Akış
Ara
Ne Okusam?
Giriş Yap
Kaydol

Fikirler ve Düşünceler 1

Sosyal Bilimlerle Çağı Yorumlamak

Kolektif

Sözler ve Alıntılar

Tümünü Gör
Hz. Mevlana'ya sormuşlar. "Aşk nedir?" diye, ”Ben olda bil” diye cevap vermiş. Aşk nedir? Aşk ne kitaptan öğrenilir, aşk ne her hangi bir şekilde bir başkasından miras kalır.Aşk ne de bir başkasının vermiş olduğu maddi hediyedir. Aşk insanın kendi içinde ilahi sevgiyle besleyip büyüteceği ve aym zamanda ancak ve ancak kendisinin tarif edebileceği bir haldir. Bu sebepten aşkın mahiyetini izah etmek mümkün değildir demişler. Ve onu vuslat ve Allah’a yakınlık makamının sonu olarak ifade etmişler. Başka bir ifadeyle "Aşk, Allah’ın hatrının her türlü hatırın üzerinde tutmaktır, Allah’ı her şeyden daha çok sevmektir. Allah’ın emrettiklerini her türlü emrin üzerinde tutmak ve nehyettiklerinden de ateşten kaçar gibi kaçmaktır." Aslında budur kastedilen cinnet. Ayet-i Kerime de "Sevdiğiniz şeylerden sarfetmedikçe, iyiliğe erişemezsiniz” (Al-i İmran, 3/92) buyrulur. İnsamn canından daha sevgili ne olabilir ki, işte aşk pervane misali ateşin etrafında önce dönmektir. Ama kanmayınca içine atıp yanmaktır. Bu manada sufilerde aşkın ifadesi veya Hz. Mevlana’da aşk denildiğinde anlaşılması gereken, bu ilahi sevgi denizinde kendini yok etmektir.
Bilginin tanımı da çok önemlidir. Bunun ihmal edilmesinin nelere yol açtığını görebiliriz. Mesela bilgi rahmettir diyor İslam dünya görüşü. İnsanlık için rahmet, merhamet fayda getirir. Fakat merhamet değildir. Aynı kökten gelmesine rağmen neden? Bir öğrenci ”hocam ben öğrendim artık bana acımıyor musun beni bu dersten geçiı” dediği zaman bilgide merhamet olmadığım tam olarak anlamadığı anlaşılır. Bilgide acıma olmaz. Ona merhamet etmezsin. 0 öğrenci hayatı boyunca felaketlere dahi düşse bilgide taviz verilmez. Bilim adamlan İslam dünyasında tarih boyunca buna hiç taviz vermemiştir. Onun için bu çok önemli, bilgide acıma yoktur. Ama bilgi rahmettir. Bu demektir ki biz o öğrenciye acımazsak bilgiyi çalışarak elde edecek ve topluma çok yararlı bir insan olacaktır. Böylece bilgi toplumda rahmet olarak tezahür etmiştir. Ancak biz o öğrenciye acısaydık ve dersten geçirseydik o öğrenci öğrenmeden mezun olup gidecekti ve cahil bir memur veya idareci olup toplumu bilgi ile yönetemeyecekti ve böylece bilgi de rahmet olarak toplumda tezahür etmiş olmayacaktı. Bilginin bu özelliğini kaldırdığınız zaman bilgiyi tahrip edersiniz. Bilmediği hâlde birisini yönlendirmeye çalışan bir kimse onu kötü bir şekilde yönlendirebilir. Böylece onu felakete de sürükleyebilir. Daha büyük bir felaket ise toplumda cahillerin iş başına geçmesidir. Onun için İslam medeniyetinde bilginin toplumdan çekilmesiyle cahillerin toplumun başına geçeceği söylenmiştir. Onları felaketlere sürüklerler. Aslında bu çok önemli bir hadis Peygamber Efendimiz (a.s.v.) dile getirmiştir.
Reklam
Kâinatta her ne var ise güzellik adına her biri Hak'tandır. Seyrettiğiniz bir çiçek bahçesi seyrettiğiniz bir manzara her şey bize Hakk’ı hatırlatması gerekiyor. Bu manada şair böyle söylüyor. Sonra âşıkların gönlünden kendi güzelliğini seyrediyorsun. Biraz önce ki şiirin devamında Hz. Mevlana diyor ki; . Gökyüzü, yeryüzüne ”Merhabâ!” der.
Biraz önce ifade ettiğim gibi kâinatta varlık namına her ne var ise her biri kendilerine mahsus bir lisan ile kendilerine mahsus bir idrak ile bir düşünce ile Allah’ın kendilerine varlık esnasında vermiş olduğu "aşk emaneti” etrafında dönerler. Ve kâinatta bu mana da hiç bir varlık yoktur ki Kur’ anda ki anlamıyla ,'Allah’ı bilmesin, tanımasın ve hiç bir anını onu zikirden uzakta geçirmesin” Niçin? Çünkü; her cüz ona âşıktır. Çünkü her cüzde ondan bir emanet vardır. Eğer bu insana olursa malum, Kur’an-ı Kerim’de Hz. Adem’in yaratılışı ile ilgili bahiste Hz. Adem çamurdan yaratıldığında ona Hak Teala kendi ruhundan üflediğini beyan buyurmaktadır. Yani her bir âdemoğlunda bu manada ilahi bir cüz (nefha-i ilâhi) vardır. Bu diğer varlıklarda Allah'ı bilme şeklindedir. Ondan dolayı yeryüzünde gökyüzünde her ne var ise onlar hep zikirle meşgul olur derken bunu kastediyorum ama Allah insanı diğer varlıklardan farklı kılarak ona bir emanet tebliğ etmiştir. 0 da kendi ruhundan üflediği o cüz-i iradedir. Bundan dolayı âşık olmaya yani bütün bir emanet edilen ömrü aşk ile geçirmeye en münasip varlık insandır. (Sezai Küçük)
