Adı:
Sıradan Delilik Öyküleri
Baskı tarihi:
Ağustos 2013
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758441426
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Tales Of Ordinary Madness
Çeviri:
Avi Pardo
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Parantez Yayınları
Bukowski'nin en beğenilen öyküleri...

"kuma oturup suya bakardı, her şeye zor inanılırdı suya bakınca, Çin diye bir ülke olduğuna ya da ABD'ye ve Vietnam'a, bir zamanlar çocuk olduğuna, hayır, buna inanmak zor değildi, onu unutamazdı. bir de erkeklik çağını: çalıştığı işler ve kadınlar, sonra kadınsızlık, şimdi de işsizlik. altımışında bir berduş. bitmiş. bir hiç. bir dolar yirmi sent nakit vardı cebinde. bir haftalık kirasını ödemişti bir de. okyanus... kadınları düşündü yine. bir kaçı iyi davranmıştı ona. diğerleri kurnaz, gürültücü, biraz deli ve çok zor kadınlar olmuşlardı. odalar ve yataklar ve evler ve Noeller ve işler ve şarkılar ve hastaneler ve donukluk, donuk günler ve geceler ve anlam eksikliği ve fırsat eksikliği. ve şimdi, altmış yılın karşılığı: bir dolar yirmi sent."

Sıradan Delilik Öyküleri'nde yer alan çalışmaları, Charles Bukowski'nin haklı şöhretini kazanmasının en iyi örnekleri sayılıyor. Bukowski bu öykülerde kendi hayatından yola çıkarak, kaybedenlerin dünyasına, ayyaşlar, kaçıklar, düzenbazlar, fahişelerden oluşan bir dünyaya kendine has farklı bir mercekten bakıyor ve her şeyi olabildiğince açık ve net anlatıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Sıradan delilik öyküleri içinde olmayan delilik yoktu yavaş yavaş okudum çok iğrençlik ve +18'lik öyküler var küfürlü diyaloğlar çok vardı bu öykü kitabını ne tavsiye ederim ne de etmem gülmüşlüğüm de var delice şeyler yazmış charles bukowski.
Sevgili Bukowski, kitabın kapağında herkesin görebileceği bir yere 18 ibaresi yerleştirirsen ve kitabın ismini "Sıradan Alkolik Öyküleri" olarak değiştirirsen çok makbule geçer. Çünkü anlattığın o insanların delilikle bir ilgisi yok.
Su yerine alkol içen ve kadın görünce aklından sadece 18 düşünceler geçen erkeklere "deli" değil, "sapık" diyoruz biz..
Kabul ediyorum kitapta güzel yerler de var ama 200 sayfadan toplasan sadece 20 sayfa çıkar.
Kitabın böyle olduğunu bilseydim okumazdım.
Artı 1 hayal kırıklığı...
"Ama bu insanlar benim de yaşam mücadelesi verdiğimin farkında değiller mi?"

Kitabı okumaya başladığımda bence burada çok az kurgu vardır diye düşünmeden edemedim. Kitap, çok fazla cinsellik içeriyor. Bazı konulara nokta atışı yaptığı yerler olmuş, kısmen beğendim diyebilirim ama okumanızı tavsiye etmiyorum. Üzgünüm Charles Bukowski...
" DELİYDİM. GERÇEKTEN DELİRMİŞ OLMALIYDIM. "

Charles Bukowski, 1920’de Almanya’nın Mannheim kentinde doğan yeraltı yazarı.
Zengin olmakla kafayı bozan anne ve babası yüzünden daha iki yaşındayken Amerika'ya taşınırlar. Bukowski babasından fazlasıyla şiddet görmüştür. Yaşamanın sonlarına doğru verdiği bir röportajda ilk edebiyat öğretmenin babası olduğundan bahseder. Yaşadığı şiddet onun edebiyatı sevmesine yol açan etmenlerden biridir.
Baktığımda her yazarın onun sanatının oluşmasına kaynaklık eden bir duyguyu fazlasıyla yoğun yaşadığını görüyorum. Küçük yaşlardan beri maruz kaldığı şiddet Bukowski'yi çok etkilemiş olsa gerek -ki kitaplarında, sözlerinde bu etkilenmenin izlerini görüyorum.
Ailesinin 'doğru adam' dayatmasının tam tersi olarak o kendini şu cümleleriyle tanıtır bizlere:

" Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı tıraşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerden yana rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."

