Adı:
Soğuk Deri
Baskı tarihi:
1 Kasım 2018
Sayfa sayısı:
232
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056840555
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Jaguar Kitap
Baskılar:
Soğuk Deri
Soğuk Deri
Okuyup bitirdikten sonra bile peşimi bırakmadı. Müthiş bir kitap.

- Enrique Vila-Matas

Huzursuz eden, çekiç gibi inen, görkemli bir roman.

- David Mitchell

Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra Antarktika yakınlarındaki
küçük bir adaya, bir yıllığına yeni bir meteoroloji uzmanı gelir.
Haritada bile zor görülen bu küçük adada bir kişi daha yaşamaktadır:
Fenerin ketum görevlisi. Fakat iki kişilik bu ada, hiç de göründüğü kadar sakin değildir.

Adanın gizemi ancak karanlık çöktüğünde ortaya çıkar.

Soğuk Deri, imgelem gücü ve felsefi sorgulamalarıyla, insanın ”öteki” ile

kurduğu ilişkiye dair unutulmaz bir roman.
232 syf.
·6 günde·9/10
"Soğuk Deri" konusu hakkında neredeyse hiçbir şey bilmeden elime aldığım ve daha başlarında beklemediğim bir yönde evrilerek beni şaşırtan bir kitap oldu.

Albert Sanchez Pinol, bireyin "öteki" ile ilişkisini fantastik öğelerle harmanlamış. Merak duygusu kitabın sonuna kadar hiç azalmıyor. Satır aralarına yerleştirdiği; siyasal, felsefi düşünceler ve insan psikolojisi ile ilgili tespitleri uzun süre aklımdan çıkmayacağa benziyor. Gerçeküstü öğelerle bezenmiş olmasına rağmen, yazar o dengeyi o kadar güzel ayarlamış ki; kitabı asla fantastik kategorisine koyamıyorsunuz.

İnsanoğlunun "ötekileştirme" huyunun ve insanlık değerlerini sorgulamasının yanında, bazı bölümlerde değindiği savaş kavramı, insanı savaşa neyin ittiği ve savaşın bir anlamı olup olmadığı konusundaki sorgulatmaları en beğendiğim kısımlar oldu. Kitapta beğenmediğim tek şey, ilişkinin toplumsal cinsiyet kalıpları üzerinden kurulmuş olması. Bunun dışında düşündürücü yönü ağır basan, değinemediğim daha birçok konuyu içerisinde barındıran bir kitaptı.
232 syf.
·9 günde·8/10
Bir adamın 1900'lerin başında hayatından bıkıp İngiliz meteoroloji biriminin kuzeyin dibinde bir adaya meteoroloji uzmanı olarak bir yıl süreyle gönderilmesiyle başlıyor kitap. Yaşamı irdelemek, kitap okumak için yalnız olacağı adaya vardığında ise çok başka bir durum ile karşılaşıyor. Kendinden önceki uzman ortada yoktur ve adada bir deniz fenerinde yaşayan bir adam vardır. İlk günün gecesi karanlık çöktükten sonra ise hayatında daha evvel hiç görmediği yaratıklar tarafından saldırıya uğrar. Gerilimi ölçülü bir fantastik macera. Kitabın filmini ben kitabı okuduktan sonra izlemek istedim iyi ki de böyle yapmışım çünkü filmi gerçekten yavan, efektleri yetersiz, kitaptaki heyecanı asla yansıtmıyor. Fantastik kitaplar sevenlere duyurumdur.
232 syf.
·3 günde·8/10
Jaguar yayınlarından ilk defa bir kitap okudum kitapta çok yazım yanlışı vardı. Kitaba gelecek olursak bir meteoroloji uzmanının adaya düşmesiyle gelişen olaylar insanı tetikliyor hatta 2.ci bölümden itibaren kitaba yoğunlaşıyorsunuz yarını nasıl geçecek? Ölecek mi? diye sorguluyorsunuz. Devamını iletip spoiler vermek istemiyorum bakalım adada başına neler gelecek
232 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
“İnsanoğlunun mutsuzluğunu süreklileştiren şiddet sarmallarının yönettiği bir dünyada kalmak istiyor muydum?” dedi ve Antarktika yakınlarında küçük bir adaya gitti,adada yalnızca bir kişi daha var fener görevlisi Batís Caffó,peki bundan emin miyiz? Bu yalıtılmış adada yalnızca ikisinin olduğundan?
.
Albert Sanchez Pinol kelimelerle bir evren oluşturuyor.Ne ara başlayıp ne ara içine çekildiğinizi anlamadığınız bir evren.Çok canlı her detay.Fenerin içinde gibi hissediyorsunuz kendinizi.Karakterler uykusuzluk çektikçe sizin de sinirleriniz geriliyor.Ve en önemli nokta: Sorguluyorsunuz.Ayak bastığınız topraklar sadece size mi ait gerçekten?Belirlediğiniz sınırların ötesinde “ötekiler” ile karşılaşma ihtimaliniz sandığınızdan daha mı düşük ihtimal?
.
Yıldız Ersoy Canpolat’ın muhteşem çevirisiyle.
232 syf.
·7 günde·Beğendi·5/10
Hikaya bazı noktalarda gizem barındırsa bile . Oldukça yüzeysel bir kurgusu var. Yer yer derin düşünceler araya serpilmişse de bence iyi bir kitap ortaya. çıkmamış
232 syf.
·Puan vermedi
“Otlar da insanlar gibi ne iyidirler ne kötü; sadece farklıdırlar. Onları tanırız ya da tanımayız, hepsi bu. Dünya kötü insanlarls çok kötü insanlarla dolu. Ancak saf bir adam, insanların iyi olduğuna inanır.”

