Sur Kenti Hikayeleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
5776
Gösterim
Adı:
Sur Kenti Hikayeleri
Baskı tarihi:
Ocak 2007
Sayfa sayısı:
159
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752635050
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Baskılar:
Sur Kenti Hikayeleri
Sur Kenti Hikayeleri
Sen de bilirsin ki bir ev iki günlük konuğundan sırrını saklayabilir ama on iki günlük konuğundan asla. Saklayamadı da. Üçüncü günden, artık gitme vaktimin geldiği on ikinci güne kadar her gün kendisini biraz daha aralayan o sırla uyuyup o sırla uyandım..."
158 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Birbirinden bağımsız da okuyabileceğiniz yirmi hikayeden oluşan eser, hikayelerin birbirine eklemlenmesi ile anlam zenginliğine kavuşuyor. Kentin sokakları gibi, içinde yaşayan insanların hayatlarının da birbirlerine değdiği, hem yaşayanların, hem gelip geçenlerin, zıt ve benzer duygularla tamamlandıkları bir coğrafya.
Bahsi geçen isimler, meslekler, okura bir dönemi işaret etse de, eserin net bir zaman mefhumu bulunmuyor. Hüzün ve ölüm, ayrılık ve hasret temasıyla işlenen omurga, mevcut eksiklerini ve bağıntılarını, kitabın en uzun hikayesi “Dilber Makbule” ile tamamlıyor. Yazar bu hikayede, anlatıcılığından el çekip, sözü Dilber’e bıraktığında, o ana dek anlatılmış tüm karakterler ve hikayeler, acılarından iç içe geçiyor, Neredeyse hemen hemen her hikayenin özünde farklı bir formla karşımıza çıkan “aşk”, Dilber’in anlatıcılığında, karanlığıyla “keder olup yağıyor”. Kitabın ismini gören herkes gibi ben de, Sur Kentinden nereyi ya da neyi kastettiğini düşündüm, tıpkı zaman gibi, yerde de bir netlik yok, fakat; aşınıp yok olan şehir, tükenip ölen insan kurgusu, “Sur” kelimesini her iki anlamda da kullandığına işaret. (Sur=Kader). Metnin genelinde (başka tarifi olmadığından bu klişeyi kullanıyorum) tam manasıyla şiirsel bir anlatım var. Dil esnek ve etkileyici, benzetmeler gönül okşayıcı. Ayçil şiirlerini okuyup kendimden bir şey bulamamıştım, hikayeleriyle kalbime buyur ettim. Tavsiye listeme çok severek aldım.
159 syf.
Kitaba başladığınızda birbirinden bağımsız hikâyelerle karşılaştığınızı zannedebilirsiniz; ama daha ikincisini bitirip üçüncüsüne başladığınızda her bir hikâyenin birbiriyle ilintili olduğunu fark etmeniz zor olmaz.

Yazar Ali Ayçil, Sur kentini anlatırken kentin büyülü havasına eşlik eden bir dille merakımızı her hikâyede canlı tutuyor. Sur kentinin Dilber Makbule'si, Eşkıya Konos'u, Mecnun Nurettin'i, Bilge Mansur'u ve Seyyah Battuta'nın gönlünü kaptırdığı, onu tutkuyla bağlı olduğu yol serüveninden bir süreliğine de olsa alıkoyan güzel Mahinur'u, Numan ve Sakine’si, Nalbant Fettan’ı ve daha başkaları bizi kentin gizemine ortak ederek merak ve heyecan içinde Sur kentinde dolaştırıyor. Kitabın sonuna yaklaştığınızda ise size bir bilmeceyi çözme heyecanı yaşatıyor.

Kitaptan Alıntılar:

“Gözlerine mil çekilmiş bir tek gün, gözlerine sürmeler çekilmiş yılların öcünü fazlasıyla aldı benden.”

“Bilgiyi alımlı yapan ölüm düşüncesidir. İnsanlar, ölüm gelip kendilerini götürmeden önce, bir süreliğine misafir kaldıkları şu koca ev hakkında her şeyi bilmek isterler.”

