Sonuncu Şahidlər

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.374
Gösterim
Adı:
Sonuncu Şahidlər
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
316
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789952513769
Orijinal adı:
Последние свидетели
Dil:
Azerice
Ülke:
Azerbaijan
Yayınevi:
Teas Press Nəşriyyatı
Baskılar:
Son Tanıklar
Sonuncu Şahidlər
Svetlana Aleksiyeviç
"Mən quru tarixi fakt və hadisələri qələmə almıram. Mən insani duyğuların, insanların yaşadığı hisslərin tarixini yazıram. Bu tarixi "itirilmiş keçmiş" də adlandırmaq olar. İnsan bu hadisələr zamanı nə haqda düşünür, nəyi dərk edir, nəyi xatırlayırdı?! Nəyə inanır, nəyə inanmırdı?! Onun arzuları, xəyalları, ümidləri necə idi, qorxusu nədən idi?!... Mən bunlar haqda düşünürəm... Bu, insan ruhunun tarixidir..."

Nobel mükafatı laureatı Svetlana Aleksiyeviç

"Sonuncu şahidlər"... Müharibə və insan taleyi mövzusundakı əsərləri ilə məşhurlaşan tanınmış Belarus yazıçısı, Nobel mükafatı laureatı Svetlana Aleksiyeviç II Dünya müharibəsi cəhənnəmindən keçən 5-12 yaşlı uşaqları belə tanıyır və tanıtdırır. Bu uşaqlar insan əzabları ilə, qanla, ölümlə yoğurulan o məşum tarixi hadisələrin təkcə sonuncu şahidləri yox, həm də ilk qurbanlarıdır.
Əsərdə sovet uşaqlarının və qadınlarının ürək dağlayan aqibətindən, onların qan, ölüm, itki, faciə və dəhşət dolu ağır həyatından söhbət açılır. Müəllifin sənədli povest janrındakı bu əsərində hər şey gerçəkdir. Burada heç bir bədii təxəyyül məhsulu yoxdur. Əsərin qəhrəmanları müharibənin bütün dəhşətlərini öz gözləri ilə görmüş, aclıq çəkmiş, ata-anası, nənə-babası, bacı-qardaşı, dostları, qonşuları gözlərinin qabağında güllələnmiş, asılmış, diri-diri yandırılmış azyaşlı uşaqlardır.
Müharibə od-alovundan keçən uşaqlar artıq uşaq sayılmır. Onlar müharibənin məsum qurbanlarıdır. Onlar uşaqlığı əlindən alınmış uşaqlardır...
"Gördüm ki, qucağında körpəsi olan bir ananı avtomatın qundağı ilə vurub uşağını əlindən aldılar və tonqala atdılar..."
"Əsirləri kəndimizin ortası ilə aparırdılar. Onlar dayandıqları yerlərdə ağacların qabığını yeyirdi. Hansısa əsir əyilib yerdən ot qoparıb yemək istəyəndə isə onu dərhal güllələyirdilər..." - həmin uşaqlar o günləri belə xatırlayır...
"Sonuncu şahidlər" müharibənin və ölümün, aclığın və insani əzabların, yetimliyin və ümidsizliyin, faşizmin və hər cür antibəşəri əməllərin hələ oyuncaqla oynamaq yaşında olan uşaqların sözü və gözü ilə çəkilən şəklidir. Retuşsuz və boyasız şəkli...
293 syf.
·Beğendi·10/10
En fazla iki ya da iki buçuk yaşlarında olmalıyım.. Üç değilim kesinlikle çünkü hatırladığım bu olay ilk evimizde geçiyor .. O dönemlerde şofben denen teknoloji var mıydı hatırlamıyorum .. Vardıysa da bizde yoktu .. Annem piknik tüpünde suyu ısıtır kendi yıkardı beni .. Ama illa ben , kendim yıkanmam lazım .. Aksi bir çocuk değilmişim ama inatçı olduğumu söylüyor annem .. Hele ki o dönem .. Kırmızıya mavi dediysem , onun adı artık mavi .. Kadıncağızı artık nasıl bezdirip bunalttıysam şöyle bir formül bulmuş o dönemler kendince.. Güğümde ısınan suyu , bakır ve epeyce ağır bir kazanın içine pay ettikten sonra ılıtıyor .. Hamam tası içinde bezi sabunla ben köpürtüyorum .. İnsanlık için küçük ama benim için BÜYÜK bir adım !! Bu, kendim yıkanabilmem için ilk level .. Bu arada tüm bunlardan bağımsız olarak banyonun sonunda ,o dönem ritüel haline getirdiğimiz kazanın dibinde kalan son iki ya da üç tas suyu "damatlık suların olsun" diyerek komple boca ediyor üzerime.. Duş muş hak getire tabi.. Kim kaybetmiş biz bulacağız.. Dolayısıyla inanılmaz bir zevk iki yaşında bir çocuk için bu işlem.. İşte ben eğer yeterince güçlenip, "GÖLGELERİN GÜCÜ ADINA" o ağır bakır kazanı kaldırıp suyu kendim dökebilirsem başımdan aşağı , bir gün kendim yıkanabileceğim .. Gel zaman git zaman , yine bu karşılıklı ezeli derbilerden birinde annem nasıl olduysa bu damatlık su faslını unutuyor .. Ritüel bozuluyor !!! Ortalık kan gölü tabi .. Tanrılar kurban istiyor .. Feryatlar figanlar göklere yükselmekte.. Dövse olmaz .. Sövse olmaz .. Benimle mantık çerçevesinde konuşması zaten imkanlar dahilinde değil .. O hiç olmaz ! Hastalanacağım diye de korkuyor kadıncağız .. Tamam dediğini hatırlıyorum .. İçeri gidiyor .. Boş kazanla başbaşa kalıyoruz banyoda.. Ben içi nasıl dolacak acaba diye beklerken içerden şu sesi duyuyorum ..

