Süheyli'den Duyulmadık Hikayeler

·
Okunma
·
Beğeni
·
84
Gösterim
Adı:
Süheyli'den Duyulmadık Hikayeler
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
576
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058724563
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Büyüyenay Yayınları
Süheylî'den Duyulmadık Hikâyeler Ortadoğu tarihinin tek kare resmi gibidir. Bir milletin bütün unsurlarını içinde barındıran, ana dokusu ve temel renkleri insan olan büyük bir resim. İnsanoğlunun hiç eskimeyen, daima güncelliğini koruyan özü, Süheylî'nin kaleminden günümüze ulaşıyor. Süheylî, okuduklarını ve duyduklarını, malzemesi kelimeler olan bir ressam, bir nakkaş gibi, berrak, ışıltılı renkler kullanarak canlı tablolar halinde sunuyor. O, hikâyeleriyle dış görünüşün ardındaki hakikatin, insanın ruhuna dek uzanıp orada yankılanan hakikatin izini sürüyor. Aydınlık, masmavi, berrak bir gökyüzünün altında kentleri dolaşarak, sanki günün yorgunluğunu da ay ve bol yıldızlı yaz göğünün altında, sırtını bir ağaca yaslamış, yanan ateşin ışıltısının dost yüzlere vurduğu bir dinlenme anında hikâyelerini tadına vara vara anlatıyor.

