Suzan Defter

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.308
Gösterim
Adı:
Suzan Defter
Baskı tarihi:
Ağustos 2018
Sayfa sayısı:
127
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Sanat Yayınları
Baskılar:
Suzan Defter
Suzan Defter
128 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
23 Kasım - 06:45

Bugün her zamankinden daha farklı, uyanmadım. Dünüm ya da bir önceki günüm nasılsa o monotonlukla çıktım yataktan. Ne bir eksik bir fazla. Yer soğuktu, çıplak ayakla daha hissedilir oluyormuş, birde beden yeni yataktan kendini çıkarınca, bütün vücuda bir titreme, bir kendini soğuğa alıştırma süreciyle boğuşuyor. Olsun, alışıyoruz sonra her şeye alıştığımız gibi. Öncesi esrik bir kahvaltı, ötesi ise daha satın alınamamış bir yevmiyenin sabahı, güneş mi? Daha doğdu diyemem, ama doğmadı da sayılmazdı.

Geceden kalan birkaç kitap yığını hala duruyor masa üzerinde, evden çıkmak içinse son dakikalarım. Gün içerisinde okuyacağım kitaplara baktım, yok, sanırım onları bugün okumaya gücüm yok. Birisi neredeyse destan, diğer yabancı yazar öteki ise psikoloji. Bugün dimağım kaldıramaz bunları, biliyorum. Acelece geçtim kitapların karşısına; Çelişki, kısa ama bugün okuyamam; Oya Baydar, bilemiyorum, belki okuyabilirim; Nermin Bezmen, hayır çok kalın, elimde sürünür durur ve Ayfer Tunç…

Can Yayınları 7. Basım 2015 menşeili, yeşilin en güzel tonunu ise vermişler kapağa bir odanın duvarı niyetine, açık ceviz kahverenginde parkeler ve tam ortasına koyu ceviz rengine bir tekli koltuk koymuşlar. Kapak tasarımı muhteşem, sayfa sayısı 128, Türk Yazar. Bunlar oldu kitabı seçmemin asıl sebepleri. Hemen çıkmalıyım yoksa geç kalacağım, bir keyifle aldım kitabı ve hızla merdivenleri indim. Merak ediyordum; acaba bir önceki kitabı gibi sayısız kişiler kurgulayıp, yoracak mı beni diye, yorulmaya hiç gücüm yok, bugün değil.

23 Kasım – 09:30

Yoruyor İstanbul, şehir ise insanı çok değiştiriyor. Şimdi bedenim yer gördü ve okumaya başlayabilirim kitabımı. Kısa bir yazar hayatı, ondan sonra tarihler verilerek anlatılmak istenen bir günlük! Diğer kitaplarda farklı bir yazım türü. İki insan, iki günlük ve iki tarih. Kitabın sol sayfasından başlıyorsunuz önce, bir sonraki tarihe kadar okuyor sonra tekrardan geri dönüp, sağ sayfasından okuyorsunuz bir sonraki tarihe kadar. Kitap sonuna kadar bu şekilde ilerliyor, bir ileri bir geri :)

Yazarın dili çok muazzam; sade, akıcı, duru, berrak, arı artık ne sıfatlar koyabilirsen koy. Edebi kişiliğine ise yazarlık, senaristlik adları altında bir dünya eser vermiş. En iyi kadın Türk yazarlarından birisidir destek mübalağa etmemiş oluruz. Özellikle bu karışık okuma sistemi ise benden büyük bir alkışı aldı. Keyifle okumaya başladım. Daha ilk sayfalarda dahi sonraki sayfaları merak eder oldum.

23 Kasım – 18:00

Kitabın neredeyse yarısına geldim. Hem iş hem kitap ve diğer şeyler derken, günümün en güzel yanıydı Suzan Defter. Konu olarak günümüz insanının tuhaf halleri anlatılmaktadır. Bir avukat olan Ekmel ve üniversite mezunu Derya’nın öz yaşam öyküleri kurgulanmış, hayat karşısındaki beklentilerin hep aksine çıkması, silinmiş kişilikleri, aşkı hep bir yerlerde bir şekilde aramaları, ailelerinin içler acısı durumları, iletişimsizlik, ilgisizlik ve yorulmuşluk durumlarının sıkça betimlendiğini gördüm.