"Zamanın da bir kokusu vardır; dün senin karanlıkta hissettiğin koku zamanın kokusuydu. O koku, ancak bir şehir batmaya başlayınca duyulur...”

“Bir annenin unutkanlığının bir çocukta açtığı yarayı hiç kimseye anlatamadım..”

“Eğer bir mecnun çileden çıkmış, asabileşmiş, ağza alınmayacak sözler söylemeye başlamışsa, bir yerde birileri insanlığın kumaşını yırtıyordur da ondandır.”

“Dünyada hep bir eksiklik olarak yaşadıkları için, hayatlarını çizgilere ve yollara kaptıran iki adamdan birisinin kızı, diğerinin karısı oldum. İkisi de, kızılamayacak kadar küçük, bağışlanamayacak kadar büyüktüler.”

“İnsanların, bir bakışta bile teselli aradıklarını asla çıkarmadı aklından.”

“Hissettiğinizi içinizde saklayın. İçinizde saklayın ki, iki kişi arasında olup biteni, sevmenin görgüsünden uzak sayısız insan öğrenmesin.”

“Bunda anlaşılmayacak bir yan yoktur; bazı insanlar varlıklarından çok daha fazla yer tutarlar!”
158 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Etkileyici bir dille kaleme alınan bir hikaye kitabı: Sur Kenti Hikayeleri
Hikayelerdeki kahramanlar hem birbirlerine çok uzak hem de birbirlerine çok yakınmış gibi. Kitap sona doğru kendisini iyice belli etmeye başlıyor. Birbirinden bağımsız olarak görülen hikayelerin ve kahramanların aslında iç içe olduğunu anlıyorsunuz ve bir kez daha yazarın anlatımına hayran kalıyorsunuz.
Aslında hikayelerin hepsi ilginç ve etkileyici ama aralarında en sevdiğim hikaye; Nurullah'ın Yağmurda Kuruyan Gömleği oldu.
Yazarın betimlemelerine ve üslubuna hayran kaldım. En yakın zamanda denemelerini de okumayı düşünüyorum.
158 syf.
·2 günde·10/10
"Ve gördü ki, sırrını çözdüğü her avuçta insanla vicdanı arasındaki mesafe açılıyor. Gördü ki, görünen hayatların pek çoğunun bir başkası tarafından görülmeyecek kadar kalın bir astarı vardır."

Yeni bir kitapla tanışmanın keyfini yaşarken hüzün de yer ediyor yüreğinize. Beni etkiledi ve bence varolmayan kentteki yaşanmışlıklar size de dokunacaktır. Tavsiye ediyorum, okuyun mutlaka.
159 syf.
Her insanın iki güneşi vardır; biri içinde öteki dışında."

“Ben Sur Kentini bir insana benzetirim: Evleri birer hücre gibi düşün, küçük ara sokaklarımızı vücudumuzdaki ince damarlar say, ana caddelerimizi kalın damarlarımıza benzet, şehrin meydanını yüreğimiz kabul et. Eskiden her yandan temiz bir kan akardı Sur şehrinin yüreğine; çarpıntısı dakik ve sağlıklıydı, ama artık değil.” diye tasvir ediyor kendisinin de içinde yaşadığı Sur kentini, Bilge Mansur.

Sur Kenti Hikayeleri, Ali Ayçil’in şiirsel ve estetik dilinden fazlaca nasibi almış, yirmi hikayeden oluşuyor. Kitap daha başlamadan önsözünden sarıp sarmalıyor okuyucuyu. Ali Ayçil, "Ben hiç farkında olmadan, birbirinden bağımsız da okunabilen ama birbirlerinin akrabası olan hikayeler yazmıştım.” diyor neşrettiği hikayeler için. Beni en çok etkileyen hikaye Sakine’nin Mil Çekilmiş Gözleri oldu.