Adeta hakikatin konuşarak, dost gönüllere çarpa çarpa arandığı, tadına doyulmaz bir sohbeti hatırlatıyor. Ve daima bu sohbete Yaratıcıya azîm bir teşekkür ve yaratılanlara ise derin bir saygı eşlik ediyor.Bu hikâyeler insan olmanın sıcaklığını, aşkın her şeye galip olacağına olan güveni, sabretmek koşuluyla kötülüğün muhakkak yenileceğini, zalimin asla cezasız kalmayacağını, debdebenin ve ihtişamın ışıklarının bir gün mutlaka söneceğini, bir gönlü rahatlatmanın, bir acıya son vermenin en önemli ibadet olduğunu samimiyetle inançla anlatıyor.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Akıllı ve edepli Abdullah ibni Mübarek şunları anlatıyor:
Bir tarihte Beytullah'ı ziyaret için hacca niyet ettim. Kafileyle çıkıp giderken namaz kılmak için geri kaldım. Namazımı kıldım. Deveye
bindim, giderken yol üzerinde yaya yürüyen bir kadına rastladım. Sırtında siyah bir şal ve başında da siyah bir burka, aheste åheste gidiyordu. Anladım ki kafileden geri kalmıştır. Yaklaştım.
"Esselåmu aleyküm ey Allah'in cariyesi." dedim.
"Aleykesselâm ey Allah'n kulu. "Onlara Rahim olan Rabden "selâm" sözü vardır"' dedi.
"Allah sana merhamet etsin, bu çölde yalnız başına neylersin?"
"Allah'n şaşırttığına kimse yol gösteremez."
Anladım ki yolunu şaşırıp kalmıştır. Ben de:
"Nereden gelip nereye gidersin?" diye sordum.
"Her türlü noksanlıklardan beri olan Allah, kulunu bir gece, kendisine bazı âyetlerimizi göstermek için Mescid-i Haram'dan (Kabeden)
çevresini mübarek kıldığımız o Mescid-i Aksâ'ya götürdü..." dedi
Anladım ki Mekke-i Mükerreme'den çıkıp Kudüs-ü Şerif e gider
"Kaç gündür buradasın?" diye sordum.
dedi.
Senin alametin sapasağlam olduğun halde üç gece insanlarla konuşmamandır." dedi.
"Yiyecek bir şeyin var mıdır?" diye sordum.
dedi "Beni yediren, bana içiren O'du."
Ya bu susuz çölde ne ile abdest alıyorsun?" diye sordum.
...su bulamazsaniz o vakit de temiz bir toprağa teyemmüm edin..." diyerek teyemmümle namaz kıldığını işaret etti.
"Yiyeceğimden versem yer misin?" dedim.
dedi. ..ertesi geceye kadar orucu tam olarak tutun... Bildim ki oruçludur.
Ben de:Bu oruç ayı değildir." dedim
Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah yapılan taatin ecrini veren ve herşeyi hakkıyla bilendir.
«Seferde iftar mübahtır." dedim
Oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır... dedi.
Şaşırdım.
"Niçin benim gibi konuşmuyorsun?" dedim.
"İnsan her ne söylerse mutlaka yanında hazır bir gözcü vardır."
"Hangi taifedensin?" diye sordum.
"Bir de hiç bilmediğin bir şeyin ardınca gitme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların her biri ondan sorumludur." dedi
"Hata ettim, helâl eyle." dedim.
"Bugün size bir azarlama ve ayıplama yok. Allah sizi mağfiretiyle bagişlasın..." dedi.
Ben de:
"Seni deveme bindirsem ve kafilene eriştirsem olmaz mi" dedim.
"Hayır olarak ne yaparsanız, elbette Allah onu çok iyi bilir. dedi.
Ben de devemi çökerttim ve:
"Gel, bin." dedim.
Mümin erkeklere söyle gözlerini (haramdan) sakınsınlar..." dedi.
Yüzümü çevirip "Gel, bin." dedim. Deveye bineceği yerde deve sıçradı, kalktı. Kadının hırkası devenin semerine takılıp yırtıldı.
"Başınıza ne musibet geldi ise kendi ellerinizin kazancı iledir dedi.
"Sabreyle deveyi sakinleştirelim." dedim.
"...derhal Süleyman'a anlattık..." dedi.
Deve akıllanınca bindi.
" Ne vücedir o Allah ki, bunları bize itaatli kılmıştır. Biz bunları (kendi hizmetimize) yanaştıramazdık."
Ben de devenin ipini elime alıp süratle çektim ve yüksek sesle şiir söyleyerek gitmeye başladım.
"Yürüyüşünde tabii ol. Sesini alçalt.."dedi
Ben de åheste aheste okumaya başlayıp bazı şiirleri mirildanmaya başladım. Okuduğumdan hoşlanmadı. " bundan böyle Kur'ân'dan ne kolay gelirse okuyun..." dedi.
"Elhamdülillah, çok iyi söyledin." dedim.
"...Bunları akıl sahiplerinden başkası düşünmez." dedi.
Biraz gittikten sonra:
"Kafilede zevcin var mıdır, Allah'in cariyesi?" dedim.
"Ey iman edenler, öyle şeylerden sual etmeyin ki, size açıklanırsa fenanıza gidecektir.." dedi.
Sustum. Kafileye ulaşıncaya kadar bir
şey söylemedim. Yaklaşınca:
"Kafilede kimleriniz vardır?" diye sordum.
Mal ve oğullar, dünya hayatının süsleridirler.." dedi.
Anladım ki oğulları olduğuna işaret ediyor. Oğullarının durumunu sordum.
"Hem de birçok işaretler var. Yıldızla da onlar (insanlar) yol bulurlar.
Anladım ki oğulları kafilenin delilleridir. Çadırlarına yaklaştığımızda
İşte çadırlara geldik. Kime sesleneyim." diye sordum.
"...Allah, İbrahim'i bir dost edinmiştir."
"...Allah'ın Musa'ya kelâm söylemesi gibi.
"...Ey Yahyå! Kitaba (Tevrat'a) sımsıkı sarıl.." dedi
Bende "Ey İbrahim, Ey Musa, Ey Yahya." diye seslendim. Gördüm ki ay parçasına benzer, yakışıklı üç delikanlı geldi. Hemen koşup
annelerini deveden indirdiler.
Kadın oğullarına şöyle dedi:
"...birinizi şu gümüş parayla şehre gönderin de baksın. Yiyecek lerden hangisi daha temiz ise, size ondan bir rızk getirsin..."dedi.
içlerinden biri gitti, iki sahan ile yemek getirdi. Beni çadırlarına oturtup önüme yemek koydular.
Hatun:
"Geçmiş günlerde takdim ettiklerinize karşılık yeyin, için, afiyet olsun."
Ben de oğullarına:
"Annenizin bu halinden bana haber verinceye kadar vallahi yemeğinizden yemem." dedim.
Oğulları:
Kırk yıldır gerek bizimle gerek başkasıyla dünya kelâmindan bir harf bile söylemez. Olur ki dilimden hatalı bir söz çıkar diye daima bizimle bütün konuşması Allah'ın kitabı iledir" dediler.
"Subhanallah." dedim ve hayır duasını istedim.
Allah'in rızası bütün mü'min kadınların ve erkeklerin üzerine olsun.
Mükâfat Hakkındadır.
"Hazreti Peygamber (s.a.v.) Dedi ki: "Size iyilik
Yapanı Mükâfatlandırın; Eğer Gücünüz
Yetmezse Ona Hayır Dua Edin."
Gark etmeyince gözyaşına ten sefinesin
Bu bahr-ı pür-hatarda kişi bulamaz necat.

insan" diyor Süheyli, "tenini, varlığını gözyaşıyla yıkamadikça, yani ten gemisini gözyaşına garketmedikçe, hayat dediğimiz tehlikelerle dolu denizde kurtuluşa, selamete ulaşamaz.
........
"Sabr telhest ve likin ber-i şirin dârad"
"Sabır, acı bir şeydir, ancak meyvesi tatlıdır."

Sen her ne kadar feleğin gadrine uğramışsan da yine de mutlu bahttan ümitsiz olma.

........
"Besâ kufl kân-râ ne-bâbî kilid;
Kuşayende-i nå-geh âyed u pedid."