https://www.youtube.com/watch?v=ku9SkNkYRgw

Üç tekerlekli bisikletime meğer zil alınmış da ben duştan çıktıktan sonra bana verilecekmiş .. E tabi dünyalar bizim oluyor , annem de rahat bir nefes alıyor.. Bu arada incir yaprağı falan da yok ,paldır küldür koşu modu .. Dakar rallisindeki off road araçların insan versiyonuna dönüşüyorum ..Engel , barikat hak getire !! =)) En sonunda Sümerbanktan alınma bir havlu ile yaprak sarması ortamları .. İşte bu çocukluğumdaki hatırlayabildiğim ilk ve aynı zamanda tüm hayatımdaki en mutlu an .. Bir nesnenin , bir sesin , bir olayın bendeki karşılığı .. Bana hatırlattıkları ..Envai çeşit konsere festivale gittim , sırf tatmin için kaç adet limited edition plak - cd ve merch aldım .. Onları kimlere kimlere imzalattım ama hayatım boyunca o noktaya bir daha hiç ulaşamadım .. Ah bir tane daha var gerçi .. Dolmuş cinnetim !! Dolmuşta giderken ,o eski Magirusların motorunun üstünde oturan üç yaşındaki benim, içinde bulunduğumuz aracın yanımızda motorla gitmekte olan babamı geçtiğini görünce cinnet geçirip seyir halindeki araçta şoföre saldırmam , dolmuşun sağa çekilmesi, babam gözden kaybolana dek tüm dolmuş sakinlerinin ve şoförün hazır kıta bunu seyretmesi .. Bir de o motor ve sesi unutulmaz sanırım .. Bugün dahi bir chopper görsem kalbimin ritmi bozulur ..

Peki size bunları niçin anlattım ?

2. Dünya Savaşı' nda Rusya'da çocuk olma talihsizliğini yaşamış şahısların anılarından derlenmiş bu kitabı okurken sık sık "hatırlıyorum" kalıbıyla başlayan anılara gark oldum .. Kitabı göz önüne aldığımızda , anılarını anlatan bu şahısların yaşlarının pek çoğunun 5 yaş ve altında olduğunu gördüm .. İki yaşında bir kaç çocuk dahi vardı .. Akıl almaz ama öyle ayrıntılardan bahsediyorlardı ki kendime şunu sordum : Sen neyi hatırlıyorsun .. Ya da hatırlayabiliyor musun ? Hangi döneme dek taze kalmış anıların .. İyi mi , kötü mü ? Görüldüğü üzere normal bir çocukluk geçiren benim , kitapta anlatılanlar kıvamında bir buhranlı anılar fihristim yok .. Şanssız olanlardan da bahsedeceğim ama ben şanslı paydadayım ..