23 Kasım – 22:00

Kitabın son sayfasını biraz önce kapattım. İlk sayfalarda olan akıcılık, okuru meraklandıran kurgu ve edebi beceri son sayfaya kadar sürdü. Şimdi buradan bakınca insanların aslında kalabalıklar içinde nasıl yalnızlık çektiklerini görmek ve buna kitabında yer vermek, bunu yaparken de çok güzel bir dille anlatmak, beni gerçekten kitaba hayran bıraktırdı. İletişimsizlik ve muhatapsızlığı da eklemem gerekiyor. Kitapta vurgulanmak istenen durumların başında gelenlerden birkaç tanesi de bunlardı. Hele o türkünün dizesi;
- Karşı karşı dururken yüzüne hasret kaldım. –
Bu hasret kalmaların kadrini elimizde var olanın kıymetini bildiğimiz vakit manaya ulaştığını da elbet bir gün anlayacağız.

23 Kasım – 22:30

Sözün özü yani dostum; bugün güzel bir kitap okudum. Okurken çok keyif aldım ve bu kadar çabuk bitmesine ise üzülmedim dersem yalan söylerim. İsterim ki herkes okusun, okusun ve yaşam denen bu hengâme içerisinde sevdiklerine sıkıca sarılsın, geç deyip bir ömür pişmanlığını yaşamasın. Aslında hiçbir şey için vakit yok. Sevdiklerin var ise başka hiçbir şeye de gerek yok.

Gönlünüzce sevilmeniz, sevmeniz ve mutlu olmanız dileğiyle…
128 syf.
Ayfer Tunç ile tanışma kitabım kendisi. Elimde iki kitabı daha mevcut. İncelemeyi biraz da kendisi hakkındaki düşüncelerimin seyrini merak ettiğimden kaleme alıyorum.

'Suzan Defter' başlangıç için iyi bir tercih olmuş şans eseri. Çünkü ben yazarın dilini akıcı ve sade buldum. İnce bir eser ancak hüzün baskın. Bu bir kaç yerde durup nefes alma gereksinimi hissettiriyor. Hele kendi yaşamınızdan izler bulmuşsanız.

Eserde bir erkek ve bir kadının günlüğünü okuyoruz. Sol taraftaki sayfalar erkeğe ait, sağ taraftakiler kadına. Bunu çözene kadar kitabın hatalı basım olduğunu düşünüp iyi ki bırakmamışım. Biz kadınları çeken kısım tahmin edileceği üzere sağ kısım. Ne var bu günlüklerde?

Suzan var. Kendisine hiç söz hakkı tanınmasa da kitapta, biz onu öyle iyi tanıyacağız ki. 15 yılını sevdiği adam uğruna, sevgisi uğruna yaşayan bir kadın. Yüzlerce mektup yazan, hapishane kapılarında sevdiğini görmeye çalışan bir kadın. Yoklukta, zorlukta onunla olan kadın. Sonrası çok önemli değil değil mi? Sonunu hepimiz biliyoruz. Kadınların ortak öyküsü. Değişmez yazgı.

Erkek fazla sevgiyi kaldıramaz. Terk eder. Suzan gibi kendi ateşinde yanmaz. Birini bulur, evlenir. Çocukları olur. Olsun. Mutlu olsun. Suzan ne yapar biliyor musunuz?

'Sen şimdi uçlarından kan damlayan kızıl saçlarının çevrelediği yüzün gözyaşlarınla ıslak, yatağına uzanmış, tavana bakıyorsundur Suzan. Sevmenin seni hala yakıyor olmasına şaşıyorsundur. Ben de şaşıyorum.' (sf:125)

Suzan'ı bize yaşatan kişi Suzan'ın sevdiği adamın kızkardeşidir. Suzan gittikten sonra o da bomboş kalmıştır. Varlığını kıskandığı, abisini paylaşamadığı Suzan; meğerse ne çok sevdirmiş kendini ki her fırsatta onu anımsar olmuş, onu anlatır, rüyalarında onu görür, ona benzemeye çalışır olmuş.

