Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla Ahi Evren - Mevlana Mücadelesi

·
Okunma
·
Beğeni
·
936
Gösterim
Adı:
Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla Ahi Evren - Mevlana Mücadelesi
Baskı tarihi:
16 Mart 2012
Sayfa sayısı:
319
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054336760
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Nüve Kültür Merkezi Yayınları
Baskılar:
Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla Ahi Evren - Mevlana Mücadelesi
Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla Ahi Evren - Mevlana Mücadelesi
Bu çalışmada Ahi Teşkilâtı’nın baş mimarı olan büyük halk filozofu ve fikir adamı Ahi Evren diye bilinen Hace Nasirü’d-din Mahmud hakkında yeni bulgu ve bilgiler sunulduktan sonra, bu yeni bulgu ve bilgiler ışığında latifeleriyle tanınan Nasreddin Hoca ile lâkabı Nasiru’d-din olan Ahi Evren’in aynı kişi oldukları gösterilmektedir. Böylece Anadolu Selçukluları devrinin bir ünlü, fikir ve aksiyon adamının gerçek kişiliği su yüzüne çıkarılmış ve etrafındaki esrar perdesi aralanmış bulunuyor.

Bu çalışmadan sonra bu alanda yürütülecek olan araştırmalar ve çalışmalar ile Filozof Nasreddin Hoca gerçek yönü ve fikirleri ile yeniden gündeme gelecektir. Ahi Evren Şeyh Nasirü’d-din Mahmud’un “Letâif-i Hikmet” ve “Letâif-i Gıyasiyye” adlı eserlerindeki birtakım lâtife ve hikâyelerin halk arasında Nasreddin Hoca Lâtifeleri olarak yer aldığı ve bazı Nasreddin Hoca Lâtifeleri’nin de Ahi Evren Nasirü’d-din Mahmud’un eserlerindeki anlatımlardan ve yorumlardan alındığı veya hayatından izler ihtiva ettiği gösterilmektedir.

Tabii 700 senelik zaman süreci içinde halk muhayyilesinin ortaya koyduğu pek çok hikâye ve anekdotların Nasreddin Hoca’ya nisbet edildiği de gözlenmektedir.

Nasreddin Hoca’nın Ahi Evren Hace Nasirü’d-din Mahmud olduğu ve onun da eserlerinin ortaya çıkması ve bu eserlerin sahibi olarak hayat hikâyesinin de aydınlatılması ve gerçek şahsiyetinin tanınması ile Nasreddin Hoca’ya nisbet edilen şeyleri tanıma ve belirleme imkânı doğmaktadır. Nasreddin Hoca’nın lâtifelerinin aslında meşâyıh menakıb-nameleri türünde bir eser olduğu ve bu lâtifelerin Ahi Hace Nasiru’d-din’in hayat hikâyesi ile ilgili izler taşıdığı ve onun hayat hikâyesini detaylandırdığı görülmektedir. Böylece lâtifelerin Türkiye Selçukluları devrinin sosyal ve kültürel olaylarına ne şekilde açıklık getirdiği belirtilmektedir.

Bu eserde tarihin karanlıklarına terkedilmiş bir bilge kişi olan Ahi Evren Hace Nasirü’d-din Mahmud’un çağdaşı olan Mevlânâ Celâlü’d-din-i Rumî, etrafındakiler ve devlet adamları ile ilişkileri açıklanmaktadır.
Köl Tigin
Köl Tigin Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla Ahi Evren - Mevlana Mücadelesi'ni inceledi.
319 syf.
Mikail Bayram, bu eserinde bizlere, bir tarafta Anadolu'daki fikir hareketlerinden birisinin öncülerinden ve tasavvufi düşünceleri ile bir döneme damga vurmuş Mevlana ile bir tarafta tarihimizde Ahi Teşkilatı'nın kurucusu olarak yer etmiş Ahi Evren arasındaki siyasi, dini, sosyal mücadeleyi ele alıyor. Tabularınızın yıkılmasına hazır olun!

