Sərhəddən Cənubda, Günəşdən Qərbdə

·
Okunma
·
Beğeni
·
5.533
Gösterim
Adı:
Sərhəddən Cənubda, Günəşdən Qərbdə
Sayfa sayısı:
183
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Azerice
Ülke:
Azerbaijan
Yayınevi:
Qanun Neşriyat
Baskılar:
Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında
Sərhəddən Cənubda, Günəşdən Qərbdə
Yaponiyanın şəhərətrafı qəsəbələrindən birində böyüyən Hacime adlı oğlan belə düşünürdü ki, hamının bacı-qardaşı var, bircə o, evin tək uşağıdır. Sonradan Şimamoto adlı bir qızla dostlaşmışdı, o da evin tək uşağı idi. Onlar məktəbdən evə birgə qayıdar və günorta vaxtı Şimamotonun atasının kolleksiyasındakı musiqilərə qulaq asardılar. Hacimegil qəsəbədən köçəndən sonra isə onların əlaqəsi kəsilmişdi.

Artıq Hacimenin yaşı otuzu keçib. On il məqsədsiz yaşadıqdan sonra evlənib və iki sevimli qızı var. İşləri də qaydasındadır, müştəri cəhətdən korluq çəkməyən iki caz barının sahibidir. Onun həyatında hər şey qaydasında görünsə də, daxilində dərin boşluq hiss edir.

Bir gün yağışlı bir gecədə uşaqlıq sevgisi Şimamoto füsunkar aurası ilə onun qarşısında peyda olur. Beləcə, Hacime həyatının dönüş nöqtəsində olduğunu hiss edir. İndi verəcəyi qərarlar həyatını tamamilə dəyişdirə bilər…
188 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Neden Murakami neden, neden bu kadar güzel romanlarında bu kadar çok soru işareti bırakıyorsun? Tamam senin tarzın bu olabilir, kitaplarını okuduktan sonra okurlarının düşünmesini istiyor olabilirsin ama yine de bu kadar cevapsız soru işareti bırakmasan mı ki acaba diye de düşünmeden edemiyorum. Şöyle bir durum da var ki bu derece neden diye sormuş olsam da Murakami’nin finallerini, bıraktığı soru işaretlerini seviyorum. Finalden çok aslında kitap içinde okura verdiği, vermek istediği duygulara kesinlikle daha çok önem veriyor. Bu kitabında ise okuduğum diğer Murakami kitaplarına göre cevapsız kalan çok daha az soru işareti vardı; az olan soru işaretlerinin içinde de bana göre kitabın en güzel sorusu olabilecek olan neden karşıma daha önce çıkmadın sorusu. Cevaplanabilecek bir soru mudur, cevaplansa bile ne derece tatmin edebilir bunlar da yan sorularıdır.

Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında, Murakami’nin kitapları arasında bilindik tarz unsurlarına göre farklılık gösteren bir kitap, farklılıklar genel olarak aynı olsa da iki madde halinde sıralayabiliriz. En önemlisi olarak da bu kitabında kediler yok, kedi göndermesi ve kedi sevgisi var ama bu sefer ne konuşan kediler var ne de bir yerde hâkimiyeti olan kediler var. Bir başka olmayan da Murakami’nin kullandığı fantastik öğeler, masal ile gerçeği harmanlandığı yer yer gerçekçi yer yer de garip gelen masalsı fantastik öğelerine maalesef bu kitabında yer vermemiş. Murakami’nin fantastik öğelerini okurken düşünmek, sorgulamak ve yaptığı metaforlara anlam çıkarmak ise Murakami okumanın ayrı bir keyfidir.

