Sodom Ve GomorraMarcel Proust

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.653
Gösterim
Adı:
Sodom Ve Gomorra
Alt başlık:
Kayıp Zamanın İzinde - Dördüncü Kitap
Baskı tarihi:
2005
Sayfa sayısı:
523
ISBN:
9789753637480
Kitabın türü:
Orijinal adı:
A la Recherche du Temps Perdu - Sodome et Gomorrhe
Çeviri:
Ahmet Güntan, Roza Hakmen
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
"Andree'nin, o kendine has, zarif hareketlerinden biriyle, sokularak, başını Albertine'in omzuna dayayışını, gözleri yarı kapalı, boynunu öpüşünü görüyordum; ya da ikisinin arasında geçen bir bakışı yakalıyordum; ikisini tek başlarına denize girerken görmüş olan biri, ağzından bir laf kaçırıyordu; bu tür ufak tefek ayrıntılar, normal olarak bizi çevreleyen havada sürekli olarak uçuşur, insanların çoğu bunları gün boyu soluduğu halde, ne sağlıkları bozulur ne de keyifleri kaçar, ama hastalığa eğilimli bir insan için, yeni acılar yaratabilecek tehlikelerdir her biri."
Serinin dördüncü kitabı. Öncelikle kitabın adının neden Sodom ve Gomorra olduğunu açıklamak istiyorum.

Sodom ve Gomorra, Eski Ahit’te adı geçen günahkar iki kenttir. Yaşadıkları ters ilişkiler sebebiyle Tanrı tarafından üzerlerine ateş yağdırılarak yok edildiği yazmaktadır. Peki yazarımız kitaba neden bu ismi seçmiştir? Proust bu kitabında eşcinsel ilişkileri ele alıyor. Kimsenin yapmaya cesaret edemediği şeyi yaparak, eşcinsellerin de duyguları olabileceğini cesurca gösteriyor. Proust'un cümlelerini okurken, aktarılan duyguların eşcinsel iki kişi arasında yaşandığını görmek insanda garip duygulara yol açıyor. Zihnini açabilen bir kişi için bu cümleler oldukça doyurucu derecede romantizm içeriyor.

Proust bu kitabında anlatıcının kendisi olduğunu itiraf ediyor ve okuyucuyla iletişime geçişi de ilk defa bu kitabında ortaya çıkıyor. Peki Proust'un serideki anlatıcının kendisi olduğunu itiraf etmesi, serinin otobiyografik bir metin olduğunun kanıtı mıdır?

Bütün okuma boyunca, yazarın geçmişi olduğu gibi aktardığını düşündüm fakat seri ilerledikçe düşüncelerim değişti. Zihnin yarattığı şizofrenik geçmişin varlığından şüphelenmeye başladım. Yukarıda da belirttiğim gibi, çoğu yerde serinin yazarın otobiyografisi olduğu yazıyor ama bana göre yazar geçmişini tamamiyle yeniden yaratıyor. Olaylar, kişiler, mekanlar… Her şey değişime uğramış bir şekilde yeniden oluşturuluyor. Garip bir şekilde, yazılan her şeyin gerçekten yaşandığı hissine kapılıyor insan. Yazarın yapmak istediği amaç da bu zaten; oluşturulan geçmişin, gerçek geçmişin yerini alması. Bu da Proust'un neden bu kadar tartışılan fakat büyüklüğünden şüphe duyulmayan bir yazar olduğunun göstergesi. Proust'un başardığı şey şimdiye kadar kimsenin yapmak isteyip de yapamadığı şey; geçmişi yeniden yaratmak. Elbette anlatılanların gerçek geçmişle bağlantıları ve yaşanmış gerçek olaylardan esinlenildiği noktalar mevcuttur ama asıl durum bana göre tamamiyle yukarıda özetlediğim durum.

Seriyi anlıyorum artık, okurken beni ele geçiren sorulara yanıtlar bulabiliyorum. Bu seri çok farklı; heyecanlı bir roman değil, sürükleyiciliği çok zayıf ama tarif edilemeyecek şekilde insanı saran bir atmosfere sahip.

Bu kadar fazla karakter yaratmak ve bu karakterlerin ruhsal analizlerini bu derece yüksek mertebeden yapmak, normal bir beynin yapabileceği bir iş değil. Kitabı okurken hayatı da öğreniyor insan. Gündelik konuşmalarımızın sıkıcılığı ve yapmacıklığı, Paris sosyetesi aracılığıyla aktarılıyor. Yazar kendisini, diğer insanlardan farklı görüyor ama bunu belli etmek için herhangi bir çaba sarf etmiyor. İnsanların konuşmalarına fazla dahil olmuyor. Anlatıcının asıl işi, çevresindeki her şeyin en ince ayrıntısına kadar analizini yapmak ve bunu da çok iyi beceriyor.