Peki az sonra kısa kısa bir kaç örneğini vereceğim bu buhranlı anıların ve travmaların kaynağı neydi ?

Rusya'yı işgal eden ve kimi zaman SS'ler olarak da adlandırılan Nazi Ordusu .. Pek çok şey duymuşsunuzdur onlar hakkında .. Kainata , Japonların Unit 731' i ile gelen en şeytani birim ve ordu .. Namı diğer Gerçek Kötüler! Yeryüzünde benim bildiğim kadarıyla ordusunun yürüyüş marşında (ya da herhangi bir marşında) "ŞEYTAN' IN ŞARKISINI SÖYLÜYORUZ" diyen tek bir ordu daha yoktur Wehrmacht' tan başka.. Hal böyle olunca, yollarına çıkma talihsizliği yaşayanların dünyasına konuk olacaksınız kitapta .. Onları görüp hayatta kalabilmiş (ki bu çok büyük bir şans!) ve yaşananları anlatabilecek olan bir zamanların çocukları olan "Son Tanıkların" dünyasına ..

Çok fazla kan , gözyaşı ve travmatik unsur var kitapta ama ben şuraya bir kaç örnek bırakayım ..

Hiç tanımadığınız , ömrü hayatınızda "o ana dek" bir kez dahi görmediğiniz üç askerin ismini aradan kaba taslak 50 sene sonra hatırlama sebebiniz ne olabilir sizce ? Aklınıza ne geliyor .. Sanmıyorum ki mantıklı bir açıklamanız olsun .. Ya da arkadaş edinmekte zorluk çeken o çocukların bu durumunu, "safi" savaş sonrası travma olarak görenlerden misiniz ? Peki ya kaçınız bir tuğlayı eline alıp çocukluğunda onun bir bez bebek olduğunu hayal ederek mutlu oldu bombardıman altında ? Ya da içinizden kaç kişi bombardıman sonrasında gerçekten parçalanan bez bebeği için hayata küstü .. Annenizi , babanızı geçtim ama kaçınız yakın bir akrabanızın suratında mermi deliği görüp aklından , "Oysa öylesine güzeldi ki .. Niçin teyzemi suratından vurmuşlar?" demek durumuna düştü .. Kaçınız 900 günlük kuşatma yaşadı .. Ya da kaçınız açlıktan düğme kemirmek , kedi - köpek kesip yemek zorunda kaldı ..Hiç suya tat versin diye kemer - deri eşya kaynatan bir anne babanız oldu mu ? Kaçınızın aklına gelmiştir savaş zamanı yiyecek konan kasaların altındaki toprağın karaborsada satıldığı .. Safi tadı toprağa geçmiştir denilerek .. Kaçınız yanan evinizin ardından, gözyaşı dahi dökemeden yalın ayak kaldıktan sonra , -40 derecede donmamak için ayaklarını kendi evininin külleri içine sokup ısınmıştır ? Ve mutlu olmayı başarabilmiştir ? Kaçınız şarapnel parçası buldunuz köy yerinde tarlanızda .. Ya da uçak enkazından patlamamış mühimmat alıp eve gelince annenizden azar işitip, anlamlandırmakta güçlük çektiniz? Öyle ya düşen uçak kendi ülkenizin uçağı !! Onun içinden çıkacak bomba ya da mühimmat sizi NASIL öldürebilir ki.. Kaç kişi çıkar aranızdan .. Çıkmaz yaa şöyle sorayım .. Annenizi gözlerinizin önünde öldürürlerken size gülmenizi söyleyen adamları aklınıza getirebiliyor musunuz .. Kaç kişi buna cevap verir aranızdan ? Tüm bunlara ek , hayatta kaldıktan sonra alman ordusunun birebir kullandığı "canlı" mayın dedektörü olduğunuzu kaçınız aklına getirebiliyor ? Bir göl kenarında , yaşlıların botlara bindirilip gölün ortasında kasıtlı olarak batırıldığını duyan - gören - şahit olan çıkar mı aranızdan .. Bir toplama kampı görmediniz pek çoğunuz - ki MUTLAKA GİDİP GÖRÜN - ama orada kalan ve yetersiz beslenmeden ötürü yakında ölecek olan bir kız çocuğunun ölmüş ana babasına yazdığı mektubu rüzgara emanet etmek istemesi ne demek aklınız alıyor mu ? Evet " Ama Fareler Uyurlar Gece " demek geliyor içinizden .. İnsan şurda adı geçen çocuklara yapılanları başka "insanlara ve hatta insansılara" dahi konduramıyor .. BAKINIZ ,hayvan demiyorum fark ettiyseniz ! Nedir bu ETE KEMİĞE BÜRÜNMÜŞ NEFRETİN sebebi ve yol açtıkları diyecekler alıp okusunlar .. Okumaya karar verenler şu alıntıya bir kez daha baksınlar ve şu soruları kendilerine sorsunlar..

