Sözcükler

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.692
Gösterim
Adı:
Sözcükler
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059372121
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Maviçatı Yayınları
Renkli camlar, payanda kemerleri, yontulmuş kapılar, din şarkıları, ağaç ya da taşa oyulmuş çarmıha gerilişler, mısra biçiminde düşüncelere dalışlar (Meditations) ya da şiirsel uyumlar. Bütün bu sanatlar doğruca Tanrısal Olan’a götürüyordu bizi. Tabii, doğal güzellikleri de eklemek gerekirdi buna. Tanrı’nın yapıtlarıyla büyük insansal yapıtları aynı ruh canlandırıyordu. Aynı gök kuşağı parlıyordu çağlayanların köpüğünde, aynı gök kuşağı oynaşıyordu Flaubert’in satırları arasında, Rembrandt’ın loş karanlıklarında: Ruh (Esprit - Akıl) idi bu. Ruh Tanrı’ya insanlardan söz ediyor, insanlara Tanrı’nın tanıklığını yapıyordu. Olağanüstü kimi hal ve şartlarda, örneğin dağda bir fırtına koptuğu, Victor Hugo esinlendiği zaman, ‘’Gerçek’’in, ‘’Güzel’’in, ‘’İyi’’nin birbirine karıştığı En Yüksek Nokta’ya erişilebilirdi...
188 syf.
·21 günde·Beğendi·9/10
Bana göre yazın türleri arasında en zor olanlarından ve hatta en zor olanı otobiyografidir.Çünkü;Otobiyografide yazar kendini şeffaf bir şekilde ve objektif olma zorunluluğuyla anlatmaya çalışır.Eminim bir çok kişi bunu yapamaz.Net olarak söylemeliyim ki ben yapamam.Bırakın yazmayı ,kişinin kendini sözlü olarak anlatabilmesi bile ne zor bir uğraştır...Haksız mıyım?
Otobiyografi yazarken, muğlak anılara yer vermek,doğruluğu kesin olmayan bilgileri aktarmak yazıyı çok güçsüzleştirir.Zira aktarılmaya çalışılan olay örgüleri ,evrensel olarak kabul edilmiş tekniklerle dizilmeli ve beraberinde düşünsel bir planla bir araya getirilmelidir ki anlaşılabilsin ve edebi bir hüviyet kazansın.
Sözcükler’de Jean-Poul Sartre tamda yukarıda bahsettiğim Edebiyat çevreleri tarafından kabul gören tekniklere dayanarak kitabı kaleme almış.Kişinin cüretkar olabilmesi ne büyük bir meziyet.Başkasına karşı bu meziyeti göstermek zor bir iş.Kişinin kendisine cüretkar bir tavırla yaklaşması nedir sizce?Bence imkansız.Sartre imkansızı başarabilmiş mi tartışılr...Şahsi fikrim bu kitapta imkansıza yakın bir anlatım var.
Kitap iki bölümden oluşuyor.Okumak ve Yazmak.İlk bölüm; Sartre’nin babasının ölümü sonrasında annesi ile büyükbabasının evine yerleşmesi ile başlar.Büyükbabasının kütüphanesinde dönemin en ünlü edebiyatçıları Mallarme,Corneille,Baudelaire,Flaubert,Maupassant,Geothe,Merimee, Chateaubriand ve daha bir çok yazarla tanışma imkanını bulur. Kitaplarla sırf farklı görünebilmek,sevilebilmek,ailesi ve çevresindeki insanlar nezdinde statü elde edebilmek için kurduğu zaruri dostluğu anlatır.Okuduğu yazarları “küçük arkadaşlarım”diye tanımlıyor,büyük babasının kütüphanesini de “tapınağım”diye..Aslında 7-8 yaşlarında o kitapları okumaz...