Çok hoşuma giden bir alıntı ile incelememi sonlandırıyorum.

"Ama sonunda kaybeden siz olmuşsunuz."
"Kayıp mı? Kaç kişi böylesine sevebilmiştir dünyada?"
"Ama kucağında bir kucak korla kalan siz olmuşsunuz."
"İyi ya, boş değildi kucağım."
"Ama yandınız, kül oldunuz."
"Ama vardım, kül bunun kanıtı."

Suzanları üzmeyelim.
Sevgiyle kalın.
128 syf.
Önce kitabı nasıl okuyacağımı anlamaya çalıştım çünkü kitap aynı tarihlere dair iki farklı insanın günlüğünden oluşuyor ve yazar tek sayılarını birine çift sayıları diğerine ayırmış. Kitabı denk geliş alıp okuduğumdan ilk sayfalarda kafamda kocaman bir soru işareti oluştu.
Doğru bir şekilde okumaya başlayınca, sarsıldım. Çünkü y kendimle ve kendi hayatımdaki insanlarla özdeşleştirdiğim karakterler çıkıverdi ortaya(bu o kadar çok kitapta oluyor ki, çıldıracağım). Hatta bazen öyle cümleler kurmuş ki yazar, bir kelime fazlasını ya da azını daha önce ben yazmışım günlüğüme, ablamla konuşmuşuz, aklımdan geçirmişim.
Kitabın arkasında "12 Eylül'ün gölgesinde boğulan bir aşk hikayesi..." yazsa da son sayfalara kadar ihtilale dair pek de bir şey okumayacaksınız yani darbe zamanını anlatıyor herhalde diye düşünmeyin.
Karakterlerin iç dünyasının karamsarlığı bunaltmak yerine insanı kendisiyle yüzleştiriyor. Tıpkı kitapta Derya'nın da kendiyle yüzleştiği gibi.
Hüzünlü, kısacık bir roman.
128 syf.
·Beğendi·10/10
Ayfer Tunç'tan okuduğum ilk kitaptı. Ve son da olmayacak. Yorum yapmak çok zor. Okumadan bilemezsiniz ve ne yazarsam basit kalacak. Sizi içine alan, kalbinize dokunan bi hikayesi var. Sanırım hikayeler gerçekten bizi kendi kuyumuzdan alıp başkalarının kuyularına atıyor. Bir erkek ve bir kadının aynı zamanlarda yazdıkları günlükleri.. İkisi de kendisini arıyor ikisi de kendisiyle yüzleşiyor. Birini bize para karşılığı arkadaşlık etsin diye yanımıza alacak kadar yalnız mıyız diye düşündürüyor. "Kendi olamadı mı birini severek?" diye soruyor. Aşk kelimesinin bu kadar bayağılaştığı bir zamanda içimizi umutla doldurabilecek bir eser. Sonunda bir kucak korla kalakalsanız bile, en azından, iyi ya boş değildi kucağım diyebilecek miyiz acaba?
"Ama yandınız, kül oldunuz.
Ama vardım, kül bunun kanıtı."
128 syf.
·3 günde
Ayfer Tunç'tan okuduğum ilk kitap. Çok başarılı buldum, kadın ve erkek tarafından yazılan iki günlükten oluşan eser ki erkek tarafından yazılan bölümler daha çok hoşuma gitti. Kitabın bütünün de müthiş bir sıcaklık var, içine çekiyor... Yazarın anlatım dili ve gücü çok iyi, artık diğer kitaplarını mecburen okuyacağım.
128 syf.
'büyük aşklardan korkan küçük adamlar' ile kıskançlıktan kendini yitirmiş 'mavi gri hayaletlere' bir kez daha yazıklar olsun; 'sevmenin hala yakıyor olmasına şaşıran' tüm suzanlara ve onları iki yüzlü sohbetlerde harcatmayan ayfer tunç'a selam olsun
kitapta aşkın her halini tanımlayan bir karakter var. siz de onlardan biri olacaksınız. ve kitabı bitirdiğinizde kucağınıza kor bırakılmış gibi yanacaksınız.
127 syf.
·2 günde·9/10
İncelemeye başlamadan önce bana bu kitabı hediye eden sevgili, meryem 'a çok teşekkür ederim. Çünkü bu kitap Ayfer Tunç'la tanışma kitabım oldu ve sanıyorum ki ilk olmakla kalmayıp devamı gelecek. Bana bir mum yaktığın için teşekkür ederim.
Şimdi ufaktan bir giriş yapalım;

Günlük yazmayı sever misiniz?