Bu kitabı gerçekten okuyabilecek miyim ? Gerçekten okumak istiyor muyum ben bu kitabı ?

"Kucağında el kadar bebeğiyle duran bir kadın vardı, biberondan su emiyordu bebek. Önce biberona ateş ettiler, sonra bebeğe... Sonra da anneyi öldürdüler..."
293 syf.
·6 günde
Bu kitap bir roman değil, kurgu değil, tamamen gerçek. İkinci Dünya savaşında Almanların Rusyayı işgali sırasında çeşitli yaşlarda (4, 5, 6, 7, 11, 15...) çocuk olanların o günlere dair anıları.  "Neler hatırlıyorsun, neler yaşadın?" sorularına verdikleri cevaplar. Unutmak istedikleri o günlere dair hatıraları.  Onlar bu savaşın son tanıkları.

Nerdeyse hiç alıntı yapamadım nasıl yazabilirdim, suyu ısıtıp yemek diye içtiklerini, açlıktan çimen yediklerini, babalarını savaşa gönderip ölüm haberini almalarını, annesini toprağa veren çocuğun benim annem çok güzeldi niçin yüzünden vurmuşlar demesini, yerlerde gördükleri onca ölü insanı, ölü hayvanı, aç ve sefil halde bombardıman altında trenle başka yerlere gönderilişlerini, bitlenmelerini, anne baba hasretlerini...

Savaşın en çirkin yüzünü çocuklar görüyor en kapanmaz yaralarını çocuklar alıyor.

Bu kitap bir delil, savaşın iğrençliğinin, insanların zalimliğinin, vahşiliğinin delili. Savaş zamanı yaşanılan değişimin delili. Adıyla sanıyla kendi ağızlarından anıları yazılan yüz kadar çocuk. Her bir anının başında adı, o zamanki yaşı ve sonraki mesleği yazılı. Ölümden kurtulmuş ve doktor, pilot, işçi bir çok meslekte hayatlarını devam ettirmişler. Tüm korkuları, tüm acılarıyla...

Yüreğiniz bu acıları okumayı kaldırmakta zorlanabilir ama okuyun, okunmalı...
293 syf.
·2 günde
2015’te Nobel Ödül Komitesinin Aleksiyeviç' i seçmesini kimse beklemiyordu. O vakte kadar sadece 5 adet kitap yazmış, bunlardan sadece iki tanesi İngilizceye çevrilmişken Aleksiyeviç'i kim bilebilirdi? Yeni bir edebi tür yarattığı gerekçesiyle ödüle layık görülen yazarın kitapları diğer dillere çevrilince ödül komitesinin kararının ne kadar yerinde olduğu da kanıtlanmış oldu. Yazarı hiç okumamış olanlar için bu yeni türün ne anlama geldiğini kısaca açıklayayım. Yazar her kitabını belgesel kitap dediğimiz bir tarzda yazıyor. TV'de izlediğimiz belgeselin yazıya dökülmüş, kitaplaştırılmış hali gibi. Yazar her kitabında aynı tekniği kullanmaktan hiç vazgeçmiyor. Kitaplarında her kesimden insana söz hakkı vererek onların hikâyelerini sonsuza dek kayıt altına alıyor.

