Sonsuzluğa Nokta

8,0/10  (56 Oy) · 
129 okunma  · 
43 beğeni  · 
1.781 gösterim
Metinlerini varoluş ve yokoluş üzerine kurarak varoluşçuluğu taşraya taşımasıyla özgünlük kazanan, sade dilinden yükselen müzikle giderek hayatı yazıya, yazıyı ise büyülü bir hayata benzeten bir yazar...

Yazma serüvenini 'hayatı kelime kelime genişletmek' olarak adlandıran Hasan Ali Toptaş, metinlerini birer senfoniye de dönüştürerek, dışarıyla içerinin, görünenle iç dünyanın, gerçeklikle rüyaların, somutla soyutun çarpışmasından doğan tekinsiz bir atmosfere çağırıyor okurunu. Tam bir yazı ustalığıyla, Türkçenin imkâlarını sonuna kadar zorlayarak, edebiyatın büyülü dünyasına kapılar açarak...

'İnsan, ne denli çaba gösterirse göstersin ve kaçınılmazlığına ne denli inanırsa inansın, ayrılığa hiçbir zaman hazırlanamıyor çünkü. Hazırım, dediği anda bile içinde ele geçiremediği bir nokta kalıyor sürekli; ayrılığa alıştıramayacağı, sızlanışlarını durduramayacağı bir nokta kalıyor. Acıyı yüklenip çoğaltacak bir nokta...'

Sonsuzluğa Nokta'yı bir 'kara' romana çeviren, kendine özgü dehşetini yaratan, ne kazadır ne sakatlanma, ne ölüm; 21. yüzyıl arifesindeki insanlık trajedisini, kimliksizliğini dile getirmesidir.
Erendiz Atasü
  • Baskı Tarihi:
    Eylül 2009
  • Sayfa Sayısı:
    207
  • ISBN:
    9789750507021
  • Yayınevi:
    İletişim Yayınları
  • Kitabın Türü:
Murat Sezgin 
 02 Ara 2016 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 8/10 puan

Bir Hasan Ali Toptaş okuma serüvenim daha bitti maalesef. Okudukça, okuyacak daha az kitabı kalması üzüyor beni. Hasan Ali Toptaş, okurken kendimi başka yerlerde bulduğum, bazen kahramanlarının yerine kendimi koyduğum, bazen de cümlelerinin peşine takılıp bilinmeze ve karanlığa sürüklenerek kurtulmaya çalıştığım bir yazar. Kelimelerin ve cümlelerin ahengiyle kitabın elinizden tutup bilmeseniz de sizi dansa kaldırmasıyla başlayan bu sanatsal şölen geçmişin, yaşanılan yanılsamaların, ufukta kaybolmuş hayatların, uyum sağlayamamaktan ötürü yabancılaşmanın, bir evde eşyaların duygulardan daha fazla yer kaplamasının, geleceğe umut bağlayan öğrencilerin içinde bulunduğu düzensizlik üzerinden festivale dönüşerek devam ediyor.

Hasan Ali Toptaş’ı kelimeler alemine itip edebiyat alemine sığınmasını sağlayan bir olay var: “İlkokul ikinci sınıfta başımın arkasında bir yara çıktı ve hastanede tedavi gördüm. Tedavi sonrasında yaranın olduğu yerdeki saçlar bir daha çıkmadı. Duvarların ve insanların yanından yürürken kelleşmiş olan yerin onların üstlerinde ışıl ışıl yansıdığını düşünüp çok utanırdım. Ve bir gün bunu fark eden bir çocuk bana –Aaa, aynalı geliyor, diye bağırdı. Bu cümle benim kaderimi değiştiren cümle oldu. Çünkü onu sadece kasaba değil tüm dünya duymuştu. Sonra Konuşan Katır adlı kitabı okudum. Utanıyordum o yara yüzünden ve nereye saklanacağımı bilmiyordum. Bu kitap bana saklanacağım yerin kelimelerin yeri olduğunu gösterdi,” diyor. Bu olay sayesinde bizde bu kaçısın satırlarda bıraktığı etkiyi okuyoruz.