Hani şu: "Sevgili Günlük" diye yazdığımız.

Çoğumuz bu şekilde çocukken yazmıştır elbet. (ilkokulda zorunlu bir derste bu şekilde yazmıştık. İşin komik tarafı).

İnsan neden günlük yazmak ister? Sıkıntıdan, yalnızlıktan, mutluluktan esasen birçok cevap türetilebilir bu soruya. Ayfer Tunç da başka bir pencereden yorumluyor bu soruyu kitapta. Diyebilirsiniz ki insan duygularını dökmek için yazar pekala; üzgünüm ama hayır. Çünkü bu sadece bir günlük değil, satırlarda nefes vermek.

"Kendimi kapadım yazdığım defterlere içimi açmaktan çok korktum"(syf:13)

Suzan Defter, sade ve akıcı anlatımıyla aklınıza mıh gibi çakılacak. Çünkü öyle duru bir anlatımı var ki sanki sizinle konuşuyor, gülüyor, ağlıyor içinizden geçeni direkt söylüyor yer yer tebessüm ettiriyor. Suzan Defter, bir günce değil, bir varoluş. Okuyucuyu şaşırtan, kimilerinde hatalı sayfa (ben de öyle düşünmüştüm) basımı olduğunu dahi düşündüren bir kitap. Hâlbuki hata falan yok, kitabı biraz okuduktan sonra anlıyorsunuz ki kitap iki ayrı günlüğün aynı anda aktarılmasından oluşmaktadır. Kitabın sol tarafindaki sayfalarda erkek karakterin, sağ tarafindaki sayfalarda ise kadın karakterin yazdıkları yer alıyor. iki insanın bir defterde buluşmasıdır bu. Evet evet bir günlük, günlük olmasına ama bir sayfasını Ekmel Bey'in bir sayfasını Derya'nın paylaştığı..

Suzan Defter birden fazla aşkın, birden fazla sevdanın, tutkunun, aile içi çöküntünün bir potada toplanıp harman edilmesidir. O yüzdendir ki tüm hikayeler; yıkık, dökük ve yarımdır.

İnsan, günlükte ne anlatır? En yakınlarını değil mi? Yaralarını, sevinçlerini, yuvasını kısaca geçmişini. Öyle ya hayatımız geçmiş, gelecek ve şu andan ibaret. Araya keşkelerin girdiği mutsuz "an"lardan birde.

"Günlerin zaman ne zaman boğazıma dolandı?
Ne zaman sıkıcı bir tekerlemeye döndü hayatım?"(syf:122)

Kitabın kurgusundan bahsetmek gerekirse;

Bir adam ki yaşamın kıyısında, sadece seyirci olmaktan öteye geçememiş. Mutlu "an"lara katılamamış ya da dahil edilmemiş. Şuanda değil geçmişte takılı kalmış.

Düşündüm, BİR HAYAT NEDİR?
Başlar ve biter, BİR HAYAT NEDİR?
Acı ve tatlıdır, unutulur hepsi, BİR HAYAT NEDİR?"(syf:46).

Kendisini, yaşamını bir saman çöpü olarak görmüş. Her ne kadar bir aile kursa bile yaşamı ''hiçten'' ileriye gidememiş. "Hayatımız bir hiç. Kızımın hayatı. Benim hayatım."(syf:44)
Saman çöpü nedir ki? Buğdayın sapı, arta kalanı değil mi? Ekmel Bey'de ailesinin kalanıydı, onlardan kopan parça. Samanlık, onun yuvası (ailesi) şimdi o yuvada yalnızca bir çöptür artık.