Mevlana sevdalıları kitaba ve yazara saldırmadan önce yazarı size biraz tanıtayım: Mikail Bayram, 1966 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyet Fakültesi'ni bitirdi. Mezuniyet tezi olarak "Zerdüşt ve Avestası" üzerinde çalıştı. İki yıl orta öğretimde Din Kültürü öğretmenliği yaptı. 1968'de Konya Yüksek İslam Enstitüsü'ne (Bugünkü İlahiyat Fakültesi) Fars Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyeliğine tayin edildi. Muhtelif İlahiyat Fakültelerinde Fars Dili ve Edebiyatı, Osmanlı Paleografyası ve İslam Tarihi dersleri okuttu. Bu dönemde bir yıl süre ile Bağdat Edebiyat Fakültesi'nde Arap Dili ve Edebiyatı üzerinde ihtisas yaptı. Yüksek Lisans ve Doktora çalışmaları süresince Türkiye kütüphanelerinde bulunan el yazması eserler üzerinde araştırma ve incelemelerde bulundu. Özellikle İran Edebiyatı'nın Anadolu'daki uzantısı üzerinde ihtisaslaştı. Bu vesile ile Türkiye Selçukları döneminde Anadolu'daki dini-tasavvufi ve fikri hareketleri takip etme imkanı buldu. Bu kadar tanıtma yeterli olacaktır. Bu yazılanlar da sizi tatmin etmediyse eğer bundan sonraki yazacaklarımı hiç okumayın! Cahilsavarımı kullandığıma göre kitabı anlatmaya geçebilirim.

Mikail Bayram kitabın önsüzünde, eserin 40 yıllık araştırma ürünü olduğunu, hayatının bir kısmını bu araştırmaya adadığını ve hala devam ettiğini söylüyor. Yeni bulgular ortaya çıktıkça da eseri güncellediğini belirtiyor. Eser tamamen kaynaklar ile bütün anlatılanlar destekleniyor. Gerçekten kaynak çok fazla, kitap hazırlanırken emek verildiği ortada. Dönemin el yazması kaynaklarını yine dönemin yazarları tarafından yazılan eserleri kaynak kullanıyor hatta dönemin levhalarınıda kullanarak Mikail Bayram, o dönemi okurlara objektif ve akademik bir üslup ile anlatıyor. Mikail Bayram, Ahi Evren'in Nasreddin Hoca ile aynı kişi olduğunu şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatladığını belirterek alanında uzman diğer akademik yazarlara bir atıfta bulunuyor. Yazar, kitaba yönelik olumlu ya da olumsuz bir eleştiri dahi gelmediğini ve kendisi tarafından ortaya çıkarılan kaynaklar üzerinden isteyenin araştırması üzerine katabileceğini ayrıca bu konuda akademik yazarlar neden eski kaynaklar üzerinden araştırmaya gittiğini ve kendisinin araştırmasını görmezden gelindiğini kitabın giriş kısmında sitemini sert bir şekilde belirtiyor. Bu bana ülkemizdeki akademik kadroda kimlerin ne amaçla bulunduğunu göstermiş oluyor. Ayrıca size Mikail Bayram'ın bu kitabın konusu olan Ahi Evren-Mevlana mücadalesini ortaya çıkardığı için bir akademisyen tarafından gelen tepkiyi paylaşmak istiyorum: "Vaktiyle bir ağabeyim Türkoloji kongresi esnasında iki arkadaşı ile birlikte yanıma gelerek bana bir öğütte bulundu. Bu muhterem zat şöyle diyordu: 'Ben senin Ahi Evren Nasirüddin ile ilgili yazılarını okudum. Bu günde bir bildirini dinledim. Öyle görüyorum ki, Osmanlı uleması Hz. Mevlana ile Ahi Evren arasındaki muhalefeti biliyorlardı. Fakat bu iki mübarek zat arasında cereyan eden, senin anlattığın o hoş olmayan hadiselerin halktan ve efkar-ı umumiyeden gizli kalmasını ve onlar arasında geçen mücadele ile ilgilenmemeleri için bunu örtmeye çalıştılar. Sen ise bunun aksini yapıyorsun. Üzeri küllenmiş olan hadisenin üstünü açıyorsun. Gönlüm buna razı gelmiyor. Bir vebal altındasın. Bu işin üstüne düşmeni tavsiye etmiyorum' Ben de bu muhterem ağabeyime o zaman şunu söyledim: 'Benim de Ahi Evren, Baba İlyas-i Horasani ve daha başkalarının terk edilmiş, mazlum, ebter, aşağılanmış olarak kalmalarına gönlüm razı olmuyor. Bu kişilerin ilmi ve fikri miraslarından mahrum kalınmasını milletimiz için bir kayıp olarak düşünüyorum. Keşke Ahi Evren ve diğerlerinin eserleri de Mevlana'nın Mesnevi'si kadar okunsaydı. Okunsaydı Anadolu'nun ilmi ve fikri gücü daha yüksek ve daha renkli olurdu. Anadolu'da fikir ve sanat alanındaki gelişmeler daha farklı olacaktı. Şimdi bizler de o devrin tarihine daha objektif bakma ve görme imkanı bulmuş olacaktık." Yorum ve takdiri size bırakıyorum!