1941 Haziranı. Güzel, güneşli bir gün. Sonra birden o uğursuz söz: "Savaş çıkmış." Kuşların yerini ölüm kusan uçaklar, bahar yağmurlarının yerini masumların kanı, çiçek kokusunun yerini barut kokusu alıyor. Savaşı yaşamamış birinin savaş hakkındaki bilgileri televizyondan gördüğü, kitaplardan okuduğu, radyodan duyduğu kadardır. Peki savaş bir çocuğa ne ifade eder? Aleksiyeviç bu romanında bu soruya cevap arıyor. İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi işgalini çocuk olarak yaşamış insanların aykırı öykülerine yer veriyor. Çocukluğa aykırı, insanlığa aykırı, güzel ve iyi olan her şeye aykırı 100 öykü. Bu öykülerin yazarları yaşları 3 ila 13 yaşında değişen çocuklar. 3 yaşında bir çocuk savaşı hatırlar mı demeyin. Hatırlarmış.

Bu yazıda benim sesimden başka yüzlerce ses var. O uğursuz şeyin tanımını biz yapmayalım, bırakalım çocukluğunu yaşayamamış bu son tanıklar yapsın:

Savaş;
900 gün açlık çekmektir,
köpeğin sahibi tarafından yeneceğini hissetmesidir,
demir olan her şeyden korkmaktır,
biberonların ateşe atılmasıdır,
bomba sesleri, kan, pislik içinde bebeklerin dünyaya gelmesidir,
şehirlerde yaşayan hayvanların sırra kadem basmasıdır,
birinin kadın ya da erkek olduğunu sesinden ayırt edilememesidir,
çocuksuz kalan sokaklardır,
kuşların uçmayı unutmasıdır,
savaş esnasında renklerin, kokuların, seslerin hiçbir zaman akıldan çıkmamasıdır,
Almanlar geliyor dendiğinde tavukların bir kerecik bile gıdaklamamasıdır,
öksüz ve yetim çocukların azar işitmeyi istemesidir,
oyuncak bebeklerin, şekerlerin, oyuncakların savaşı hatırlatmasıdır,
yabancı birine sana anne diyebilir miyim demektir,
yetimhanedeki çocukların bir yabancı gördüklerinde “o benim annem, o benim babam” diye sevinç çığlıklarıdır,
babasını, annesini başka çocuklarla paylaşmamak için, "çek elini, o benim annem, o benim babam" diyebilmektir,
savaş sarışın, mavi gözlü, yakışıklı delikanlıların yaşlıları ya da kadınları sebepsiz yere neden öldürdüğüne bir anlam verememektir.

