Sonbaharda Sarhoş Bir Kasaba

7,0/10  (2 Oy) · 
5 okunma  · 
3 beğeni  · 
225 gösterim
“Sonbahardı, hava birazdan patlayacaktı, hava kararmıştı iyice, bulutlar boşaldı. Islak ayaklarının bastığı yollar ıslandı bir anda. Camdan akşamı izleyen kadınlar perdelerini çekip içeriye kaçtılar. Evlerin ışıkları yandı. (…) Meyhanenin önünde içenler hızla taşıdılar rakılarıyla mezelerini içeri, tek bir rakı bardağı kaldı masada, onun sahibi yağmur başladığında orada değildi ve rakının içine düşen yağmur damlaları denizi anason kokusuyla doldurdu.”

Türk edebiyatının genç kalemleri arasında adından söz ettiren bir isim Ferhat Uludere. Özellikle “taşra sıkıntısı”nı anlatmadaki başarısı, genç kuşak yazarlar arasında onu farklı bir yere koyuyor. Sonbaharda Sarhoş Bir Kasaba’da da yazar, yine “taşra” izleğinin peşinde kasabadan gidememişleri, gitseler de ondan kopamamışları anlatıyor.

Feryat’la Hazan’ın aşkı çevresinde örülen kasaba halkının, balıkçıların, tutunamamışların öyküleriyle roman, her sayfada derinliğini artırıyor. Gözyaşlarıyla beslenen denizin kokusu, efsanevi denizkızlarının ardı sıra giden balıkçıların ruhlarının izi bütün sokakları dolduruyor. Sonbaharda Sarhoş Bir Kasaba, dünyanın tam ortasında ama ondan kopuk bir gezegen gibi hissettiren taşra coğrafyasının hüznünü taşıyor.

Sahil kasabalarının kendine has bir ruhu, konuşmadan anlattığı öyküleri, özlemini çektiği uzak ülkeleri vardır. Sonbaharda Sarhoş Bir Kasaba’nın alkolden başka memleketi olmayan sakinleri de kendilerini hep anason kıyılarına vuruyor…
  • Baskı Tarihi:
    Haziran 2010
  • Sayfa Sayısı:
    164
  • ISBN:
    9789755704630
  • Yayınevi:
    Sel Yayınları
  • Kitabın Türü:
Esra 
 01 Şub 2017 · Kitabı okudu · 2 günde

Kitap fuarında stant görevlisinin tavsiyesi üzerine almıştım. Ama bu kadar karamsar bir kitap beklemiyordum. Başlangıçta sahil kasabasında yaşayan insanların o içten hisleri, şehirde tadamayacağımız güzelliklerin farkına varan samimiyetlerini okuyacağımı sanıyordum. Ancak bir anda gamlı bir hava hakim oldu.

Karakterler fazla ve her birinin yaşadığı kırgınlıklar, hüzünler oldukça edebi bir dille anlatılmış. Özellikle deniz ve insan birlikteliğini güzel ilişkilendirmiş yazar. Zaman zaman gerçeklikten kopuyorsunuz. İki âlemde geçiyor olaylar. Neredeyse her karakterin denize doğru bir kayboluş hikâyesi var. Bu anlamda bana biraz Gölgesizler'deki o puslu kurguyu anımsattı. Ama tabii ki üslup olarak Hasan Ali Toptaş'ın hakkını vermek gerekir.

Biraz efsane tadında, zaman zaman sizi huzursuz edecek ama akıcılığıyla bir çırpıda okuyabileceğiniz farklı bir kitap, tavsiye ederim.

Kitaptan 1 Alıntı