Bu birbirinin akrabası olan hikayeleri okurken merakla ne şekilde birbirine tamamen bağlanacak diye bekledim. Kentte herkes birbirinin içinden geçiyor. Tüm hikayeler birbirinin tamamlayıcısı gibi. Bu yönüyle bir puzzle andırıyor hikayeler. Eksik bir parçasının olması halinde hikayeler bütün halini alamıyor. Zaten kitabın önsözünde de hikayelerin “bir üzüm salkımı halinde” düşünülmesi için okuyucu uyarılıyor.

“Bazıları, kimsenin anlayamayacağı bir eziyetin nöbetini tutarlar, bir türlü kapatamazlar dünyayla aralarındaki uçurumu.”

Kitap boyunca "coğrafya kaderdir" sözü hatta günümüzde evriltildiği "coğrafya kederdir" haliyle dönüp dolaştı zihnimde. Surlarla çevrili bir kentte insanların kaderleri ve kederleri birbirinden ne kadar bağımsız olabilir ki? Ayrıca ‘sur’ kelimesi ikinci ve halk ağzındaki anlamı ile: talih, alın yazısı, uğur manalarına da geliyor. Yazar burada ‘sur’ kelimesini her iki anlama gelecek şekilde kullanarak bir anlam zenginliği yaratmış. 

Kahramanların çoğu Sur kentinde yaşamını sürdürüyor. Bir şekilde yolu düşenler ise bu kentteki insanlarla gönül bağı kuruyor. Bu kente yolu düşenlerden biri de Seyyah İbn Battuta. Kenti ilk görüşü şöyle tasvir ediliyor Battuta’nın: “O an, belleğindeki sayısız kentin gözüyle baktı ona. Sayısız kente bakmanın verdiği tecrübeyle, yanılmayacağını umarak üç kelime fısıldadı: Kasvet, hatıra, ölüm! Heyecanını yitirmiş bir kentti gördüğü; bütün bitkin kentlerin üzerini kaplayan o garip toz bulutundan anladı bunu…” 

Metnin merkezinde yavaş yavaş eriyen, çözülen yok olan bir kent ve kent insanları var. Hem kitabın başında hem de sonunda “Eridi, çözüldü ve yok oldu. Yeryüzü unuttu onu.” alıntısı kitabın tamamına bir motif gibi işlenmiş. 

Motif diyebileceğim diğer kavramlar ise şöyle: aşk, anı, beklemek, görmek, peşine düşülen sorular, yol, göz, sessizlik. Bu motiflerin bazıları ise aşk-ihanet, gitmek-kalmak, söylemek-susmak, yaşam-ölüm, isyan-şükür vs. gibi zıtlıklarla bir arada verilmiş. Zira verilmek istenen mesaj bu zıtlıklarla daha iyi işlenmiş. “Kimse aydınlıktan kuşku duymaz; saklanmak istenen, karanlıkta değil asıl aydınlıkta saklanırdı.” 

Kitapta; seyyah, sarraf, seyis, nakkaş, sihirbaz, attar, nalbantlık gibi bir çok meslek dalı ile uğraşan kahramanlar anlatılıyor. Hem meslek dalları hem hikayeleri anlatılan kişilerin isimleri, eski çağrışımlar sunarak divan edebiyatından nesir bir eser okuyormuş izlenimi kattı bana. Hikayesi anlatılan erkek kahramanların birçoğunun güzellikleriyle tasvir edilmiş olması da bilindiği üzre Klasik Türk Edebiyatı mesnevi türünün özelliklerinden biri.

Hikayelerine tanıklık ettiğimiz bütün kahramanların tek tek ele alınıp incelenmesi gerektiğini düşünüyorum fakat bu bahis çok uzun ve detaylı olacağı için kitaptan bir alıntıyla kahramanları özetlemeyi şimdilik yeterli buluyorum: “dünyayla yarışmış, dünyayı yormuş ve dünya tarafından yeterince yorulmuş”.