Sınırları belirsiz bir dünyada varolmanın zorluğu içinde besin zincirindeki yerimiz hala sağlam değilken hayatta kalmaya çalışan bencil genler tarafından yönetilen insanoğlunun kaderidir yaşadığımız. Şu dünya da ellerimizle var ettiğimiz teknolojik gelişme olmasa diğer türlerden hiçbir farkımız olmazdı. Hepçil bir kemirgenden veya leşçiden de farkımız olmazdı. Piramitin üst basamaklarına tırmanmamızı sağlayan şey ellerimiz ve kurgusal dünyamızın yardımı ile yarattığımız ve adına medeniyet dediğimiz kumdan kuledir. Piramitin tepesine evrimsel basamakları atlamak için kullandığımız bu kumdan kale sayesinde çıktık. Temeline bir değil bir çok dinamit yerleştirip üstelik. Bencil gen kimseye güvenmiyor çünkü. Ne yanındaki komşuya ne de düşmanına. Birilerinin et ve kanı ile yaptığımız, türleri yok etme pahasına ayakta tutuğumuz bu basamaklı çok katmalı yapı hiçte sağlam değil üstelik. Kendini yok etme gücüne sahip tüm türlerle birlikte üstelik. Bir düzen kurma isteği de temelini varolma ve en tepede olma isteğinin sonucu elbette. Oysa korkumuzun kaynağı olan düzensizlik bir bakış açısından ibaret; kurgusal
dünyamıza uymayan.

“Düzensizlik yalnızca düzeni ve farklı durumları kabul etme kapasitemiz olmadığı ölçüde var. Evren düzensizlikten etkilenmiyor; biz etkileniyoruz.”

Sağlam olmayan kabul edişler içinde kendi iyimizi doğrumuzu oluşturuyoruz. Bir şey daima gözden kaçıyor daima: Zaman. Bu parametre bir çok şeyi yerle bir etmeye muktedir. Bilimsel veriler bile şimdilik kavramından alıyor payını. Oysa bizde diğer türler gibi bu dünyada yaşıyor ve onun gerçeklerine mahkumuz istesek de istemesek de. İstisna olarak kabul ettiğimiz her şeyi normal şartlar altında ya ihmal edip ya da yuvarlayıp bilimsel bir veri tabanı oluşturuyoruz. Bu ise gerçekliğimiz oluveriyor inançlarımızla birlikte doruğa ulaşıyor. İnanç ve bilim birleşimi ise vazgeçilmez oluyor. Buna göre yargılara varıyoruz. Oysa yalnız değiliz ki türlerle birlikte yaşıyoruz. Bıraktım türleri başka bizden başka insanlarla yaşıyoruz. Dili dini ırkı rengi farklı insanlarla. Bunu kabul etmekte zorlanıyoruz çoğu zaman. Bir düşman yaratmak içinse hiç çekinmiyoruz.

