Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi BağlardıAhmet Şerif İzgören

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.880
Gösterim
Adı:
Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı
Baskı tarihi:
Mart 2010
Sayfa sayısı:
184
ISBN:
9789756093627
Kitabın türü:
Yayınevi:
Elma Yayınevi
"Bu kitabı kişisel gelişmeyin diye yazdım, toplumsal gelişin.
Etrafa da gram katkınız olsun."

Ahmet Şerif İzgören, bu kitabında diğer kitaplarından farklı olarak okuru toplumsal gelişime davet ediyor Girişimcilik, iş kalitesi, dürüstlük, yurt sevgisi ve hoşgörü değerlerini vurgularken topluma nasıl daha yararlı olabileceğimizi yaşanmış hikâyeler eşliğinde okura sunuyor.

"Noel Baba yalan, Mustafa Amca ise gerçek. Geyikler yerine eşeği var. Eşek de daha gerçek, Mustafa Amca da." Okurken pelerininizi kendiniz bağlayabildiğiniz sürece gerçek bir süpermen olabileceğinizi göreceksiniz. Ayaklarınızın yere bastığından emin olun. Gerçekten uçabilirsiniz.

Ahmet Şerif İzgören'in bütün kitaplarını okudum. Bazen gözlerim dolarak, bazen yeni bir şeyler öğrenerek dağarcığıma bir şeyler atabildim. Böyle kitaplar enderdir. Şerif'i elinizdeki kitaptan dolayı bir kez daha kutluyorum. Yine onun izniyle kitabından birkaç anekdotu konuşmalarımda kullanmak istiyorum. Bu kitaptan güzel şeyler edineceksiniz.
-Müjdat Gezen-

Artık bütün sorunların arkasındaki temel konunun eğitim olduğunun farkına varmış durumdayız. Eğer ülkedeki eğitim sorunu çözülürse, siyasilerin her dönemde rahatlıkla kandırdığı Türklerin yerine, ne istediğini bilen ve söyleyen Türkler gelecek. İşte o zaman bu ülke daha farklı olacak. Sevgili Ahmet Şerif İzgören, bu ülkenin doğru yapamadıklarına ve değiştiremediklerine benim gibi kızmayı sürdürmekle beraber, küsmeden mücadele etmeyi başarıyor. İzgören ve onun gibi eğitime gönül verenlerin yolları açık olsun.
-Alphan Manas Mensa Türkiye Başkanı-
SPOİLER;









Kitabı okuduğum süre boyunca,içim umut doldu.Okuduklarım beni çok mutlu etti.Bittiğinde ise ''Vaybe nereden ,nereye gelmişiz'' dedim. Anlatayım nereden nereye geldiğimizi ve kitabın ne anlattığını.

Kütüphane'de devlet memuru olarak çalışan Mustafa Güzelgöz, ''Saatimi doldurayım,maaşımı alayım'' mantığında olmadığı için özveri ile çalışır.Biner eşeğine köyde ki çocuklara kitap taşır. Çocuklara kitap sevgisini aşılar,okuma,yazma oranını arttırır.Eşek kadar olamayanlar tarafından görevden el çektirilir.Fakat sonunda bir kitapta benim karşıma çıkar.Üstelik müzesi de varmış,utandım kendi adıma bu hikayeyi yeni öğrendiğim için. Ve kızdım çok bilip eğitim sistemini sürekli değiştirenlere,Milli Savunma Bakanını,Milli Eğitim Bakanı yapanlara,tüm bunları yaparken lütfedip de Mustafa Güzelgöz'e müfredatta 2 cümle yer vermeyenlere.

Emniyet müdürümüz, Akif Aktuğ Antalya'nın Güneydoğu'dan en çok göç alan bölgesinde İstiklal Marşı söylenemez halde iken ''Polikart'' diye bir kart çıkartır.Kurallara uyan,çocuklara birer adet verir.Çocuklar bu işi çok sever.Karakola gelip polislere çizdikleri Türk Bayrağı resimlerini verir.Bazen oturup beraber çay içerler. Oturduğu yerde ''TOMA 1 müdahale et'' anonsu geçmez Devletini,ülkesini,milletini sevdirmenin yollarını arar.

Aşık Veysel gözleri görmese de gözlerin görebileceği en güzel işlerden birini yapar. 1960'larda daha önce hiç ağaç dikilmemiş köyüne,gider bir ağaç diker.