Aleksiyeviç'in her kitabında kendime hep şu soruyu sormuşumdur: "Ben niye yaşıyorum?" Bu insanların yaşadıklarının yanında benim yaşadıklarımın ne önemi var?" Yazarın her kitabı sarsıcı, rahatsız edici, üzücü... İnsanın etkilenmemesi mümkün değil. Yazar gerçekten insanın vicdanına, insanlığına dokunmayı başarabiliyor. Okursanız pişman olmazsınız. Olsanız olsanız gerçekleri öğrendiğiniz, ne kadar kandırıldığınızı anladığınız için pişman olursunuz.
293 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
1941 yılında başlayan ve 20 milyondan fazla insanın ölümüne sebep olan Nazi işgalini devre şahitlik eden son tanıkların, çocukların anıları üzerinden anlatmış. Evet kitapta anlatılanlar tamamen gerçek. Kitapta hiçbir çocuğun yaşamaması hatta duymaması gereken 101 anıdan oluşuyor. Okurken insanı eziliyor, o anıları okudukça yer yarılsa içine girsem diyor insan. Tüm insanlıktan utanıyor. Kitabn sonunda anlatanlardan biri zamanımız daralıyor bu dünyadan gitmeden anlatmamız gerek zamanımız daralıyor, anlattıklarımız son tanıklık olacak diyor. Evet belki Nazi zulmünğn son tanıkları onlar olacak ama dünyanın pek çok yerinde savaşlara, açlığa, ölümlere, vahşete tanıklık edecek milyonlarca insan, çocuk daha var. Keşke sizler yeryüzünde olan en son savaşın tanıkları olarak kalsaydınız. Kimseler yeni savaşlara tanıklık etmeseydi..
Anıların hepsi birbirinden acı. Normalde çocuk ne anlayacak diye nitelendirilecek 3-15 yaş arası çocukların tüm masumiyetiyle savaşın onlar üzerinde bıraktığı hasarı anlatıyorlar dilleri döndükçe, çıcukların geneli hafızasından silip atmış çoğu kısmı, annesini hiç hatırlamayanlar var, yetimhane gğnlerini ya da evleri... Pek çoğu yaşadıklarını kaldıramamış olacak ki bellek unutmayı seçmiş.. Ztn hiçbir şeyi unutmadan yaşamlarına devam etmeleri pek mümkün olamazdı heralde...
.
Yazardan okuduğum 2.kitap ve her iki kitabında sokakta insanları dinleyip olduğu gibi kitaplaştırıyor. İsveç Akademisi yazarın yeni bir edebi tür yarattığını söylüyor. Bana kalırsa haklılar. Tamamen anı kitabı deseniz değil, roman değil, sadece araştırma kitabı değil, sadece tarih değil... Pek çok türü bir arada barındırıyor. 2015 Nobel Edebiyat Ödülünün sahibi yazar her kitabı için ciddi bir araştırma yaptığı ve emek harcadığı her sayfada anlaşılıyor. Okurken bile bu kadar etkilenen bizler yazar birde birebir yaşayanların ağzından duyuyor sonra biz okuyuculara aktarıyor...
293 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Ah!Svetlana Aleksiyevic yine mahvetti beni.Bu kadın gerçekten çok özel bir insan.Bu ondan okuduğum dördüncü kitap ve her biri belleğimde sağlam izler bıraktı. Svetlana her kitabında bizi ayri bir tarihe tanıklık ettiriyor. Bu sefer İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin Sovyetlere yaptığı zulmü,insanlara yaptığı işkenceyi çocukların ağzından anlatmış. Her satırı gerçek ve bu insanı kahrediyor. Açlığı anlatmış,bir anda büyümek zorunda kalan çocukları,bombardımana, ölülere alışmak zorunda kalan çocukları, ölümle burun buruna kalan çocukları.Parçalanmış aileleri, fedakar anne ve babaları, yetimhaneleri,kursuna dizilen insanları,onları gömmek zorunda kalan küçücük çocukları...Bunu da mı yaşamışlar diyorsun ,nasıl dayanmışlar diyorsun ,bu kadar zülüm neden yapılır diye sorguluyorsun.Bu hayatta en kötü şey çocuklarin savaşa tanıklık edip bir anda çocukluklarıyla vedalaşmak zorunda kalmaları, bebekle topla oynaması gereken bir çocuğun eline silah almak ya da mermilerden kaçmak zorunda olmaları.
Svetlana olaylardan çok ruhların tarihini yazıyor. Diğer kitapları gibi bu da olayı yaşayanların tanıklığı esasıyla kaleme alınmış. Nazilerin SSCB işgali ve Rus ordusunun onları ülkeden çıkarması sırasında geçen 4 yıla tanıklık eden çocuklarla görüşmüş yazar ve bunları monolog şeklinde yazmış.O zaman çocuk olan 100 kişinin kısa anılarının kaleme alınması şeklinde yazilmis kitap.Cok dokunaklı ve çok akıcı aynı zamanda yakıcı. Okuduğum 4 kitabın hangisinden daha çok etkilendim bilmiyorum,insanlar birbirine niye o kadar zulmetmiş, çocuklar o açıyı nasıl çekmiş bilmiyorum.Svetlana Aleksiyeviç Nobel'i niye almış onu biliyorum ama.
293 syf.
·10/10
"Orada ne yapıyor bu insanlar ? "
" Uyuyorlar, " diye yanıtladı annem.
"Peki niye hendekte uyuyorlar ? "
" Savaş yüzünden. "
" Öyleyse biz de mi hendekte uyuyacağız ? Ben hendekte uyumak istemiyorum. "
Gerek betimlemeler, gerekse anekdotlar ile hâkikaten, savaşın tarihsel arka planını sivil yaşam üzerindeki izdüşümünü bütün çıplaklığı ile ortaya seriyor.
293 syf.
·8 günde
Kitap Nazi Almanyası nın yakıp yıktığı dönemde yaşları 4 ile 15 arasında değişen çocukların yaşadıkları olayların anlatımı.
Kitabı okudukça savaştan kalan tramvaları acıları daha net hissettim.
Bazı bölümlerde gözyaşlarımı tutamadım gerçekten.
Kesinlikle okunmalı
Çocukların hep çocuk kaldığı bir dünya dileğiyle.
Keyifli okumalar diliyorum.
293 syf.
·Puan vermedi
Savaş genellikle savaşa gidenler tarafıyla anlatılır. Çoğu kez de kahramanlık hikayeleri üzerinden. Oysa savaşın en büyük acısını geride kalanlar çeker. Yani kadınlar, yaşlılar ve çocuklar. Okumaya yüreği dayanabilecekler için savaşın çocuklarını, savaşın çıktığını öğrendikleri, deneyimledikleri o ilk andan itibaren hissettikleri ile anlatıyor kitap. Artık birer yetişkin olmuş çocukların dilinden o ilk korku ve ilk acıyı. Savaş çıktığında üç ve on beş yaş aralığında olan onlarca çocuk, ebeveynlerinin ölümünü, evlerinin yıkılışını, toplama kamplarına giden trenleri ya da özgürlüğe giden yolculuklarını anlatıyor. Gerçekten okunması zor ve sanırım insana en zor gelen kısmı ansızın değişen hayatları görüp kendi yaşamının ne kadar garantide olduğunu sorguladığında aldığı cevap: Hiç. Her an her şey değişebilir.

