·
Okunma
·
Beğeni
·
3367
Gösterim
Adı:
Susuz Yaz
Baskı tarihi:
1983
Sayfa sayısı:
163
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Tekin Yayınevi
Baskılar:
Susuz Yaz
Susuz Yaz
"Necati Cumalı" "Susuz Yaz"ı 1960 yılında yazdı. Kitapta yer alan öyküler, Cumalı'nın avukatlık yıllarında edindiği vurucu gözlemlerinden kaynaklanıyor, toplumumuzun özellikle kırsal kesiminde, "Habil ile Kabil" söylencesinden beri varolan şiddet yasalarının acımasız görüntülerini sergiliyordu. Cumalı, kitaba adını veren "SUSUZ YAZ"da edebiyat alanında ilk kez suyun bölüşülmesinin önemine değinmişti. 1964 yılında öyküden sinemaya aktarılan filmi ALTIN AYI ile ödüllerdiren Berlin Film Festivali Jürisi, kararında gerekçe olarak konusunun taşıdığı önemi gösteriyordu. 20 yıl arayla 80'lerde Su Yılı ilan eden UNESCO, petrolün yerini 21. yüzyılda suyun alacağı, suyun bölüşülmesinden çıkacak anlaşmazlıkların savaşlara yol açabileceği konusunda bütün üyelerini uyarıyordu.

Susuz Yaz, Necati CUMALI'nın, öykülerden oluşan, adını da içindeki bir öyküden alan kitabıdır. Yazar, avukatlık yaptığı yıllarda, hem memleketi olması hem de yaşamının önemli bir kısmını orada geçirmesi nedeniyle, İzmir'in Seferihisar ve Urla ilçelerine bağlı köylere ait deneyim ve izlenimlerini sunar bu kitapta. Yazılanlar her ne kadar kurgu olsa da, öykülerdeki isimler değiştirilmiş olsa da, söz konusu öykülerde yaşananlar gerçeğin ta kendisidir. Susuz Yaz'ı okuyup da Urla ve Seferihisar bölgesine gidenlerin gözünde hemen kitabın satırları canlanırken, bölgeyi iyi bilen biri için de kitabı okuyunca civarın dağları, dereleri ve ormanlarının canlı bir şekilde gözünün önüne geleceği kesindir.

Toplam onbir kısa öyküden oluşan kitapta, Necati Cumalı, gerçekçi köy hikayelerini toplamıştır. Toprak, su davaları, çekişmeler, kıskançlıklar, öç almalar, kavgalar, cinayetler, zorbalıklar ve köylümüzün, kasabalımızın bu konulardaki tutumu anlatılıyor bu hikayelerde. Aynı zamanda şair de olan yazarın bu özelliği konuları anlatış tarzına da yansımış görünmektedir. Olayları o kadar şiirsel bir dille anlatıyor ki okuyucu ister istemez kendisini olayın içinde buluyor. Kitaba adını veren Susuz Yaz'ın yanında on öykü daha vardır: Öç, Yenilmeyen, Dağlı ve Muharrem, Bıçak, Kaatil, Gülsüm Kıza Ağıt, Esma ile İsmail, Aktör, Aksinin Biri ve Selim'i Anarım.

Tiyatroya da uyarlanan Susuz Yaz'ın konusu adından da anlaşılacağı üzere "su"dur; Anadolu'da hep var olan, yüzyılımızın son çeyreğinde sınırları da aşıp uluslar arası, savaş çıkartacak kadar önemli bir hale gelen su paylaşımıdır. Mevcut suyun herkese yetmemesi üzerine, tarlasından su çıkan iki kardeş suyu sahiplenir. Çıkan su kavgası kardeşlerden birinin cinayet işlemesiyle sonuçlanır ve diğeri hapse girer. Ceza evine düşen kardeş evlidir ancak gelenek olduğu üzere suçu küçük üstlenir. Bir süre içerdeki kardeşiyle ilgilenen ağabey daha sonra geline göz koyduğu için kardeşinin ölüm haberinin geldiği yalanını bütün köye yayar ve nihayet böylece çaresiz kalan gelinle evlenir. Ancak yıllar sonra ceza evinden beklenmedik şekilde çıkıp gelen küçük kardeş olayları öğrenince kıyamet kopar.

