Sur Kenti Hikayeleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.661
Gösterim
Adı:
Sur Kenti Hikayeleri
Baskı tarihi:
Ocak 2007
Sayfa sayısı:
159
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752635050
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Baskılar:
Sur Kenti Hikayeleri
Sur Kenti Hikayeleri
Sen de bilirsin ki bir ev iki günlük konuğundan sırrını saklayabilir ama on iki günlük konuğundan asla. Saklayamadı da. Üçüncü günden, artık gitme vaktimin geldiği on ikinci güne kadar her gün kendisini biraz daha aralayan o sırla uyuyup o sırla uyandım..."
Baharı müjdeleyen cemre gibi elime düşen güzel bir Ali Ayçil kitabı Sur Kenti Hikayeleri.
Yazarın dediği kadarıyla birbirinden bağımsız yazılan ama iç içe öykülerden oluşuyor kitap. Seyyah ibni Battuta’nın Eşkıya Konos’tan duyduğu Sur Kenti’ne yolculuğu ile başlayan hüzünlü, kasvetli öyküler.
Yazarın ağır ve hüzün dolu anlatımı yer yer Sur kenti meydanını kaplayan ağır hava gibi yüreğinize oturuyor.
Seyyah ibni Battuta ile başlayan öyküler ağı farklı karakterlerle devam ediyor. Eşkıya Konos, Sihirbaz Seyfettin, Demirci Raif, Nakkaş Burhanettin , Muhyittin, Attar Yusuf, Dilber Makbule ve diğer kahramanlarıyla ağır, unutulmuş şehir Sur Kenti.
Beni en çok saran öykü İbni Battuta’nın iki yılını geçirdiği ve hayatının aşkı Mahinur ile olan muhabbetleriydi.
İki farklı öyküde yer bulan Mahinur ve İbni Battuta’nın birbirleri için söylemiş oldukları:
“Ömrümün ortasından altın nakışla geçen insan” sözünü ise sadece not defterime değil kalbime de nakşediyorum...
Ve öykülerin en eğlenceli yanı ise Dilber Makbule’nin yazarın elinden kalemi alarak, yazarı paylayışı ve sakladığı sevgilisine dair ipuçlarını kendi diliyle anlatışıydı kuşkusuz. En çok Mustafa Kutlu öykülerinde karşılaştığım bu durumu Ali Ayçil’de de görmek mutlu etti beni.
Sarraf Nizamettin’in küçük kızı gibi insanlardan kaçarak gecenin kuyularına inmiş bir adamın suskunluğunda bulduğu mutluluğu biz de susarak pekiştirelim.
Hüznü, aşkı ve duygu yüklü anlatımları sevenlere, tez zamanda okumalarını öneririm.
Kesinlikle okunması gereken muhteşem bir kitap. Eserde seyyah ı anlamak,çırağı anlamak. ..ve en sonunda bulmaca çözer gibi kahramanları düşünmek. Sahi dilber makbule kimdi ?okunmasını şiddetle tavsiye ederim
Hikayeler öyle güzeldi ki. Bir süre etkisinde kaldım Ne yalan söyleyeyim. Arkadaş çevreme ısrarla tevsiye ettiğim nadir kitaplardandir. Okuyun pişman olmazsınız.
Geç de olsa bir inceleme yazmak istedim bu kitaba. Zaten hakkındaki olumlu yorumlara dayanarak okumaya karar vermiştim kitabı, beklentilerimi de karşıladı. Gerçekten güzel bir kitaptı.

Kitabın türünün hikaye olduğu geçiyor çoğu yerde ve hatta kitabın arka kapağında deneme olduğu bile yazıyor. Ama bence bu kitap bir roman. Hikayelerin hepsi aslında birbiri ile bağlantılı.

Kitap daha başlar başlamaz ilgimi çekmeyi başardı. İlginç bir açılış yapılıyor, kitap karakterinin yazara şartlar koşup hikayeye dahil olduğu bir başlangıç. Seyyah İbni Batuta'nın Sur Kenti'ne gelmesi ile başlayan hikaye, farklı Sur Kenti sakinlerinin hikayeleri ile devam ediyor. Her hikaye tek başına da anlamlı olsa da aslında bir bütünün parçaları. En hoşuma giden hikaye ise Sarraf Nizamettin'in Üç Kızı oldu.