Romanın; trafik kazası sonucu sakat kalan, hayatın kendini kaybetme sınırında olanlara yaramadığının en büyük kanıtı olan Bedran’ın, kazadan önceki hayatına göz gezdirip kazadan sonraki hayatına dönen, böyle bir döngü içinde sürüp giden bir anlatımı var. Eşiyle nasıl tanıştığını ve sonrasında neler olduğunu geçmişine bakarak tasvir ediyor. Minibüs şoförlüğü yapan babası ile muavin olarak çıktığı her yolculukta kendi varlığını biraz daha silikleştirip babasının onu umursamadığı varlığını arıyor. Hasan Ali Toptaş’ın babasının da şoför olması ve kendinin de muavinlik yapması kitaplarında kendi yaşamından izler yansıttığını gösteriyor.

“Yazmak benim için Hindistan’a giderken Amerika’yı keşfetmekti” diyen Toptaş, tarzıyla, kalemiyle edebiyatımıza cümle bestesi kazandıran ender yazarlarımızdan bana göre. Her okuduğum kitabında biraz daha sihirli anlatımların içine gömülürken, yazıya kattığı, kulağa filmlerin arka fon müziği gibi gelen hoş sesleri duyup çırpındıran anlatımını seviyorum. Hasan Ali Toptaş serüvenim Geçmiş Şimdi Gelecek kitabı ile devam edecek. Keyifli okumalar.

Seyid Ahmet GÜLTEKİN 
22 Şub 09:13 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Hasan Ali Toptaş ile ilk tanışma kitabım oldu. Değerli eserinde yazar, olayları üç boyutta değerlendirmiş. Geçmiş, gelecek ve anı yaşama boyutları. Yetişkinler olarak çocuklarımızı büyütme ve hayata hazırlama aşamasında ki hatalarımızın birey olma çabasındaki çocuklarımıza etkisi çok açık bir şekilde ele alınmış. Kahramanımız Bedran’ ın üzerinde ki anne ve özellikle babanın olumsuz etkisi adeta onu gölge gibi takip etmiş ve kaderi haline geldiği yaşatılarak anlatılmış sanki. Bizim gibi düşünen, bizim gibi olan çocuklarımız olsun istiyoruz büyükler olarak, oysa onlar başka bir dünya, kendi hayatlarını şekillendirme ve kendi tercihlerini yapma fırsatı verdiğimizde hayatın onlar adına daha güzel olacağı kaçınılmazdır. Ayrıca kitapta başka bir boyut yaratılarak cinsellikte ele alınmış, yazarın ilk okuduğum kitabı olduğu için genel bir tarzı mı? Yoksa bu kitaba özgü bir durum olup olmadığı konusunda kesin bir kanaat oluşmadığı için değerli yazara haksızlık etmek istemedim. Lakin eserde bu konu bazı okurlarda sıkıntı yaratacağı kanaatindeyim. Doyumsuz bir cinsellik, her an göreve hazır kahraman ile karşısında da genellikle iki bayan bulunması eserin dördüncü boyutu olan cinsellik fantezisinin renkliliği olarak mı algılamalıyız diye düşündüm. Kitap ta yaşama dair her şeyi fazlasıyla bulabiliyoruz, yazarın muhteşem dili ve ustaca kullandığı kelimeler ile Anadolu yaşantısı ile şehir yaşantısının belgeseli misali akıp gidiyor.

Sevilay Küçük 
 07 Tem 11:14 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

İnsanları olmasını istediğimiz şekillere büründürürüz. Hayal ederiz onları bunu yapsa, şöyle dese, ben de şöyle yapsam sarılsam sevdiğimi söylesem. Kafamızda kurgularız ve diyaloglara bile yer vermeye çalışırız. Hem de o kadar ilerletiriz ki hayal ettiğimiz kişinin mimiklerini, hareketlerini bile belirlemeye çalışırız. Çoğu zaman insan hayal ettiği kişiyi karşısında bulamıyor. Ama bildiği halde kuruyor kafasında dışarıda olamayacak şeyleri, içinde yaşayarak kendini avutmaya çalışıyor. İçindeki o koca boşluğu böyle doldurmaya çalışıyor. İnsanın bir şeyler bilmesi ve onların olmayacağının farkında olması ne kadar acı bir şey! Bazen bir şeylerin farkında olmamak insana iyi geliyor fakat gerçeklerden de bir denli uzaklaşıyor. Bedran'da böyle yapıyor biliyor babasından sevgi görmeyeceğini ama yinede bekliyor işte...Baba sevgisinden mahrum kalmış kocaman bir boşluk vardır yüreğinde. Olmasını istediği hariç herkes yer edinmiştir ama gerçekten canı gönülden istediği insan yoktur. Ne kadar çok insan gelse bile orası sahibini görmeden dolmaz. Mesela bir insan olarak vitaminlere ihtiyaç duyarız. Vücudun dengelenmesi açısından A,B,C,D,E vitaminlerin alınması gerek.Berdan C vitamini hariç her vitaminden alır ama C eksiktir.A,B,D,E bunun yerini tutabilir mi? Ne kadar alırsa alsın C almazsa hep eksiktir.