Hacime sıradan, sıkıntısız gibi görünen bir hayat sürmektedir, kariyer ve maddi imkânlar olarak bayağı yükseklerde, evli ve iki de kız çocuğu babasıdır. Şimamoto tekrardan karşısına çıktığında bir ikilemde kalır ve her bir şeyi ile artık yüzleşir ve sevdiği eşi olan evlilik ile aşkın da arasında kalır. Bu kısımlarda betimlemeler, verilmek istenilen duygular o kadar güzel veriliyor ki yasak aşkı anlatmasına rağmen sanki yasak kelimesi olmadan bir aşkı okutuyor, yasaklığı değil de sanki ufak tefek başka bir sorunları var gibi ama yine de yasaklığını bilip okumamız ama yasaklığına hak vermek istemeyeşimiz aşkın etkileyiciliğini yapan en büyük unsuru. Aşkın içinde verilen cinsellik farklı ve çok uçarı gelse de aşkın bir üst seviyesi olarak, sevgi ve aşkın gerçek manada yaptığı bir istek olarak, bir yerlere dokunarak veriliyor. Gönüllerde farklı kişiler varken farklı bedenlerde yaşanması da sanırım en çok dokunduğu kısımdı. Hacime ve Şimamoto’nun arasındaki mükemmel uyum, her bir şeyin, dinlenilen müziğin, okunulan kitabın, yenilen ya da içilen bir gıdanın bile damak tatlarına uygunluğu ile yaşanılan bir aşkı okuyoruz; ama birbirilerinin hangi eksiğini tamamlayıp, Şimamoto Hacime’de hangi yokluğun vücut bulmuş hali, Hacime ile Şimamoto birbirlerinde neleri tamamlıyordu soruları çoğunlukla cevapsız bırakılmış ve yorumu da okura kalmış. Verilecek birçok cevap var ama hepsi de Şimamoto’nun muhtemelenler ve bir sürelerle dolu dolu olan cevapları, sözleri gibi olur.

Farklı, düşündürücü ve kesinlikle de çok güzel kitaptı. Tüm neslimin okumasını istediğim kitaplara bir yenisi daha eklenmiş oldu.

https://www.youtube.com/watch?v=YlhHIfgjFVk
188 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
“Sınırın güneyinde, güneşin batısında” dedi.
“Güneşin batısında?”
“ ‘Sibirya histerisi’ hastalığını duydun mu?”
“Hayır.”


Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında okuduğum dördüncü Murakami kitabı oldu, şunu net olarak söyleyebilirim henüz yolun başındayım ama diğer üç kitaptan çok ama çok daha farklıydı.Konusu olsun yazarın kafanızda soru işaretleri bırakması olsun diğer okuduklarım daha basit konulardı sonları beni hiç tatmin etmemişti birden bitiyordu, bu dolu dolu bir kitap en azından sonunu nasıl bağlayacak acaba diye büyük bir merakla okudum.Sadece Şimamoto’ya da bir iki söz hakkı tanısaydı yazar şimdi ona ne olduğunu bizim hayal dünyamıza bıraktı kitabı bitirdi....İlk kez Murakami okuyacaklara başlangıç için güzel bir kitap olacaktır.

Yazar kendi hayatından kesitleri yansıtmış biraz da romanlarına bkz;
“Murakami, yazarlığa başlamadan önce karısıyla birlikte yedi yıl boyunca “Peter Cat” adında küçük bir caz bar işletti. Müzik konusunda çok bilgili ve meraklı olan Murakami’nin neredeyse her kitabının bir çalma listesi var.”
Bu olayın aynısı aslında baş karakterin hayatı. Kitapta yazan ilişki olayını acaba yazar kendi hayatından esinlenip mi yazdı? Diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. :)

Ayrıca çevirmen olan Murakamin ilginç bir özelliği de İngilizce yazılmış kitapları Japonca’ya çevireceğini, ancak tersini yapmayacağını açıklamış.

