Adı:
Son Ki Üç Dört
Baskı tarihi:
2019
Sayfa sayısı:
296
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053115717
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Destek Yayınları
Unutmaya çalıştığın geçmiş en dişli rakibin olursa eğer, ondan asla kaçamazsın. İki seçeneğin vardır:

Barışmak ya da savaşmak...

Ben savaştım! Öfkeme yenik düştüm ve savaştım.

“Karanlığın en koyu olduğu zaman, güneşin doğumuna en yakın andır” derler. İşte tam da öyle bir anda biri çıktı karşıma ve dedi ki:

“Savaşılacak en büyük düşman öfkedir. Ve öfkeni yenmek için kullanacağın en güçlü silah yeteneklerindir.”

O günden sonra öğrendim gitar çalmayı.
Telinden çıkan her nota önce ses oldu.
Her ses bir nefes, her nefes ise yeni bir dost...
Dostluklar birleşti, şarkı oldu.
Şarkılar çoğaldı, biz olduk.
Aşk olduk, âşık olduk...
Müzik olduk.
Madem müzik olduk, hadi başlayalım.
Son ki üç dört...

(Tanıtım Bülteninden)
296 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Sonunda bitirdim kitabı. Tamamen dağılmış hissediyorum. Çok ağır geldi bütün bu hikayeler, bütün bu acılar ve son sahne... Kitaptaki her şey çok ağır!
Bir insanın kaldıramayacağı kadar çok fazla dozda ağır ve acı dolu... Bir tek insan 6 yaşından itibaren hayatı boyunca hep kötü şeyler mi yaşar? Bu kadar çok kötü kader bir insanın başına gerçekten gelebilir mi? İnsanı başka bir ruh haline geçiriyor.
Boğazıma sert bir yumruk oturdu özellikle dün ve bugün, bir türlü çıkmıyor. Ağlattı beni! Ruhumu hicran ve keder sardı! İçim huun oldu annemin tabiri ile. Çok duygusallaştırıyor bu roman insanı. Çok fazla ve kelimelerle anlatamadığım kadar çok duygusallaştırıyor.
Darmadağın oldum. Hem de ağladım boğazım yumruk yutmuş gibi, nefes alamadım. Çok ama çok iyi!!!
296 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Son ki üç dört… Arka sokakların rapsodisi…
Sıcak yaz günlerinde ayaklarımı denize doğru uzatıp hafif, tatlı, eğlenceli, neşeli, kafa yormayan ve kolay okunabilen kitaplar tercih etmişimdir oldum olası. Bu sene de geleneği bozmadan doğru D&R’ın yolunu tuttum. Çok satan ve yeni çıkan kitaplar arasında dolaşırken karşıma çıktı ilk olarak. Ünlü yönetmen Ömer Faruk Sorak ismini görünce hemen elime aldım. Kapaktaki elinde gitar olan genç delikanlının fotoğrafı, kitabın müziği çağrıştıran ismi ve Ömer Faruk’un adı yaz günlerinde okunacak, hatta film gibi izlenecek bir romanmış gibi duruyordu.
Plajda elimdeki buzlu mojitom eşliğinde okumaya başladığım zaman ne kadar da yanıldığımın farkına varmam çok sürmedi. Evet, kitap film gibi yazılmış, şiirsel anlatımı ve dili oldukça sürükleyici, konusu müzik çevresinde dönüyor. Ancak hiç de beklediğim gibi bir hikâye ile karşılaşmadım. Ustaca kurgulanmış hikâye çatısı, karakter analizleri, betimlemeler ve birbiri içine geçmiş öyküler derken hayatımda hiç alışık olmadığım kadar hızlı bir şekilde bitirdim romanı. Kitabın sonundaki teşekkür ve girişteki önsözden de anladığım kadarıyla Ömer Faruk Sorak’ın hazırladığı bir dizi film projesinin spin-off’u olan bu romanın yazarı daha önce ismi hiç duyulmamış genç bir yazar. Emre Gürcan…