İnsanın çocukluğu önemli bir dönemdir hayatında. Büyüdüğü zaman o çocukluk anıları her zaman belleğinde kalacaktır. Kötü günlerini, iyi günlerini(insanlar mutlu günlerini pek hatırlamaz,mutsuz olduğu zamanı daha çok hatırlar), yaşadığı acıları, sevgisiz kaldığı zamanları, dayak yediği zamanı belleğinde taşa yazılmış bir anı olarak kalacaktır. Yetişkinlik döneminde yaptığı her eylem, gördüğün nesneler, insanlar, olaylar sana çocukluk dönemini hep hatırlatacak. Bazı insanlar çocukluk dönemini bir tebessümle hatırlarlar. Bazıları da en ufak bir şey bile o kötü günlerini hatırlatmaya ve hissetmeye yeter. Bedran'da gördüğü nesneleri, otobüs vs şeyleri babasını hatırlatacak şeyleri görür ve geçmişe dönüverir. İnsanlar görmek istedikleri kişileri hep birilerine benzetir ya, Bedran'da babasına benzetir herkesi.

Farklı olmak çok mu kötü bir şey? İnsanlardan farklı bir yaşam sürdürmek rutin şeyleri yapmamak.Toplumda en çok da anneler ve babaların, İşini eline al, kendine uygun bir eş bul, sonra çocuk sahibi ol." Yaşın geldi de geçiyor ne zaman kucağıma torunumu alacağım" sözlerini çok duyarız." Yavrum bak komşunun oğlu doktor olmuş sen bir işe giremedin bu ay öğretmenin kızı evleniyormuş vs. bu sözleri duymayanımız yoktur herhalde. ”Komşular ne der, ne düşünür bizim çocuk hakkında orada burada ne konuşuyorlardır şimdi ne kadar da abarta abarta millete yetiştiriyorlardır tüm köy duymuştur şimdi ”. Biz toplum olarak millet ne der diye hayatımızı bir yoluna sokmaya çalışıyoruz. Bu döngüden çıktığımız zaman hemen görürler bizi. Michel foucault'un dediği gibi "Bir yerde herkes birbirine benziyorsa orada kimse yok demektir." Bırakın çocuklar istediğini seçmekte özgür olsunlar, sonuçlar iyi veya kötü de olsa bunu kendileri yapsınlar.

Toptaş'ın okuduğum ilk kitabı, devamı kesinlikle gelecek. Toptaş'ın farklı bir kalemi var.Cümleleri o kadar naif ki...Kitapta neyi anlattığından çok nasıl anlattığı önemli. Anlatımı çok akıcı, insan kelimelerin içinde kayboluyor. Anlatımı çok sevdiğimiz bir müzik gibi akıp gidiyor ritmine ayak uyduruyorsun, kaptırıyorsun kendini. Yaptığı betimlemeler, benzetmeler o kadar başarılı ki...Kitaplar da betimlemeler dikkatimi her zaman çekmiştir. Huzursuzluğun kitabında yaptığım incelememde de bunu belirtmiştim. Kitabı okurken televizyon izliyormuş gibi hissettim.Olaylar, yaptığı betimlemeler gözümde canlandı. Kitap dikkat istiyor çünkü başta söylediği şeyin devamı sonda oluyor.Yani geçmiş, şimdi, gelecek olarak bölümlere ayırmış. Toptaş karakterlerin düşündüklerini, karşısındaki insanın psikolojisini çok güzel bir şekilde aktarmış okuyucuya. Biz de çoğu zaman karşımızdakinin ekşi suratından ya da o tatlı, sempatik hareketlerinden bize ne söylemek istediğini anlarız. Mimikler insanın ne söylemek istediği ya da bize neler söylemek istediklerini, ama diline varmayan şeyleri anlamamızı sağlar. Bunu kendimize bir görev edinmeliyiz bence. Bir şeyler anlatmadan, söylemeden anlamalıyız karşımızdakini. Kitapta insan ilişkileri, evlilik, iş hayatı ve cinsellik gibi konulara değiniyor.Toptaş insanları çok iyi tahlil etmiş, İnsanların psikolojilerini ve davranışlarını güzel bir şekilde aktarmış. İnsan psikolojisi ve davranışlarında yatan sebepler hep dikkatimi çekmiştir. Yer yer Bedran'ın yerine geçtim düşüncelerine ortak oldum. Kendimi bulduğum çok şey oldu.