“Nefret ettiğimiz insanlardan sonsuza dek uzak kalamayız. Öte yandan, yine aynı nedenle, sevdiklerimize asla büsbütün yakın olamayacağımızı da düşünebiliriz.”

Varolma çabası içinde ne cevreye ne de bizden olmayana saygımız var. Yok etmek içinse bu teknoloji ve bilimden yanı sıra da inançtan yararlanıyoruz. Birarada yaşamak yerine bir sürü acı üretiyoruz. Kendimize ve elbette çevremize.

“Ama biz insanlar, birey olarak önemimizi arttırdığı için acılarımızın suçunu büyük katliamların üstüne atmaya eğilimliyizdir; gerçek her zaman küçük harflerle yazılıyor.”

Bunlardan kurtulmak ve varolmanın yanında anlam arayışımızı sürdürüyoruz. Bu süreçte kelimeleri sosyal ve psikolojik etmenleri kullanıyoruz. Rakamlardan fayda umuyoruz toplamına felsefe diyoruz.

“Felsefe ve aşk, görünmeyen evrenlerde birbirlerine kılıç çekmiş bekliyor. Ama savaş ve cinsellik yekvücuttur.”

Bazen haklı çıkmak için bazense suçlu göstermek için kullanılan rakamlar söz konusu biz olunca küçük gerçeklere dönüşüyor. Küsürat ve istisna olup yok sayılınca veya hiçliğe yuvarlanınca acayip öfkeli oluyor ve saldırganlaşıyoruz. Bir olayı anlamadığımızda ise düşman kabul ediyoruz.
İzole bir yaşamı tercih edenlerin bu ahlaksal ve toplumsal baskıdan çıktığını var saymak ne kadar doğru? Bir adaya hapsedilen iki insanın varolma mücadelesi içinde düşman gördüğü çevreye verdiği anlamsız zararın boyutlarını ve öteki ile kurulmayan iletişimin sonuçlarının korkunçluğunu okuyorsunuz romanda. Sınırları işte o an kaybediyorsunuz. Gerçek düşman her an her saniye ve her durumda yer değiştiriyor. Silah arkadaşınız düşmanınız oluveriyor. Yanınızda ki ile olmamayan sağlıklı iletişim sizi bir yokoluşa ve hiçliğin kıyısına getiriyor. Bir aşk ve nefret çizgisinde yaşanan kelimesiz paylaşımın cinselik olabileceğini. Cinselliğe yaklaşımın bile bir kurgu olduğunu örtünmenin ihtiyaç olması yanında ahlaksal ve toplumsal yönlerini de yakalıyorsunuz romanın satırları arasında. Bazen derin felsefik bir ikilem ve çıkarımın ortasında buluyorsunuz kendinizi ve savaşın anlamsızlığını ve acımasızlığını iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Ötekini anlamadan üçüncü kişi yapmanın yıkıcı sonuçlarını ve nefretin ne kadar anlamsız olduğunu görüyorsunuz. Bu kısa cümlelerle ve az karakterle örülü gerçeküstü romanda.
Keyifli okumalar!
232 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Birinci Dünya Savaşı yıllarında bir İrlandalının ülkesinin bağımsızlığı için mücadele etmesi ve yaşadıklarından sonra ellerinin bomboş kaldığını görüp bunun üzerine tüm yaşadıklarından kaçmasını anlatan bir öykü var önümüzde. Öyle ki bu kaçış Antarktika'da buzulların içindeki bir adada son buluyor. İşte tüm macera da tam burada başlıyor.
Yaşadıklarına anlam veremeyen bir insanın kaçmayı seçtikten sonra münzevi bir yaşam tercih edeceğini düşünürüz değil mi? Fakat öyle olmuyor; Tanrı'nın unuttugu bir adada kahramanımızı sürpriz bir gelecek bekliyor.
Kitap anlattığı olayların perde arkasında felsefi bir yorum barındırıyor. Bunu, her okurun kendine göre yorumlaması gerektiğini düşünüyorum. Ama şu kadarını söyleyebilirim ki; her insan, hem melek hem de şeytanı içinde beraber taşır. Bunlardan hangisinin üstün geleceğini zaman, mekan ve olaylar belirler. Zira kahramanımızın Avrupa'da maruz kaldığı rahatsızlığı, geldiği bu yeni adada başka canlılara bizzat yaşatmaya başladığına şahit olacaksınız. Maalesef ki güçlü olmak haklı olmayı gerektirir gibi aşağılık bir kuralı var bu dünyanın. Bunu değiştirmeye çalıştığınızda da gücünüz bir yere kadar yetecektir. Ama bu aşağılık kural farklı bedenlerde ve farklı zamanlarda kendini hep tekrar eder.
Geçmişin yoktu, geleceğim yoktu. Dünyanın sonunda , hiçliğin ortasındaydım, her şeyden uzakta. İçtiğim o sigaradan sonra,kendimden sonsuz bir uzaklıktaydım
Albert Sanchez Pinol
Sayfa 45 - Jaguar Yayınları
Bundan sonra yanıtlamam gereken tek soru kalıyordu geriye: İnsanoğlunun mutsuzluğunu süreklileştiren şiddet sarmallarının yönettiği bir dünyada kalmak istiyor muydum? Yanıtım, hayır, asla ve hiçbir yerde’ydi ve bu yüzden insansız bir dünyaya kaçmayı seçtim.
Albert Sanchez Pinol
Sayfa 33 - Jaguar Kitap
“Düzensizlik yalnızca düzeni ve farklı durumları kabul etme kapasitemiz olmadığı ölçüde var. Evren düzensizlikten etkilenmiyor; biz etkileniyoruz.”
Geçmişimize bakarak geleceğimizi kestirmeye çalıştığımız anlar vardır. İnsan ücra yerde bir kayanın üstüne oturur ve büyük bozgunların dökümü geçmiş ile koyu bir karanlıktan ibaret gelecek arasında uyum yakalamaya çabalar. Bu anlamda zamanın, tefekkürün ve uzaklığın bir araya geldiğinde mucizeler yaratacağına inanıyordum.
Nefret ettiğimiz insanlardan sonsuza dek uzak kalamayız, yine aynı nedenle, sevdiklerimize asla büsbütün yakın olamayacağımızı da düşünebiliriz.
Senin ne olduğunu anladım insandan kaçan bir zavallısın sen düşmanlarını öldürmekten korkuyorsun nefret duyacak kimsenin kalmamasından korkuyorsun korkaksın sen