Gelelim kitabın asıl yazılma sebebi olan Ahi Evren'i tanıtmaya. Ahi Teşkilatı'nın baş mimarı olan debbağların piri, büyük halk filozofu ve fikir adamı Ahi Evren diye bilinen Hace Nasirü'd-din Mahmud, aynı zaman latifeleri ile Türk tasavvuf tarihinde iz bırakmış olan, nüktedan bir karaktere sahip ama gerçek profilinin dışında alaycı, çıkarcı, kurnaz, düzenbaz, ahlaksız gibi lanse edilmiş Nasreddin Hoca'nın ta kendisi! Horasan ve Maveraünnehr'e giderek o yöredeki büyük üstadlardan ders aldığı ve en çok da ünlü Eş'ari kelamcı, Herat Kadısı Fahruddin Razi'den yararlandığını ve özellikle Tefsir, Hadis, Kelam, Fıkıh, ve Tasavvuf gibi dini ilimler yanında Felsefe ve Tıb sahasında da sivrilmiş ve bu konularda eserler vermiş olduğunu öğreniyoruz. Evhadüddin Kirmani ile Anadoluya gelerek Kırşehir'de Ahilik teşkilatını kuruyor. Dönemin Selçuklu sultanı, Türkmen dostu ve koruyucusu olan I. Alaaddin Keykubat tarafından himaye altına alınan Ahilik Teşkilatı, bütün Anadolu'ya yayılma fırsatını buluyor. Mikail Bayram, bu güne kadar Ahi Evren üzerinde sürdürülen çalışmalar neticesinde onun 20'ye yakın eserini tesbit etmiş olduğunu belirtiyor. "Ahi Evren'in bu felsefi kişiliğinin sanatkar kişiliği ile birleşmesi Ahi Teşkilatının kurulmasında önemli bir etken olmuş görünüyor. Felsefi anlayışı içinde, toplumların refah seviyesini yükseltmek için sanatı yaygınlaştırmak gerektiğine ve sanatın kutsal bir meslek olduğuna olan inancı Onun sanatkarları organize etmeye ve topluma hizmet sunmaya sevkeden faktörlerden biridir. Ahi Evren'in felsefi düşüncelerinin Anadolu'da devlet tarafından himaye görmesi ise, Ona düşüncelerini uygulama fırsatı vermiştir." (Syf. 228) Yıllarca bizlere yanlış tanıtılan Nasreddin Hoca yani Ahi Evren işte böyle biri.

Ahi Evren, Selçuklular zamanında Anadolu'da Moğollara ve Moğol yanlısı iktidarlara karşı sürdürülen isyanlarda önder isim olduğu için bu iktidarlar onun adını unutturmak ve izini silmek için özel bir gayret göstermişlerdir. Böylesine unutulmaya mahkum edilmesinin bir önemli sebebi de Moğol ve Moğol yanlısı iktidarın himaye ve desteğinde Anadolu'da fikri üstünlük kuran Mevlana Celaleddin ve Mevlevilerin onun aleyhinde sürdürdükleri olumsuz propagandalardır. Mevlana'nın baş düşmanı olan Ahi Evren, onu Mesnevi'sinde hiç adıyla anılmamış daha çok Cuha (Hocacık), İblis, Muhannes (Eş cinsel), Pelid (Çirkef), Mar ve Ejder (yılan), Kundeh (Pespaye), Bedhuy (Kötü huylu), Köse ve Hadım gibi aşağılayıcı, tahkir ve tezyif edici sözlerle anmıştır. Aralarındaki düşmanlığın bir kaç madde de ele almak lazım, 1. Etmen her ikisininde farklı dini düşünce tarzını benimsemeleri. Ahi Evren, gerçek bilgiyi elde etmek için aklın ve mantığın ölçü olduğunu savunan hatta aklı, imana varmanın ve Allah'ı bulmanın vasıtası olarak gören akliyeciler (Rasyonalist) düşünce tarzını; Mevlana ise, gerçek bilginin içe doğuş ile elde edilebileceğini, imana varmak, Allah'ın bilmekte aklın hiç bir fonksiyonu olamayacağını, içe doğuş ile hidayeti ilahi ile Allah'a varılabileceği, iman edilebileceği tezini savunan, sezgiciler (içe doğuşçu) düşünce tarzını benimsemiştir. 2. Etmen Şems-i Tebrizi'nin Ahi Evren tarafından (Şems öldürüldüğü zaman Ahi Evren, dönemin veziri olduğu için onun bu işte parmağı olduğu düşünülüyor) öldürülmesi. 3. Etmen Mevlana ve çevresinin Moğolları ve Moğol yanlısı iktidarı destekleyip, Moğolları Anadolu'ya çağırmasına karşı çıkan Ahi Evren ve Ahiler'in Moğol emperyalizmine karşı mücadele içinde bulunması. 4. Etmen Şems-i Tebrizi'nin Konya'da livata (oğlancılık) fiilini yaymak istemesine Ahilerin karşı gelmesi şeklinde aralarındaki muhalif durum açıklanabilir.