Kitaptan hemen hemen ''Gölgesizler''deki tadı aldım diyebilirim. Zaten Ali Ayçil'in tarzını da üslubunu da Hasan Ali Toptaş'ınkine çok benzettim. Yazarın dili kullanımı çok güzeldi; nasıl bu kelimeyi buraya yakıştırmış, nasıl da ilginç bir cümle bu düşünceleriyle okudum. Kitabın sevdiğim yönlerinden bir diğeri de zaman belirsizliği oldu diyebilirim.

Kitaba bazı mecburiyetlerden ötürü ara verip okuma sürecimi oldukça uzattım. Dolayısıyla devam edeceğim zaman şöyle bir göz gezdirip karakterlerin hikayelerini ufak ufak not aldım. Hikayenin sonuna geldiğimde olayların bağlantılarını kurmayı başardım, kaldı ki zor bir şey değil zaten. Ama ara ara okumak durumunda kalırsanız benim gibi not alarak okumanız, kitabı unutmamanız açısından daha iyi olacaktır.

Kitabı tavsiye ederim, ben yazarın anlatımını da hikayeleri de konuyu da oldukça beğendim. Bu incelemeyi de site için yazdım, kendim için defterime kaydetmek üzere hikayelerin birbirleri ile ilişkilerini de anlatan bir inceleme daha yazacağım sonradan. Herkese keyifli okumalar dilerim...
Her insanın iki güneşi vardır; biri içinde öteki dışında."

“Ben Sur Kentini bir insana benzetirim: Evleri birer hücre gibi düşün, küçük ara sokaklarımızı vücudumuzdaki ince damarlar say, ana caddelerimizi kalın damarlarımıza benzet, şehrin meydanını yüreğimiz kabul et. Eskiden her yandan temiz bir kan akardı Sur şehrinin yüreğine; çarpıntısı dakik ve sağlıklıydı, ama artık değil.” diye tasvir ediyor kendisinin de içinde yaşadığı Sur kentini, Bilge Mansur.

Sur Kenti Hikayeleri, Ali Ayçil’in şiirsel ve estetik dilinden fazlaca nasibi almış, yirmi hikayeden oluşuyor. Kitap daha başlamadan önsözünden sarıp sarmalıyor okuyucuyu. Ali Ayçil, "Ben hiç farkında olmadan, birbirinden bağımsız da okunabilen ama birbirlerinin akrabası olan hikayeler yazmıştım.” diyor neşrettiği hikayeler için. Beni en çok etkileyen hikaye Sakine’nin Mil Çekilmiş Gözleri oldu.

Bu birbirinin akrabası olan hikayeleri okurken merakla ne şekilde birbirine tamamen bağlanacak diye bekledim. Kentte herkes birbirinin içinden geçiyor. Tüm hikayeler birbirinin tamamlayıcısı gibi. Bu yönüyle bir puzzle andırıyor hikayeler. Eksik bir parçasının olması halinde hikayeler bütün halini alamıyor. Zaten kitabın önsözünde de hikayelerin “bir üzüm salkımı halinde” düşünülmesi için okuyucu uyarılıyor.

“Bazıları, kimsenin anlayamayacağı bir eziyetin nöbetini tutarlar, bir türlü kapatamazlar dünyayla aralarındaki uçurumu.”

Kitap boyunca "coğrafya kaderdir" sözü hatta günümüzde evriltildiği "coğrafya kederdir" haliyle dönüp dolaştı zihnimde. Surlarla çevrili bir kentte insanların kaderleri ve kederleri birbirinden ne kadar bağımsız olabilir ki? Ayrıca ‘sur’ kelimesi ikinci ve halk ağzındaki anlamı ile: talih, alın yazısı, uğur manalarına da geliyor. Yazar burada ‘sur’ kelimesini her iki anlama gelecek şekilde kullanarak bir anlam zenginliği yaratmış. 

Kahramanların çoğu Sur kentinde yaşamını sürdürüyor. Bir şekilde yolu düşenler ise bu kentteki insanlarla gönül bağı kuruyor. Bu kente yolu düşenlerden biri de Seyyah İbn Battuta. Kenti ilk görüşü şöyle tasvir ediliyor Battuta’nın: “O an, belleğindeki sayısız kentin gözüyle baktı ona. Sayısız kente bakmanın verdiği tecrübeyle, yanılmayacağını umarak üç kelime fısıldadı: Kasvet, hatıra, ölüm! Heyecanını yitirmiş bir kentti gördüğü; bütün bitkin kentlerin üzerini kaplayan o garip toz bulutundan anladı bunu…” 

Metnin merkezinde yavaş yavaş eriyen, çözülen yok olan bir kent ve kent insanları var. Hem kitabın başında hem de sonunda “Eridi, çözüldü ve yok oldu. Yeryüzü unuttu onu.” alıntısı kitabın tamamına bir motif gibi işlenmiş. 