Tancalı Seyyah İbn Battuta ve Dilber Makbule kitap içinde söz sahibi olan, kendi hikayelerini anlatan, metnin üst kurmaca kısmını oluşturan kahramanlardır. Battuta, kendi hikayesini bir seyahatname üslubu ile anlatırken; Dilber Makbule, hikayelerin birbirine bağlandığı kısmı anlatıp kalan boşlukları dolduruyor ve “insanlar insanların acılarına akrabadır” diyerek kahramanların arasındaki örüntüyü, gizli bağları, görünmeyenleri aşikar kılıyor. 

Son söz niyetine kitaptan bir alıntı bırakıyorum:

“Gördü ki, görünen hayatların pek çoğunun bir başkası tarafından görülmeyecek kadar kalın bir astarı vardır. İnsanlar balçıklarını tıpkı bir zırh gibi kullanıyorlardı. Bir zırh gibi kullanıyorlar, başkalarından sakladıkları ne varsa o zırhın içine doluşturuyorlardı. O zırh tıka basa dolunca bir genişliğe ihtiyaç duyuyor, ellerini çoğunlukla bu vakitte açıyorlardı gökyüzüne. Herkes içinde başka bir dünya, başka bir arzu, başka bir kişi taşıdığı için hayat, gerçek yüzü özenle saklanmış zekice bir oyuna dönüşüyordu.”
159 syf.
·2 günde·8/10
Bir incelemeden çok kısa bir kitap kritiği. Bu yüzden size biraz farklı gelebilir.

x: Açık ara okuduğum en iyi hikayelerdendi. Umarım beğenirsin sen de

y: Kitabı yarıladım ama şu ana kadar aradığım tadı bulamadım, bu da muhtemelen kitaptan beklentimin fazla olmasındandır bir de “Ceviz Sandıklar ve Para Kasaları”nda bana hitap eden daha fazla cümle vardı sanki onun da etkisi olabilir. Neyse inşallah kitabı bitirdiğimde o tada varacağım :)

x: Denemelerinin daha iyi olduğunu düşünüyorum ben de. Ama hikayeler de kurgusu bakımından bence güzeldi. Özellikle "Anısız At Hızlı Koşar"ı ve Sakine’nin gözlerini hiç unutamayacağım. Velhasıl, beklentiler üzer diyor, yarışmacı arkadaşlara başarılar diliyorum

y: Kurgu hakkında konuşmak için kitabı bitirmem gerekti. Evet, gerçekten yazar güzel bir kurgu hazırlamış okur için lakin bu kadar kısa bir hikaye için oldukça karmaşık geldi bana. Kitaptan olan beklentimin artmasında senin de payının olduğu gerçeğini yadsıyamazsın. Gelelim hikayenin parçalarına Anısız At Hızlı Koşar’daki mesaj güzeldi ama Sakine’nin bölümündeki o küçük intikam temasını sevmedim. En etkilendiğim bölümse Dilber Makbule oldu. Hikayecinin durumu insanlığı özetlerken. Dağ İstiaresi ise günümüz politika yapıcılarına güzel bir gönderme olabilir. Velhasıl kelam kurgusuyla ve içerdiği mesajlarla güzel kitap Ben yarışı bitirdim, benden sonraki yarışmacıların bu yarıştan keyif alacağını düşünüyor ve onlara başarılar diliyorum
159 syf.
·26 günde·Beğendi·8/10
Koskoca bir sur kenti ve burada birbirinden bağımsız bir şekilde yazilmak uzere kaleme alinan hikâyeler... Ali ayçil bu kitabında aynı bölge içerisinde birbirinde bağımsız hikayeler yazmayı yeğlemiştir. Ancak hikayelere butunsel bir perspektif ile bakacak olursak hikayelerin birbirleriyle bağlantılı olduğunu görebiliriz. Kitapta ilk başta hikayeler ayrı ayrı ele alınmıştır. Ancak kitabın sonlarına doğru dilber makbule isimli kadın bütün hikayeleri tek seferde özetlemiştir. Kitabı okurken bazı hikayeleri anlamamıştım ama kitabın sonunda dilber makbule isimli bayan toparlayıcı bir şekilde bütün hikayeleri birbirleri ile bağlayıcı bir şekilde anlatınca olayların anlaşılması zannımca kolaylaştı.