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Soğuk Deri
Baskı tarihi:
1 Kasım 2018
Sayfa sayısı:
232
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056840555
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Jaguar Kitap
Baskılar:
Soğuk Deri
Soğuk Deri
Okuyup bitirdikten sonra bile peşimi bırakmadı. Müthiş bir kitap.

- Enrique Vila-Matas

Huzursuz eden, çekiç gibi inen, görkemli bir roman.

- David Mitchell

Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra Antarktika yakınlarındaki
küçük bir adaya, bir yıllığına yeni bir meteoroloji uzmanı gelir.
Haritada bile zor görülen bu küçük adada bir kişi daha yaşamaktadır:
Fenerin ketum görevlisi. Fakat iki kişilik bu ada, hiç de göründüğü kadar sakin değildir.

Adanın gizemi ancak karanlık çöktüğünde ortaya çıkar.

Soğuk Deri, imgelem gücü ve felsefi sorgulamalarıyla, insanın ”öteki” ile

kurduğu ilişkiye dair unutulmaz bir roman.

Kitabı okuyanlar 49 okur

  • Betül
  • Gökalp Topaloğlu
  • Soner Gurbuz
  • İlay Yüksel
  • okuyan_fil
  • Dila cilez
  • Betül Uslu
  • Meltem A.
  • Enes
  • Esin Canatan

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%12.5 (3)
9
%12.5 (3)
8
%25 (6)
7
%29.2 (7)
6
%8.3 (2)
5
%8.3 (2)
4
%4.2 (1)
3
%0
2
%0
1
%0