(-muş gibi yapar)Bu onun için bir oyundur adeta.Bu oyunu anlatırken kendiyle yüzleşmesi ve içsel ironisi çok etkileyicidir. Zaten kitabın en önemli bölümleri de bu anlatımdaki çözümleme paragrafları.Hani demiştim ya anlatım imkansız bir noktada.İşte bu paragraflardaki tahlilller kesinlikle imkansız...Örneğin ;Çok sevilen,el üstünde bir çocuk olmasına karşın bir bölümde yazar kendisini şöyle anlatıyor;”Bir köpeğim ben.Esniyorum.Gözümden yaşlar akıyor,hissediyorum aktıklarını.” Yine “Bir sineğim,bir camdan yukarı tırmanıyor ve aşağıya yuvarlanıyorum” diye anlatıyor.Kendisine kurulan sahte dünyadaki sahte kişiliğiyle yüzleşmesi kayda değer.Bir de şu cümleye bakın;”Titrek dakikalar yere düşüyor,yutuyor beni ve can çekişmeleri sona ermiyor,durgun ve kokuşmuşlar,ama hala canlılar;süpürürsünüz onları,daha taze ama aynı ölçüde beyhude olan başkaları gelip onların yerini alır;bu iğrenmelere mutluluk denir;annem,benim küçük çocukların en mutlusu olduğumu söyler hep.”
İkinci bölümde ise Annesi ve büyükannesi ile farklı bir kente gidiyorlar.Büyükbabası ile mektuplaşmaya başlıyor Sartre.Bu mektuplaşmalar zamanla karşılıklı şiirsel göndermelere dönüyor.Aslında Sartre’nin ilk yazma deneyimi şiir ile başlıyor.Kısa süre içinde şiirden nesire geçiş yapıyor.İlk denemesi de daha önce yayınlanmış bir öykünün üzerinde yaptığı değişikliklerle ('Bir Kelebek İçin' ismiyle) kaleme aldığı çalıntı yazı oluyor.
Yazım çalışmaları sıklaşınca büyükbabası yazarların meteliksiz insanlar olduğu düşüncesiyle Sartre’nin yazmasına pek sıcak bakmaz.Bu da onda büyük yıkımlara ve ciddi iç hesaplaşmalara neden olur.Çevresindeki herkesi ve büyük bir hayranlık duyduğu büyükbabasını sorgulamaya başlar.Ve yazmayı neredeyse bırakır ancak içsel olarak bu isteğini günden güne besler...Bir süre sonra yeniden yazmaya koyulur.10 yaşından sonra daha etkili okumalar yapar.Bu dönemde yaşamak ve ölüm üzerine yaptığı tahlilller onun varoluşçu düşüncesinin ilk tohumlarını yeşertir.Hayatının neredeyse bütününü teşkil eder okumak ve yazmak...
Özetle ;Sartre Sözcükler’de tapınağım dediği büyükbabasının kütüphanesinin iç dünyasına etkileri,okul yaşantısı,din olgusuyla yüzleşmesi ,sinema ve müzikle tanışması ve tüm bunların hayal dünyasındaki etkilerini 50 yıl geriye dönerek, oldukça detaylı olarak ve psikolojik çözümlemelerle ustaca anlatmış.Ne de iyi yapmış.Gerçekten zor olanı kolaya çevirmiş.Edebi yönü üzerinde uzun uzun konuşmaya değer.Kullandığı dilin,günlük iletişim dilinden çok uzak.estetik kaygıların gözetildiği, damıtılmış bir yapıda olduğunu söyleyebiliriz... Sartre’yi ilk defa okuyan biri olarak biraz ağır geldiğini ifade etmeliyim..Keyif kaçıran türden mi diye sorarsanız,kesinlikle değil.Bu nedenle biraz ağır ilerleyebildim.Kitabında atıfta bulunduğu birçok kitap ve yazar hakkında araştırmalar yapma imkanı buldum.Bu da Sartre’yi tanımamın yanında diğer bir kazancım oldu diyebilirim.Okumak ve yazmak üzerine merak duyan herkesin okumasını tavsiye ederim.
188 syf.
·3 günde·Beğendi
Hemingway’e atfedilen bir cümle  okumuştum: “İyi bir yazar olabilmek için mutsuz bir çocukluk geçirmiş olmak gerekir.” Dünya tarihi Hemingway’i doğrulayan örneklerle dolu. Sartre "Sözcükler" adlı yapıtında çocukluk dönemini ağırlıklı olarak anlattığı bir özyaşam öyküsü sunuyor bizlere. Burada şu soruyu sormak yerinde olur: “Varoluşçuluk felsefesine yaptığı önemli katkılarla, bu felsefeyi  edebiyata uyarlamasıyla ve bizzat yaşamıyla felsefesine sahip çıkan bu aykırı adam, mutsuz bir çocuk muydu?” "Sözcükler" tam da bu soruya  cevap niteliğinde bir eser. Çok küçük yaşta babasını kaybeden; anne, büyükbaba ve büyükanne üçgeninde, ama daha çok otoriter bir figür olan büyükbaba yönetiminde geçirilen bir çocukluk Sartre’ın çocukluğu. Peki mutlu mu? Huzursuz bir ruh Sartre, daha çocukluktan itibaren kitaplara ve yazmaya tutulmuş, hayatı boyunca bu tutkunun peşinden koşmuş, aykırı bir adam. "Sözcükler, varoluşçuluğun 'insanın kendi kendisini yeniden kurması' temeline dayanan görüşünü her cümle ile teyit ediyor adeta. Çocuk Sartre, okuma ve yazma konusunda dinmek bilmeyen bir susuzluğa sahip. Yazmayı bir hobi olarak gören ve torununu yazar olmaktan kurtarmak için her türlü çareye başvuran bir büyükbaba figürü, Sartre’da yazarlığı bir tutkuya dönüştürüyor. Zayıf ve çelimsiz yapısı ile her daim annesinin şefkatine maruz kalan, anneyle dost bir çocuk Sartre. Sıra dışı bir adamın sıra dışı özyaşam öyküsü "Sözcükler".Kitap her cümlesiyle sizi ters köşe yapıyor. Her cümlesiyle iğneliyor, dikkatinizi bambaşka bir yöne çekiyor. Sartre’a ve onun felsefesine bir adım daha yaklaşmak için okunması gereken bir yapıt. 176 sayfadan oluşan kitap, ince gibi görünse de yoğunluğu ile dikkatli bir okuma gerektiriyor. Kitabı okurken her cümlenin altını çizme ihtiyacı hissediyorsunuz ve bol bol alıntı yapma arzusu duyuyorsunuz.  Kanaatimce, Jean Paul Sartre külliyat olarak birkaç defa okunmadıkça tam olarak keşfedilemez. "Sözcükler" tıpkı  yakın zamanda okuduğum “Varoluşçuluk” kitabına yazdığım incelememde belirttiğim gibi Sartre’ı biraz daha yakından tanımak için iyi bir adım, ama asla yeterli değil.  Ama eğer Sartre okumaya başlayacaksanız başlangıç için en iyi Sartre kitaplarından biri. Herkese iyi okumalar!
188 syf.
·2 günde·9/10
Birini tanımam, bana ölümü hatırlatır.

Böyle  bir sözle giriş yapmak durumunda kaldım. Bunun sebebi ise Jean-Paul Sartre'ı okuyanın yaşadığı dengesizliktir. Kuşkusuz dengesizim artık. Yıllardır ayaklarımı koyduğum kaldırım taşının bir boşluk olduğunu farkettim ve o boşlukta gövdemle yol alıyorum sanki. ( Boşlukta gidilecek çok yer vardır. )

Bu kitap hakkında fazla söyleyecek bir şeyim yok. Jean-Paul Satre kitaplarında fiziksel bir geldim-gittim olayı pek yoktur. Düşünsel gitmeler vardır.

Pek inceleme yapmam. O yüzden kısa keseyim. Ben  sevdiğim yazarların çok okunmasını istemem. Bu da onlardan birisi.
188 syf.
·Beğendi·9/10
Sartre'ın bu kitabını okurken otobiyografisi değilde sanki varoluş üzerine yazdığı bir romanını okudum. Muhteşem bir şekilde yazmış. Bulantı tarzında yazılmış, oldukça derin ve anlaşılması güç. Yazarlığa başlamasını, babasını kaybetmesinin üzerinde bıraktığı etkileri, yalnızlık içinde geçen çocukluğunu ve hayatında dönüm noktası sayılabilecek bir değişikliğe yol açacak olan dedesi ile olan ilişkisini çok güzel bir dille anlatmış. Küçüklükten beri süren kitap tutkusu ilerde büyük bir yazar olacağının sinyallerini veriyor zaten. Sartre'ı anlamak isteyenin mutlaka okuması gerekiyor bu kitabını. Kitabı okuyacak arkadaşlara iyi okumalar şimdiden.
188 syf.
·17 günde·7/10
Sözcükler, geçtiğimiz yüz yılın -kısıtlamak yanlış olur, geçtiğimiz tüm yüz yılların- en mühim filozof ve entelektüellerinden biri olan Jean-Paul Sartre'ın sözcüklerle ilk temasını ve sözcüklerle olan ilişkisini temel alan otobiyografik bir eser.

Sartre kendini anlatmaya, kendinden çok çok önce başlıyor. Bu otobiyografi Sartre'ın doğumuyla başlamıyor. Kendinden iki göbek öncesinin anlatımıyla yaklaşık on, on beş yaş civarına kadarki dönemini, yazıldığı zamanın ağzıyla aktarıyor bize. Kitaba başladığımızda kendinizi bir Marquez romanında hissedeceksiniz: Birbirine karışan isimler, soylar, soy isimler. Bu isimlerin nereye bağlanacağını başta fark edemedim ancak bu ahmaklığımdı elbette çünkü kitap bir otobiyografi: İlla ki Sartre'a çıkacaktı yollar, çıktı da. Ancak anlatmak istediğim şey şu: Sartre'a gelene kadarki yirmi, otuz sayfada bir afallama yaşayabilirsiniz.

Sartre'ın yaşamının -80(yaklaşık, tahmimi), +10 yıllık bölümüne tanık olduğumuz kitap "Okuma" ve "Yazma" olarak iki bölümden oluşuyor. Tahmin edileceği üzere "Okuma" bölümünde doğumunun öncesi, doğumu, aile yapısı ve kitaplarla olan ilk kontağı anlatılıyor. Burada en çok ağır basan şey babasız büyümesinin onun kendini var edişinin en büyük yardımcısı olduğu fikri. Sartre çocuk yaşta babasını kaybetmese kendi varoluşunu asla tamamlayamayacağı görüşünde. Varoluşçuların genelinde olduğu gibi "baba" ideasına karşı tavır almış durumda, üstelik "baba" tesirini hiç hissetmemesine rağmen. Ayrıca kitapta neredeyse Sartre kadar yeri olan büyükbabası Charles'ın onu olumlu-olumsuz ne seviyede etkilediğini okuyoruz bu ilk bölümde.
İkinci bölüm olan "Yazmak"ta ise Sartre'ın yine okumalarına paralel olarak vücut bulmaya başlayan yazma girişimlerini okuyoruz. Ailesinin, çevresinin, öğretmenlerinin ve özellikle de büyükbabası Charles'ın onu ne denli cesaretlendiğini, bu cesaretlendirme neticesinde de Sartre'ın kendisini yazmak mevzusunda bir seçilmiş kişi gibi algıladığını okuyoruz. Yazmanın onun hayatındaki muadilsizliğini, özellikle otobiyografisini yazmaya başladığı, elli yaşlarındaki Sartre gözüyle anlattığı bölümlerde görüyoruz.

"Sözcükler" benim Sartre'la tanışma kitabım oldu. Sartre'ı, köklerini ve çocukluğunu anlattığı bu otobiyografik eserinden tanımadan önce bir romanıyla tanımanın daha iyi olabileceği fikrindeyim.
188 syf.
·Beğendi·10/10
Yazı ile doğdum ben. Yazıdan önce, yalnız bir ayna oyunu vardı ortada... Ama yalnızca yazmak için yaşıyordum ve ''ben'' dediğim zaman ''yazan ben'' i kastediyordum.

Eğer bir insan, yaşamını bir boyun eğişle tehlikeye atarsa, cömertlik ne olacaktı?

Ama her şeye cepheden, açık gönüllülükle bakmak gerekirdi.
176 syf.
Bulantı'dan sonra Sözcükler çok daha kaldırılabilir bir okuma oldu benim için. Bir otobiyografi olsa da kendisini mi anlatıyor yoksa bir kurgunun karakterini mi, belli değil. Kitabı iki temel parçaya bölüyor. İlk kısmında okuma üzerine deneyimleri üzerinden hayatı, ikinci kısımda ise yazmaya geçiş diyebiliriz.
Her ne kadar bir otobiyografi olsa da tüm ontolojik kaygılar elbette ki kitabın ruhuna hakim. Sartre işte her zamanki gibi diyebiliriz belki de ya da gelin bir de kendisinden dinleyin kendisini mi diyelim?
188 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Birçok ünlü yazar gibi Sartre da, burjuva denilebilecek varlıklı bir ailede büyümüş. Özellikle felsefeci ve bilim adamlarının , derin düşünme , entellektüel aktivitelere daha çok zaman ayırabilme ve zaman zaman hayattan kopabilme gibi, ancak kalbur üstü ailelerin çocuklarının önüne sunulmuş bir lüks ortamında yetiştiğini görürüz. Bu adamların çoğu hayatın uzağında, sosyal ilişkiler ve hiyerarşide kendi kimliklerini kaybetmeden (kirlenmeden) ufuktan bir gözetleme kulesinden bakar gibi insanları gözlemleyip kimi zaman kıyasıya eleştirip kimi zaman empati kurarlar.
Yalnızlık çoğunlukla yaşam biçimleridir. Hoş bizim gibi sürekli bir yere koşuşturan , maddi ve sosyal endişeler içinde bunalıma girme lüksünü yaşayamayan emekçiler de yalnızdır. Demem o ki ; yazarlık ya da derin düşünme ve içe dönme gerektiren sanatlar biraz da şartlarla da alakalı. Sartre da yetilerinin gelişebileceği bir çevrede büyümüş ve birçok burjuva aile de olduğu gibi aile ilişkileri mesafeli.
Sartre da birçok yazar gibi bir dahi olduğunu, hakikatin içinde bulunduğunu ve insanların kendini anlamadığını düşünüyor. Aslında dahi diye birşey yok. Biraz kitap okuyup bir iki entellektüel muhabbete katılan çoğu insan kendini dahi olarak görür.
Dahileri dahi yapan, İNANÇ-AZİM-EMEK ve SABIR dır.
188 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Varoluşçuluğun 20.yy'daki en büyük temsilcisinin otobiyografisi: Sözcükler.

Biraz aile tanıtımıyla başlar işe, ki bu kısım biraz karışıktır. İsimler, ölümler vs.
Sonra başlar küçük bir çocukken bile aydın bilgeliği sezinlenen hayatına.
Birçok olay, durum, söz salt onları anlatmak için anlatılmaz. Bütün "sözcükler" özenle seçilmiştir.
Her cümle içinde cümleler barındır, akar gider ama ağırlığını korur. Kısa ama öyle bir solukta okunmaz, dahası okunamaz.
Dönemin yaşayışını, insanların hayata bakışını ve o her şeye kendi bakışını serer; bir çocuğun, bir gencin, bir yetişkinin gözünden.

Mümkün mertebe uzattım bitirmeyi, hazzı da uzatabilmek için.
Herkesin okuyacağı ya da okumaktan keyif alacağı bir kitap değil.
Eğer Sartre ve Varoluşçuluk ilgi alanınızdaysa mutlaka okuyunuz, yok eğer değilse zor gelecektir.
188 syf.
·Puan vermedi
Çok yoruldum okurken, varlık ve hiçlik bile bu kadar yorulmadım ben. Türkçeye çevirisinde mi sıkıntı, yoksa okuyucuyu yormak mı istemiş muamma :) Hemen bitse de kafam, ruhum rahatlasa dediğim bir kitap.
188 syf.
Tüm samimiyetiyle kendi hayatını anlattığı, çirkinliğini bile içtenlikle kabul ettiği kitap. Annesinden, dedesinden bahsettiği çocukluk günleri etkileyici.
188 syf.
·110 günde·Beğendi·10/10
“Resmi payeleri hep reddettim. Legiond’u, Honneur’u da kabul etmemiştim. Fransız Akademisi’ne de girmedim. Yazar kendisinin bir kuruma dönüştürülmesini reddetmelidir. Bu, onur verici bir paye dahi olsa. Bunlar kişisel nedenlerim. Bir de ödülü verenlerin konumundan dolayı kabul edemem. Benim gibi yaşlı bir devrimciye böyle bir ödül vermek, kapitalizmin intikam alma girişiminden başka bir şey değildir!”*

Sartre 1964 yılında kendisine verilmek istenen Nobel Edebiyat Ödülü’nü bu sözlerle reddetmiştir. Nobel Ödülü’nü reddeden ilk insan olarak tarihe geçmiştir.

İşte tam da bu yüzden Sartre okumak istedim. Böyle bir prestiji reddeden insan acaba kimdir? Neler yazmıştır? Nasıl bir psikoloji içerisindedir? Gibi tüm bu soruların cevabını verecek bir otobiyografi olduğunu düşündüm Sartre’nin Sözcükler’inin.

Sartre standardın dışında bir otobiyografi kaleme almış. Sanki “Nobel’i bana vermek istemekte haklılar tabiki!” der gibi bir edebi dil ile anlatmış yaşamını. Kitap iki bölümden oluşuyor; birinci bölüm “Okumak”, ikinci bölüm “Yazmak”.

“Okumak” bölümünde Sartre kitap okumaya nasıl başladığını en ince ayrıntısına kadar anlatmaktadır. Sartre’nin okumaya başlamasındaki en büyük etken ailesinin kültürel yapısı olmuş. Babasını çok küçük yaşta kaybetmiş ve annesi Anne-Marie ile birlikte büyükbabasının evine yerleşmişler. Büyükbabası bir akademisyendir. Annesi ise piyanisttir, çok fazla kitap okuyup araştırmalar yapmaktadır. Her Perşembe evlerinde büyükbabasının akademiden dostlarıyla kültür toplantıları yapılır. Bu toplantılarda, kitaplardan konuşulur, operadan, tiyatrodan konuşulur ve annesi de toplantıya katılanlar için piyano çalar. Sartre henüz okuma yazma bilmese de bu toplantıda konuşulan kitapları bir şekilde büyükbabasının kitaplığından alır ve kitaptaki yazıları hiçbir şey anlamamasına rağmen saatlerce takip eder. Mucizevi bir şekilde toplantıda konuşulanlardan yaptığı çıkarımlar ile daha okula başlamadan kendi kendisine okumayı öğrenir. Böylece kitapların engin dünyasına dalar.

Sartre, saygın bir ailede yetiştiğinin ve diğer köylü akranlarına göre daha şanslı olduğunun farkındadır. Bununla ilgili kitapta şu cümleleri kurar;

“Ben toprağı hiçbir zaman kazmamış ya da kuş yuvası aramamıştım; ot toplamamıştım ve kuşlara taş atmamıştım. Ama kitaplar, benim kuşlarım ve yuvalarım, evcil hayvanlarım, ahırım ve kırlarım olmuştu; kitaplık, bir aynada yansıyan dünyaydı.”**

Sartre, okumak eylemini o kadar kutsal bir şey sayıyor ki; kitaplığını bir tapınak, kitaplığın içerisindeki kitapları tapınaktaki dinler, yazarları ise peygamberler olarak niteliyor.

“Yazmak” bölümünde ise yazmaya nasıl başladığını yine kendisine özgü edebi dili ile anlatıyor. Sartre’nin yazmaya başlamasında yine büyükbabasının büyük etkisi bulunmaktadır. Büyükbabası, yabancı öğrencilere Fransızca dil eğitimi vermek için bir süreliğine şehir dışında yaşamak zorunda olduğu dönemde Sartre ile mektuplaşmaktadır. Sartre büyükbabasına edebi açıdan o kadar ağır ve anlamlı mektuplar yazmaktadır ki büyükbabası onda bir cevher olduğunu fark etmekte ve Sartre’yi yazması için desteklemektedir. Sartre’de böylece yazma serüvenine başlar.

İlerleyen sayfalarda kendi aile yapısını da örnek göstererek bir çocuğun kitap okumaya nasıl özendirilebileceği konusunda Sartre önemli ipuçları veriyor. Kitabın ve neticesinde kültürün önemi üzerine şu cümleleri kurarak otobiyografisini sonlandırıyor;

“Kültür hiçbir şeyi ve hiç kimseyi kurtarmaz, bir şeyi haklı da çıkarmaz. Ama insanın bir ürünüdür o ve insan ona yansıtır kendini ve onun aracılığıyla kendini görüp tanır; bu eleştirel ayna, insana imgesini gösterir.”***

Bu otobiyografinin kendisine özgü yapısına, edebi diline, betimlemelerine ve düzenine hayran kalacağınızı düşünüyorum. Bu kitabı okuduktan sonra Sartre’nin yazar kişiliğine ve onurlu yaşamına şapka çıkarmamak elde değil.

İyi okumalar,

Sanatla kalın!

Selçuk Korkmaz
"Uykuya dalarken, uykuda ölen insanlar olduğunu hiç düşünmedin mi? Dişlerini fırçalarken, işte tamam, bu son günüm demedin mi hiç? Çok süratle, hem de çok süratle hareket etmek gerektiğini, çünkü zamanın kalmadığını hiç hissetmedin mi? Ölümsüz mü sanıyorsun kendini!"
Yaşanıyor ve ölünüyordu; kimin yaşadığı, kimin öldüğü bilinmiyordu; ölümden bir saat önce hâlâ canlıydı insan.
“Yaşamayı sevmediğim için ölüm benim baş dönmemdi.” “Dünya, söz haline gelmek için beni kullanıyordu.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sözcükler
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059372121
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Maviçatı Yayınları
Renkli camlar, payanda kemerleri, yontulmuş kapılar, din şarkıları, ağaç ya da taşa oyulmuş çarmıha gerilişler, mısra biçiminde düşüncelere dalışlar (Meditations) ya da şiirsel uyumlar. Bütün bu sanatlar doğruca Tanrısal Olan’a götürüyordu bizi. Tabii, doğal güzellikleri de eklemek gerekirdi buna. Tanrı’nın yapıtlarıyla büyük insansal yapıtları aynı ruh canlandırıyordu. Aynı gök kuşağı parlıyordu çağlayanların köpüğünde, aynı gök kuşağı oynaşıyordu Flaubert’in satırları arasında, Rembrandt’ın loş karanlıklarında: Ruh (Esprit - Akıl) idi bu. Ruh Tanrı’ya insanlardan söz ediyor, insanlara Tanrı’nın tanıklığını yapıyordu. Olağanüstü kimi hal ve şartlarda, örneğin dağda bir fırtına koptuğu, Victor Hugo esinlendiği zaman, ‘’Gerçek’’in, ‘’Güzel’’in, ‘’İyi’’nin birbirine karıştığı En Yüksek Nokta’ya erişilebilirdi...

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 5 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0