"Sarı saman çöpü,
Zararsız saman çöpü,
Samanlardan bir saman çöpü,
Değersiz saman çöpü,
Samanlıktan korkan saman çöpü,
Değirmende saman çöpü,
Kötek yedi saman çöpü"(syf:124)

Sağ tarafta yer alan satırları ise Derya kaleme almıştır.
"Bir kadın birdenbire günlük tutmaya başlamışsa, ya aşık olmuştur ya terkedilmiştir" (syf: 9) demişti çok sevdiği Suzan.

Derya, hep önemli olaylardan sonra almış kalemi eline. İlk kez Kıbrıs Savaşı zamanında sonra da 12 Eylül döneminde.Yaşayamadığı küçük mutluluklar elinden çalındı tank, tüfek ve polis seslerine karıştı.Öyle ya hayat geçmiş, gelecek ve şu andan ibaret. Şimdi hepsi geçmişte kaldı. Küçük yaşta aile sevgisi tadamamıştı. Evin direği "karanlık işlerin" pençesinde sıkışmıştı. Aile denilen organizma bir elin 5 parmağı gibidir. Bir parmak koparsa diğerlerine daha sıkı sarılırsın. Bencilleşirsin. Sonunda da iç çekilme yaşarsın.
Kişi, hayatta değer verdiği insanları bir bir kaybetmeye başladığı an kendi çukurunu da yavaş yavaş kazmaya başlar çünkü onu tutacak kökleri kurumuştur artık. Yalnızın merhemi yine başka bir yalnızdır.

Hani dedik ya bu iki insanda geçmişinden ailesinden, evlerinden ilk darbeyi aldılar. Hayat tesadüflerle dolu, belki de bu darbe onların başlangıcı olacaktı.

Günlüklerde; iki karakter de geçmişlerini, özlemlerini, kırgınlıklarını, aile ilişkilerini, içinde kalan uktelerini ve pişmanlıklarını içtenlikle anlattılar. Biri Suzan'a olan borcunu, öbürü Suzan geldi diyerek kapı gıcırtısını.

"İnsan ölmek istiyor," dedi neden sonra.
"Kasvetten mi?"
"Kederden."(110)

Keyifli okumalar dilerim.
128 syf.
·Beğendi·10/10
Ayfer Tunç ile tanışmamı sağlayan kitap, böylesine iyi bir yazarın kitapları için neden bu kadar geç kaldığımı sorgulattırdı bana. Öyle güzel cümleler var ki neredeyse kitabın tamamı alıntılara eklenebilir. Bir başucu kitabı, zaman zaman herhangi bir bölümünü tekrar açıp okumak isteyeceğime eminim. Çok farklı, çok güzeldi. Benim gibi geç kalanlar vakit kaybetmesinler.
128 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Çok beğendim. Birkaç sayfa normal seyirinde okuduktan sonra her günün iki kez yazılmış olduğunu ve kopukluk olduğunu fark ettim. Sonra anladım ki kitap aslında iki kişinin günlüklerinden oluşuyor. Çift sayfalar bir günlük, tek sayfalar ayrı bir günlük oluyor. Bu yönü çok güzeldi, keyifle okudum. Gün gün okumak yerine, önce çift sayfaları sonra tek sayfaları okudum. Önümüzdeki günlerde bir de gün gün okumayı düşünüyorum. Kesinlikle okunmalı, tavsiye ediyorum.
128 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Dünyanın en iyi incelemesini yazmak isterdim, bu kitabı bir kişi daha okşasın diye. Ya da bu kitap bir insanı daha okşasın diye. En kabuklaşmış yerlerimizi tımarlıyor Suzan Defter. Ateşli, yakıcı anlamlarına geliyor suzan. Suzan Defter: Yakan defter. Ateş, paylaşmayı ve eşitliği sever; yanan bir şey varsa her şey yansın ister. Nasıl bir ağaçta başlayan ateş rüzgarla diğer ağaçlara da bulaşıp yangına dönüşürse protesto amacıyla kendini yakan rahiplerin dirayet ve iniltisizliğiyle tutuşan kahramanlarımızın ateşi de bize ulaşıyor. Yaşanmış her günde, yazılmış her cümlede dünyanın en değerli benzinini üstümüze dökmüş vaziyette bir kibrit çakıyoruz kendimize. Bir deryaya bırakıyor bizi yazar; suyun soğuk olacağını, girince bu soğuğa alışacağımızı düşünüyoruz oysa derya suzan çıkıyor, suzan da derya.

Kitaba dramatik, ajite bir isim verilmek istense 'Derya'nın Feryadı" denebilirdi. Ama bu feryadı duyan kimse olmuyor çünkü duyurulmak istenmeyen bir feryat bu. Kaynağı da ağzı da aynı bu nehrin.

İntizarın ve inkisarın romanı Suzan Defter. Hep kapalı kalan, hesaplaşması yapılmamış bir defter. Defterin yakıcılığı da zaten buradan geliyor. Açılamayan eski defterlerde müebbet yaşayan bir kadının hicranı anlatılıyor: Geçmişi evi olan bir kadının şimdi'de yaşadığı mültecilik hissi.

Yirmi beş günü anlatan iki farklı insanın aynı günlerde tuttuğu iki günlükten oluşuyor kitap. Ancak yaşananlar o yirmi beş günün çok ötesinde; hem geçmişi hem geleceği barındırıyor içinde. 16 Kasım'da başlayıp 10 Aralık'ta bitiyor. Bu 10 Aralık, iki farklı insanın kendi hayatlarında bıraktıkları son aralık oluyor. Ellerine son kez aldıkları zardan ikisine de kemik düşüyor.

Ayfer Tunç'un tuttuğu kalem Derya ve Ekmel Bey'i, o ikisinin de tuttuğu kalem de diğer insanları var ediyor. Tüm bu var oluşlara rağmen Suzan Defter bir yok oluş kitabı. Yok olanların, öğütülenlerin kitabı. Kitap 12 Eylül darbesi civarında doğsa da bu "yok olanlar, öğütülenler" tabirinde siyasi bir söylem hedeflenmedi. İster tank, ister top; insan kendi istemedikçe yok olmaz. İnsan kendi kendini öğütüyor. Ne insanlar tanıyoruz kitapta. Tür tür, farklı farklı. Hepsi kendince idealleri, ilkeleri olan insanlar. Kendi içinde pişmanlıkları, hesaplaşmaları olan iki avuç insan. Bu insanların içinde beni en çok etkileyense sadece yarım sayfa tutan Hürrem Abla oldu. Belki on sene sonra bu kitabı unuturum, belki elli sene sonra kendi adımı bile unuturum ama Hürrem Abla’yı ve onun ciğerini dağlayan nemrut kadını asla unutmam.

Yılın geride kalan yüz yetmiş gününde okuduğum diğer otuz kitabı düşündüğümde Ayfer Tunç'tan okuduğum bu ilk kitap, hissettirdikleriyle beni en çok etkileyen kitap oldu ve Ayfer Tunç ismini Füruzan'ın, Sema Kaygusuz'un, Nezihe Meriç'in yanına yazdırdı.
128 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Ayfer TUNÇ – Suzan Defter

Ayfer TUNÇ ile tanıştığım ilk kitap.. Etkisi ve izleri derin oldu.. 12 Eylül gölgesinde bir ask hikayesi ama öyle vıcık vıcık bir aşk değil, hani böyle derine derine olandan..

Kitap iki kişinin günlük tutar şekli ile kurgulanmış fakat kitapta farklı bir çalışma yapılmış ki bu sayede kitabı elinizden bırakamıyorsunuz. 1.sayfayı erkek karakter olan Ekmel Bey yazarken 2. Sayfayı kadın karakterimiz Suzan adını kullanan Derya Hanım yazıyor. 3. Sayfaya gelince bu sayfa 1. Sayfanın devamı şeklinde iken 4. Sayfa 2. Sayfanın devamı. Yani iki karakter aynı anda konuşur gibi ayrı yerlerde.. Bu da farklı bir tarz ve kitaba farklı bir bağımlılık meydana getirmiş kanaatimce.. Ben oldukça etkilendim..

Öyle sözler var ki kitapta, aşka mi aşık olmalı, aşık edene mi arada kalıyorsunuz..