Sinema uyarlamasında aynı adama âşık ana-kız rekabeti olarak gösterilen Öç'te ise köyün işsiz güçsüz haytasından kızını korumaya çalışan *****n durumu ve olaylarla hiç de ilintisi olmayan insanların trajedisi anlatılmaktadır. Ağabeyinden (Şerif Ali) farklı olarak gözü hep işinde olan küçük Mahmut aşk olayının en hak etmeyen kurbanı olarak, kendisini ve erkekliğini ispatlamak zorunda hisseden, bunu daha çok köylülerin ırz, namuz doldurmalarıyla yapan, kızın (Hacer) erkek kardeşi tarafından öldürülür. Köylerimizde yaygın olarak görülen tipik bir kız kaçma-kaçırılma ve bunu takip eden namus cinayeti olayıdır.

Yenilmeyen'de her şeyini yenilmez bir güreş devesine yatıran bir köylünün kıskançlıklar sonucu devesinin öldürülmesiyle beraber Batı Anadolu'daki deve güreşi geleneği en ince ayrıntısı ve terminolojine kadar okurlara sunulmaktadır. Anlatımdaki şiirsellik bir devenin ölümünü okur vicdanında bir insanınki kadar acıklı ve hüzünlü hale getirmektedir. Bıçak ise insanımızın silaha düşkünlüğünü işleyen, bir bıçağın köy çocuğunun arkadaşları ve büyükleri nezdindeki imajını nasıl güçlendirdiğini anlatan kısa öykülerden bir başkasıdır.

Dağlı ve Muharrem, Katil ile Gülsüm Kıza Ağıt öykülerinde sırasıyla zorbalık, kabadayılık, eğitimsiz ve kocasına tamamen mahkum olan kadının dramı ve bütün bunların karşısında sürekli bastırılan, horlanan, aslında pervasızlığa saygısından dolayı baş vurmayan insanların çileden çıkıp olanlara dur demesi ve kendini savunma ihtiyacı hissetmesi örnekleriyle anlatılmaktadır. Ezilen insanların haklılığını belgelemek istercesine söz konusu hikayelerde cinayet işleyenler yazar tarafından "katil olmalarına rağmen" o şekilde sunulmaktadır ki okuyucu farkında olmadan sempati duyar onlara.

Aktör ve Aksinin Biri öykülerinde ortak olarak insanlarımızın zayıflıkları, içinde bulundukları maddi güçlükler ve bu güçlükler nedeniyle kolayca yoldan çıkarılmaları, devlet memurlarına rüşvet verilerek ulusun ortak değerlerinin nasıl katledildiği anlatılmaktadır. Hayatta hiç bir amacına ulaşamayan sözde aktör, köylü ve kasabalının saf duygularını ve iyi niyetini sömürerek yaşayıp giderken, bir kereste tüccarı da kolcunun maddi açmazlarını ve içkiye düşkünlüğünü kullanarak ormanları talan etmeye devam eder. Tüccarın yolsuzluğu sanki kırk yıl öncesine ait değil de son birkaç yıldır yaşadığımız her türlü yolsuzluk, sahtekârlık, yüzsüzlük ve vurdum duymazlıkları sergiliyor gibidir. Öyküde yaşananlar günümüze adeta nazire yapıyor, bize çok alışık olduğumuz şeyleri bir daha hatırlatıyor.

Öykülerde görülen genel olumsuz havaya rağmen Selim'i Anarım adlı öyküde yazarın kendisi bile çalışkan Türk köylüsüne âşıktır. Elinde bulundurduğu tarla, bağ ve bahçelerini işleyerek, diğer bazı komşuların gerek kendi tembelliklerini bastırma dürtüsü gerekse kıskançlıkları nedeniyle sürekli saldırmaları ve dalga geçmelerine rağmen, etrafını cennete çevirmiştir köylü Selim. Engel olunmadığı, destek olunduğu hatta hiç değilse gölge edilmediği zaman insanımızın yapamayacağı şey yoktur.