İnsana ait ne varsa yalın, gerçekçi ve konuşma dilini biçem edinerek yazmış yazılarını. Kitaplarının içinde geçen küfürler sadece 'düşkün' insanların dünyasını değil, Bukowski gibi bilinçli olarak 'aşağılık' insan olmayı tercih eden kişilerin hayatlarına davet eder bizleri.

Bu noktada 'aşağılık' ve 'doğru' insan kavramlarına değinmek istiyorum.
Toplumda kendine belirli bir rol edinmiş, düşünceleriyle, yaptıklarıyla onay almış, kalıplara (gelenek, aile yaşantısı, toplumsal kurallar, din...) uyum sağlayabilmiş kişilere 'doğru' insan diyoruz. Bunların 'doğru' olduğunu toplum tarafından kabul edilmesiyle anlıyoruz.
Peki yine aynı toplumun insanları, 'aşağılık' dedikleri insan modellerinin 'yanlış' olduğunu neye dayanarak söyleyebiliyor?
Bugünde, her şeyde ama her şeyde belirli kuralların olduğunu görüyoruz.
Daha bir bebek bu dünyaya gelmeden belirlenmiş kurallar içinde bu hayata geliyor. Yaşadığı hayatın tamamıyla kendine ait olduğunu kim söyleyebilir ki?
Anlamlandıramadığım bir başka nokta ise, bu kalıpların farkında varanların hiç bir şey yapmadıkları / yapamadıklarıdır. Düzen bir şekilde devam ediyor. Garip...
Gerçekten de insanın dünyaya gelmesi en büyük felaket. Yerleşik hayatın olması daha felaket. Komik çok komik...

" İNSAN IRKINI HİÇ BİR ZAMAN ANLAYAMAYACAĞIM. "

Bazı insanlar kendini ifade etmek, başkaldırısını göstermek için bağımsız/ özgür bir yol seçmek zorunda kalmışlardır. Şu anda benim de fikirlerimi ifade etmek için kelimelerin ve yazının gücünü kullanmaya çalışmam gibi.

Bukowski, liseye başladığında yüzünde ve vücudunda çıbanlar çıkmaya başlar. Bu durum insanların ona aşağılayıcı ve acıyan gözlerle bakmasına yol açtığından, yazar insanlardan nefret eder. Yazı hayatına adım atmasında bu durumun büyük bir etkisi vardır. Daha sonra bu günlerinde yaşadığı olayları şöyle anlatır:

" MUKAVVA BAVULUMU ALIP YOLA DÜŞTÜĞÜMDE YİRMİ İKİ YAŞINDAYDIM. UCUZ PANSIYON ODALARINDA SEFALETLE BOĞUŞUP YAZMAYA ÇALIŞIRKEN, KENDİME GERÇEK BİR DOST EDİNMİŞTİM: ALKOL. "

Kendisi yeraltı insanlarının dünyasına girdiğinden, bu hayatı edebiyatı kullanarak aktarmıştır.
Yeraltı yazarı olması, bir çok kişinin onu ve kitaplarını 'kötü' olarak yargılamasına yol açsa da, Bukowski'ye sevdiği yazarlar sorulduğunda:
" Celine, Fante, Hemingway, Neruda ve Salinger'ı " söylemiştir. Bunun yanısıra klasik müziği de çok sevdiğini söylemiştir.