1980’li yıllarda Türkiye’ye de geldi. Yunanistan’da başlayan yolculuğunda, Türkiye’ye geçip Karadeniz kıyıları ve Doğu Anadolu’ya kadar gitti. Yunanistan ve Türkiye izlenimlerini “Yağmur ve Cehennem Sıcağı” adlı bir kitapta topladı. Bu kitabında, Türkiye’de en çok sevdiği yiyeceğin taze pişmiş ekmek, içeceğin ise çay olduğunu belirtiyor. Kitap, Türkiye’de henüz yayınlanmadı. Asıl merak ettiğim kitabı da budur. Umarım Türkçeye çevrilir en kısa sürede. Diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum, kitapla kalın..
188 syf.
·2 günde·10/10
Murakami'nin bu kitabını okuduktan sonra, artık Renksiz Tsukuru Tazaki'nin Hac Yılları adlı kitabından ve Tazaki'den özür dileyerek en sevdiğim Murakami kitabı sıralamasında bir numaraya Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında adlı bu eserini koyuyorum. Çok beğenerek okudum, etkilendim, ve Murakami üslûbunu neden sevdiğim bir kez daha anladım; çünkü, yazar akıp giden edebiyatından karakterler çıkarabiliyor, bizi karakterlerinin psikolojisine dahil edebiliyor, bizi onlara inandırabiliyor ve hayatlarını anlatan bir kaç yüz sayfalık bir kitapta onları gerçek anlamda umursuyoruz. Bir karakter yaratamadıkça iyi edebiyatçı olunabiliyor mu? Bence olunamıyor. İşte Murakami bu anlamda çok iyi...öte yandan, belki az önce söylediklerimle çelişecek gibi gelecek ama, aslında bu kitapta hikâyesini okuduğumuz Hacime, Tsukuru Tazaki'ye ve Sputnik Sevgilim'deki ana karaktere ve hatta Yaban Koyununun İzinde kitabındaki ana karaktere benziyor, bunu söylemem lâzım. Birbirlerini andıran bu karakterlerle belki de Murakami aynı kişinin paralel evrenlerdeki hikâyelerini mi anlatıyor diye düşündüm, sonra bunun sebebinin kitabı bitirirken fazla şokella yemekten olabileceğine ikna oldum.

Aşk, bu kadar güçlü birşey olabilir mi? Ama gerçekten? Bir edebiyatçının hayâl gücü ve kelimeleri değil de, gerçekten yaşayan, yaşanan böyle güçlü, ama hem de yıkıcı duygular olabilir mi? Bana çok gerçek geldi Hacime'nin duyguları. Kitabın son satırlarında gözleri kapalı, avuçları yüzünü kapatmış Hacime denize yağan yağmuru düşlerken ve duyarken onların sesini, ben de bir eylül gecesi ve hem de sabaha dek, saatlerce, deniz karşısında, bir küçük palmiyenin altında oturmuş, birinin dilini içki çözmüş iki insan düşündüm. Biri anlatırken diğeri dinliyordu, biri içini dökerken diğeri susuyordu. Sorsan, onlar iki arkadaştı, aynen Hacime ile Şimamoto gibi, ama aslında değillerdi. Şimdi? "bir serap oldu hayâlin". Ama hayâl etmek, ne güzeldi, ne güzeldi... sen şimdi bir hikâyeye döndün, okuyorum çünkü, palmiye ağacının altında, melahat gülses çalarken bir yandan, sanki bir gerçek yazarın kalemi anlatır gibi hikâyeyi, seninle değil de artık ağaçla dertleşir gibi, okuyorum ve etkilenmeden edemiyorum. Böyle şeyler gerçek olabilir mi? Yoksa, aslında sadece edebiyatçılar hayâl kuruyor ve kalemleriyle zihinlerimize gerçekte olamayacak duygulardan, hislerden resimler mi çiziyorlar?

İster gerçek, ister hayâl; Murakami'nin en sevdiğim eserini, gururla takdim ederim.
188 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
Ah bizim çocukluk dönemlerindeki saf aşklarımız, kalp kırıklıklarımız, unutamayışlarımız, fiziken ayrı olup da ruhen içimizden yollayamadıklarımız..