Kitabı iyi ki okumuşum iyi ki Toptaş'la tanışmışım. Diğer kitaplarını çok merak ediyorum ve en kısa zamanda okumayı düşünüyorum. Kesinlikle okuyun, okutalım.
Keyifli okumalar dilerim.

Nisa Nur 
 22 Kas 2015 · Kitabı okudu · 17 günde · 9/10 puan

Yazarın okuduğum ilk kitabı, edebiyat öğretmenimin tavsiyesi ile okumaya başladım. Bana ilk bu kitaptan okumaya başlamamı söyledi, sizde okumak isterseniz bu kitaptan başlayın çünkü dil ve anlatım olarak okudum diğer kitaplardan farklı bir dokusu var.

Alıntılarını okuduysanız romantik bir kitap düşüncesi oluşabilir kafanızda, tamam duygusal olabilir ama romantiklikle alakası yok. Kitap deneme olarak yazılmış da sonra bazı konular daha anlaşılır kılınmak amacıyla araya birkaç tane karakter konulmuş gibi. Öyle çok olay geçtiği söylenemez, daha çok düşünceler ve geçmişten oluşmuş. En beğendiğim şey yazarın düşünce dünyası oldu herhalde. Hep hayranlık duymuşumdur geniş bir düşünce dünyası olan ve düşüncelerinin sonunu bir yere bağlayabilen insanlara.

Konu olarak küçüklükten gelen ve kahramanımızın tüm hayatını etkileyen bir baba-oğul çatışması –ki hala anlayabilmiş değilim neden babasının böyle davrandığını- başta olmak üzere evlilik, köy yaşamı, kente uyum, işsizlik ve kayboluş anlatılıyor. Geniş bir perspektiften bakılınca ise herkesin herkesle ilişkisi anlatılıyor.

Anlatımı geçmiş, gelecek, geçmiş... şeklinde yazılmış. Her bölümün sonunda bir taş yerine oturuyor, kitabın sonunda ise bana kalan tek şey neden sorusu. Tasvir, betimleme ve benzetmeleri harikaydı, zaten kitabın çoğunluğu bu üç ögeden oluşuyordu. Benzetmelerinde öyle alakasız iki şeyi benzeterek çok mantıklı ve insanın kalbine oturan cümleleri nasıl kurmuş şaşırdım.
Mesela;
“Oysa belleğimde gökyüzü yerinde duruyor mu diye pencereyi açıp kendi içini yoklayan bir insan görüntüsü vardı. Sonra çöp döküyordu o insan dününü döker gibi, kapının önüne bırakılan süt şişesini alıyordu sabahını alır gibi…”

Zaten yazma serüvenini “hayatı kelime kelime genişletmek” olarak tanımlayan bir yazarın dili hakkında çok da konuşulacak bir şey yok zannediyorum. Edebiyata ilgi duyan, seven, yazan veya yazmak isteyen insanın okuması gereken birisi bence Hasan Ali Toptaş.

Beğenmediğim iki şey vardı kitapta. Bazı yerler daha kısa anlatılsa yada yüzeysel geçilse ve karakterler bu kadar çaresiz kalmasa daha güzel olurdu.(çünkü insan o çaresizliği iliklerine kadar hissediyor) Babası neden oğluna öyle davranıyor, başından beri bunu merak ettim ama hala anlayabilmiş değilim, ben kaçırdıysam anlayan biri nedenini söylerse sevinirim. Tabi bu söylediklerim kitabın tamamına bakılınca hiç de önemli şeyler değil, sayfalar arasında kayboluyor.