Doktor olan Üstün Üzer devlet hastanesinde çalıştığı süre boyunca kanser olan çocukların parasızlıktan tedavi olamadığını görür.Gider şuan da binlerce çocuğun tedavisini sağlayan ''LÖSEV''i kurar.

Bu kitaba ne kadar da yakışmış Necip Fazıl'ın ''Tomurcuk derdinde olmayan ağaç odundur.'' sözü.
Böyle güzel şeyler var işte kitapta. Bulunduğu durumun zorluklarına rağmen, güzel işler yapmaya çalışanlar,katkı sağlamaya çalışanlar var.

Şimdi de Nereye geldiğimizi anlatayım. Kitabı okurken Yılmaz Özdil'in İsim,Şehir,Hayvan kitabı geldi aklıma. Kitapta şöyle bir kısım var;

''Ümmühan.7 yaşında.
Balıkesir Burhaniye'nin Cumhuriyet İlköğretim Okulu'nda öğrenci.
Bir konferans düzenlendi bu okulda... Sivil Savunma Konferansı... Konusu, "deprem olursa, neler yapmalıyız" falan... Kellifelli yöneticiler gelmiş, çocuklar soracak, onlar da cevaplayacak, doğruları öğretecek. Amaç bu...
Ümmühancık parmağını kaldırıyor.
Soruyor:
"Deprem olursa, fakirleri de kurtarırlar mı?"

İşte geldiğimiz nokta bu. 7 yaşında ki çocuğun bile hissettiği Eşitsizlik,Adaletsizlik.

Elimde olsa bazı kitapları okumayı zorunlu hale getirirdim.
Onlardan biri de bu kitap olurdu kesinlikle.Daha önce bahsetmiştim,Türkçe Öğretmenim sayesinde tanıdım Ahmet Şerif İzgöreni. Bize zorla okutturduğu adam sayesinde bugün yine çok şey öğrendim.Böyle olabilmiş güzel öğretmenlerimizi anlatır.

Doktor,imam,polis her meslek grubunun,her insanın,her vatandaşın yaptığı güzellikleri anlatıyor kitap ve yine aynı grupların yapmadıklarını!
Ahmet Şerif enteresan bir insan.Kendisi Kıbrıs'ta iletişim üzerine üniversite hocalığı yaptığı dönemde,tüm sınavlarda tüm öğrencilerin kopya çektiğini görünce final sınavında tek bir soru sormuştur."Her sabah sınıfımızı temizleyen yaka kartında ismi yazan görevlinin adı nedir?"
Bu sorunun altına da aynen not düşmüş,bu soru sizin iletişim yeteneğinizi fazlasıyla belirler.


Ahmet Şerif,Diğer kitaplarının aksine bu kitapta okuyucuyu kişisel değil,toplumsal gelişmeye davet etmiş.Arka kapakta da yazdığı gibi
"Bu kitabi kişisel gelişmeyin diye yazdım,toplumsal gelişin.etrafa da gram katkınız olsun"
Baktığımız zaman kitapta İş ahlakı,dürüstlük,yurt sevgisi gibi ana temaları vurgulamaya çalışmış.Verdiği örneklerle de bunu gayet başardığını düşünüyorum.Bunların dışında Türk tarihinin kanayan yarası girişimcilik üzerinde de örnekler vermeye çalışmış.

İsim olarak kitaba baktığımızda garip ama yaratıcı.Süpermen Türk olsaydı belki pelerinin arkasına iliştirilecek bir nazar boncuğu,uçarken ardından dökülecek bir kova su da kaçınılmaz olabilirdi.

Kişisel gelişim eleştiriye açık bir dal,özellikle Türk Edebiyatında.Seveni de sevmeyeni de çok.Eleştireni de bir hayli fazla.Aynen dizüstü edebiyat gibi.Ama sanırım insanlar,bir adamın bütün hayatının bir tek kitapla,bir insanin bütün düşüncelerinin tek bir cümle ile,tüm doğru bildiklerinin tek bir olayla değişebileceğinin farkında değiller.Bu yüzden Ahmet Şerif'e ve içinde bulunduğu Kişisel Gelişim alanına yapılan eleştiriyi acımasızca buluyorum.

Ahmet Şerif zaten içinde bulunduğumuz sistemi eleştiren,Türk eğitim sisteminde ki sorunun sistemin olmaması olarak tanımlayan bir adam yada kitaptan da örnek vermek gerekirse aşağıda ki satırları aktaran bir yazar,bu yüzden hakkında söylenenleri doğru bulmuyorum.

"Ameliyat çok iyi geçti, hasta öldü!" durumları çok bu ülkede. Ya da aynı futbolcu iki gol attı; maç 1-1."

Kitap ile alakalı çok alıntı olduğu için eklemeye üşendim,son bir alıntıyla incelememi bitirmek istiyorum.

"İnsanları bir defa dolduruşa getirebilirsiniz, ikinci defa dolduruşa getirebilirsiniz; ama bir süre sonra hamasi sözler etkisini kaybeder.”Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!” diye gaz vermeye çalıştığınız personeliniz, aynı zamanda “Deli İbrahim’in balıklara altın attığı yaşta” olduğunun farkına varır. Motivasyon sisteme dayalı olmalı, etkileyici konuşmalara değil.
"

Benzer kitaplar

İsmi biraz garip gelse de içerik anlamda çok dolu bir kitaptı.Şehitlerimize armağan edilerek yazılması da ayrı bir maneviyat katmıştır. Okudukça keyif aldım unutulmayacak nitelikte gerçek hayattan örnekler verilerek olaylar anlatılmış.Yazarın sohbet eder gibi bu kitabı da yazması gerçekten çok güzel bir anlatıma yol açmış. En önemlisi de kitaptaki olaylar sadece Türkiye'de geçen olaylar , ABD'de geçen olaylar falan değildir. Çok doğru tespitler var , kendimize katabileceğimiz bir kitap ve bizden yardım bekleyen insanları ve onlara büyük fedakarlıklarla yardım eden insanların değerinin anlatıldığı bu kitap , aslında Beyaz Zambaklar Ülkesi'ndeki Snelman'ı da hatırlattı bana , ismi farklı gelip ön yargınıza neden olabilir ancak son zamanlarda kaybettiğimiz değerleri , insanlığı yeniden hatırlamamızı sağlayacak bir kitap , iyi okumalar ..
Malcolm X'in dediği gibi "Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter." Öyle bir kitap. Bir anda herşey film şeridi gibi geçer yaşananlar. Sorgulatır. Kendimi dünyada haksızlıklara karşı durabiliyor muyum duramıyor muyum diye, sırat köprüsünü geçebilecek miyim diye yargıladım o derece. Kitaba 9 puan verdim çünkü suçlananlara da kendini savunma şansı için. Bugünden itibaren tüm dünya tekrar mutlu olmaya kara veremez miyiz? Çok mu zor ? Insan kalmak çok mu zor ? Başarabilenlere ne mutlu. Mutlaka bu kitabı okuyun derim.
Kitabim isminden de anlaşıldığı gibi bizden Anadolu insanının kurtulamadığı atalet halinden bahsediyor.
Hangi vasifta olduğun değil her durumda ahlaklı insan olabilmenin önemini anlatıyor
Ahmet Şerif Hoca insanımızı 3 gruba ayırmış
BUNLAR:
BİRİNCİ TÜR , hep başkalarının üzerinden geçinir. İkinci tür, sırf kendisi için çalışır. (Sistemin yetiştirmeye çalıştığı insan grubu bu.)
İKİNCİ TÜR, kendisi ve ülkesi için çalışır.
En rahatı ÜÇÜNCÜ GRUPTUR , çünkü orada REKABET çok azdır.
Üçüncü gruba girmeniz için kahraman olmanız gerekmez."
diyor .
Her konu size çok tanıdık gelecek
ışte hep gözardı ettiğimiz meselelerin özünü samimi gerçekçi üslubuyla anlatan kitabın okunmasını tavsiye ediyorum.

Keyifli okumalar:))
Kitabın içeriğini, bir kaç defa izlediğim uğur böcekleri eğitimlerinden billiyordum. Yine de keyifle okudum. Bir şeyler yapabilirime inanmak, ülkemiz için, insanlık için iyi şeyler yapabilmek adına mücadele etmenin nasıl olabileceğine yönelik bir sürü kısa kısa gerçek hikayeler. Ve örnekler hep bizden, bize öz.. Bulunduğum kurumda verdiğim mücadeleden dolayı başım dik bir şekilde okudum kitabı, çok samimiyetle söyleyebilrim, dudaklarınızda tebessüm oluştuğu kadar, gözleriniz doluyorsa kitabı okurken, kitapta sözü edilenleri sizde yapabilirsiniz demektir. Hissetmek, inanmak ve savaşmak...
Bazı kitapların 'Kişisel gelişim' kitabı olarak ayrılmasına karşıyım, diğer kitaplara hakaret kabul ederim; Ahmet İzgören'in kitapları sohbet havasında yazdığı kitaplarıyla aslında çoğunu bildiğiniz şeylere farklı bir bakış açısıyla bakmanızı sağlıyor
Kötü davranışlar içerisinde olanlar kadar hatta daha fazlası kadar iyi insanlarımız var. Ama maalesef dünyayı televizyonlarda, haberlerde  ya da gazetede gördüklerimizden ibaret olduğunu sanıyoruz. Bunun nedeni iyiden çok kötülerden haberdar oluşumuz. İnsanlara hiç güvenimiz kalmamış bunu şu kıssadan hisse çok güzel anlatıyor:
 “Yaşlı adamın biri, çölde devesiyle giderken yerde yatan muhtaç birini görür. Su verir, devesine bindirir. Kendisi yürümeyi göze almıştır. O sırada deveye binen adam bir anda deveyi topuklar ve kaçmaya başlar. Yaşlı adam hırsızın ardından bağırır. ‘Oğlum, ne olur kimseye anlatma’. Hırsız şaşkınlıkla durur ve sorar: ‘Niye ki?’, ‘Oğlum, eğer birileri duyarsa bunu, yarın çölde ihtiyaç içindeki birine kimse yardım etmez.’ der.”


Kitabın asıl amacı kişisel değil toplumsal gelişmemize yardımcı olmak için. Kişisel gelişim kitaplarının bana az çok katkısı oluyordu ama ne bileyim bu kitabı farklı buldum. Klişelerden uzak, çok akıcı ve espirili bir dille yazılmış olması ya da okurla karşılıklı çay içerken sohbet ediyormuş gibi çok samimi bir dille konuşması çok hoşuma gitti. Bitmeseydi ya ne güzel okuyordum işte desemde her güzel şeyin bir sonu var.
"Bazı kitaplar vardır sizinle konuşur. Okumaya başlayınca fark edersiniz. Arkadaşınız olurlar. Ara sıra, evde dolaşırken karşılaşır, sayfalarını koklar, karıştırırsınız. Ya çok iyi kitaptır; içten, sakin ve bilgedir ya da hayatınızın en zor, en ihtiyaç duyduğunuz döneminde karşınıza çıkmıştır. Elinize aldınız mı, gülümsersiniz. Herkese anlatırsınız. Kitap onlarca yıl yaşasın diye. Çünkü kitapların da ömrü var, insanlar gibi. Çok az kitap sonsuza dek yaşar. Ömrü sizin ona ayırdığınız vakittir. Aslında her bir nüshanın kaderi, okuyanın zekâsı kadardır. Bu kitabı kişisel gelişmeyin diye yazdım, toplumsal gelişin. Etrafa da gram katkınız olsun." (Kitabın önsözünden.) Kitap ülkemizde yaşanmış ve yaşamış olan ilham verici hayatları anlatarak başlamış nette denk gelmiştim birine Mustafa amca belki sizde denk gelmişsinizdir eşeğiyle köy köy gezip çocuklar kitap okusun diye köylere kitap taşıyan harika bir insan ve onun gibi ülkemizde yaşayan harika insanların hikayesini anlatmış sonra da ülkemiz için yüzkarası olan siyasetçilerin bu ülkeye bırak yararının olmasını yararı olan insana da zararlarını anlatmış hoş zaten ülkemizdeki sistemi bilmeyen yoktur keşke konuşabildiğimiz kadar çözüm de üretebilseydik ama malesef bu daha çok uzun yıllar alacak gibi bu sistemle umarım gerçekten siyasetçilerimizde özüne döner bir gün. Kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.
İzgören bu değerli kitapta isyanlarını olması gerekenleri devletimizde ki ne büyük yanlış düşüncelerin olduğunu aktarmasiyla okurlarını ciddi bir şekilde etkilemiştir. Canım sıkıldıkça okuyacağım değerli bir kitap :))
Ne yazık ki yazarın Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır' ını okurkenki zevki burada bulamadım. Tabii ki içinde değerli bilgiler ve fikirler var. Girişimcilik mesela. Çok güzel değinmiş. 'Bu dünyada bir şeyler yapıp göç etmek' demek istediği yazarın. Belki de beklentimi karşılayamadı. Bilemiyorum :)
Yaaaa kitaba doyamadim))Gulumseterek duwunduren Ahmet Werif Izgoren eline emeyine saglik )Buu kotu dunyada halaa iyiliklerin oldugunu hatirlatan bir kitap.
"Ahmet Şerif İzgören'in yaşadığı ve İngiliz profesörlerden haftalarca öğrenemediğim şeyi bir taksiciden 5 daikada öğrendim diye tarif ettiği bir hayat dersi...
"Toplantıya gideceğim. Baktım geç kalma ihtimalim var, bindim bir taksiye, muhabbetçi bir arkadaş. O anlatıyor ben dinliyorum. Tam işyerinin önüne geldik. Ankara'da Bakanlıklar.

Diyelim ki, taksi parası 9.75 TL tuttu, ben 10 TL uzattım.

Hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya! taksici üstünü arıyormuş gibi yapar, siz de para üstünü alabilmek için bir ayak dışarda, inmemek için debelenirsiniz.

Tam o sahne olacak. Şoför, para üstü varmı diye aranmaya başladı.

"Üstü kalsın kardeşim" dedim.

Döndü bana doğru

"Vaktin varmı ağabey?" dedi.

"Evet" dedim (tek ayağım hala dışarda)

Dörtlülere bastı,trafik dört şerit akıyor, indi araçtan. Önde bir büfe var. Gitti oraya, bir şeyler konuşup geldi. Bana 25 Krş uzattı. Belli ki para bozdurmuş.

"Birader" dedim, "9.75 değil, 10.50 yazssa istermiydin 50 krş.benden?"

-Ne alacağım ağabey 50 krş.u

-Peki niye gittin 25 krş.için o kadar uğraştın, üstü kalsın demiştim.

Döndü bana, attı kolunu arkaya :

-Vaktin varmı ağabey

-Var

-Çek kapıyı o zaman

Muhabbetçi bir taksici ile karşı karşıyayız.

5 dk.konuştuk. İngiltere'de profösüründen, bilmem kiminden eğitimler aldım. O taksicinin 5 dk.da öğrettiklerini, ingiliz hocalar haftalarca verdikleri derslerde öğretemediler.

Ağabey biz Keçiören'de 5 kardeşiz. Babam rençberdi benim, günlük yevmiyeye giderdi; artık inşaat falan bulursa çalışır gelir, o gün iş bulamamışsa, biz eve gelişinden,yüzünden anlardık. Durumumuz hiç iyi olmadı. Akşam yer sofrasında yemek yerdik. Yemek bitince babam bize"Durun kalkmayın" derdi.Önce dua ederdik sonra babam bize sofrada konuşma yapardı.

"Aha" dedim, "Bizim meslek", seminerci.

- Ne anlatırdı baban

- Hayattta nasıl başarılı olunur?

O gün inşaata çağırmazlarsa eve para getiremiyor, sonra çocuklara hayatta başarı teknikleri anlatıyor.

-Babam işe gidince büyük ağabeyimiz onu taklit ederdi, delik bir çorapla pantalonun ceplerini çıkarır, dört kardeşi karşısına alıp "Dürüst olun, evinize haram lokma sokmayın" diye anlatırken, biz de gülerdik. Annem kızardı, "Babanızla alay etmeyin.O, hem dürüst hem de çalışkandır" derdi. Yan evde iki kardeş var, onların babası zengin. Babaları birahane işletiyor, ama adamda her numara vardı,kumar falan oynatırdı. Bizim yeni hiç bir şeyimiz olmadı,hep o ikisinin eskilerini kullandık.O amca mahalleden geçerken biz 5 kardeş ayağa kalkardık çünkü bize bahşiş verirdi.Babam eve gelince ayağa kalkmazdık. Çünkü hediye, para falan hak getire. Ağabey biz babamı kaybettik. Altı ay içinde yandaki baba da öldü, yandaki baba iki çocuğa 5 katlı bir apartıman, işleyen birahane, dövizler ve araziler bıraktı. Bizim baba ne bıraktıbiliyormusunuz?

-Ne bıraktı?

-Bakkal veresiyesi ve konuşmalarını bıraktı : "Evladım işinizi dürüst yapın, hakkınız olmayan parayı almayın..."falan filan. Ağabey aradan 15 yıl geçti, diğer 2 kardeş cezaevindeler, ne ev kaldı ne birahane. Ailesi dağıldı.

Biz 5 kardeş, beşimizin Keçiören de taksi durağında birer taksisi var hepimizin birer ailesi, çoluk çocuğu, hepimizin birer dairesi var. Geçenlerde büyük ağabeyimiz bizi topladı ve dedi ki :

"Asıl mirası bizim baba bırakmış."

Hepimiz ağladık. 5 kardeş taksiciliğe başladığımızdan beri,taksimetrenin yazmadığı 10 krş.u evimize sokmadık. Her şeyimiz var Allah'a şükür.

Çok duygulandım, veda ettim, tam ineceğim:

-Dur ağabey,asıl bomba şimdi.

-Nedir bomban?

-Nerede oturuyoruz biliyormusun? O iki kardeşin oturduğu 5 katlı apartmanı biz aldık. 5 kardeş orada oturuyoruz.

Evladınıza ne araba bırakırsınız, ne ev, ne de başka bir miras. Evlada sadece değer kavramları bırakırsınız. Bakın iki baba da evlatlarına değer kavramları bırakmışlar."
Temel diyormuş ki "Anlamıyorum, bu kadınlar bu paraları nereye harcıyor? İçki desen yok, kumar desen yok, kadın desen kendileri zaten kadın"

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı
Baskı tarihi:
Mart 2010
Sayfa sayısı:
184
ISBN:
9789756093627
Kitabın türü:
Yayınevi:
Elma Yayınevi
"Bu kitabı kişisel gelişmeyin diye yazdım, toplumsal gelişin.
Etrafa da gram katkınız olsun."

Ahmet Şerif İzgören, bu kitabında diğer kitaplarından farklı olarak okuru toplumsal gelişime davet ediyor Girişimcilik, iş kalitesi, dürüstlük, yurt sevgisi ve hoşgörü değerlerini vurgularken topluma nasıl daha yararlı olabileceğimizi yaşanmış hikâyeler eşliğinde okura sunuyor.

"Noel Baba yalan, Mustafa Amca ise gerçek. Geyikler yerine eşeği var. Eşek de daha gerçek, Mustafa Amca da." Okurken pelerininizi kendiniz bağlayabildiğiniz sürece gerçek bir süpermen olabileceğinizi göreceksiniz. Ayaklarınızın yere bastığından emin olun. Gerçekten uçabilirsiniz.

Ahmet Şerif İzgören'in bütün kitaplarını okudum. Bazen gözlerim dolarak, bazen yeni bir şeyler öğrenerek dağarcığıma bir şeyler atabildim. Böyle kitaplar enderdir. Şerif'i elinizdeki kitaptan dolayı bir kez daha kutluyorum. Yine onun izniyle kitabından birkaç anekdotu konuşmalarımda kullanmak istiyorum. Bu kitaptan güzel şeyler edineceksiniz.
-Müjdat Gezen-

Artık bütün sorunların arkasındaki temel konunun eğitim olduğunun farkına varmış durumdayız. Eğer ülkedeki eğitim sorunu çözülürse, siyasilerin her dönemde rahatlıkla kandırdığı Türklerin yerine, ne istediğini bilen ve söyleyen Türkler gelecek. İşte o zaman bu ülke daha farklı olacak. Sevgili Ahmet Şerif İzgören, bu ülkenin doğru yapamadıklarına ve değiştiremediklerine benim gibi kızmayı sürdürmekle beraber, küsmeden mücadele etmeyi başarıyor. İzgören ve onun gibi eğitime gönül verenlerin yolları açık olsun.
-Alphan Manas Mensa Türkiye Başkanı-

Kitabı okuyanlar 741 okur

  • YUSUF YEŞİLKAYA
  • Sude
  • Şahin Tamer
  • Sıçrayan Midilli
  • L M P
  • Mustafa Morkoç
  • Sena
  • Bir Okur Yazar
  • Şoreş demircan
  • Beşir Yılmaz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6
14-17 Yaş
%6
18-24 Yaş
%29
25-34 Yaş
%28.6
35-44 Yaş
%21.4
45-54 Yaş
%6.5
55-64 Yaş
%0.4
65+ Yaş
%2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%59.9
Erkek
%40.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.5 (69)
9
%26.4 (56)
8
%25 (53)
7
%7.5 (16)
6
%4.2 (9)
5
%1.9 (4)
4
%0.5 (1)
3
%0.9 (2)
2
%0
1
%0.9 (2)

Kitabın sıralamaları