Hayatımıza zorla da olsa bir yön vermişken neden hep geçmişten birileri çalar kapımızı?

Fundy Körfezi'nin gel-gitlerinden daha fazla gel-git yaşadığımız hayatlarımızda geçmişten birinin çıkıp gelmesiyle karar mekanizmamızın zayıflaması, duygularımıza yenildiğimiz zamanlarda mantıklı düşünemeyen bizler, birçok soru işareti barındırırız kafalarımızın içinde:

Mantıklı yolda mı devam etmeli?
Duygularının peşinden mi gitmeli?

Hayatımıza bir yön vermişken hiçbir şeyin kafalarımızı karıştırmaması dileğiyle^^

Not: Haruki Murakami'nin tarzı düşünüldüğünde bu kitap, çok daha az soru işaretiyle bitti. Diğer eserlerine nazaran daha az belirsizlik barındırıyor. Daha gerçekçi duygular ve daha çok hissedebildiğimiz bir roman.
188 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Uzun zamandır araştırdığım ve okumak istediğim bir yazardı. Sonunda bu kitapla başlamaya karar verdim. Bir arkadaşın yorumu ile kitabın sonu bütün cevapları vermeyecek, çat diye bitecek önyargısı ile okudum. Normalde sonunu okuyucuya bırakan kitapları sevmem çünkü ama yazarı çok beğendim. Farkı bir yazarı, konuyu, tarzı okumak çok iyi geldi. Okurken keyif aldım :)
Kitaba gelirsek, aslında pek çok kişinin hayatındaki gel-gitler anlatılmış, öyle yapmasaydım da böyle yapsaydım düşünceleri, karşılaşmalar, hayatımızdan çıkardığımız insanların aslında tam olarak hayatımızdan çıkmayışı ve aklımızın sürekli bir kenarında bulunması.. Ben kendimden pek çok şey buldum kitapta. Hayatta da her soru cevaplanmıyor, her nedeni anlayamıyoruz maalesef. Bu bakış açısıyla kitabı çok beğendim. Tabii ki keşke tüm soruların cevabını öğrenebilseydik.. Belki de yazar 2. bir kitapla bütün cevapları açıklar, kim bilir..
Çok uzattım biliyorum, çünkü etkileyici bir kitap. Herkese iyi okumalar dilerim :)
197 syf.
Murakami'nin kitaplarının isimleri bana hep ilginç gelir. 'Sınırın Güneyinde- Güneşin Batışında' ismi de bunlardan birisiydi. İsmin nereden geldiğini söylemeye düşünüyordum ama sonra vazgeçtim. Kitabı okumayı düşünenler de benim gibi okuduklarında anlasinlar. Böyle çok daha güzel olur.

Murakami'nin kitaplarının olmazsa olmazlarindan üç husus vardır: Kediler, şarkılar ve gizem. Bu kitabında kediler neredeyse hiç geçmiyordu, sanırım sadece tek bir yerde geçmişti. Önceki okuduğum kitaplarına kıyasla yazar bu eserinde kedilere önemli bir yer bicmemis. Gizem olgusu da diğer kitaplarına nazaran çok daha azdı. Ama şarkılar tam Murakami tarzı oldukça fazla yer verilmişti. Bu kitabında özellikle şu iki şarkı kitapta ağırlıktaydi:

- Nat King Cole/ South of the Border
https://youtu.be/gDpTxrj3Fps

- Duke Ellington/ The Star- Crossed Lovers
https://youtu.be/fOLwmxoA9gA

Kitabın konusuna gelecek olursak aslında sıradan bir konu diyebiliriz. Hacemi adındaki karakterin hayatını çocukluktan itibaren hızlıca nasıl seyrettigini görüyoruz. Çocukluk- ergenlik veya gençlik ve yetişkinlik çağlarinda onun hayatına konuk oluyoruz. Sıradan bir çocukluk ve gençlik geçirip oldukça sıkıcı ve sıradan bir isteyken babası zengin olan bir kızla evlenir. Kayinpederinin yardimlariyla bar sahibi olur. İki kızı olur. Sözün kısası hayatı gayet iyi olan bir profil çizer. Tabi bu esnada çocukluk və gençlik çağında hayatını önemli şekilde etkileyen iki kızla yaşadığı ilişkileri de okuruz. Bunlardan en önemli etkiyi yapan Şimomota ile bir gün tekrar karşılaşır ve hayatının yeterince iyi olup olmadığını kendine daha canlı ve cesurca sormaya başlar.