Mikail Bayram, Mevlana'nın Şems-i Tebrizi yolu ile Moğollarla tanıştığını söylüyor ve kendisinin savunduğu teoriye göre Şems'in bölgeye Moğollar tarafından bilinçli olarak gönderildiğini ve bir Moğol ajanı olabileceğini belirtiyor. Bana mantıklı geldi. Çok garibsenecek bir teori değil, kitabı okuduğunuz zaman size de mantıklı gelecektir. Gerek Mevlana'nın gerek Şems-i Tebrizi'nin sohbet meclislerinde Moğolların zulmünü ortaya atanlara, her defasında Moğol aleytarlığı yapanlara öfkelenmeleri, Moğol zulmünü haklı göstermeye çalışmalarını okudukça Türk düşmanlığı yaptıkları açıkça görülüyor. İnanmayanlar için: "Hulagu Han tarafından Anadolu'ya vezir olarak tayin edilen Tacudin Mutez, Moğollara ait vergileri toplamakla görevliydi. Mevlana'ya yazdığı bir mektupta: "Moğolların işlerinin çokluğundan ve onlara hizmet etmekten vakit bulup ziyaretinize gelemiyorum" demektedir. Mevlana da ona Moğollara hizmet etmesinin hakça bir iş olduğunu, Moğollar'ın, müslümanlara emniyet ve güven sağladıklarını bildirmektedir ve "Sen Moğolları'ın gönlünü rahatlatarak müslümanların huzur içinde kulluk etmelerini sağlıyorsun" demektedir. İşte Mevlana ve çevresindekiler böyle bir siyasi anlayış içinde olmuşlardır." (Syf. 237) Dahası var Hulagu Han tarafından bizzat Mevlana'ya "Şeyhir Rum" unvanı veriliyor. Mevlana'ya unvanda yetmemiş olacak ki Ahi Evren'in Moğol asıllı Mevlevi Nureddin Caca tarafından katledilmesinin ardından Anadoludaki bütün tekke ve zaviyeler Mevlevilere bağlanıyor, özellikle Ahilerin malları müsadere ediliyor. Bu müsadere edilen malların parası Mevlanaya gönderilerek yandaşlarına dağıtılıyor. Daha bitmedi dahası var Mevlana'nın moğol seviciliğinin nimetlerini yemeye devam ediyor. Mevlana, Moğollar arasında o kadar güçlü ki iktidara istediğini atayabilecek konuma geliyor. Hepimizin bildiği dönemin önde gelen devlet adamları Pervane Süleyman, Tacüddin Muted, Nureddin Caca, Atabeg Mecdüddin, Fahrüddin Ali gibi devlet adamları onun girişimleri sonuçları görev başına geliyor. Bu yüzden o dönemde Anadolu'nun yönetiminde söz sahibi olan bu siyasiler, Moğol iktidarı yanlısı kişiler olarak bilinirler. Mevlana'nın bu kişilere yazdığı çok sayıda mektuplar bulunmaktadır. Bu mektuplar incelendiği zaman onun bu Moğol yanlısı siyasilerle ortak bir siyasi anlayış ve tutum içinde bulunduğu, onların da Mevlana'yı saydığı, değer verdiği açık olarak fark edilmektedir. Bu durum bana FETÖ'yü anımsattı. Benzer şeyleri onlarda yapıyordu.

Mikail Bayram, önemli kaynak olarak kullandığı Mesnevi'yi de anlatıyor. Döneminde Mevlana'nın bir magazin kitabı olarak kullandığını, düşmanlarını tahkir etmek için yazdığını, kadın düşmanlığı yaptığını ve bence en tuhaf olan kısmı Mevlana'nın kendisini peygamber ilan ettiğini ve yazdığı Mesnevi'nin vahy ile Allah tarafından gönderildiğini öğreniyoruz.