1940 lı yıllarda çocuk olanların çocukluk anıları maalesef bir savaşın korkusu, kokusu, sesleri ve görüntüleri. Ve rengi. Beş yaşından küçük olan çocuklar o günleri siyah bir renkle hatırlıyor.

Sadece SSCB'de yirmi milyonun üzerinde insanın hayatını kaybettiği İkinci Dünya Savaşı'nın izlerini hala taşıyan insanlar var. Bu insanlardan, bu anılarını derlemiş olan kitap, savaşın yıkıcılığını görmek veya bir kez daha hatırlamak için okunmalı.

#kitaptan çocukluk ne zaman sona erer? Ded Mortez'e (Noel Baba gibi bir karakter) inanmaktan vazgeçtiğinde. Su birikintilerine basmayıp etrafından dolanmaya başladığında. Artık televizyon kumandasını telefon gibi eline alıp anneni arayamadığında. Gece tuvalete koşarken biri seni yiyecek diye korkmadığında. Elini uzattığında Ay'a dokunabileceğine artık inanmadığında. Sınıf arkadaşının saçını çektiğinde arkadaşın ağlamak yerine güldüğünde.

#sontanıklar
#svetlanaaleksiyeviç
#2015
nobeledebiyatödülü
Çeviri @aslitakanay
@kafkayayinevi

#birannedoğdukitap
#birannedogdukitap
293 syf.
·3 günde·10/10
2.Dünya savaşı sırasında Almanya’nın Rusya’yı işgalinde çocukların başlarına gelen olayları anlatıyor kendi ağızlarından. En çok etkilendiğim kısmı paylaşmak istiyorum.Savaş sırasında 4 yaşında sokaklarda tek başına anasız babasız kalan kız çocuğunun en büyük isteği biraz şefkat, açlık zaten hep var.
Bir gün yolda yürüyordum. Önümde çocuklarıyla yürüyen bir anne vardı. Çocuklardan birini kucağında taşıyordu kadın, sonra onu bırakıp diğerini alıyordu kucağına. Bir banka oturdular , kadın küçük çocuğunu kucağına oturttu. Orada öylece durdum, durdum. Seyrettim, seyrettim. Sonra yanlarına yaklaştım: “Teyzeciğim, beni kucağınıza alır mısınız?” Şaşırdı kadıncağız. Yeniledim ricamı: “Teyzeciğim lütfen...”
293 syf.
·18 günde·Beğendi·Puan vermedi
2015 Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Svetlana Aleksiyeviç'ten okuduğum ilk kitap Son Tanıklar-Çocukluğa Aykırı Yüz Öykü.
II.Dünya Savaşı sırasında SSCB yirmi milyonun üzerinde ( 27 milyon) insanı savaşa kurban vermiş.
Nazi işgalini yaşamış çocukların tanıklıklarıyla kurgulanmış "Son Tanıklar-Çocukluğa Aykırı Yüz Öykü" kitabının gerçekten hazmı zor.
İnsanların nasıl bu kadar kötü olabildiğini hiçbir zaman anlayamayacağım.