Çoğu insanın hayatında zamanında harekete geçmediği için yarım kalan anlar vardır. Öte yandan yaptığı büyük hatalar ve bu hatalardan dolayı zarar gören insanlar... Bunları ardimizda bıraktığımızi düşünürüz ve yolumuza devam ederiz. Çünkü hayat tek yönlü bir oktur ve bu okun yönü her daim geleceği gösterir. Geçmiş geçmiştir, sadece gelecek vardır. Ama geçmiş gerçekten geçmiş midir yoksa okun yönünü takip edebilmek için kendimizi buna mi inandiririz? Herkesin hayatında kendini geçtiğine inandırdigi anlar ve olaylar vardır. Bunlar kimi zaman insana yarım kalmışlik ve boşlukta kalmışlik hissi verir. Hacemi de bu hisleri yaşar.

Aynı zamanda Hacemi, hepimizin yerine Sibirya Histerisi yaşayan bir karakterdir. (Sibirya Histerisi kavramı kitapta geçiyor)

Son olarak, Murakami kitaplarında alisageldik bir durum da cinselligin açık bir şekilde betimlenerek anlatimidir. Okuduğum Murakami kitapları arasında en çok bu kitapta cinsellik geçiyordu. Ben şahsen rahatsız olmuyorum bundan. Ancak bu konuda hassasiyet duyan varsa bilgisi olsun.

"Muhtemelen, sınırın güneyinde bulabileceğiniz bir kelimedir. Ama asla ve asla güneşin batısında değil."

Keyifli okumalar.
188 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Murakami'nin her yazdığı altın değerindedir diyemem ama bu kitabı gerçekten çok sevdim. En mükemmel görünen hayatın bile, onu yaşayanlar için öyle olmayabileceğini muhteşem bir dille anlatmış çünkü. Geçmişin gölgesinin, güneşli muhteşem hayatınızın üzerine ne zaman düşeceğini asla bilemeyeceğinizi hatırlatmış çünkü. Aynı anda hem durmayı hem hareket etmeyi istemenin verdiği kararsızlığın yıpratan eziciliğini yaşamamış olabilirsiniz çünkü. Bunlara ek olarak birçok sebep sayabilirim daha, bana inanın. Yine de, okuyup kendi sebeplerinizi bulun isterim. Tavsiyemdir. =)
Romanı sürükleyebildiğim yere kadar sürükledim lakin sonrasında ip koptu ve Kafka' mızın : ''Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki? '' sözüne itibâr ettim, geçmiş olsun.
188 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Murakami'nin satır aralarını kullanma konusundaki ustalığına hayran kalmamak elde değil. Hikayesinin yağmurlu havasında gerçeklik algınızın tamamen değişmesine sebep olacak bir ustalıktan bahsediyoruz. Satır arası kavramı işin içine girince çoğunlukla ortada korkulacak bir durum varmış gibi olur. Anlamak için çok çaba sarf etmek gerektiğinden hep korkulur. Elbette, bir yazarın ne demek istediğini tam anlamıyla anlayabilmek için biraz uğraşmak gerekir, biraz da yazarı tanımak... Onun haricinde satır arasındaki hikaye sizden bağımsız bir şekilde ilerler ve okuduğunuz eserin sonunda sizi tamamen içine alır. Bir romanı bitirdiğinizde birden gelen bir hissiyat sonucu kitabı kucağınıza bırakıp bir süre düşündüğünüz oldu mu? İşte o an; satır arasının sizi yakaladığı andır.