Bu kitapta ele alınan konular ve sorunlar aslında yüz yıllardır Türk toplumunun yaşadığı sorunlardır. Yazar kişilerin çatışma ve didişmeleri yoluyla bizi bu sorunlara ***ürmekte, çözüme hiç de gerek olmadığını, problemin çözümü de içinde barındırdığını olayların inceleniş ve aktarılışı sırasında gayet açık bir şekilde vermektedir: Çözüm eğitimdir. Bu dava ve olaylar köyümüz ve köylümüz (bugün kentlimiz de buna dahil edilmeli) aydınlığa kavuşturulmadıkça sürüp gidecektir. Hatta bugün "kentli" demekte bir hayli zorlandığımız şehirlilerimizin bir çoğu da ironik bir şekilde aynı kadere mahkum olmuştur. Eskiden cehalet yüzünden sadece kırsal kesimde karşılaşılması muhtemel bazı olaylar kentlere kadar gelip dayanmıştır.

Hemen hemen iki çeyrek asır önce yazılmış ve eleştirilmiş olan konular ne gariptir ki hiç değişmeden bugün de karşımızda durmaktadır. Bu bakımdan Necati Cumalı'nın öyküleri güncelliğini, gerçekliğini ve sıcaklığını yitirmeyen öykülerdir. Tüm zamanlarda okunabilecek bir başucu kitabı olma özelliğini taşımaktadır. Su davası (Susuz Yaz), kız kaçırma (Öç), kabadayılık yoluyla para sızdırma (Dağlı ile Muharrem), boşanan kadının dramı (Gülsüm Kıza Ağıt) ve rüşvet, yolsuzluk, memleket kaynaklarını talan etme (Aksinin Biri) konuları hem köy hem kentlerimizde fazlasıyla yaşadığımız, alıştığımız ve iyice kanıksadığımız konulardır. İnsanımızı daha iyi tanımak için okunması gereken bir kitaptır Susuz Yaz.
258 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
Öyküler ve film hakkında içerik bilgisi olabilitesi bulunabilir. Pek emin değilim yine de...
Susuz Yaz, Necati Cumalı'nın üçüncü öykü kitabıdır. Benimse okuduğum ilk Necati Cumalı eseri. Genelde bir yazarı tanımaya başlarken ilk önce yazarın öykü ya da şiir kitaplarını okumayı kendime alışkanlık ediniyorum. Büyük eserlerini okurken yazarın diline, kurgusuna ve karakterlerine daha kolay adapte oluyor, güzel bir bağ oluşturuyorum. Keza Orhan Kemal, Aziz Nesin, Kemal Tahir'e de bu şekilde başlamıştım.

Neyse efenim, kitabın içeriğine gelecek olursak, kitap toplam 8 öyküden oluşuyor. Tabii daha sonraki baskılarda eklemeler olmuş fakat ben orijinaline sadık kalarak ilk çıktığı baskılı şekliyle okudum. (Eklemesiz-8li) Bende ki 1983 baskılı.

İçinde bulunan öyküler şöyle: "Esma ile İsmail", "Dağlı ile Muharrem", "Öç", "Selim'i Anarken", "Kaatil", "Bıçak", Gülsüm Kıza Ağıt" ve kitaba da ismini veren "Susuz Yaz" Bütün öyküler güzel olmakla beraber, favorilerim "Susuz Yaz" ve "Selim'i Anarken oldu.

Bölgenin(Ege) suyunu içip, ekmeğini yiyen Necati Cumalı'nın müthiş gözlem gücünün yazıya dökümüdür Susuz Yaz. Toplumsal gerçekçi edebiyatın Ege şubesidir Cumalı. (Çukurova şubeleri Orhan Kemal ve Yaşar Kemal, İç Anadolu şubesi Kemal Tahir bittabi.)

Hikayelerde genel olarak Ege köylüsünün çektiği sıkıntılar, intikam, kadınların aşağılanıp hor görülmeleri, kıskançlık, köy insanın bastırılmış cinselliği, çalışkanlık, üretkenlik, haksız kazanç gibi birbirinden tamamen uzak konular üzerinde yoğunlaşılmış.