Ahi Evren ile Mevlana arasındaki çekişme aslında iki insan arasında basit bir güç savaşı gibi görünse de, Mevlana'nın TÜRKMEN DÜŞMANLIĞININ vücut bulmuş halidir. Kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Kitabın tek eksi yanı çok fazla kendisini tekrar etmesi. Belki en az 100 sayfa tekrar çıkar ama bu sizi yanıltmasın kitapta gerçekten özgün bilgiler var, okunmaya değer. Yıllarca bize Ahlak abidesi olarak tanıtılan Mevlana'nın gerçek yüzünü görmek isterseniz ve Ahi Evren nam-ı diğer Nasreddin Hoca'yı yakından tanımak isterseniz bu kitabı mutlaka okuyun.
Seyid Ahmet GÜLTEKİN
Seyid Ahmet GÜLTEKİN Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla Ahi Evren - Mevlana Mücadelesi'ni inceledi.
320 syf.
·5 günde
Prof. Dr. Mikail Bayram Kitabında Ahi Evren Hace Nas!rü'd-din Mahmud (Nasrettin Hoca) nın sadece nüktedan olmadığı, Anadolu Selçukluları devrinin, büyük bir ilim ve fikir adamı olduğunu belgeleri ile ortaya koymaktadır. Kendisine ait takribi 25 civarında eserinin bulunduğu belirtilmektedir. Ayrıca Ahi Evren ile Mevlana arasındaki sürtüşmenin hangi safhalara vardığını hayretler içerisinde okuyorsunuz. Moğol saldırılarına karşı Âhi ve Türkmenleri örgütleyerek direnen Ahi Evren bu yönü ile de iyi bir lider olduğunu ortaya koymuştur. Bu mücadelede eşi Fatma Bacı Dünyanın ilk kadın sivil toplum örgütü Bacıyan-ı Rum’ u kurmuştur. Yani Rum Bacıları örgütüdür. O tarihlerde Anadolu, İslam dünyasında Rum diyarı olarak adlandırılmaktaydı. Fatma Bacı eşinden esinlenerek kadınların da ekonomik, kültürel ve askeri olarak toplum hayatında aktif rol üstlenmelerini sağlamaya çalışmıştı. Ama ne yazıktır ki bu gayretleri ve mücadeleleri onlara hep acı ve keder olarak geri dönmüştür. Hatta Mevlana hem Ahi Evren’ e hem de eşine hicivli şiirleri ile acımasızca eleştirmiştir. Hoşgörünün simgesi olan Mevlana’ nın hicivli şiirleri ni anlamakta kendimce sıkıntı çektim. Bu güne kadar Ahi Evren Hace Nas!rü'd-din Mahmud’ u bize hep göle maya çalan insan olarak lanse etmeleri acaba Moğollar dan kalma geleneğin devamı olsa gerektir diye düşünüyorum. Bu konuda niye araştırmalar yapılmamıştır? Niye eserler yazılmamıştır? Anlamak zor. Mevlana bizim se eğer, Ahi Evren Hace Nas!rü'd-din Mahmud, Hacı, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Taptuk Emre ve daha adlarını yazamadığım tüm Gönül Erleri de bizimdir. Tarih okumayı seven okurlar için ezber bozan bir kitap. Okur iken bir yandan başka eserlere de bakmanıza vesile oluyor, bu nedenle okumalarını tavsiye ederim.
Hüsamettin Çalışkan
Hüsamettin Çalışkan Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla Ahi Evren - Mevlana Mücadelesi'ni inceledi.
319 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Bütün bildiklerim alt üst oldu. Şaşkın durumdayım. Belgeleri de var ve mantıklı deliller öne sürülmüş. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Çünkü çok önemli bilgiler var...
Eren Mace
Eren Mace Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla Ahi Evren - Mevlana Mücadelesi'ni inceledi.
344 syf.
·4 günde·8/10 puan
Yer yer tekrara düşmesi dışında belgeleriyle gerçekleri ortaya koyuyor. Ahi Evren aklı savunan bir Türk Mevlana ise sezgiciliği ön plana çıkartıyor. İbn Sina/İbn Rüşt- Gazali mücadelesinin Anadolu'da ki yansımasıdır. Kazanan günümüzde de görüldüğü üzere Aklı terkeden boyun eğen anlayışın müsebbibi olan Gazali ve Mevlâna'dır. Nihal Atsız Mevlana hakkında gerçekleri ortaya koymuştu. Mikail Hocamız da belgeleriyle bizlere sunuyor. Gerçekler saklanamaz. Mevlana'ya çizilen portrenin foyası meydana çıkıyor.
Özgün Coşkun
Özgün Coşkun Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla Ahi Evren - Mevlana Mücadelesi'ni inceledi.
344 syf.
·7 günde·7/10 puan
Mevlanayı nasıl bilirsiniz diye bir soru ile incelememe başlayacak olursam, bir çoğunuz çok büyük bir din adamı, filozof, alim, mutasavvıf dersiniz ve bunların hepsi de doğru. Ancak Mevlana’nın siyasi tarafını pek kimse bilmez. Oysa kitapta da anlatıldığı üzere Mevlana büyük bir din alimi olduğu kadar çok önemli bir siyasi figür.

Nasreddin Hoca’yı da hepimiz biliriz. Anadolu’nun fıkralarıyla insanlara ders veren aydın kişiliği. Bilinen o kadar çok az şey var ki Nasreddin Hoca ile ilgili yaşayıp yaşamadığı bile muğlaktır bir çok insana göre. Ama Nasreddin Hoca Anadolu Selçuklular döneminde yaşamış. Zamanının en önemli fikir adamlarından biri. Vezirlik yapmış, yılanlardan zehir elde edip ilaç üreten bir bilim insanı aynı zaman Ahi teşkilatını kuran bir örgütçü. Gerçek adı da Hace Nasirü’d-din Mahmud, Ahi Evren.

Kitap işte bu iki devrin büyük adamının güç odağının mücadelesini anlatıyor. Aslında İslam dünyasında yer alan iki karşıt görüşün Anadoludaki mücadelesi. Bir tarafta Mevlana ve Şems önderliğindeki sezgiciler ile Nasreddin Hoca’nın da aralarında bulunduğu akliyeciler arasındaki güç kavgasını anlatıyor kitap. Bu mücadele de her siyasi mücadele gibi çok kanlı. Cinayetler, katliamlar, sürgünler… Şiirlerinde insanlara sürekli insan sevgisinin kutsallığını anlaran Mevlana ve Şems’ten beklenmeyecek bir şey ama konu güç olunca her şey bir kenara bırakılıyor tarih boyunca olduğu gibi. Aslında bu iki karşıt güç birer güç odağı olmaları dışında daha büyük bir güç mücadelesinin araçları aynı zamanda. Moğollar tarafından desteklenen Mevlana ve Türkmenlerin desteklediği Nasreddin Hoca. Mevlana’nın Moğol severliliği üst deviyede. Keza Şems’in de aynı şekilde. Her ortamda Moğol işgalinin haklılığını savunuyorlar. Moğolların pagan olmasına rağmen. Moğolların yaptığı katliamları bile savunacak kadar Moğolcu bu iki zat. İnsan sevgisinin öneminden bahseden biri için Moğollara karşı duranlar insan bile değil belli ki. Nasreddin Hoca da Moğol işgaline karşı duruş sergileyen biri. Bu sebeple de hayatını kaybediyor zaten.

Kitap kesinlikle iyi bir araştırma kitabı. Tarih sevenlerin özellikle Anadolu Selçuklular zamanına ilgisi olanların okuması gereken bir eser. Mevlanaseverlerin hoşuna gitmeyecek birçok bilgi olsa da ben onların da okumasını tavsiye ederim. Karşılaşacakları gerçekler hoşlarına gitmese de bilgi en kıymetli şey.

Kitap ile ilgili iki eleştirim var. İlki kitabın dili ile alakalı. Çok fazla Arapça, Farsça kelime hatta cümle olması akıcılığı sekteye uğratıyor. Bu sıkıntı o derece ki bazı cümlelerin neredeyse tamamını anlayamadım. Diğer bir sıkıntı ise kitabın kendini tekrarlaması. Aynı bilgilerin aynı cümle yapısı ile karşınıza dört beş kez çıktığı oluyor. Bu kadar sık tekrara gerek yok kanımca. Zira bu da kitabın akıcılığını düşürüyor ve kağıt israfına sebep oluyor.
Ünal Özüm
Ünal Özüm Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla Ahi Evren - Mevlana Mücadelesi'ni inceledi.
320 syf.
·33 günde·3/10 puan
Ahi Evren Hace Nasiru'd-din Mahmut (Nasrettin Hoca) ile Mevlana Celalü'd-din-i Rumi çekişmesini kaynaklarla gün yüzüne çıkaran bir bir kitap.

Kaynaklara dayanılması açısından değerli bir kaynak, ancak belirtmek isterim ki; kelimesi kelimesine bir çok tekrarın varlığı ve Türkçe yazılmasına özen gösterilmemesi nedeni ile benim açımdan oldukça olumsuz etki yarattı. Tekrarları çıkarsak her halde 320 sayfalık kitap 200 sayfaya düşer.

Ayrıca yazarın kendini fazlaca övmesi ayrı bir eleştiri konusu. Bırakın okur sizi övsün.

Bir başka eleştiri konusu ise başka yazarlarla sürtüşmelerini kitaba alıntılaması. Bir tarihi değerlendirme kitabı yazıyorsunuz, gündelik yazar sürtüşmelerini buraya taşıyorsunuz. Olmamış.

Eleştiriye rağmen gerçeklerin bilinmesi açısından okunabilir..
sukru
sukru Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla Ahi Evren - Mevlana Mücadelesi'ni inceledi.
319 syf.
·6 günde·9/10 puan
Öncelikle kitabın oluşumu öncesi çok emek harcandığı belli. Yazarı gerçeklerin peşine düşme azmi, gerçekleri belgelendirme çabası ayrıca belgeler arası yorumlama ve eserin yazım tarzından(ayrıca tarih ve mekan karşılaştırmaları da yaparak) başkasına mal edilen eserin asıl sahibini ortaya çıkarmasını takdir ediyorum. Bir diğer takdir konusu da bu eser duyulması istenmeyen gerçekler üzerine olduğundan tepkileri göze alarak yapılmasıdır. Eleştirim ise kitapta tekrara gereğinden fazla düşülmesi,aynı paragrafı 15-20 defa okuduğum olmuştur. Bazı bilgiler çokça tekrarlanıyor.
Sıtkı Öztürk
Sıtkı Öztürk Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla Ahi Evren - Mevlana Mücadelesi'ni inceledi.
319 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Uzun zamandır kütüphanemde sırasını bekleyen bir eserdi. Nihayet okumak nasip oldu.
...
Daha çok menakıbnamelerde anlatılan efsanevi kişilikleriyle karşımıza çıkan, fakat aslında gerçek tarihi kişilikler olan, Hace Nasirüddin Mahmud (namı diğer; Ahi Evren) ile Muhammed Celaleddin (namı diğer; Mevlana) rekabetini ilmi deliller ve kaynaklar ışığında ele alan etkileyici bir eser.

Dönemin ilmi, felsefi ve manevi atmosferini, siyasi çekişmelerini ve sosyal meselelerini de ele alan, Moğol istilası altında Anadolu'da yaşanan bölünmeyi ve çözülmeyi gözler önüne seren önemli bir çalışma.

Dahası; Hoca Nasireddin Mahmud'un yani Ahi Evren'in halk arasında fıkralarıyla meşhur Nasreddin Hoca olduğu iddiası ve bu iddiayı güçlü kılan deliller oldukça etkileyici...

Ahilik ve Mevlevilik hakkında bilinmesi gereken daha birçok şey ve Mesnevinin bilinmeyenleri...
...
Okumak için yeterli bence...
Mevlana Şems-i Tebrizi'nin tekrar Konya'ya gelişinden dolayı duyduğu sevincini ifade eden "Amed" (Geldi) redifli birkaç tane şiir yazmıştır. Bu şiirlerden birisinin birkaç beytinin tercümesi şöyledir: "Ayım, güneşim geldi. Gözüm kulağım geldi. O saf gümüşüm geldi. Altın yatağım geldi. Beni sarhoş edenim geldi. Gözümün nuru geldi. Başka neler istersem. O başka şeyim geldi. Ölümden niye korkayım ki, hayat-suyu kaynağım geldi. Kınayıcılardan korkmam artık. Çünkü siperim geldi."
Eflaki anlatıyor: Bir defasında Mevlana -eğitim ve öğretimi için- oğlu Sultan Veled'i Şems'in hizmetine teslim ederken Şems'e: "Sultan Veled çok temizdir. Bugüne kadar hiç kimse ona livata fi'ilinde (oğlancılık-gulamparelik) bulunmadı." demiştir. Livata fiilini işlemesi ile tanınan Şam'daki Şeyh Ali Hariri'nin de Mevlevi çevrelerde ulu bir kişi olarak vasfedilmesi bu ahlaki çöküntünün bu çevrelerde kabul gördüğünü göstermektedir.
Mevlana kendisini Nuh Peygambere benzetmekte ve "Nuh dokuz yüz yıl hakka davet etti fakat gene kavmi inkara devam etti. Ay, nur saçtı, köpekler ise, yaradılışları icabı havlayıp durdu. Ama köpeklerin havlaması kervanı yolundan alıkoyamaz" diyerek kendisinin ay olduğunu, nur saçmaya devam ettiğini söylemektedir.
Mevlana da "Mesnevi" sinde kadın cinsini konu alan onlarca hikaye anlatmakta ve bütün bu hikayelerde kadınları tezyif ve tahkir etmektedir. Kadın tabiatında aşağı ve kötü eğilimler bulunduğunu savunmakta ve bu kötü ve aşağılık eğilimleri şairane ve mübalağalı bir üslubla anlatmaya çalışmaktadır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla Ahi Evren - Mevlana Mücadelesi
Baskı tarihi:
16 Mart 2012
Sayfa sayısı:
319
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054336760
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Nüve Kültür Merkezi Yayınları
Baskılar:
Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla Ahi Evren - Mevlana Mücadelesi
Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla Ahi Evren - Mevlana Mücadelesi
Bu çalışmada Ahi Teşkilâtı’nın baş mimarı olan büyük halk filozofu ve fikir adamı Ahi Evren diye bilinen Hace Nasirü’d-din Mahmud hakkında yeni bulgu ve bilgiler sunulduktan sonra, bu yeni bulgu ve bilgiler ışığında latifeleriyle tanınan Nasreddin Hoca ile lâkabı Nasiru’d-din olan Ahi Evren’in aynı kişi oldukları gösterilmektedir. Böylece Anadolu Selçukluları devrinin bir ünlü, fikir ve aksiyon adamının gerçek kişiliği su yüzüne çıkarılmış ve etrafındaki esrar perdesi aralanmış bulunuyor.

Bu çalışmadan sonra bu alanda yürütülecek olan araştırmalar ve çalışmalar ile Filozof Nasreddin Hoca gerçek yönü ve fikirleri ile yeniden gündeme gelecektir. Ahi Evren Şeyh Nasirü’d-din Mahmud’un “Letâif-i Hikmet” ve “Letâif-i Gıyasiyye” adlı eserlerindeki birtakım lâtife ve hikâyelerin halk arasında Nasreddin Hoca Lâtifeleri olarak yer aldığı ve bazı Nasreddin Hoca Lâtifeleri’nin de Ahi Evren Nasirü’d-din Mahmud’un eserlerindeki anlatımlardan ve yorumlardan alındığı veya hayatından izler ihtiva ettiği gösterilmektedir.

Tabii 700 senelik zaman süreci içinde halk muhayyilesinin ortaya koyduğu pek çok hikâye ve anekdotların Nasreddin Hoca’ya nisbet edildiği de gözlenmektedir.

Nasreddin Hoca’nın Ahi Evren Hace Nasirü’d-din Mahmud olduğu ve onun da eserlerinin ortaya çıkması ve bu eserlerin sahibi olarak hayat hikâyesinin de aydınlatılması ve gerçek şahsiyetinin tanınması ile Nasreddin Hoca’ya nisbet edilen şeyleri tanıma ve belirleme imkânı doğmaktadır. Nasreddin Hoca’nın lâtifelerinin aslında meşâyıh menakıb-nameleri türünde bir eser olduğu ve bu lâtifelerin Ahi Hace Nasiru’d-din’in hayat hikâyesi ile ilgili izler taşıdığı ve onun hayat hikâyesini detaylandırdığı görülmektedir. Böylece lâtifelerin Türkiye Selçukluları devrinin sosyal ve kültürel olaylarına ne şekilde açıklık getirdiği belirtilmektedir.

Bu eserde tarihin karanlıklarına terkedilmiş bir bilge kişi olan Ahi Evren Hace Nasirü’d-din Mahmud’un çağdaşı olan Mevlânâ Celâlü’d-din-i Rumî, etrafındakiler ve devlet adamları ile ilişkileri açıklanmaktadır.

Kitabı okuyanlar 38 okur

  • Ömer
  • Oğuzhan
  • Yunus Emre
  • sukru
  • Nurullah Çetinkaya
  • ozan yazıcı
  • H.Abdullah Koç
  • Sıtkı Öztürk
  • Redlaem
  • Sacit kırdaş

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%31.6 (6)
9
%31.6 (6)
8
%5.3 (1)
7
%0
6
%5.3 (1)
5
%5.3 (1)
4
%0
3
%5.3 (1)
2
%0
1
%0