Son olarak altını çizdiğim o kadar çok yer vardı ki, benden sonra okuyacak insanların şevkini kırmamak adına, hepsini paylaşmamak için kendimi zor tutuyorum

Keyifli okumalar..:)

Selman Ç. 
 29 Eki 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitabı okumaya işe giderken metroda başlamıştım ve o yolculuğun hiç bitmesini istemedim. Kitap beni öyle bir içine aldı ki ben onunla o benimle bir bütün olduk. Kitabın başlangıcı da benim gibi yolculukla başladığı için midir bilmiyorum ama sanki o otobüsteki kişi bendim. Yazarın gerçekten olağanüstü etkileyici ve şaşırtıcı tasvirleri ile büyülendim. Şu tasvirlerin tadına varabilmek için kesinlikle okumalısınız.

Olay örgüsü çok fazla ön plana çıkmamakla birlikte karakterler üzerinden yapılan taşra, kent, insanlar, evlilik, işsizlik, dönemin şartları çok güzel bir şekilde analiz ediliyor.

Ufak bir spoiler olabilir :)

Kasabada babasının gölgesinde yaşayan Bedran artık o gölgeden kurtulmak için kente gitmeye karar verir. Ama kente gelse de o gölgeden kurtulabilir mi orası muamma. Yazar, o kent yolculuğu sırasında otobüste geçen zamanı adeta bize yaşatıyor. Sonrasında kente gelip üç üniversite öğrencisinin yanında kalıyor. Tabi işsizlik gibi bir sıkıntı var. İş arama süresinde dönemin şartlarını çok güzel yansıtıyor. O dönemin şartları üzülerek belirtiyorum bugün de hala geçerli maalesef. Şu alıntı buna özet olacaktır. ( #10675841 ) Sonrasında iş hayatı ve evliliği ayrı ayrı nasıl olduğu anlatılıyor.
Üniversite öğrencilerinin sıkıntılı yaşamlarını da etkileyici bir biçimde anlatıyor. Ayrıca düzenin, toplumun bir kişiyi nasıl tek tip yapmaya çalıştığını da eleştirel bakış açısıyla anlatıyor.
Evlilik konusunda da çarpıcı tespitleri var yazarın. Eşyaya verilen değerin insanın yaşamını, evliliğini nasıl yiyip bitirdiğini gözler önüne seriyor.

Tekrar belirteyim bu olay örgüsü sıralı bir şekilde olmuyor. Zaten ön plana çıkarılmak istenen olay örgüsünden çok bu olaylarla, kişiler üzerinden yapılan analizlerdir. Zaten Hasan Ali Toptaş yazarken okura bütün her şeyi vermiyor. Bazı kısımları okura bırakıyor. Gölgesizler romanında da olduğu gibi. Zaten bunu kendisi de ifade ediyor. Bu romanda da aynı durum geçerli. Olayın sonu nasıl bitti diye sorarsanız belli bir cevabı yok.

gökçe türkkan 
10 May 18:55 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 9/10 puan

Hayal ve gerçeğin birbirine delicesine karıştığı, Uykuların Doğusu'ndan sonra, yine düşlerle realitenin aynı sayfalarda dansettiği ve dansettirdiği bir roman Sonsuzluğa Nokta. Yalnız diğer okuduğuma oranla daha anlaşılır bir dille yazılmış. Türk Edebiyatı bir ülke olsaydı, Hasan Ali Toptaş oranın başkenti olurdu. Onu okuyup, onun gibi düşünmemek elde değil. Nasıl bir betimleme, anlatım gücü, hayal yolculuğu gerçekten ayakta alkışlanır...

Alkışladığım bu kitabın konusuna gelirsek, Bedran adlı baş karakter bir kaza geçirip ve yatağa bağımlı hale geliyor. Bundan sonrası sürekli geri dönüşlerle, kahramanın hayatına ilişkin dönemleri anlatıyor. Köyden bıkıp, kente giden Bedran iş bulmak için burada öğrenci arkadaşlarıyla kalıyor. Bir baltaya sap olamadan döndüğü köyünde, anlamı olmayan hayatının, başkalarınca bu kadar eşelenmesini anlamıyor. Herşey, olaylar, kişiler, nesneler hep silikleşiyor gözünde. Bu arada sürekli bir baba takıntısı var. Yaptığı her şeyde babasının gözlerini, ellerini üstünde hissediyor. Yazarın hayatıyla birleştirdiği gerçekler mi yoksa yaralar mı desek. Bir de karısı var tabii. Onunla ilişkisi de gelgitli. Geri dönüşlerle anlatılıyor. Başkasını severken, karısıyla nasıl evlendiğini.Yatağa bağımlı hale geldiğinden beri, karısına yük olduğunun farkında. Zorlama bir hayat yaşıyor. Sürekli karısının gideceği günü düşünüyor...