Selim'i Anarken ve Susuz Yaz ile ilgili bir şeyler söylemem gerekecek olursa:
Selim'i Anarken'de Selim'in çalışkanlığı, üretkenliği öyküde avukat karakteri gözünden dile getirilmiştir. Cumalı'nın mesleği yazarlık dışında avukat olduğu için belki de Selim'i anlatan bize Cumalı'nın ta kendisidir, ha ne dersiniz? Selim çalışkandır, çok çalışır, sürekli bir şeyler üretir. Ona atasından, dedesinden hazır mal kalmamış, çalışarak meydana getirmiştir. Selim çok çalıştığı için adı deliye çıkmıştır, deli derler, gülerler Selim'e. Milletin ağzı torba değil ki büzesin. Varsın deli desinler, varsın gülsünler. Kimsenin yüzüne bakmadığı, beğenmediği, yanından geçmeye tenezzül ettiği yerleri Selim çalışarak cennete çevirir. Huyudur, çalışmadan edemez, para da pul da gözü de yoktur ha. Selim aynı zamanda zarif adamdır, incedir, çiçek sevdalısıdır. Ortanca, katmer, şebboy, aslanağzı, gül gibi farklı farklı çiçek türleri de yetiştirir. Avukata da <<Bir adam çiçek, hayvan sevmedi mi at öylesini... Çok denenmiştir bu bizde... Sen çiçek seversin belli...>> diyerekten mesajını da iletir. Yurdumuzda Selim gibi yurttaşlardan fazla olsa. Öyküler de romanlarda olduğu kadar reelde de olsa keşke! #17323124

Susuz Yaz'da ise Cumalı, iki kardeşin hikayesini sunar bizlere. Hasan ile Osman, birbirinin zıttı iki kardeş. Birisi iyiliği, diğeri kötülüğün temsilcisi. Öykünün teması su olsa da arka planda kardeşler üzerinden kıskançlık ve köy insanının üzerindeki bastırılmış cinsellik işlenir. Hasan ile Osman, Habil ile Kabil... Zaten öykünün ilk adı da Susuz Yaz değil, Habil ile Kabil'dir. Cumalı'ya dönelim:
"Ayhan Işık'la iyi arkadaşlığımız vardı. Bir akşam Koço'da içerken 'Susuz Yaz'ın konusunu anlattım. O zaman adı 'Susuz Yaz' değil, 'Habil ile Kabil' idi. Tevrat'taki gibi iki kardeşin çekişmesinin hikayesi. Susuz Yaz'ın konusu Tevrat'taki 'Habil ile Kabil'den beri devam eden bir konu. Kardeş çekememezliği, su problemi. "Susuz Yaz' 1956'da yazıldı ama sit problemini 1950'den beri Urla'da görüyorum."

Susuz Yaz öyküsü filme de uyarlanır, Metin Erksan tarafından. Hülya Koçyiğit'in Türk sinemasında ilk filmidir, Koçyiğit 15-16 yaşlarında henüz..Ve Erol Taş'ın da karakter oyunculuğundan çıkıp ilk başrol oynadığı filmdir. Film, 1964 Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı ödülünü kazanır ve bu ödül Türkiye'nin sinema sektöründe aldığı ilk uluslararası ödülü olur. Filmin ödül hikayesi de ilginçtir. Türkiye'yi temsil etmek niteliğinden yoksun gerekçesi ile veto yer, festivale katılamaz. Bir şekilde yurtdışına kaçırılır ve Berlin'de ödülün sahibi olur. Filmi ben de beğendim, hele Erol Taş'ın oyunculuğuna. Her filmin, kitaplara sadık kalarak çekilmediği, bütünselliği bozduğunun farkında olmamıza rağmen biz izleyiciler, yazarı kadar sorun etmiyoruz. Belki de işimize geliyor! Necati Cumalı'da filmi izlemeyenlerden. Hatta ateş püskürüyor, öykülere sadık kalınmadığı için. Cumalı'nın veryansınıyla bitiriyorum:
"Ses dergisini aldım elime, filmden 60 kadar kare var orta sayfada. Karelerin bir tanesinde korkuluklar var. Kadın(Hülya Koçyiğit) gidiyor, korkulukların önünde, kaynının saldırısından korusun diye 'Beni koru yarabbim' diyor. Korkuluk belki bir imaj ama işlevi başka. Şimdi 20. yüzyılda bir insan korkuluğun önünde diz çöküp Tanrı'ya yakarması anlamsız ve gülünç. Realitenin ne olduğunu bilenlere gösterdiğinizde, yaptığınız şeyin itibarı düşer. Başka bir yerde kadının bacağını yılan sokuyor. Onu öğrenmiş rejisör. Ağzında yara olmayan biri yılanın ya da akrebin soktuğu yeri kanatıp emerse, o kişi zehirlenmez, iyileşir. Erol Taş'ta emiyor.
Şaşıracaksınız ama ben Susuz Yaz'ı hiç görmedim, çünkü üzüntüden verem olmaya niyetim yok! Dergide gördüğüm bu kareler yetti bana. Emiyor, kadın da teslim oluyor. Burada Bahar'ın karakterinin hiçbir değeri kalmıyor. Eğer baldırına dokunana verecekse kendini, o benim çizdiğim, benim anlattığım Bahar değil.
Kendi kendime, "Allah Allah" dedim, 'Ben bu filme nasıl tahammül edeceğim."
Ege’nin insanı ilmek ilmek işlenmiş,anadolunun ta kendisi oluvermiş kitap.Cumalı hikayeleri müthiş bir gözlemle yazmış, ezilen anadolu kadınını,toprak kavgalarını aşkı,adaleti işlemiş.Kitabı okurken çok sevdiğim İzmir’e,Urla’ya,Seferihisar’a gittim bir kere daha ve en çok Susuz yaz hikayesini sevdim.Üstelik bu hikaye sinemaya aktarılmış.Okunması ve izlenmesi gereken bir hikaye.
258 syf.
·8/10
Ege insanın yaşamını, Anadolu insanını bir eser. Edebi yönden zengin bir içeriğe sahip. Yazar olayları anlatırken çok iyi bir gözlemci olduğunu ortaya koyuyor. İnsanları çok iyi tahlil etmiş, toplumsal sorunlara değinmiş ve bunları okuyucuya güzel bir şekilde ifade etmiş. Eserin Sade ve akıcı bir dili var .Edebi yönü ağır basan eserlerden hoşlananlar için okunması gereken eserlerden birisi. İyi okumalar.
258 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Necati Cumalı, bu kitapta yer alan öyküleri ile bize Anadolu'yu, Anadolu insanını, onların sorunlarını ve aslında pek de yabancı olmadığımız sıkıntılarını anlatıyor. Öykülerde anlatılan konular da bize bunu kanıtlıyor: Toprak davaları, kız kaçırma, haraç alma, rüşvet, aşk vs. Bütün bu öyküler çok sade bir dille ve akıcı bir anlatım ile anlatılmış.

Kitap 11 öyküden oluşuyor. Öykü okumayı sevenler için tavsiye edebileceğim bir kitap...
258 syf.
·Beğendi·8/10
Bir günde soluksuz okuyup bitirdim ve içindeki her bir öyküyü çook beğendim..Genel itibariyle köy yaşamı,kan davası,toprak-su kavgası,öc almalar,kız kaçırma,harac alma gibi konular işlenmiş öykülerde..Tavsiyemdir okumayanınız varsa mutlaka okuyun..Kitaba adını veren "Susuz Yaz" öyküsünün 1963 ve 1973 yıllarında çekilmiş filmleri de var.. İlk fırsatta izliycem..
258 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Susuz yazı türk sinemasından biliyordum.Türk sinemasında kendine yer bulmuş kitapları okumayı çok seviyorum.(Toprak ana,selvi boylum al yazmalım vb.)Bu tür kitaplar okuyucu da kendi kültürümüzden izler bırakıyor. Öncelikle kitabın ana fikrine değinmek istiyorum.Gözünü hırs bürümüş bir insanın yapamayacağı şey yoktur.Necati Cumalı bunu kitapta öyle güzel işlemiş ki okurken bu duygu oluşuyor.Anadolu köylüsünün çektiği sıkıntılar olsun,o dönemin getirdiği yaşam tarzı olsun kitabı gerçekliğe yaklaştırmış.Okurken aklımdan su ne büyük bir nimet diye de düşündüm durdum.Su için kavgalar yaşanıyor,cinayetler işleniyor.Aslında yazar suyun dünyadaki önemini de bize aktarmaya çalışıyor.Susuz hayatın olmadığı su için kardeşin kardeşe düşeceğini güzelce anlatma içerisindedir.Sadece dönemini değil günümüze de ışık tutan bir eser.Güzel bir kitap dili oldukça akıcı.Herkesin okumasını tavsiye ederim.
258 syf.
·Puan vermedi
sinemaya da uyarlanmış olan çok değerli bir eser....Necati Cumalı kitaplarını çok seven bir okur olarak susuz yaz en sevdiklerimdendir diyorum.
258 syf.
·8/10
kitap içindeki bir çok hikayeden oluşmuş ama onlar içindeki en güzel olanı susuz yaz. Susuz yazı başta okurken daha çok hasan ın komşuları ile su meselesi üzerine geçerken daha sonra kendi kardeşine kardeşinin eşine yaptıkları hüzünlü ve gerçekçi bir hava katmış.
kitapta yazar karakterlerde susuz yazda(su meselesi) öç(kız kaçırma) dağlı ile muharrem(kabadayılık) gibi o dönemde gerçekleşen olayları realist bir şekilde anlatmış.
bu tür Anadoluyu toprağı anlatan kitapları seviyorum okumanızı tavsiye ederim.
258 syf.
·7/10
Suyu komşularıyla suyu paylaşamama, kan davası,cinayet ve insan ilişkileri öykülerin temasını oluşturuyor. Susuz yaz, öç,yenilmeyen,gülsüm kıza ağıt,aktör ve aksi biri kitabın en güzel öykülerinden.
Karakterler gerçekçi. Ama öykülerde sürükleyicilik yok. Yer yer sıkıldım.
258 syf.
necati cumali'nin ölümsüz eseri.

nerden nasıl başlasam bilmiyorum ama kitap başlangıç kısmında olayı bir çırpıda okura vermesiyle beni çok derinden etkilemiştir.
olay sanattan arınık biçimde bile insanın içini titretirken, olayı bilerek ve duyguları osman ve bahar' dan fazlasıyla hissederek kitabı okumak içimdeki üzüntüyü inanılmaz arttırdı.

zannediyorum ki bu vahim olay uzunca bir süre beni etkileyecektir.

tavsiyem şudur ki: kitabın çok iyi bir eser olduğunu bilin fakat okumayın, içinizi parçalamayın.
258 syf.
·Puan vermedi
Eser, edebi yönden çok zengin bir içeriğe sahip.Yazar ustalığını kitabın her sayfasında sergiliyor.Belli ki yazar her şeyden önce had safhada iyi bir gözlemci.Doğup büyüdüğü yerdeki insanları çok iyi tahlil etmiş ve genel anlamda toplumsal sorunlara değinmiş.Edebi yönü ağır basan kitaplardan hoşlananlar için kolay bulunmaz bir kitap.
- Allah'tan başka kimseden korkum yok benim! Allah'tan
başka kimse ile görülecek hesabım yok! Allah'a bir can borcum var,
onu da ne zaman dilerse alır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Susuz Yaz
Baskı tarihi:
1983
Sayfa sayısı:
163
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Tekin Yayınevi
Baskılar:
Susuz Yaz
Susuz Yaz
"Necati Cumalı" "Susuz Yaz"ı 1960 yılında yazdı. Kitapta yer alan öyküler, Cumalı'nın avukatlık yıllarında edindiği vurucu gözlemlerinden kaynaklanıyor, toplumumuzun özellikle kırsal kesiminde, "Habil ile Kabil" söylencesinden beri varolan şiddet yasalarının acımasız görüntülerini sergiliyordu. Cumalı, kitaba adını veren "SUSUZ YAZ"da edebiyat alanında ilk kez suyun bölüşülmesinin önemine değinmişti. 1964 yılında öyküden sinemaya aktarılan filmi ALTIN AYI ile ödüllerdiren Berlin Film Festivali Jürisi, kararında gerekçe olarak konusunun taşıdığı önemi gösteriyordu. 20 yıl arayla 80'lerde Su Yılı ilan eden UNESCO, petrolün yerini 21. yüzyılda suyun alacağı, suyun bölüşülmesinden çıkacak anlaşmazlıkların savaşlara yol açabileceği konusunda bütün üyelerini uyarıyordu.

Susuz Yaz, Necati CUMALI'nın, öykülerden oluşan, adını da içindeki bir öyküden alan kitabıdır. Yazar, avukatlık yaptığı yıllarda, hem memleketi olması hem de yaşamının önemli bir kısmını orada geçirmesi nedeniyle, İzmir'in Seferihisar ve Urla ilçelerine bağlı köylere ait deneyim ve izlenimlerini sunar bu kitapta. Yazılanlar her ne kadar kurgu olsa da, öykülerdeki isimler değiştirilmiş olsa da, söz konusu öykülerde yaşananlar gerçeğin ta kendisidir. Susuz Yaz'ı okuyup da Urla ve Seferihisar bölgesine gidenlerin gözünde hemen kitabın satırları canlanırken, bölgeyi iyi bilen biri için de kitabı okuyunca civarın dağları, dereleri ve ormanlarının canlı bir şekilde gözünün önüne geleceği kesindir.

Toplam onbir kısa öyküden oluşan kitapta, Necati Cumalı, gerçekçi köy hikayelerini toplamıştır. Toprak, su davaları, çekişmeler, kıskançlıklar, öç almalar, kavgalar, cinayetler, zorbalıklar ve köylümüzün, kasabalımızın bu konulardaki tutumu anlatılıyor bu hikayelerde. Aynı zamanda şair de olan yazarın bu özelliği konuları anlatış tarzına da yansımış görünmektedir. Olayları o kadar şiirsel bir dille anlatıyor ki okuyucu ister istemez kendisini olayın içinde buluyor. Kitaba adını veren Susuz Yaz'ın yanında on öykü daha vardır: Öç, Yenilmeyen, Dağlı ve Muharrem, Bıçak, Kaatil, Gülsüm Kıza Ağıt, Esma ile İsmail, Aktör, Aksinin Biri ve Selim'i Anarım.

Tiyatroya da uyarlanan Susuz Yaz'ın konusu adından da anlaşılacağı üzere "su"dur; Anadolu'da hep var olan, yüzyılımızın son çeyreğinde sınırları da aşıp uluslar arası, savaş çıkartacak kadar önemli bir hale gelen su paylaşımıdır. Mevcut suyun herkese yetmemesi üzerine, tarlasından su çıkan iki kardeş suyu sahiplenir. Çıkan su kavgası kardeşlerden birinin cinayet işlemesiyle sonuçlanır ve diğeri hapse girer. Ceza evine düşen kardeş evlidir ancak gelenek olduğu üzere suçu küçük üstlenir. Bir süre içerdeki kardeşiyle ilgilenen ağabey daha sonra geline göz koyduğu için kardeşinin ölüm haberinin geldiği yalanını bütün köye yayar ve nihayet böylece çaresiz kalan gelinle evlenir. Ancak yıllar sonra ceza evinden beklenmedik şekilde çıkıp gelen küçük kardeş olayları öğrenince kıyamet kopar.

Sinema uyarlamasında aynı adama âşık ana-kız rekabeti olarak gösterilen Öç'te ise köyün işsiz güçsüz haytasından kızını korumaya çalışan *****n durumu ve olaylarla hiç de ilintisi olmayan insanların trajedisi anlatılmaktadır. Ağabeyinden (Şerif Ali) farklı olarak gözü hep işinde olan küçük Mahmut aşk olayının en hak etmeyen kurbanı olarak, kendisini ve erkekliğini ispatlamak zorunda hisseden, bunu daha çok köylülerin ırz, namuz doldurmalarıyla yapan, kızın (Hacer) erkek kardeşi tarafından öldürülür. Köylerimizde yaygın olarak görülen tipik bir kız kaçma-kaçırılma ve bunu takip eden namus cinayeti olayıdır.

Yenilmeyen'de her şeyini yenilmez bir güreş devesine yatıran bir köylünün kıskançlıklar sonucu devesinin öldürülmesiyle beraber Batı Anadolu'daki deve güreşi geleneği en ince ayrıntısı ve terminolojine kadar okurlara sunulmaktadır. Anlatımdaki şiirsellik bir devenin ölümünü okur vicdanında bir insanınki kadar acıklı ve hüzünlü hale getirmektedir. Bıçak ise insanımızın silaha düşkünlüğünü işleyen, bir bıçağın köy çocuğunun arkadaşları ve büyükleri nezdindeki imajını nasıl güçlendirdiğini anlatan kısa öykülerden bir başkasıdır.

Dağlı ve Muharrem, Katil ile Gülsüm Kıza Ağıt öykülerinde sırasıyla zorbalık, kabadayılık, eğitimsiz ve kocasına tamamen mahkum olan kadının dramı ve bütün bunların karşısında sürekli bastırılan, horlanan, aslında pervasızlığa saygısından dolayı baş vurmayan insanların çileden çıkıp olanlara dur demesi ve kendini savunma ihtiyacı hissetmesi örnekleriyle anlatılmaktadır. Ezilen insanların haklılığını belgelemek istercesine söz konusu hikayelerde cinayet işleyenler yazar tarafından "katil olmalarına rağmen" o şekilde sunulmaktadır ki okuyucu farkında olmadan sempati duyar onlara.

Aktör ve Aksinin Biri öykülerinde ortak olarak insanlarımızın zayıflıkları, içinde bulundukları maddi güçlükler ve bu güçlükler nedeniyle kolayca yoldan çıkarılmaları, devlet memurlarına rüşvet verilerek ulusun ortak değerlerinin nasıl katledildiği anlatılmaktadır. Hayatta hiç bir amacına ulaşamayan sözde aktör, köylü ve kasabalının saf duygularını ve iyi niyetini sömürerek yaşayıp giderken, bir kereste tüccarı da kolcunun maddi açmazlarını ve içkiye düşkünlüğünü kullanarak ormanları talan etmeye devam eder. Tüccarın yolsuzluğu sanki kırk yıl öncesine ait değil de son birkaç yıldır yaşadığımız her türlü yolsuzluk, sahtekârlık, yüzsüzlük ve vurdum duymazlıkları sergiliyor gibidir. Öyküde yaşananlar günümüze adeta nazire yapıyor, bize çok alışık olduğumuz şeyleri bir daha hatırlatıyor.

Öykülerde görülen genel olumsuz havaya rağmen Selim'i Anarım adlı öyküde yazarın kendisi bile çalışkan Türk köylüsüne âşıktır. Elinde bulundurduğu tarla, bağ ve bahçelerini işleyerek, diğer bazı komşuların gerek kendi tembelliklerini bastırma dürtüsü gerekse kıskançlıkları nedeniyle sürekli saldırmaları ve dalga geçmelerine rağmen, etrafını cennete çevirmiştir köylü Selim. Engel olunmadığı, destek olunduğu hatta hiç değilse gölge edilmediği zaman insanımızın yapamayacağı şey yoktur.

Bu kitapta ele alınan konular ve sorunlar aslında yüz yıllardır Türk toplumunun yaşadığı sorunlardır. Yazar kişilerin çatışma ve didişmeleri yoluyla bizi bu sorunlara ***ürmekte, çözüme hiç de gerek olmadığını, problemin çözümü de içinde barındırdığını olayların inceleniş ve aktarılışı sırasında gayet açık bir şekilde vermektedir: Çözüm eğitimdir. Bu dava ve olaylar köyümüz ve köylümüz (bugün kentlimiz de buna dahil edilmeli) aydınlığa kavuşturulmadıkça sürüp gidecektir. Hatta bugün "kentli" demekte bir hayli zorlandığımız şehirlilerimizin bir çoğu da ironik bir şekilde aynı kadere mahkum olmuştur. Eskiden cehalet yüzünden sadece kırsal kesimde karşılaşılması muhtemel bazı olaylar kentlere kadar gelip dayanmıştır.

Hemen hemen iki çeyrek asır önce yazılmış ve eleştirilmiş olan konular ne gariptir ki hiç değişmeden bugün de karşımızda durmaktadır. Bu bakımdan Necati Cumalı'nın öyküleri güncelliğini, gerçekliğini ve sıcaklığını yitirmeyen öykülerdir. Tüm zamanlarda okunabilecek bir başucu kitabı olma özelliğini taşımaktadır. Su davası (Susuz Yaz), kız kaçırma (Öç), kabadayılık yoluyla para sızdırma (Dağlı ile Muharrem), boşanan kadının dramı (Gülsüm Kıza Ağıt) ve rüşvet, yolsuzluk, memleket kaynaklarını talan etme (Aksinin Biri) konuları hem köy hem kentlerimizde fazlasıyla yaşadığımız, alıştığımız ve iyice kanıksadığımız konulardır. İnsanımızı daha iyi tanımak için okunması gereken bir kitaptır Susuz Yaz.

Kitabı okuyanlar 291 okur

  • Uko
  • Ahmet Sarpel Tümen
  • Mikail

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%1.4 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0