Murakami'nin soru işaretleri hakkında çok fazla yorum okudum. Bu konuya benim daha farklı bir yaklaşımım olacak. Roman sonlarını havada bırakması aslında yoğun derecede kafa karıştıracak bir unsur değil bana göre. Murakami, açık uçlu bıraktığı romanın sonunu okuruna bırakıp yalnızca dikkatli okuyanın anlayabileceği bir kırılma noktası koymuyor. En azından bu eserinde durum böyle. Dikkat edilmesi gereken asıl nokta sonu hariç her şey. Çünkü ancak son cümlelerde eser biraz "normalleşebiliyor". Murakami'nin istediği bizlerin "anormalleşen" kısımlara dikkat etmemiz.

Yukarıda bahsettiğim durumu daha fazla açarsam tüm romanın bir çırpıda tüm havasını kaçıracağıma inanıyorum. Büyük bir sürprizden bahsetmiyorum. Roman, aslında başından itibaren içinizde beliren bir hisle ilerliyor. Fakat karakterimizin duygu karmaşası ve hayatının detayları arasında ne hissettiğimizi kendimize bile itiraf edemiyoruz. Bunun üzerine Murakami bizleri tam istediği gibi yakalıyor ve kaleminin başarısını bir kez daha gözümüzün önüne koyuyor.

Murakami, küçük detayları bile insan iç dünyasıyla birleştirerek ürpertici bir şekilde önümüze serebilen bir yazar. "Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında" böyle bir roman. Yalnızca Hacime ile değil, bizlerin de iç dünyası ile iletişim kuruyor ve bu şekilde bizi satırları içine çekiyor. Aynı zamanda yazarı ile de arasındaki bağı fark edebiliyorsunuz, bu nedenle son derece samimi bir roman olmayı başarıyor.
188 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Okuduğum ilk Haruki Murakami kitabıydı. Kitabı anlatmak biraz zor, kitap anlatılmaz yaşanası bir kurguda.Sanki kitabın içine giriyorsunuz, her şeyi oradan görüyorsunuz. Ah Hacime diyorsunuz ve bu nasıl akıcı bir dil, nasıl betimlemeler, nasıl kurgu hayran hayran bakıyorsunuz.Olmayan şeyleri oluyor gibi düşlemek, eğer onlar gerçek değilse neden suçluluk duygusu hakim? Yazar o kadar çok ucu açık soru işaretleri bırakıyor ki müthiş.Bitmesini istemedim.Kesinlikle tüm kitaplarını okuyacağım.
188 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Bu kaçıncı murakami kitabım olduğunu unuttum açıkçası. Haruki kitabı okumayan lar bu kitabı ile başlamasın. Yazarımız kendi hayatından yola çıkarak çocukluk, gençlik aşkını duygusal bir şekilde anlatmış.
Büyük bir aşk anlatılmış ve çok akıcı bir şekilde anlatılmış. Final her zamanki gibi belirsiz. Murakami nin bu özelliğine alıştım artık.
Aklımda tabi sorular kaldı. Geçmişte kadının ne yaşadığı havada kalmış.
Bir de açıkçası sevişme kısımları tüm detaylarına kadar anlatılması rahatsız etti.

Aslında ilk aşkın unutulmayacagini bir ömür boyu ruhunuzda eksiklik yaratacağını gönülden inanıyorum ve bu kitapta kendimi buldum.
Güzel bir kitap. Keyifle okuyun.
188 syf.
-- Az spoiler içerebilir --
Yazarın okuduğum ilk kitabı oldu. Evet, şu an kitabı tanımlamakta güçlük çektiğimi farkediyorum.
Kesin olan şu ki yazım tarzı farklı.