Proust’a bazı yazarlar snop gözüyle bakmaktadır. Bunu desteklemek için de Proust'un yaşadığı çevreyi bu denli özümsemiş olmasını gösterirler. Bana göre Proust seride yüksek sosyete yaşantısını alaylı bir şekilde ve burjuvaziye ait kişilerin, kendilerini yüksek görme çabalarının komikliğini nükteli cümlelerle ele alıyor. Bazı zamanlarda da burjuva yaşantısını olduğu gibi, içerisinde herhangi bir ima bulundurmayan cümlelerle aktarıyor ama hiçbir zaman seride yazarın snop olduğuna yönelik burjuvazi yanlısı cümlelerle karşılaşmıyoruz.

Bu kitabında Proust iyi bir gözlemci olmadığını belirtiyor. Bu da şu demek oluyor; yazarımız geçmişte yaşadıklarını yeniden üretiyor. Bu itiraf oldukça önemli bir noktayı aydınlatıyor. Burada insanın kafası karışabilir. Daha önce Proust'un iyi bir gözlemci olduğunu belirtmiştim ama kendisi bunun doğru olmadığını söylüyor. Peki gerçek hangisi? Yeniden oluşturulan geçmişte yapılan gözlemlerden bahsedebiliriz. Eskiden gözlemlenen ve akılda kalan geçmişten bahsedemeyiz. Yani; yazarımız oluşturduğu geçmişi o kadar iyi canlandırıyor ki zihninde, gerçek geçmişte yaptığı gözlemlere ihtiyaç duymuyor. Biraz karışık oldu ama umarım anlatabilmişimdir.

Proust'un uyku hakkındaki cümlelerini okumak, şu ana kadar yaşadığım edebi hazların en üst seviyesine hizmet etmekte. Zaten seri, uykuyla uyanıklık arasındaki o garip anın tasviriyle başlıyor. Bu kitapta da uykunun mistik havasını yaşatan cümleler oldukça fazla.

Biraz uzun oldu ama bir şeyler netleştikçe söyleyeceklerim çoğalıyor. Sodom ve Gomorra seriyi anlamak adına bana oldukça fazla ipucu verdi. Herkese iyi okumalar diliyorum. Ben her zamanki gibi serinin diğer kitabını okumaya başlamak istiyorum.
Proust ilk kitapta Swann'la o kadar yakınlaştırıyor ki insanı Sodom ve Gomorra'da baş karakterimizin yaşadıklarını sürekli Swann'ın yaşadıklarıyla karşılaştırıp durdum.İkisi de sosyete tarafından sevilen kişiler,tutkuları doğrultusunda sürekli kafalarını kurcalayan sorularla kendilerine ızdırap çektiriyorlar(Swann bu konuda haklı olduğunu görüyoruz zaten) ve en çok benzerlikleriyse ikisi de arzuladığı kadınların kendilerini en baştan onlara verebileceklerini ima ederken uzun süre boyunca bu arzularını karşılarındaki kadınlara söylememiş olmaları.

Olayların gelişme hızlarından mıdır(?), yoksa seriyi tam anlamıyla hissettiğimden midir(?) bilinmez.Serinin en rahat okuması oldu.