Ferhat ile Şirin hikâyesinde ki dağ da aslında nefistir. Dağ gibi olan nefsi yenemeyenler gerçek aşkı bulamayanlar, aşk diye başka gölgelerin peşinde koşar. Bir avcı düşünün ki o avcı elinde ki okuyla gökteki kuşun kendisini değil de yerde ki gölgesini avlamaya çalışıyor. Görseniz böyle birini ahmak dersiniz değil mi? İşte sevgisini, muhabbetini, gayretini ve koşturmasını Hakk'a değil de başka şeylere yönlendirmiş insan aslında kuşun gölgesini avlamaya çalışan insandan farksızdır. Neticesi hiçliktir. Hz. Mevlana bu şekilde buyurur. Bu ifadelerden anlaşılıyor ki kâinatta canlı cansız her şey bütün bir varlık ,’Ben bir gizli hazineydim, bilinmek istedim, böylece beni bilsinler ve sevsinler diye varlıkları yarattım" Hadisi Kudsi'sinin peşinden koşmaktadır. Herşey de onun tecellisi bulunduğu için bütün sevgililer ona aittir. Yani aslında öyle bir noktadan bakmak lazımdır ki öyle bir kemale ulaşmak lazımdır ki aşığın da maşuğun da aşkında bir olduğunun göründüğü noktadır orası, o noktaya ulaşmak gerekmektedir. ”Kendi hüsnün hüblar şeklinde peydâ eyledin, Çeşm-i aşıktan dönüp sonra temâşâ eyledin." (Allah’ım kendi güzelliğini, güzel çehrelere düşürdün. Sonra âşıkının sözünden kendi güzelliğini seyrediyorsun.) (Şefik Can, Cevahır-l Mesneviyye. Ötüken Yayınları, istanbul 2001, I, s., 121.) Sezai Küçük
Şeyh Galip diyor ki; Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni Böyle yazmış alnıma kilk-i kazâ sevdim seni Ben bu sözden dönmezem devr eyledikçe nüh felek Şâhid olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni. Şeyh Galip Hz. Mevlana’nın yolunda 18. asrın sonlarında vefat etmiş olan divan edebiyatının da zirvesi bir şahsiyet ama; ”Efendimsin cihânda i’tibârım varsa sendendir Miyân-ı âşıkânda iştihârım varsa sendendir” diyecek kadar da Hz. Mevlana’yı seven, ona muhabbetli bir Hak aşığı. O da aynı şekilde Hak sevgisini böyle ifade ediyor. Yani yüz bin cefa etsen bile bilirim ki cefa da sendendir. Öyle aşığım ki sana dönmem. Kader kalemi benim alnıma böyle yazmış senden başka gidecek bir kapı var mı? Bu kainat döndüğü müddetçe şahid olsun ki aşkıma arz u sema sevdim seni diyor.
Reklam
Bazen televizyonlarda filan sizlerde görüyorsunuz.Adam bir konuşuyor ağzından bal damlıyor. Sabaha kadar konuşsun sen dinle. Bir sürü değişik atasözü biliyor. Oraya ekliyor filan. Böyle bir konuşma tarzı başka bir dilde yok arkadaşlar. Bu tamamen sözlü kültür dairesinde yaşamamızla alakalıdır. Adam nasıl gökdelenler yapıyorsa, nasıl yeteneğini mimariye yüklüyorsa, büyük tapınaklar yapıyorsa ki bütün yerleşikler öyle yapıyor, biz de sözün gücüne yükleniyoruz. Yerleşikler bütün güçlerini mimariye yansıtmışlar. Biz neye yansıtıyoruz? Güzel konuşmaya. Bizim dilimiz kadar atasözü, deyim barındıran bir başka dil daha yok diyebiliyorum. İsterseniz siz de araştırın. Türkçenin söz varlığıyla ilgili mesela Sevan Nişanyan çok az kelime Türkçe diyor. Oysa sözlü kültürde aynı kelimenin birçok anlamı olabilir. Sadece 'doğ’ sözünden o kadar farklı anlamlar türüyor ki... Kütüphaneler yazılabilir doğmakla ilgili. Türkçenin bir özelliği de bitişimli olması. Geçenlerde bir yazı başlığı koydum gazetedeki köşemde. Sığmadı. 'Kutupsallaştıramadıklarımızdan mısınız?’ Başka hiç bir dilde böyle konuşamazsınız. Bitişikli ulamalı dillerde öyle kelime sayısıyla dilin gücünü ölçemezsin.(Erol Göka)
100 öğeden 11 ile 20 arasındakiler gösteriliyor.