" LANET OLASI ÖN YARGILAR ! "

İçim bunaldı. Daha yazamayacağım ×_×

Not: Kitapta beni güldüren çok yer oldu. Tavsiye eder miyim ?
Keyfiniz bilir. Isteyen okusun :D
"neden başkaları arabaları ile bize çarpmaya çalışıyorlar?"
"çünkü mutsuzlar..MUTSUZ İNSANLAR ACI VERMEYİ SEVERLER"
ilk sayfalarda acı veren insanların mutsuz insanlar olduğunu öğrendiğimde; bana acı veren insanların MUTSUZ insanlar olduklarını anlamış oldum... ve bana acı veren tüm insanlara "mutsuz" oldukları için üzüldüm....
#bukowski Bukowski, yolun sonunu anlatır. Yolun bittiği ve ormanın başladığı, yalanın bittiği ve gerçeğin başladığı, insanlığın bittiği ve insanın başladığı, zamanın bittiği ve ölümsüzlüğün başladığı, umudun bittiği ve gösterişin başladığı yeri anlatır. Ancak o yerin adresini asla vermez. Çünkü bilir ki bu dünyada sadece adres arayanlar kaybolur. Bu yüzden de bukowski nin mezar taşında şöyle yazar, 'deneme ne bir adres aramayı ne de kendini bulmayı ... sadece git durduğun yerde git, hatta bırak yolun sonu sana gelsin. Gelde hayranlık duyma bu herife
Sağlam göndermeler var. Cinsellik var kitapta fakat ben rahatsız olmadım. Adam ne yazsa zaten gözüm kapalı okurum. Evet bu kitabında da bolca argo var :)
Bukowski'nin Hemingway'le ne alıp veremediği var acaba, merak ediyorum? Okuduğum ya da incelediğim kitaplarında hep Hemingway'e bi gönderme var. Kafası çok kıyak ama Bukowski'nin... ;)
Bukowski'nin tarzı belli aslında hayat kadınları,bolca küfür,içki,şiddet içeren satırlar.Koskoca yazarı üç dört kelime ile özetlemek haksızlık olur elbette ama ne yazık ki göz attığım diğer kitaplarında da benzer donelere rastladım.Seveni çok seviyor,ateşli savunucuları mevcut nefret edeni de çok.Şahsen ben bu kadar keskin ve sert bir üslubu sevemedim.Bilge mi yoksa kaçık mı diye düşünmedim değil.Zar zor bitirebildim kendisinin cinsiyetçi yaklaşımını da tasvip etmediğimden başka bir kitabını okumayı düşünmüyorum.
Gerçekten Sıradan mı Bu Delilik Öyküleri?
Sıradan Delilik Öyküleri yazarın kendi hayatından, ayyaşlardan, kumar düşkünlerinden, fahişelerden ve deliliğin uçlarına yaklaşmış hatta bir adım ötesine geçmiş insanların hayatlarından kesitler içeren 26 öyküden oluşmaktadır. Bu öyküler de sıradan değil aksine sıradışı, çarpıcı ve bol küfürlü. Kısacası tam bir Bukowski klasiği.

Bukowski bu kitabında yer alan öyküleri için "sıradan" demiş olsa da aslında o kadar sıradan öyküler değil. Eğer Bukowski okumak istiyorsanız ve kalemine, diline aşina değilseniz başlangıç olarak bunu değil Ekmek Arası'nı tavsiye ederim. En azından öncesinde Bukowski'nin o sert mizaçına bir nebze olsun daha kolay adapte olursunuz.

"(...) mutsuzlar ve mutsuz insanlar acı vermeyi severler."

"Dibe vurduğunu sanıp bir dip daha olduğunu keşfedebiliyordu insan."