"Nice kilitler var ki, bir kapıya uymaz,
Ansızın açılıvermesiyle her şey ortaya çıkar."
Akıllı ålim kimselere sormuşlar ki:
"Akllı kimsenin görünen emaresi nedir?"
Demişler ki:
"Aklın ciddiliğinin üç delili vardır. İlk olarak az konuşmak, konuştuğunda isabet etmektir. Zirâ çok konuşma, beraberinde utanmayı ve kinanmayı getirir."
Tekrar sormuşlar:
"Tanımadığımız birinin aklının emaresi nedir?"
Demişler ki:
"Üç yönden anlaşılır: Biri hizmeti için gönderdiği elçisinden, diğeri gönderdiği mektubundan, en son da gönderdiği hediyeden. Zirâ
kişinin elçisi kendi gibi olur, yazdığı mektubu da kendini anlatır. Kişi konuşurken dilinin altındakini söyler." demişlerdir
"Kişinin himmetinin olgunluğu da hediyesinden belli olur.
"Son olarak da kişinin yakınlarının halinden anlaşılır. Kişiden ögrenemediğini, soramadığını yakınlarından sor. Muhakkak ki yakınları dostlarının ardından gider." demişlerdir.
Aklın delili, dostluğunun kuvveti, güzel davranışı ve tevåzudur. Bu sıfatlar Allah vergisi ve nimetidir. Nitekim peygamberimiz (s.a.v.):
"Kim insanlara güzel muameleyi haram kılarsa Allah'in yardımı da ona haram kılınır." buyurmuştur.
Meymendi'nin güzel ahlâk ve yaradılışına bir örnek de şudur:
Hiçbir zaman bir şeyi tek başına yemezdi. Tek bir hurma bile yiyecek olsa mecliste bulunanlarla bölüşürdü.
Bir gün adamın biri gelip henüz yetişmiş üç tane salatalık getirdi Vezirin önüne koydu. Vezir salatalığın birini soyup kendi yedi. İkincisini de yedi, üçüncüsünü de yedi. Mecliste bulunanlar şaşırdılar, sessiz kaldılar. O hıyarları getiren adama yardım ve ihsan eyledi. Adam gidince vezir meclistekilere dönerek:
"Salatalıkları yalnız yememin hikmeti şudur ki, birini yedim, baktım çok acı. Onun için size vermedim. İkinci ve üçüncüyü de yedim.
Birbirinden fazla acıydılar. Birinize versem acıdır dersiniz de o müslüman utanç duyar diye size vermekten korktum. Tek başıma yiyip acılığına tahammül ettim." dedi.

Allah-u Tealâ bol bol rahmet eylesin.
"El uzatma mirî malına altın olsa pâresi
Üstüihvan-ı mårdır, durdukça artar yaresi.

"El uzatma devletin malına ve mülküne altından bile olsa parçası.
Çünkü bu öylesine bir yılan kemiği (dişi)dir ki durdukça yarası daha da artar."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Süheyli'den Duyulmadık Hikayeler
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
576
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058724563
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Büyüyenay Yayınları
Süheylî'den Duyulmadık Hikâyeler Ortadoğu tarihinin tek kare resmi gibidir. Bir milletin bütün unsurlarını içinde barındıran, ana dokusu ve temel renkleri insan olan büyük bir resim. İnsanoğlunun hiç eskimeyen, daima güncelliğini koruyan özü, Süheylî'nin kaleminden günümüze ulaşıyor. Süheylî, okuduklarını ve duyduklarını, malzemesi kelimeler olan bir ressam, bir nakkaş gibi, berrak, ışıltılı renkler kullanarak canlı tablolar halinde sunuyor. O, hikâyeleriyle dış görünüşün ardındaki hakikatin, insanın ruhuna dek uzanıp orada yankılanan hakikatin izini sürüyor. Aydınlık, masmavi, berrak bir gökyüzünün altında kentleri dolaşarak, sanki günün yorgunluğunu da ay ve bol yıldızlı yaz göğünün altında, sırtını bir ağaca yaslamış, yanan ateşin ışıltısının dost yüzlere vurduğu bir dinlenme anında hikâyelerini tadına vara vara anlatıyor.

Adeta hakikatin konuşarak, dost gönüllere çarpa çarpa arandığı, tadına doyulmaz bir sohbeti hatırlatıyor. Ve daima bu sohbete Yaratıcıya azîm bir teşekkür ve yaratılanlara ise derin bir saygı eşlik ediyor.Bu hikâyeler insan olmanın sıcaklığını, aşkın her şeye galip olacağına olan güveni, sabretmek koşuluyla kötülüğün muhakkak yenileceğini, zalimin asla cezasız kalmayacağını, debdebenin ve ihtişamın ışıklarının bir gün mutlaka söneceğini, bir gönlü rahatlatmanın, bir acıya son vermenin en önemli ibadet olduğunu samimiyetle inançla anlatıyor.

Kitabı okuyanlar 5 okur

  • Terrigenous07
  • Bayındır Han
  • Kenz-i Mahfi
  • Sercan Akbayrak
  • Bay Burtli

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%33.3 (1)
8
%0
7
%33.3 (1)
6
%33.3 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0