Hemen merakla internetten stalklamaya çalışınca birkaç dizi filmin proje tasarımını yaptığını, müzik ile ilgilendiğini ve esasında yazarlık konusunda işin henüz başında olduğunu anladığım zaman şaşkınlığım büsbütün arttı. Bir ilk romana göre mükemmel sayılabilecek kalemi var. Son derece akıcı dili, üslubu ve zekâsı kendisine hayran bıraktırıyor. Romanı okuyunca usta yönetmen Ömer Faruk Sorak’ın kendi imzasını neden böyle bir kitaba koyduğu kolayca anlaşılıyor. Hikâye çok farklı ve çok iyi…
Yazarın Ömer Faruk Sorak’la birlikte kaleme aldığı bu ilk eseri son derece rahat okunabilen, yalın, akıcı dili ve basit olay örgüsü sayesinde kahramanın yaşam öyküsünün ve duygusal dünyasının ayrıntılarına inerken toplumsal meselelere ilişkin sorgulamaları, gözlemleri ve derin felsefi gizemleri barındırıyor.
Kurulan dünya ve karakterlerin davranışlarıyla anlatılan hikâyede olaylara farklı bakış açılarıyla bakmanın gerektiği ve her zaman madalyonun öteki yüzü olduğu vurgulanıyor. Kimi zaman eğlenceli, kimi zaman dramatik ancak her zaman düşündürücü olan olay örgüsü ile başka yerlerde yaşanan bambaşka hayatların da olabileceği gerçeği çarpıcı durumlarla anlatılırken çoğu zaman başarılı bir şekilde okuyucu ters köşeye yatırıyor.
İstanbul’un Katippaşa isimli hayali bir mahallesinde geçen öykünün kahramanları fakir, çaresiz, dışlanmış, ötekileştirilmiş insanlar… Romanın birleştirici harcı olan müzik hikâyeler arasına öyle güzel serpiştirilmiş ki Athena’dan Yıldız Tilbe’ye, Kemani Sarkis Efendi’den Alan Parsons’a insanın kalbinde çok ama çok farklı tatlar bırakıyor.
Bu arada hikâye çok sert ve mutlu bir sonla bitmiyor. Bitti dediğiniz anda yeniden başlıyor ve tam da bitmiyor aslında. Okurken birkaç yerde gülümsedim birkaç yerde gözlerim doldu ama finalinde hüngür hüngür ağladım. Ama garip bir şekilde kendimi de çok ferahlamış, rahatlamış hissettim. Çok garip bir duyguydu.
İstanbul’un arka sokaklarında bestelenen bir rapsodiyi merak ediyorsanız mutlaka okuyun.
  • Attila
    6.7/10 (20 Oy)14 beğeni57 okunma25 alıntı928 gösterim
296 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Genç kızlar için yazılmış hafif bir roman beklerken karşıma insanın feleğini şaşırtan bir hikaye çıktı. Neye uğradığımı şaşırdım. Derinlikli, felsefi ve duygusal bir roman... Melodram...
Biraz Zülfü Livaneli okur gibi oldum bazı yerlerde, biraz Ahmet Ümit... Bazen Hakan Günday tadı aldım. Biraz da Patrick Süskind... Sanırım yazarın kendi tarzını bunlar biraz etkilemiş ama şimdiye kadar okuduğum en iyi ilk roman örneği... Film tadında...
Kısaca:
Okuyucu allak bullak eden bir kitap... Duygusal, tatlı ve lirik bir anlatımı var. Mutlu bir sonu olmasa da insan finalde kendisini çok rahatlamış hissediyor.
296 syf.
·10/10
Son ki üç dört...

Yaz tatiline çıkarken son çıkan kitaplardan alınıp konulur çantaya...Tüm kışın yorgunluğunu, uzanmış kumsalda, elinde ev yapımı limonata ve gülümseten kitaplarınla atarsın...Öyle hayal etmişim! Okudukça boğazım düğümlendi. Her karakter kendi başına bir başroldü sanki...Denizi değil de her sahneyi, her karakteri seyreder oldum gözümde. Bir film, bir dizi gibi. Meraklandırdı çok...Kim kötü, kim iyi, kim güzel, kim çirkin...Sonra bir bakıyorsun hepsi bambaşka bir hayat, bambaşka bir hikaye...Nefesim daraldı bazen, bazen düğümlendi boğazıma bir şeyler...Hayır - iyiler hep kazanır öyle olacaktır sonunda deyip tekrar başa döndüm... Belki sıcak yaz günü, tatil rehavetinde okurken bir şeyleri kaçırdığımı fark ettim. Çok nadir yaparım ama serin iki İstanbul gecesinde hepsiyle tekrar buluştum aynı satırları okurken ;) Nasıl akıcı bir dil, nasıl okuyucuyu ters köşe yapan hikayeler...Sonra için de çok güzel karakterler var...Her biri efsane.Her birinden ayrı bir hikaye daha çıkar bence :) Çok okuyanlar için bazen çok klasik bazen çok oradan buradan tatlar var gibi gelebilir ama yazarın tüm hayalperestliği, hayat süzgecinden geçenler, yüreğiyle kalemine akıttıkları ve okuyucunun içsel düşüyle buluşunca tadı damağınızda kalabilir... Bütün hikayeler "son" diye biter. Ama her son yeni bir başlangıçtır.Devamında "...ki,üç,dört" duyarsan eğer bil ki müzik başlamak üzeredir....
“Her şarkının bir hikâyesi vardır.
Her hikâyenin de bir şarkısı...
Ama eğer müzik güzelse...
Bazen kelimelerin hiçbir anlamı kalmaz.”
Emre Gürcan
Sayfa 4 - Destek Yayınları
Hicazdan girdi taksime. Sakin, duygusal, ürkek...
Duraksaya duraksaya çalıyordu. Arada verdiği eslerde hatırlıyordu yıllar önce âşık olduğu kadını. Yavaş yavaş coşkulanan, arada tekrar yavaşlayıp gönül titreten nağmeler...
Bir fırtınayı anlatıyordu. Dalgalar çarpıyordu yüreğine...
Arada hafif serpintiler... Huzursuz çalkantılar...
Seneler öncesinden gelen bir ezgi...
Hiç yaşanmamış bir aşk hikâyesinin asla unutulmayacak anıları...
Emre Gürcan
Sayfa 138 - Destek Yayınları
“Ben ünlüyüm zaten” dedi Murat. “Dünyaca ünlü bir hayalperestim.”
“Dünyaca ünlü mü?” dedi kız şaşkınlıkla.
“Peki, ben neden tanımıyorum seni o zaman?”
Aslı’nın güzel yüzünü avuçlarının arasına alıp gülümsedi.
“Demek ki... Sen benim dünyamda değilsin.”
Emre Gürcan
Sayfa 30 - Destek Yayınları
Her şeye karşıdır terör. Kadına, erkeğe, çocuklara, hayata...
En çok da huzura, mutluluğa... Müziğe bile karşıdır terör.
Güzel olan ne varsa işte... Kimini sokakta, kimini camide yakalar.
Ama güzel olan ne varsa eninde sonunda gelir bulur.
İşte o an seni vurur. Ardına bile bakmadan...
Emre Gürcan
Sayfa 287 - Destek Yayınları
Aldılar içeride... Kayıt kuyut yapılırken aldılar. Cebindeki sigarasını, çakmağını, birkaç kuruş parasını, beyaz ipek mendilini
de aldılar. Baba yadigârı tespihini, Zeki Müren’in hediyesi gümüş tabakayı, lacivert kutunun içindeki yüzüğü... Hepsini aldılar. Ayakkabısının bağcıklarını bile aldılar. Ya içeride biri kendini asarsa? Cuntacılara iftira bile atılırdı. Adam astılar diye...
Günlerce ifadesi alınmış, sorgusu yapılmış, itiraf etmesi istenmişti.
Ne itiraf edecekti ki? Dilinin ucundaki tek itiraf Türkân’ı ne
kadar sevdiğiydi. Onu da söylese kendisine ne kalırdı? Başka da
bir şey yoktu hayatında, hiç de olmayacaktı. “O türküleri neden
söyledin?” diye sordular. Sustu. Öyle soru mu olur?
Emre Gürcan
Sayfa 46 - Destek Yayınları
Ruhu kapkaranlık şehrin çılgın ışıkları delice kışkırtmıştı her
zaman Murat’ı. Aklını çelmek istercesine... Evet... Bu şehir deliydi.
Belli...
Emre Gürcan
Sayfa 9 - Destek Yayınları
Sır ertelenmiş bilgidir aslında. Zahir olanı herkes görür. Sadece
bilmek istemez. Erteler, geciktirir. Oyalar, kendinden saklar.
Unutmak ister. İnsanlara ağır gelen gerçeklerdir. Sırlar değil... Bu
yüzden gerçekleri sırlaştırırız. Katlanabilmek için... Başa çıkma
çabasıdır. Gerçeklerle olduğu gibi baş edilmesi gerekmez sırlarla.
Emre Gürcan
Sayfa 177 - Destek Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Son Ki Üç Dört
Baskı tarihi:
2019
Sayfa sayısı:
296
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053115717
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Destek Yayınları
Unutmaya çalıştığın geçmiş en dişli rakibin olursa eğer, ondan asla kaçamazsın. İki seçeneğin vardır:

Barışmak ya da savaşmak...

Ben savaştım! Öfkeme yenik düştüm ve savaştım.

“Karanlığın en koyu olduğu zaman, güneşin doğumuna en yakın andır” derler. İşte tam da öyle bir anda biri çıktı karşıma ve dedi ki:

“Savaşılacak en büyük düşman öfkedir. Ve öfkeni yenmek için kullanacağın en güçlü silah yeteneklerindir.”

O günden sonra öğrendim gitar çalmayı.
Telinden çıkan her nota önce ses oldu.
Her ses bir nefes, her nefes ise yeni bir dost...
Dostluklar birleşti, şarkı oldu.
Şarkılar çoğaldı, biz olduk.
Aşk olduk, âşık olduk...
Müzik olduk.
Madem müzik olduk, hadi başlayalım.
Son ki üç dört...

(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 29 okur

  • Eliiflik
  • Şenay
  • Mehtap Naz
  • Ebru Başlıoğlu
  • Önder peker
  • Seren Tatargil
  • Son pişmanlık
  • Elif Candan
  • Yeşil.Güneş
  • Halime Kasımoğlu

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%92 (23)
9
%4 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%4 (1)