Hasan Ali Toptaş, bu hayali dünyaları yazarken dediğim gibi gerçek hayattan gördüğümüz kişilere ve olaylara mutlaka yer veriyor. İleri geri kesitleri okurken, okuyucuya da o dünyayı ilmek ilmek ördürüyor. Hele betimlemeleri aklımda bir süre gezinecek eminim; "Yokluğumda benim yerime de susmuş olabileceğini düşünmek, beden dediğimiz sinsi hayvan, tek kurtuluş kendi içime kaçmak, Osmanlı nöbetçilerine benzeyen beli sırma kuşaklı perdeler, veresiye defterinin içinde uyuyanlar yani yer içer uyku tulumları" gibi...

Kitabı bilhassa özümseyerek okuyun derim. Tadına ancak böyle varılır. Büyük ustaya verdiği emekten dolayı, okuyucu olarak bunu borçlu olduğumuzu düşünüyorum.

Feride 
30 Oca 09:54 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 7/10 puan

Gölgesizler'den sonra okuduğum 2. Hasan Ali Toptaş kitabı. Sanırım Gölgesizler'deki yapıya kendimi çok kaptırmışım ki bu kitapta da öyle bir anlatım bekledim. Fakat bence Sonsuzluğa Nokta dili daha basit, daha kolay anlaşılabilen bir kitap. Daha doğrusu tasvirlerin arasında yok olmadım, durup bir düşünmeme gerektirecek tasvirlerin olduğunu düşünmüyorum. Zaten hemen okuyup bitirilebilecek bir kitap. Güzeldi diyebilirim. Açıkçası Hasan Ali Toptaş tarzına göre beklentiye girdiyseniz çerez gibi kalıyor:) O yüzden bu kitabı arada okumakla doğru bir karar vermişim. Umutlarda buluşmak dileğiyle:)

 
 17 Eyl 12:14 · Kitabı okudu · 1 günde · 1/10 puan

Daha önce Hasan Ali Toptaş romanı okuduysanız bilirsiniz karmaşık ama içine çeken bir havası vardır romanlarının. Bu kitapda onlardan farklı değil. Benim gözüme çarpan, rahatsız eden hatta bu kitaptan iten tek nokta cinsellik içeren bölümler oldu. Okuduğum kitapta cinsel içerik görmekten hoşlanmam. Evet hayatı anlatıyoruz üstü kapalı bahsedilebilir fakat sayfalarca ayrıntıya girilmiş olması beni rahatsız etti. Bu yazar bu kitabı nasıl yazdı aklım almıyor hala. Yine o Toptaş romanında olan kendine has tadı aldım ama araya giren limon kabukları beni istemsizce itti. Okumak isteyip benim gibi cinsellik içeren kitaplardan rahatsız olanlar varsa hiç ağzının tadını bozmasın derim :)

Geçmiş-şimdiki zaman çizgisinde ilerleyen, kurmaca evrenler yaratan ,1992 Kültür Bakanlığı Roman Ödülü almış bu roman, kasabadan kente gelen bir adamın hikâyesini anlatıyordu.
Öyle bir adam ki, kimliksiz, geleceğinden umutsuz, adını bile kitabın yarısında öğrendiğimiz ,sonsuzlukta bir garip nokta gibi ...
Evet adı Bedran bu adamın, Bedran bir gün, asla dönmemek üzere kasabadan kente gelir kaçarcasına ... fakat babasının yüzünü , yaptıklarını asla unutamaz.
Kentde ise kalabalıklarda yalnızdır yine , üç kişilik bodrumdaki bekar evinde. Sonra evleneceği kız , kötü ve acı bir olay sonrası karşısına çıkar ... Peki bu evlilik nasıl gidecektir? O uğursuz kaza nasıl olmuştur? Yatalak bir adam, elinde silahı ile kimi beklemektedir?
Yalnızlığın, bunalımın romanını yazmış yazar. Ama ne yazma... Kelimelerle dans etmiş, meydan okumuş dünyaya... Sonsuzluğa nokta, sınırsızlığın, cinsel doyumsuzluğun, belirsizliğin hikayesi...
Yazar, kullanacağı kelimeleri seçerken, iki kelime arasındaki boşluğun da dile dâhil olduğunu unutmamış, o boşluğu ve o iki kelimenin bize çağrıştırdığı kelimeleri bize bırakmış!
Kitapta arkadaş ortamından kaçıp, banyoya işemeye gitme bölümünde, bbütün sahte sevgilere, göstermelik ilgilere, umudu umut etmeye işemiş, uzun uzun işemiş hem de!