Savaş sırasında 14 yaşında olan David Goldberg diyor ki:"Bu kadar! Yeter!Çok geriliyorum...Ama gerilmemem lazım.Kalp hastasıyım.Ama şunu söyleyeyim size, belki bilmiyorsunuzdur:Savaş zamanı çocuk olanlar, çoğu kez, cephede savaşan babalarından önce öldü.Savaş zamanı asker olanlardan önce...
O kadar çok arkadaşımı gömdüm ki ben..." (syf 93)
Ağlayan olursa onu hemen öldürüyorlardı. On altı, on yedi yaşındaki çocukları taradılar. Ağlamışlardı çünkü.
Svetlana Aleksiyeviç
Sayfa 82 - Kafka yayınları 2. Basım 2019
Aç insana tek bir günün ne kadar uzun geldiğini tasavvur edemezsiniz. Ya da bir saatin, bir dakikanın...
Svetlana Aleksiyeviç
Sayfa 261 - Kafka yayınları 2. Basım 2019
Kucağında el kadar bebeğiyle duran bir kadın vardı, biberondan su emiyordu bebek. Önce biberona ateş ettiler, sonra bebeğe... Sonra da anneyi öldürdüler...
Svetlana Aleksiyeviç
Sayfa 266 - Kafka yayınları 2. Basım 2019

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sonuncu Şahidlər
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
316
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789952513769
Orijinal adı:
Последние свидетели
Dil:
Azerice
Ülke:
Azerbaijan
Yayınevi:
Teas Press Nəşriyyatı
Baskılar:
Son Tanıklar
Sonuncu Şahidlər
Svetlana Aleksiyeviç
"Mən quru tarixi fakt və hadisələri qələmə almıram. Mən insani duyğuların, insanların yaşadığı hisslərin tarixini yazıram. Bu tarixi "itirilmiş keçmiş" də adlandırmaq olar. İnsan bu hadisələr zamanı nə haqda düşünür, nəyi dərk edir, nəyi xatırlayırdı?! Nəyə inanır, nəyə inanmırdı?! Onun arzuları, xəyalları, ümidləri necə idi, qorxusu nədən idi?!... Mən bunlar haqda düşünürəm... Bu, insan ruhunun tarixidir..."

Nobel mükafatı laureatı Svetlana Aleksiyeviç

"Sonuncu şahidlər"... Müharibə və insan taleyi mövzusundakı əsərləri ilə məşhurlaşan tanınmış Belarus yazıçısı, Nobel mükafatı laureatı Svetlana Aleksiyeviç II Dünya müharibəsi cəhənnəmindən keçən 5-12 yaşlı uşaqları belə tanıyır və tanıtdırır. Bu uşaqlar insan əzabları ilə, qanla, ölümlə yoğurulan o məşum tarixi hadisələrin təkcə sonuncu şahidləri yox, həm də ilk qurbanlarıdır.
Əsərdə sovet uşaqlarının və qadınlarının ürək dağlayan aqibətindən, onların qan, ölüm, itki, faciə və dəhşət dolu ağır həyatından söhbət açılır. Müəllifin sənədli povest janrındakı bu əsərində hər şey gerçəkdir. Burada heç bir bədii təxəyyül məhsulu yoxdur. Əsərin qəhrəmanları müharibənin bütün dəhşətlərini öz gözləri ilə görmüş, aclıq çəkmiş, ata-anası, nənə-babası, bacı-qardaşı, dostları, qonşuları gözlərinin qabağında güllələnmiş, asılmış, diri-diri yandırılmış azyaşlı uşaqlardır.
Müharibə od-alovundan keçən uşaqlar artıq uşaq sayılmır. Onlar müharibənin məsum qurbanlarıdır. Onlar uşaqlığı əlindən alınmış uşaqlardır...
"Gördüm ki, qucağında körpəsi olan bir ananı avtomatın qundağı ilə vurub uşağını əlindən aldılar və tonqala atdılar..."
"Əsirləri kəndimizin ortası ilə aparırdılar. Onlar dayandıqları yerlərdə ağacların qabığını yeyirdi. Hansısa əsir əyilib yerdən ot qoparıb yemək istəyəndə isə onu dərhal güllələyirdilər..." - həmin uşaqlar o günləri belə xatırlayır...
"Sonuncu şahidlər" müharibənin və ölümün, aclığın və insani əzabların, yetimliyin və ümidsizliyin, faşizmin və hər cür antibəşəri əməllərin hələ oyuncaqla oynamaq yaşında olan uşaqların sözü və gözü ilə çəkilən şəklidir. Retuşsuz və boyasız şəkli...

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0