Benzer kitaplar

Serinin dördüncü kitabı eşcinsel ilişkileri öne çıkaran bir bölüm olmuş. Daha önceki kitaplardaki gibi sosyete hayatını anlatmaya devam ediyor bir yandan da. Ayrıca aşk konusunda yaşadığı gelgitler de iyi kaleme alınmış. Diğer kitaplarına nazaran daha anlaşılır geldi.
Klfabın başında da sonunda da gerçekten şok oldum. Okumaya başladığımda yaşanan ilişkiler beni oldukça şaşırttı. Kitabın sonunda da o kadar yaşanan şeye, yaşadığı duygu değişimlerine rağmen kitabın sonunda ki evlenme kararı beni çok şaşırttı. Pek fazla bir şey diyemiyorum çünkü daha önümde sayfalar var. Bakalım serinin yeni kitabında neler olcak.
... Sevgi bittikten sonra bile, sevmiş olmak tamamen anlamsız değildir, çünkü daima başkalarının anlayamadığı nedenlerle sevilir. Bu hislerin hatırasının sadece benliğimizde mevcut olduğunu hissederiz; onu görmek için, kendi içimize bakmamız gerekir.
Norveçli filozofun dediğine göre, M. Bergson, onları hatırlama yeteneğine sahip olmasak da, hatıralarımızın hepsine sahip olduğumuzu söylemiş. Hatırlama yeteneğine sahip olmasak da. Peki ama, hatırlanmayan bir hatıra nedir ki? Ya da daha ileriye gidelim. Son otuz yılımı­za ait anıları hatırlamıyoruz, ama onlarla sarmalanmış durumdayız; öyleyse niye otuz yılla sınırlıyoruz kendimizi, bu önceki hayatı, niye doğumdan öncesine kadar uzatmıyoruz? Arkamda kalmış hatıraların koskoca bir bölümünü bilmedikten, onlar benim için görünmez olduktan, onları kendime çağırma yetene­ğinden yoksun olduktan sonra, benim bilemediğim bu kütle içinde, bir insan olarak hayatımın çok öncesinde yer alan hatı­raların da bulunmadığını kim iddia edebilir? içimde ve etrafımda, hatırlayamadığım bunca hatıra varsa, bu unutuş (herhangi bir şeyi görme yetisinden yoksun olduğuma göre, hiç de­ğilse fiilî unutuş), bir başka insanın bedeninde, hattâ bir başka gezegende yaşadığım bir hayatı da kapsayabilir. Aynı unutuş, her şeyi siler. Öyleyse, Norveçli filozofun gerçek olduğunu iddia ettiği ruhun ölümsüzlüğü nedir? Öldükten sonra olacağım varlığın, doğduğumdan beri olduğum kişiyi hatırlaması için bir sebep yoktur, değil mi ki bu kişi de, kendisinden önce benim kim olduğumu hatırlamamaktadır?­
Aradan zaman geçtikten sonra, bir kadın için yaptığımız şeylerin hepsini hatırladığımızda, çoğu kez şunu farkederiz ki, sevdiğimizi gösterme, kendimizi sevdirme, lütuflar elde etme arzusundan kaynaklanan hareketlerimiz, sevdiğimiz kişiye yaptığımız haksızlıkları, sanki onu sevmiyormuşuz gibi, sırf ahlaki bir görev duygusuyla, insanca bir ihtiyaçla telafi etme isteğinden kaynaklanan hareketlerimizden pek de fazla yer tutmaz.
Sözü en çok dinlenen hekim hastalıktır; iyiliğe, bilgiye söz veririz sadece; acıya ise boyun eğeriz.
... kalabalıkları olduğu gibi toplumları da taklit içgüdüsü ve cesaret eksikliği yönetir. Başkalarının alay ettiği birine on yıl sonra, takdir gördüğü bir kulüpte saygı gösterecek de olsalar, herkes güler. Halk da kralları aynı şekilde kovar veya alkışlar.
En fazla sayıda askeri ölüme gönderen generaller, askerlerinin iyi beslenmesine önem verirler.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sodom Ve Gomorra
Alt başlık:
Kayıp Zamanın İzinde - Dördüncü Kitap
Baskı tarihi:
2005
Sayfa sayısı:
523
ISBN:
9789753637480
Kitabın türü:
Orijinal adı:
A la Recherche du Temps Perdu - Sodome et Gomorrhe
Çeviri:
Ahmet Güntan, Roza Hakmen
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
"Andree'nin, o kendine has, zarif hareketlerinden biriyle, sokularak, başını Albertine'in omzuna dayayışını, gözleri yarı kapalı, boynunu öpüşünü görüyordum; ya da ikisinin arasında geçen bir bakışı yakalıyordum; ikisini tek başlarına denize girerken görmüş olan biri, ağzından bir laf kaçırıyordu; bu tür ufak tefek ayrıntılar, normal olarak bizi çevreleyen havada sürekli olarak uçuşur, insanların çoğu bunları gün boyu soluduğu halde, ne sağlıkları bozulur ne de keyifleri kaçar, ama hastalığa eğilimli bir insan için, yeni acılar yaratabilecek tehlikelerdir her biri."

Kitabı okuyanlar 82 okur

  • Burcu Süzgün
  • BilgeSevgi
  • Eskici
  • Sinan Yalnız
  • Çağla Dündarcan
  • Ekrem Yasin
  • hakan lal
  • tahta kitap
  • Y.Arslan Çınar
  • causa sui

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.8
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%10.9
25-34 Yaş
%45.5
35-44 Yaş
%29.1
45-54 Yaş
%9.1
55-64 Yaş
%1.8
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%44.2
Erkek
%55.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%46.2 (12)
9
%26.9 (7)
8
%23.1 (6)
7
%3.8 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0