Kitaptaki hikayeler birbirinden bağımsız bir şekilde yazılmak istenmiştir ancak kitabın sonlarına doğru dilber makbule kitapta geçen bütün hikayeleri hülasa ederek tekrardan kısa bir şekilde anlatılmıştır. Kendisi de bu hikâyelerin içerisindedir. Yazarin 4 ile 6 ayda yaptığını dilber makbule 6 saat gibi kısa bir zaman diliminde yapmıştır.
Mesela ben eserde geçen Demirci Rifatin Kuş kafesi adlı hikayesini anlamadım. Adam demircilikte ustadır. Herşeyi yapar ama kuş kafesi yapmazmış bunun nedeni hikâyede anlatılmıyor ancak dilber makbule bunu çok güzel bir şekilde açıklamıştır. Dilber Makbule olayları anlatırken sanki olaydaki kahramanların çoğunu tanıyor gibidir. Kitapta beğendiğim hususlardan biri kitabın son bölümünü sanki yazar değil de makbule yazmış ve yazarken de arada yazara laf atması benim çok hoşnut olduğum durumlardan biridir. Sonuçta kitabin yazari Ali Ayçildir. Kitabında oluşturduğu kadın karakterin son bölümlerde kendisine yani yazara laf atması da kitaba estetik bir değer katmış olduğu kanaatindeyim.

Kitaba hikaye kitabı şeklinde bakmamak lazım. Eğer içerisinde bulunan hikayeler üzerine tasavvur edecek olursak her bir hikâyenin mahiyetinin derin olduğunu anlamakla birlikte çeşitli derslerin de çıkartılabileceği görüşündeyim. Kitaptaki hikayelerin ortak noktaları sur kentinde geçiyor olmalarıdır. Ayrıca kitapta bazı bolumler daha doğrusu bazı hikayeler anlatılırken bir önceki hikayelerden çok kısa da olsa bahsedildiğine bakacak olursak bunların doğrudan olmamakla birlikte dolaylı olarak bir birleri ile baglantili olduğunu çıkartabiliriz. Kitabı genel olarak beğendim. okurken sıkılmadım. Yazarın bunun haricindeki kitaplarını da mümkün mertebede okumaya gayret göstereceğim. Bence sizde okuyun tavsiye ederim...
158 syf.
·9/10
Ali Ayçil’in oldukça ilginç bir tarzda yazdığı hikaye kitabı Sur Kenti Hikayeleri. Başlangıçta farklı farklı hikayeler okuyormuşuz gibi gelse de ikinci ve üçüncü hikayelere geçtikçe bir yapbozu önünüze almışsınız hissi uyanmaya başlıyor
Zamanını tam olarak anlayamadığımız ancak tasvirlerden yola çıkarak hayal edebildiğimiz bir devirde, Sur Kenti denilen bir yerde geçiyor her şey. Bu efsunlu, garip, hüzünlü, boğucu ama bir o kadar da insanı kendine çeken kentin sakinlerinin hayatına yakından baktırıyor bize yazar.
Alışılmışın dışında tarzı belki kimileri tarafından beğenilmeyebilir ancak bence bu gizemli hava beni kitaba daha çok bağladı.
Yazar karakterlerin yaşamlarının üzerinden parça parça giderek bütünü yakalamamızı istese de Dilber Makbule kısmında karakterin dilinden hikaye şöyle bir özetleniyor ve yazar bu bölüm sayesinde epey bir özeleştiri yapıyor.
Okuyalım görelim birlikte Sur Kenti’nin bu tılsımı nedir.
Ayrıca Ali Ayçil’in denemelerini de şiddetle tavsiye ediyorum
158 syf.
·Beğendi·10/10
Uzun zamandır bi kitap beni böylesine etkilememişti. Farklı farklı birçok hikayenin ortak bir dili vardı. Belki en çok bu etkiledi beni. Okurken bitmesin istedim ,daha çok tanımak istedim Sur Kenti’ni...Bazen de her satırını çizmek istedim. O kadar içimdendi ki satırları... İnsan dedim bu lafları hangi acıyla hangi yarayla yazar ki ? Hızlı hızlı okuyup her şeyi hemen öğrenmek isterken, yudum yudumda sindirmek istedim. Bir çok zaman defalarca okudum aynı satırları. Acaba dedim bir kere daha okusam daha iyi hisseder miyim yaşananları ? Velhasıl siz de okuyun sizde hissedin isterim.
158 syf.
·Beğendi·7/10
bir bardak çayın ağızda bıraktığı kâfi tat gibi. sur kentinde yaşayan birbirinden ayrı gibi görünen ama sonra ilginç ve sırlarla dolu bir örgüyle birbirine bağlanan hikayelerden oluşan gayet başarılı bir eser.
159 syf.
·Puan vermedi
Kesinlikle okunması gereken muhteşem bir kitap. Eserde seyyah ı anlamak,çırağı anlamak. ..ve en sonunda bulmaca çözer gibi kahramanları düşünmek. Sahi dilber makbule kimdi ?okunmasını şiddetle tavsiye ederim
heyecanını yitirmiş her kent, hatıralarıyla avunurdu; hatıralarını çoğaltır, onları biçimsizleştirir, yeniden şekillendirir, bir yerden sonra kendini hatıralarından ayırt edemez olurdu.
Ali Ayçil
bana kalırsa heyecanını yitirmiş her insan da böyledir.
insan yalnızca aklına güvenince, önce bir suyu kirletip, sonra onun berraklığın inandırır kendini. o kirli suya damlattığı ne varsa, hepsini de insanca bir meşrulukla onaylar. bir gün kalbime yeniden çağrıldığımda, bir başına kalmış aklın kirlettiği sulara son bir kez baktım. son bir kez baktım ve dalgaları birbirine çarparak parçalanan on yılımı gördüm orada.
Birkaç yıl aklımla kalbim arasında, birbirini yenemeyen hasımlarınkine benzer yorucu bir cenk oldu. Öyle çok yoruldum ki, kalbimin yenik düşmesinden ızdırap duymadım bile.
Ben Hüsrev.
Anladım ki; kalbinden uzak düşenin kalbini üfleyip, onu yeniden içimize konduran bir kuş nefesi vardır. Bu sıradan hikayem, benden yüzyıllar sonra gelen biri benim gibi duyarak anlatsın isterim. Desin ki; cevher kararmadıkça, her hayat için tetikte duran bir mucize vardır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sur Kenti Hikayeleri
Baskı tarihi:
Ocak 2007
Sayfa sayısı:
159
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752635050
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Baskılar:
Sur Kenti Hikayeleri
Sur Kenti Hikayeleri
Sen de bilirsin ki bir ev iki günlük konuğundan sırrını saklayabilir ama on iki günlük konuğundan asla. Saklayamadı da. Üçüncü günden, artık gitme vaktimin geldiği on ikinci güne kadar her gün kendisini biraz daha aralayan o sırla uyuyup o sırla uyandım..."

Kitabı okuyanlar 425 okur

  • Kitapsız Kitaplık
  • Gamzeee
  • Betül
  • b.
  • Annabel Lee
  • Anna Grigoriyevna
  • Ebrar CAN
  • Amine Duyar
  • S
  • Hatice Altınkaya

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.6
14-17 Yaş
%5.1
18-24 Yaş
%38.5
25-34 Yaş
%30.8
35-44 Yaş
%23.1
45-54 Yaş
%0
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%77.4
Erkek
%22.6

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%28.7 (47)
9
%16.5 (27)
8
%9.1 (15)
7
%4.9 (8)
6
%3 (5)
5
%0
4
%0.6 (1)
3
%0.6 (1)
2
%0
1
%0