Motif diyebileceğim diğer kavramlar ise şöyle: aşk, anı, beklemek, görmek, peşine düşülen sorular, yol, göz, sessizlik. Bu motiflerin bazıları ise aşk-ihanet, gitmek-kalmak, söylemek-susmak, yaşam-ölüm, isyan-şükür vs. gibi zıtlıklarla bir arada verilmiş. Zira verilmek istenen mesaj bu zıtlıklarla daha iyi işlenmiş. “Kimse aydınlıktan kuşku duymaz; saklanmak istenen, karanlıkta değil asıl aydınlıkta saklanırdı.” 

Kitapta; seyyah, sarraf, seyis, nakkaş, sihirbaz, attar, nalbantlık gibi bir çok meslek dalı ile uğraşan kahramanlar anlatılıyor. Hem meslek dalları hem hikayeleri anlatılan kişilerin isimleri, eski çağrışımlar sunarak divan edebiyatından nesir bir eser okuyormuş izlenimi kattı bana. Hikayesi anlatılan erkek kahramanların birçoğunun güzellikleriyle tasvir edilmiş olması da bilindiği üzre Klasik Türk Edebiyatı mesnevi türünün özelliklerinden biri.

Hikayelerine tanıklık ettiğimiz bütün kahramanların tek tek ele alınıp incelenmesi gerektiğini düşünüyorum fakat bu bahis çok uzun ve detaylı olacağı için kitaptan bir alıntıyla kahramanları özetlemeyi şimdilik yeterli buluyorum: “dünyayla yarışmış, dünyayı yormuş ve dünya tarafından yeterince yorulmuş”.

Tancalı Seyyah İbn Battuta ve Dilber Makbule kitap içinde söz sahibi olan, kendi hikayelerini anlatan, metnin üst kurmaca kısmını oluşturan kahramanlardır. Battuta, kendi hikayesini bir seyahatname üslubu ile anlatırken; Dilber Makbule, hikayelerin birbirine bağlandığı kısmı anlatıp kalan boşlukları dolduruyor ve “insanlar insanların acılarına akrabadır” diyerek kahramanların arasındaki örüntüyü, gizli bağları, görünmeyenleri aşikar kılıyor. 

Son söz niyetine kitaptan bir alıntı bırakıyorum:

“Gördü ki, görünen hayatların pek çoğunun bir başkası tarafından görülmeyecek kadar kalın bir astarı vardır. İnsanlar balçıklarını tıpkı bir zırh gibi kullanıyorlardı. Bir zırh gibi kullanıyorlar, başkalarından sakladıkları ne varsa o zırhın içine doluşturuyorlardı. O zırh tıka basa dolunca bir genişliğe ihtiyaç duyuyor, ellerini çoğunlukla bu vakitte açıyorlardı gökyüzüne. Herkes içinde başka bir dünya, başka bir arzu, başka bir kişi taşıdığı için hayat, gerçek yüzü özenle saklanmış zekice bir oyuna dönüşüyordu.”
Ne oldu yhu? Kısa sürede bitirseydim farklı olabilirdi. Çok tuhaf, parça parça hikayeler birleşiyor ama gelişi güzel değil. Bir bulmaca gibiydi. Kitabı ilerleyen günlerde tekrar okuyacağım. Ve son olarak yazara hayran kaldım.
Kitabı aldığımda, "Aklınıza gelen bir sözü yazar mısınız?" diye sormuştum. Yazmıştı.
"Burada bir boşluğa kapı yaptılar beni..."
O okulda, o koridorlarda ben de bir boşluğa kapıymışım, sözü okuduktan sonra duyumsamıştım.
Ah, Sur Kenti...
İşte şurada ne acılar var. İbn Battuta ile girdiğim kapından bir türlü çıkamıyorum. Zaten burada olduğumu anımsıyorum kimi zaman. Yazarın aktardığı ve senin sokaklarında ismi çokça yankılanmış Dilber Makbule'nin gün yüzüne çıkardığı hikayalerinde yaşıyormuş gibi hissediyorum.
Sur Kenti, sanırım sende de bir boşluğa kapı yaptılar beni...
Okumanızı tavsiye ederim, her yönüyle pek çok fikir ve hissiyat edinebileceğiniz bir kitap.
Bu güne kadar okuduğum en güzel kitaplardan bir tanesi. Kitap birbirinden bağımsız gibi görünen hikayelerden oluşuyor ama bir bakıyorsunuz bütün hikayeler birine bağlı. Sonunda bir bulmaca çözüyor gibi oluyorsunuz. Fazla söze ne hacet okumayanlara tavsiye olunur.
Sur kenti hikayeleri defalarca okuduğum bir kitap. Ali Ayçil gerçekten kendine has bir üsluba sahip, başlayınca bir solukta bitiveriyor. bittiğine üzülüyorsunuz... kalemine sağlık ali ayçil
Her ne kadar yazarla tanışma kitabım olsa da kitap içerisindeki bir hikayeyi sanırım birkaç ay önce #biryudumkitap vesilesiyle okumuştum ve daha hikâyeye başlar başlamaz ben biliyorum bunu dedim :) tabi başlangıç güzel olunca beni bekleyen yeni bir okuma birlikteliği olacak yazarımızla.
Birbirinden bağımsız sanılan bir hikayeler bütünü ama bir o kadar iç içe bu hikayeler, bulmaca çözüyor gibi peşini bırakmadan akıp gidiyorsunuz sayfalarda bu yüzden kitabı çok fazla ara vermeden okumak işinizi fazlaca kolaylaştıracaktır.
Masalsı havası bana biraz İhsan Oktay Anar eserlerini hatırlattı ve her sayfada bir başka duygunun içinde kayboluyorsunuz, aslında hepsi bizim acılarımız, sevinçlerimiz bu yazılanlar bundandır ki; okuma arzusunu son sayfaya kadar diri tutuyor kitap, dipdiri.
Keyifli okumalar..
Günümüz yazarlarını sevmememden ötürü hediye vasıtasıyla okumak zorunda kaldığım, sonrasında da 'iyi ki okumuşum böyle yazarlar kaldı mı' dedirten kitap. Okuduğum müddetçe elimden kalemim hiç eksik olmadı. Kısa hikayelerden oluşuyor fakat her biri incelikle işlenmiş, özenle seçilmiş kelimelerden bir araya gelmiş.
Hayatımda okuduğum en güzel edebiyat kitabı diyebilirim..edebiyat yazanlar ali ayçil beyin dergahina mutlaka ugramalilar...kelimeleri kelimelerle dans ettiren, cümleleri gözlere hediye edercesine ustaca dizen, Halil Cibran gibi aşk ve samimiyeti bu kadar muzaffer bir hissiyatla renklendiren bir kalem sahibine rastladığm için mutluluk duyuyorum...
Acı, ademoğlunu en çok beğendiği kapısından ziyaret edermiş...
Ali Ayçil
Sayfa 135 - Timaş Yayınları
Ben Hüsrev.
Anladım ki; kalbinden uzak düşenin kalbini üfleyip, onu yeniden içimize konduran bir kuş nefesi vardır. Bu sıradan hikayem, benden yüzyıllar sonra gelen biri benim gibi duyarak anlatsın isterim. Desin ki; cevher kararmadıkça, her hayat için tetikte duran bir mucize vardır.
Bugün Sakine'yle iki defa göz göze geldim.Dünyanın en güzel iki ülkesine sahip olduğumu da,karanlık bir han odasından başka bir yer olmadığımı da bugün anladım.
Ben büyüdükçe içimde büyüyen ıssızlığı daha iyi kavrayabiliyorum.
Ali Ayçil
Sayfa 59 - Timaş Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sur Kenti Hikayeleri
Baskı tarihi:
Ocak 2007
Sayfa sayısı:
159
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752635050
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Baskılar:
Sur Kenti Hikayeleri
Sur Kenti Hikayeleri
Sen de bilirsin ki bir ev iki günlük konuğundan sırrını saklayabilir ama on iki günlük konuğundan asla. Saklayamadı da. Üçüncü günden, artık gitme vaktimin geldiği on ikinci güne kadar her gün kendisini biraz daha aralayan o sırla uyuyup o sırla uyandım..."

Kitabı okuyanlar 125 okur

  • t.d.
  • Kırlangıç
  • Ali Emirgan
  • habibe kavak
  • Hatice
  • Yıldız Tozu
  • Sena
  • Nokta-i Süveyda
  • Tuğba Seven
  • Sevde

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.6
14-17 Yaş
%5.1
18-24 Yaş
%38.5
25-34 Yaş
%30.8
35-44 Yaş
%23.1
45-54 Yaş
%0
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%77.4
Erkek
%22.6

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%41.5 (22)
9
%28.3 (15)
8
%17 (9)
7
%7.5 (4)
6
%5.7 (3)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0