Hikaye, kahramanın çocukluğundan itibaren hayatındaki önemli ayrıntıların, bir günlükten alınmış hissi verecek şekilde, yazar tarafından işlenmesiyle oluşmuş.

Bir şeyler oluyor, hikaye bir yerlere gidecek diye hissettiriyor, fakat hikaye oraya gitmiyor. Başka bir şeyler oluyor, hah tamam, hikaye o zaman şuraya doğru gidiyor diyorsunuz, fakat hikaye oraya da gitmiyor.
İlginçtir, hikaye bir türlü bir yere gitmiyor. Bir çeşit orta sahada top çevirme gibi.
Ara sıra hikaye tümden tıkanıyor gibi oluyor, sıkmaya başlıyor, bir bakıyorsunuz karşınızda bir sevişme sahnesi.
Neyse biraz daha okuyorsunuz, arada erotik ifadelerin katkılarıyla sürüklenen hikaye yine bir yere varmıyor, hop bir başka sevişme sahnesi.
İnsanların hayatlarında bir şeyler tıkandıkça çareyi sekste araması gibi belki. Ve sonrasında yine aynı kısır çevrimlerin içne geri dönme zorunluluğu gibi. Çok az insanın bu seks ve kısır çevrimlerin dışında kendisine bir dünya yaratabiliyor olduğu gerçeği gibi...

Ve en nihayettinde bir bakıyorsunuz hikaye bitmiş.
Haruki abim gel bir sarılalım, iyi bak kendine, diyorsunuz.
O da size tamam yine görüşelim ama, diyor, ayrılıyorsunuz

Başarılı tarafları: Çocukluk aşk(lar)ına duyulan tutku güzel işlenmiş.
Yer yer hayat deneyimleri ile ilgili yerinde çıkarımlar dikkat çekiyor.
Ayrıca farklı bir yazar ve tarz okumak da güzel oldu.
"Neden bana öyle bakıyorsun?" diye sorardı.
"Çünkü çok tatlısın" diye cevaplardım.
"Bunu söyleyen ilk kişisin."
"Bunu bilen tek kişiyim" derdim ona.
"O zamanlar bilmiyordum. Birini tekrar düzelemeyecek kadar kötü kırabileceğimi. İnsan, sadece var olarak diğer bir insanda dönüşü olmayan yaralar açabiliyordu..."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sərhəddən Cənubda, Günəşdən Qərbdə
Sayfa sayısı:
183
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Azerice
Ülke:
Azerbaijan
Yayınevi:
Qanun Neşriyat
Baskılar:
Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında
Sərhəddən Cənubda, Günəşdən Qərbdə
Yaponiyanın şəhərətrafı qəsəbələrindən birində böyüyən Hacime adlı oğlan belə düşünürdü ki, hamının bacı-qardaşı var, bircə o, evin tək uşağıdır. Sonradan Şimamoto adlı bir qızla dostlaşmışdı, o da evin tək uşağı idi. Onlar məktəbdən evə birgə qayıdar və günorta vaxtı Şimamotonun atasının kolleksiyasındakı musiqilərə qulaq asardılar. Hacimegil qəsəbədən köçəndən sonra isə onların əlaqəsi kəsilmişdi.

Artıq Hacimenin yaşı otuzu keçib. On il məqsədsiz yaşadıqdan sonra evlənib və iki sevimli qızı var. İşləri də qaydasındadır, müştəri cəhətdən korluq çəkməyən iki caz barının sahibidir. Onun həyatında hər şey qaydasında görünsə də, daxilində dərin boşluq hiss edir.

Bir gün yağışlı bir gecədə uşaqlıq sevgisi Şimamoto füsunkar aurası ilə onun qarşısında peyda olur. Beləcə, Hacime həyatının dönüş nöqtəsində olduğunu hiss edir. İndi verəcəyi qərarlar həyatını tamamilə dəyişdirə bilər…

Kitabı okuyanlar 1.002 okur

  • Pərvin
  • Narmin Bagirova

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0.5 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları