayrı duyguları olan iki kıta gibiydiler; düzgün bir ilişki kurulamıyordu aralarında..."
''Cahilliklerini bilmenin utancı içindeydiler ve bilgisizliklerini nasıl açıklayacaklarını da bilemiyorlardı.''
Ayrı ayrı yaşantıları, ayrı ayrı duyguları olan iki kıta gibiydiler; düzgün bir ilişki kurulamıyordu aralarında.
William Golding
Sayfa 62 - İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sineklerin Tanrısı
Sayfa sayısı:
271
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Deniz Kitaplar Yayınevi

Kitabı okuyanlar 17.355 okur

  • Seda Şen
  • Selen Şenocak
  • Ayfer kaya
  • Talip Nida Duru
  • S. White

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0 (1)
8
%0
7
%0
6
%0 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları