Sınırın Güneyinde, Güneşin BatısındaHaruki Murakami

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.892
Gösterim
Adı:
Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında
Baskı tarihi:
Nisan 2012
Sayfa sayısı:
188
ISBN:
9786051117218
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Kokkyô No Minami, Taiyô No Nişi
Çeviri:
Pınar Polat
Yayınevi:
Doğan Kitap
Tokyo’nun varlıklı bir mahallesinde, sıradan ve sorunsuz gibi gözüken bir hayat süren Hajime, orta yaşlara geldiğinde yaşamını sorgulamaya başlar. Hayatı boyunca sahip olduklarından daha fazlasını istememiştir. Savaş sonrası yıllarda şansı yüzüne gülmüş, iyi bir evlilik yapmış ve iki kız çocuk sahibi olmuştur. Şehirde iki caz kulübünün sahibi olarak kıskanılacak bir kariyeri vardır. Yine de, hayatı ve kariyeriyle ilgili, rahatsız edici, sinsi bir yetersizlik duygusuna kapılmaktan kendini alamaz. İlk gençliğinde âşık olduğu, akıllı, ancak tuhaf bir yalnızlık duygusu uyandıran güzel Şimamoto’nun anısı, kalbini gölgelemektedir.
Yağmurlu bir gecede, eskisinden çok daha güzel ve etkileyici görünen Şimamoto’nun tekrar karşısına çıkmasıyla, hayatı çok daha karmaşık bir hale gelir.

“İnsanın, kaderi ve maddi dünya arasındaki gelgitlerini anlatan ve okuru kıskıvrak yakalayan bir eser. Akıllardan çıkmayacak.”
The New York Observer
Neden Murakami neden, neden bu kadar güzel romanlarında bu kadar çok soru işareti bırakıyorsun? Tamam senin tarzın bu olabilir, kitaplarını okuduktan sonra okurlarının düşünmesini istiyor olabilirsin ama yine de bu kadar cevapsız soru işareti bırakmasan mı ki acaba diye de düşünmeden edemiyorum. Şöyle bir durum da var ki bu derece neden diye sormuş olsam da Murakami’nin finallerini, bıraktığı soru işaretlerini seviyorum. Finalden çok aslında kitap içinde okura verdiği, vermek istediği duygulara kesinlikle daha çok önem veriyor. Bu kitabında ise okuduğum diğer Murakami kitaplarına göre cevapsız kalan çok daha az soru işareti vardı; az olan soru işaretlerinin içinde de bana göre kitabın en güzel sorusu olabilecek olan neden karşıma daha önce çıkmadın sorusu. Cevaplanabilecek bir soru mudur, cevaplansa bile ne derece tatmin edebilir bunlar da yan sorularıdır.

Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında, Murakami’nin kitapları arasında bilindik tarz unsurlarına göre farklılık gösteren bir kitap, farklılıklar genel olarak aynı olsa da iki madde halinde sıralayabiliriz. En önemlisi olarak da bu kitabında kediler yok, kedi göndermesi ve kedi sevgisi var ama bu sefer ne konuşan kediler var ne de bir yerde hâkimiyeti olan kediler var. Bir başka olmayan da Murakami’nin kullandığı fantastik öğeler, masal ile gerçeği harmanlandığı yer yer gerçekçi yer yer de garip gelen masalsı fantastik öğelerine maalesef bu kitabında yer vermemiş. Murakami’nin fantastik öğelerini okurken düşünmek, sorgulamak ve yaptığı metaforlara anlam çıkarmak ise Murakami okumanın ayrı bir keyfidir.

Hacime sıradan, sıkıntısız gibi görünen bir hayat sürmektedir, kariyer ve maddi imkânlar olarak bayağı yükseklerde, evli ve iki de kız çocuğu babasıdır. Şimamoto tekrardan karşısına çıktığında bir ikilemde kalır ve her bir şeyi ile artık yüzleşir ve sevdiği eşi olan evlilik ile aşkın da arasında kalır. Bu kısımlarda betimlemeler, verilmek istenilen duygular o kadar güzel veriliyor ki yasak aşkı anlatmasına rağmen sanki yasak kelimesi olmadan bir aşkı okutuyor, yasaklığı değil de sanki ufak tefek başka bir sorunları var gibi ama yine de yasaklığını bilip okumamız ama yasaklığına hak vermek istemeyeşimiz aşkın etkileyiciliğini yapan en büyük unsuru. Aşkın içinde verilen cinsellik farklı ve çok uçarı gelse de aşkın bir üst seviyesi olarak, sevgi ve aşkın gerçek manada yaptığı bir istek olarak, bir yerlere dokunarak veriliyor. Gönüllerde farklı kişiler varken farklı bedenlerde yaşanması da sanırım en çok dokunduğu kısımdı. Hacime ve Şimamoto’nun arasındaki mükemmel uyum, her bir şeyin, dinlenilen müziğin, okunulan kitabın, yenilen ya da içilen bir gıdanın bile damak tatlarına uygunluğu ile yaşanılan bir aşkı okuyoruz; ama birbirilerinin hangi eksiğini tamamlayıp, Şimamoto Hacime’de hangi yokluğun vücut bulmuş hali, Hacime ile Şimamoto birbirlerinde neleri tamamlıyordu soruları çoğunlukla cevapsız bırakılmış ve yorumu da okura kalmış. Verilecek birçok cevap var ama hepsi de Şimamoto’nun muhtemelenler ve bir sürelerle dolu dolu olan cevapları, sözleri gibi olur.

Farklı, düşündürücü ve kesinlikle de çok güzel kitaptı. Tüm neslimin okumasını istediğim kitaplara bir yenisi daha eklenmiş oldu.

https://www.youtube.com/watch?v=YlhHIfgjFVk
Murakami'nin bu kitabını okuduktan sonra, artık Renksiz Tsukuru Tazaki'nin Hac Yılları adlı kitabından ve Tazaki'den özür dileyerek en sevdiğim Murakami kitabı sıralamasında bir numaraya Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında adlı bu eserini koyuyorum. Çok beğenerek okudum, etkilendim, ve Murakami üslûbunu neden sevdiğim bir kez daha anladım; çünkü, yazar akıp giden edebiyatından karakterler çıkarabiliyor, bizi karakterlerinin psikolojisine dahil edebiliyor, bizi onlara inandırabiliyor ve hayatlarını anlatan bir kaç yüz sayfalık bir kitapta onları gerçek anlamda umursuyoruz. Bir karakter yaratamadıkça iyi edebiyatçı olunabiliyor mu? Bence olunamıyor. İşte Murakami bu anlamda çok iyi...öte yandan, belki az önce söylediklerimle çelişecek gibi gelecek ama, aslında bu kitapta hikâyesini okuduğumuz Hacime, Tsukuru Tazaki'ye ve Sputnik Sevgilim'deki ana karaktere ve hatta Yaban Koyununun İzinde kitabındaki ana karaktere benziyor, bunu söylemem lâzım. Birbirlerini andıran bu karakterlerle belki de Murakami aynı kişinin paralel evrenlerdeki hikâyelerini mi anlatıyor diye düşündüm, sonra bunun sebebinin kitabı bitirirken fazla şokella yemekten olabileceğine ikna oldum.

Aşk, bu kadar güçlü birşey olabilir mi? Ama gerçekten? Bir edebiyatçının hayâl gücü ve kelimeleri değil de, gerçekten yaşayan, yaşanan böyle güçlü, ama hem de yıkıcı duygular olabilir mi? Bana çok gerçek geldi Hacime'nin duyguları. Kitabın son satırlarında gözleri kapalı, avuçları yüzünü kapatmış Hacime denize yağan yağmuru düşlerken ve duyarken onların sesini, ben de bir eylül gecesi ve hem de sabaha dek, saatlerce, deniz karşısında, bir küçük palmiyenin altında oturmuş, birinin dilini içki çözmüş iki insan düşündüm. Biri anlatırken diğeri dinliyordu, biri içini dökerken diğeri susuyordu. Sorsan, onlar iki arkadaştı, aynen Hacime ile Şimamoto gibi, ama aslında değillerdi. Şimdi? "bir serap oldu hayâlin". Ama hayâl etmek, ne güzeldi, ne güzeldi... sen şimdi bir hikâyeye döndün, okuyorum çünkü, palmiye ağacının altında, melahat gülses çalarken bir yandan, sanki bir gerçek yazarın kalemi anlatır gibi hikâyeyi, seninle değil de artık ağaçla dertleşir gibi, okuyorum ve etkilenmeden edemiyorum. Böyle şeyler gerçek olabilir mi? Yoksa, aslında sadece edebiyatçılar hayâl kuruyor ve kalemleriyle zihinlerimize gerçekte olamayacak duygulardan, hislerden resimler mi çiziyorlar?

İster gerçek, ister hayâl; Murakami'nin en sevdiğim eserini, gururla takdim ederim.

Benzer kitaplar

Uzun zamandır araştırdığım ve okumak istediğim bir yazardı. Sonunda bu kitapla başlamaya karar verdim. Bir arkadaşın yorumu ile kitabın sonu bütün cevapları vermeyecek, çat diye bitecek önyargısı ile okudum. Normalde sonunu okuyucuya bırakan kitapları sevmem çünkü ama yazarı çok beğendim. Farkı bir yazarı, konuyu, tarzı okumak çok iyi geldi. Okurken keyif aldım :)
Kitaba gelirsek, aslında pek çok kişinin hayatındaki gel-gitler anlatılmış, öyle yapmasaydım da böyle yapsaydım düşünceleri, karşılaşmalar, hayatımızdan çıkardığımız insanların aslında tam olarak hayatımızdan çıkmayışı ve aklımızın sürekli bir kenarında bulunması.. Ben kendimden pek çok şey buldum kitapta. Hayatta da her soru cevaplanmıyor, her nedeni anlayamıyoruz maalesef. Bu bakış açısıyla kitabı çok beğendim. Tabii ki keşke tüm soruların cevabını öğrenebilseydik.. Belki de yazar 2. bir kitapla bütün cevapları açıklar, kim bilir..
Çok uzattım biliyorum, çünkü etkileyici bir kitap. Herkese iyi okumalar dilerim :)
Romanı sürükleyebildiğim yere kadar sürükledim lakin sonrasında ip koptu ve Kafka' mızın : ''Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki? '' sözüne itibâr ettim, geçmiş olsun.
Ah bizim çocukluk dönemlerindeki saf aşklarımız, kalp kırıklıklarımız, unutamayışlarımız, fiziken ayrı olup da ruhen içimizden yollayamadıklarımız..

Hayatımıza zorla da olsa bir yön vermişken neden hep geçmişten birileri çalar kapımızı?

Fundy Körfezi'nin gel-gitlerinden daha fazla gel-git yaşadığımız hayatlarımızda geçmişten birinin çıkıp gelmesiyle karar mekanizmamızın zayıflaması, duygularımıza yenildiğimiz zamanlarda mantıklı düşünemeyen bizler, birçok soru işareti barındırırız kafalarımızın içinde:

Mantıklı yolda mı devam etmeli?
Duygularının peşinden mi gitmeli?

Hayatımıza bir yön vermişken hiçbir şeyin kafalarımızı karıştırmaması dileğiyle^^

Not: Haruki Murakami'nin tarzı düşünüldüğünde bu kitap, çok daha az soru işaretiyle bitti. Diğer eserlerine nazaran daha az belirsizlik barındırıyor. Daha gerçekçi duygular ve daha çok hissedebildiğimiz bir roman.
Bu kaçıncı murakami kitabım olduğunu unuttum açıkçası. Haruki kitabı okumayan lar bu kitabı ile başlamasın. Yazarımız kendi hayatından yola çıkarak çocukluk, gençlik aşkını duygusal bir şekilde anlatmış.
Büyük bir aşk anlatılmış ve çok akıcı bir şekilde anlatılmış. Final her zamanki gibi belirsiz. Murakami nin bu özelliğine alıştım artık.
Aklımda tabi sorular kaldı. Geçmişte kadının ne yaşadığı havada kalmış.
Bir de açıkçası sevişme kısımları tüm detaylarına kadar anlatılması rahatsız etti.

Aslında ilk aşkın unutulmayacagini bir ömür boyu ruhunuzda eksiklik yaratacağını gönülden inanıyorum ve bu kitapta kendimi buldum.
Güzel bir kitap. Keyifle okuyun.
-- Az spoiler içerebilir --
Yazarın okuduğum ilk kitabı oldu. Evet, şu an kitabı tanımlamakta güçlük çektiğimi farkediyorum.
Kesin olan şu ki yazım tarzı farklı.

Hikaye, kahramanın çocukluğundan itibaren hayatındaki önemli ayrıntıların, bir günlükten alınmış hissi verecek şekilde, yazar tarafından işlenmesiyle oluşmuş.

Bir şeyler oluyor, hikaye bir yerlere gidecek diye hissettiriyor, fakat hikaye oraya gitmiyor. Başka bir şeyler oluyor, hah tamam, hikaye o zaman şuraya doğru gidiyor diyorsunuz, fakat hikaye oraya da gitmiyor.
İlginçtir, hikaye bir türlü bir yere gitmiyor. Bir çeşit orta sahada top çevirme gibi.
Ara sıra hikaye tümden tıkanıyor gibi oluyor, sıkmaya başlıyor, bir bakıyorsunuz karşınızda bir sevişme sahnesi.
Neyse biraz daha okuyorsunuz, arada erotik ifadelerin katkılarıyla sürüklenen hikaye yine bir yere varmıyor, hop bir başka sevişme sahnesi.
Ve en nihayettinde bir bakıyorsunuz hikaye bitmiş.

Haruki abim gel bir sarılalım, iyi bak kendine, diyorsunuz.
O da size tamam yine görüşelim ama, diyor, ayrılıyorsunuz

Başarılı tarafları: Çocukluk aşk(lar)ına duyulan tutku güzel işlenmiş.
Yer yer hayat deneyimleri ile ilgili yerinde çıkarımlar dikkat çekiyor.
Ayrıca farklı bir yazar ve tarz okumak da güzel oldu.
Haruki Murakami ile tanışma kitabım. Bir günde bitirdim diyebilirim. Çevirisi Pınar Polat'a ait, bendeki 4. baskısı. Anlatım oldukça güzel, sade ve akıcı. Kitap size hiçbir ağırlık yüklemiyor. Ana karakter Hacime'nin depresif duyguları, kararsızlıkları kitabın sonlarına doğru içimi kararttı ve içimden ona kızmaya başlamıştım. Bir sure sonra siz de kendinizi olayların ortasında buluyor, sanki yaşıyorsunuz. Kendimi Hacime'nin bir arkadaşı olarak gördüm ve sanki karşıma oturmuş bana bunları anlatıyor gibiydi. Yalnız kendinizi Hacime'ye çok fazla bağlayıp, arkadaşınız olarak görmeyin çünkü Murakami'nin romanlarının en büyük özelliği birden pat diye bitip, sizi düşünmeye itmesiymiş. Sonrasında olanları siz kendi kafanızda nasıl kurguluyorsanız o sekilde bitiriyorsunuz aslında romanı. Bunu çoğu kişi beğenmese de benim hoşuma gitti. Tavsiye ederim.
Hayatımda okuduğum en güzel romanlardan birisi olduğunu söyleyebilirim. Okurken o duyguların hepsini bana yaşattı resmen, çok güzel bir kitap. Tavsiye ediyorum
Haruki Murakami'nin ilk okuduğum kitabı oldu. Yazarın şöhretini sanırım bilmeyen yoktur. Bu kitap benim için avantaj mı oldu dezavantajmı karar veremedim açıkçası. Çünkü başlarından itibaren ortalarına kadar büyük bir merakla okuduğum kitap, sonlarına doğru tadını yitirdi biraz.
Hacime'nin çocukluk ve ergenlik dönemleri yetişkinliğine nazaran daha keyifliydi. Çocukluk aşkı ve bir türlü açılamadığı Şimamoto ise yetişkinliğinde iyiydi. Söze dökülmeyen ama yıllarca süren bir aşk var, terkedilen sevgilinin hüznü var, evlilik ve iki çocuk var..
Yazar erotizmi de biraz fazla detaylandırmış bundan belki de tadı kaçtı biraz. Yani duygular o kadar dile getirilmiyor mesela! Neyse, yoruma dönersek, kötü bir kitap değil ama benim 'işte bu' diyeceğim bir eser olmadı. Tabii yine de okuma zevkinize güvenip, kendi yorumunuza güvenebilirsiniz.
Murakami'nin okuduğum ilk kitabı olması böyle ünlü bir yazarın dilini anlayabilmem açısından daha dikkatli okudum.

Belki birçoğumuzun hayatında yer alan karşı cinsten birisinin tamamen ruh ikizi olmasını ve mutlu olmak için onun varlığına olan ihtiyacı fazla detay vererek :) anlatıyor. Tüm yaşamı boyunca ona hasret kalarak hiç ummadığı bir zamanda karşısına çıkması ve evliliğinin farklı bir boyuta girişini harika bir şekilde anlatmış. Kitap sonunda bazı ???? 'leri akılda kalıyor acaba ne oldu diye. Aşırı gerçekçi bir konusu var. Tavsiye edilecek güzel kitaplar arasında bence. İyi okumalar.
Yan odada Lizst çalıyor. Son elli sayfayı kitapta geçen müzikler eşliğinde okudum. O masada ben de vardım, o konuşmanın ortasında onlardan biriydim. Hayal mi, geçmişte kalmak mı, bugüne gelememek mi bir çok soruyu soran ve sorduran, her yaşı kendisiyle beraber yaşatan, en sonunda 12 yaşına dönmeye çalışan bir kitap. Geri döndüremeyeceğimiz şeyler var. Ve yakalamaya çalıştığımız günler demeti. Bir çok duyguyu yaşamamı sağlayan bir kitap oldu. Ama bir çok bilinmeyen bırakması, tüm sonları en az hayat kadar muhtemelen'lere saklaması biten bir kitabın bitmemesine yol açıyor.
"Neden bana öyle bakıyorsun?" diye sorardı.
"Çünkü çok tatlısın" diye cevaplardım.
"Bunu söyleyen ilk kişisin."
"Bunu bilen tek kişiyim" derdim ona.
"O zamanlar bilmiyordum. Birini tekrar düzelemeyecek kadar kötü kırabileceğimi. İnsan, sadece var olarak diğer bir insanda dönüşü olmayan yaralar açabiliyordu..."
Konuştukça ne kadar çok ortak noktamız olduğunu fark ediyorduk: kitaplara ve müziğe düşkündük
Ne derseniz deyin, bu iş bana göre değildi. Sanki ölümüm uzaktan beni izliyor gibi hissediyorum. Kafatasımın içine kadar sıkıntıdan patlamış halde aylar ve yıllar yavaş yavaş geçip gidecekti.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında
Baskı tarihi:
Nisan 2012
Sayfa sayısı:
188
ISBN:
9786051117218
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Kokkyô No Minami, Taiyô No Nişi
Çeviri:
Pınar Polat
Yayınevi:
Doğan Kitap
Tokyo’nun varlıklı bir mahallesinde, sıradan ve sorunsuz gibi gözüken bir hayat süren Hajime, orta yaşlara geldiğinde yaşamını sorgulamaya başlar. Hayatı boyunca sahip olduklarından daha fazlasını istememiştir. Savaş sonrası yıllarda şansı yüzüne gülmüş, iyi bir evlilik yapmış ve iki kız çocuk sahibi olmuştur. Şehirde iki caz kulübünün sahibi olarak kıskanılacak bir kariyeri vardır. Yine de, hayatı ve kariyeriyle ilgili, rahatsız edici, sinsi bir yetersizlik duygusuna kapılmaktan kendini alamaz. İlk gençliğinde âşık olduğu, akıllı, ancak tuhaf bir yalnızlık duygusu uyandıran güzel Şimamoto’nun anısı, kalbini gölgelemektedir.
Yağmurlu bir gecede, eskisinden çok daha güzel ve etkileyici görünen Şimamoto’nun tekrar karşısına çıkmasıyla, hayatı çok daha karmaşık bir hale gelir.

“İnsanın, kaderi ve maddi dünya arasındaki gelgitlerini anlatan ve okuru kıskıvrak yakalayan bir eser. Akıllardan çıkmayacak.”
The New York Observer

Kitabı okuyanlar 446 okur

  • Ehu Ehe
  • İbrahim Abanoz
  • Zeynep Uyguç
  • Yunus Kaya
  • Elnurə Adıgözəlova
  • Eda Gülberk
  • Ayşe Sena
  • Mrs.Librarian
  • Mertcan Geyik
  • Sena ÖZ

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.4
14-17 Yaş
%3.8
18-24 Yaş
%17.8
25-34 Yaş
%40
35-44 Yaş
%25.4
45-54 Yaş
%5.9
55-64 Yaş
%0.5
65+ Yaş
%1.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%67.3
Erkek
%32.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%12.4 (23)
9
%14.1 (26)
8
%26.5 (49)
7
%22.2 (41)
6
%10.3 (19)
5
%6.5 (12)
4
%4.3 (8)
3
%2.7 (5)
2
%0.5 (1)
1
%0.5 (1)

Kitabın sıralamaları