"Gece vakti herkes taşaklarını sergileyebilir. Ama öğlenin ikisinde taşak ister."
Çocukla ''mutsuz insanlar'' üzerine yaptığı konuşmayı okuduğum zaman baya saracak bu kitap dedim ama kitap bana sardı.Keşke kitabın adındaki delilik ölçüsünü ''Sıradan'' koymasaydı. Biz de ona göre hazırlardık kendimizi. Bazı hikayeler hoşuma gitti espriler tespitler çok iyiydi ama bazıları gerçekten yüzünüzü ekşitecek ''Sen ne pislik bir adamsın'' dedirtecek cinsten. Küfürleri bol bol koyan (kitaba) içkiyi içmeyen içinde yüzen adamdan ağır ama düşündüren gerçekçiliğin dibine vuran hikayeler.
"Kendini öldürmeyi düşünüyormusun? Diye sordu taylor bana."
"Evet dedim."
"Şu ampulü tutan kabloyu aşağı çek kovaya su doldurup ayağını içine sok. Ampulü çıkarıp parmağını duya sok. Çıktın buradan."
"Uzun süre baktım o kabloya."
"Teşekkür ederim taylor. Çok yardım seversin."
"Bebek, neden baskaları arabaları ile bize çarpmaya çalışıyorlar?"
"Çünkü mutsuzlar ve mutsuz insanlar acı vermeyi severler, annem."
"Mutlu insan yok mu?"
"Mutluymuş gibi yapan çok insan var"
"Neden?"
"Çünkü utanıyolar, korkuyolar itiraf edecek cesaretleri yok."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sıradan Delilik Öyküleri
Baskı tarihi:
Ağustos 2013
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758441426
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Tales Of Ordinary Madness
Çeviri:
Avi Pardo
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Parantez Yayınları
Bukowski'nin en beğenilen öyküleri...

"kuma oturup suya bakardı, her şeye zor inanılırdı suya bakınca, Çin diye bir ülke olduğuna ya da ABD'ye ve Vietnam'a, bir zamanlar çocuk olduğuna, hayır, buna inanmak zor değildi, onu unutamazdı. bir de erkeklik çağını: çalıştığı işler ve kadınlar, sonra kadınsızlık, şimdi de işsizlik. altımışında bir berduş. bitmiş. bir hiç. bir dolar yirmi sent nakit vardı cebinde. bir haftalık kirasını ödemişti bir de. okyanus... kadınları düşündü yine. bir kaçı iyi davranmıştı ona. diğerleri kurnaz, gürültücü, biraz deli ve çok zor kadınlar olmuşlardı. odalar ve yataklar ve evler ve Noeller ve işler ve şarkılar ve hastaneler ve donukluk, donuk günler ve geceler ve anlam eksikliği ve fırsat eksikliği. ve şimdi, altmış yılın karşılığı: bir dolar yirmi sent."

Sıradan Delilik Öyküleri'nde yer alan çalışmaları, Charles Bukowski'nin haklı şöhretini kazanmasının en iyi örnekleri sayılıyor. Bukowski bu öykülerde kendi hayatından yola çıkarak, kaybedenlerin dünyasına, ayyaşlar, kaçıklar, düzenbazlar, fahişelerden oluşan bir dünyaya kendine has farklı bir mercekten bakıyor ve her şeyi olabildiğince açık ve net anlatıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 262 okur

  • Arturo Bandini
  • Müge
  • Mehmet Çağdaş
  • Arzu Sivri
  • Damra Şahin
  • Titus Pulo
  • Drkitapsever
  • Özlem Çalıkoğlu
  • Alper Çakır
  • Kübranur

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.5
14-17 Yaş
%2.5
18-24 Yaş
%35.4
25-34 Yaş
%30.4
35-44 Yaş
%24.1
45-54 Yaş
%2.5
55-64 Yaş
%2.5
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%36.8
Erkek
%63.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%15.3 (13)
9
%20 (17)
8
%18.8 (16)
7
%17.6 (15)
6
%8.2 (7)
5
%8.2 (7)
4
%2.4 (2)
3
%2.4 (2)
2
%5.9 (5)
1
%1.2 (1)

Kitabın sıralamaları