Y. 
29 Tem 09:08 · Kitabı okudu · 21 günde · 9/10 puan

Hasan Ali Toptaş'ın ilk romanı. Türkçe'nin sınırlarını bu denli zorlamak, ağızda bırakılan o leziz betimlemelerin tadı, soyutun somutla, somutun soyutla kelimeler aracılığıyla devinimi, bir yandan da sürekli düşünmeye sevk eden anlamlar ve anlatımlar, bir insanı daha ne kadar bir kitaba ve yazara bağlayabilir dedirtiyor insana. Hasan Ali Toptaş hangi olayı hangi öyküyü veya hangi romanı anlatırsa anlatsın bu üslup ile yeterki anlatsın, okunur. Dolu dolu, fokur fokur bir Türkçe. Okumayan kaldı mı hala Toptaş'ı?

3 /

Kitaptan 181 Alıntı

Murat Sezgin 
 28 Kas 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

İnsanlar isterlerse her şeyi, ama hemen her şeyi bir tür silaha dönüştürebilirlerdi... En çok da sevgiyi...

Sonsuzluğa Nokta, Hasan Ali Toptaş (İletişim Yayınları)Sonsuzluğa Nokta, Hasan Ali Toptaş (İletişim Yayınları)
Ahmet 
12 Ağu 01:24 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"İnsanı, insan eksiltir, nasıl çoğaltırsa.."

Sonsuzluğa Nokta, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 126 - Everest YayinlFi)Sonsuzluğa Nokta, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 126 - Everest YayinlFi)
Murat Sezgin 
28 Kas 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Yaşam irili ufaklı mucizelerle doludur.

Sonsuzluğa Nokta, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 42 - İletişim Yayınları)Sonsuzluğa Nokta, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 42 - İletişim Yayınları)
Ahmet 
 12 Ağu 01:13 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"Beni yaşata yaşata öldürüyorlar."

Sonsuzluğa Nokta, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 122 - Everest Yayınları)Sonsuzluğa Nokta, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 122 - Everest Yayınları)
Murat Sezgin 
29 Kas 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

İnsan, ne denli çaba gösterirse göstersin ve kaçınılmazlığına ne denli inanırsa inansın, ayrılığa hiçbir zaman hazırlanamıyor.

Sonsuzluğa Nokta, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 80 - İletişim Yayınları)Sonsuzluğa Nokta, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 80 - İletişim Yayınları)
Murat Sezgin 
 28 Kas 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

İnsana kendi yaşamı bile büyük geliyor kimi zaman; ne yapsa, kimi sevse, kimlerce sevilse, hangi işlerle uğraşsa ve nerelerde gezip dolaşsa, bir türlü dolduramıyor.

Sonsuzluğa Nokta, Hasan Ali Toptaş (İletişim Yayınları)Sonsuzluğa Nokta, Hasan Ali Toptaş (İletişim Yayınları)
Selman Ç. 
27 Eki 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Hangisi zor? Hangisi daha acı? Toprağın altındaki ölüm mü, üstündeki ölüm mü?

Sonsuzluğa Nokta, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 93 - İletişim Yayınları)Sonsuzluğa Nokta, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 93 - İletişim Yayınları)
Murat Sezgin 
30 Kas 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Bildiğim tek şey, ne yaparsa yapsın, insanın birkaç saniyeye bile söz geçiremeyişi...

Sonsuzluğa Nokta, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 88 - İletişim Yayınları)Sonsuzluğa Nokta, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 88 - İletişim Yayınları)
Ahmet 
11 Ağu 10:39 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"Herkes bir yerlere bakıyordu,
bense herkese ve her şeye."

Sonsuzluğa Nokta, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 53 - Everest Yayınları)Sonsuzluğa Nokta, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 53 - Everest Yayınları)
Nisa Nur 
10 Kas 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

"...ve yüzümü yastıklara gömüp derin uykulara dalıyorum. Kaçış uykularına. Uyuduğum sürece yaşam duracak ve yürüyen ne varsa benim uyanmamı bekleyecekmiş gibi geliyor çünkü bana."

Sonsuzluğa Nokta, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 43)Sonsuzluğa Nokta, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 43)