Alıntılar;
“Yaşamak her şeye rağmen bir iz bırakmaktır yeryüzünde. -Ben de yaşadım, sizin kadar!-“
“Pencere bana dar geliyor, dışarının gürültüsüne ise bir türlü anlam veremiyorum..”
“O anlayabilecek, ben anlatabilecek olsaydım, benim gibi adamların cenneti olurdu dünya..”
“Böylece sabah dışarı çıkmış olurum. Evi görürüm, çarşıda dolanırım biraz. Vakit geçer. (İki kelimeli korkunç bir cümle bu: Vakit geçer!)”
“Aşkı aşkım çektiğini bilmiyordum. Hamurunda ask yoksa bir insanın, nafile..”
“Çürüdüğünü anlatmak kolay değil, ölü olduğunu ikrar etmek ise çok zor..”
“Karıma çok ihanet ettim ben desem, bu cümlede iki anlamsız kelime olur: karım ve ihanet. Biri için diğeri gerekiyor oysa; birinin anlamı yoksa, diğerinin hiç yok..”
“Ayağım aşkın eşiğinde kaldı.. “
Herkese keyifli okumalar kitap sever güzel insanlar..
128 syf.
·5 günde·8/10
Birisi kadın, birisi erkek tarafından yazılan 2 farklı günlük, aynı olaylara 2 farklı bakış açısı. Karşılıklı koyulmuş aynalar gibi birinden diğerini görüyorsunuz. Sol sayfalar Ekmel Bey'e, sağ sayfalar kendini Suzan olarak tanıtan Derya Hanım'ın hikayesi. Aşk, terk edişler, arka fonda 12 Eylül yankıları , bürokratik eleştiriler..İnsanları birbirinin gözünden görüp kararı okurun vermesi bekleniyor. Okurken çok farklı, karmaşık duygular hissettim. Mutlaka Ayfer Tunç okuyun, okutun.
Ayrılmak, gidenin, kalanın kucağında bir kucak kor bırakmasıdır, yanar durursunuz kül olana kadar...
Karım evde bir masam olmasını istemiyordu, kitaplığım olmasını da
Karım aslında evde " ben" olmasını istemiyordu
Ayfer Tunç
Sayfa 18 - Can Yayınları
Ayrılmak bir solucanın ikiye bölünmesi gibidir,her iki parça ayrı ayrı yaşamaya devam eder, bir zamanlar tek parça değilmiş gibi, tanımaz birbirini parçalar.
Ayfer Tunç
Sayfa 26 - Can
"Ama sonunda kaybeden siz olmuşsunuz."
"Kayıp mı? Kaç kişi böylesine sevebilmiştir dünyada?"
"Ama kucağında bir kucak korla kalan siz olmuşsunuz."
"İyi ya, boş değildi kucağım."
"Ama yandınız, kül oldunuz."
"Ama vardım, kül bunun kanıtı."
Ayfer Tunç
Sayfa 104 - Can Yayınları - 7. Basım - 2015
Beni neyin beklediğini bilmiyorum. Ama beni güzel günlerin beklediğine inandığım günler çoktan bitti.
Ayfer Tunç
Sayfa 59 - Can Yayınları - 7. Basım - 2015
Ayrılmak bir solucanın ikiye bölünmesi gibidir. Bölündükten sonra tanımaz birbirini parçalar.
Ayfer Tunç
Sayfa 71 - Can
...karısının ölmüş olduğunu düşünmüştüm. Evinin durumuna bakınca... Oysa ayrılmışlar. Bir ara yeri geldi konuşurken, "Karım çekip gitti," dedi. "Ama eviniz bir kadının çekip gittiği bir eve benzemiyor," dedim. 'Eşyada mukavemet var.' Bir kadının gittiği, evden belli olur. Kadın giderken düzeni götürür bir kere. Yaşayan ev sarsılır. Ev dediğiniz şey küçük büyük elementlerden oluşur. Kadın olan evde, erkeğin anlayamayacağı bir denge vardır elementler arasında. Erkek her birine vakıf olduğunu düşünse bile, onların nasıl bir uyumla işlediğini bilemez. Kadın gidince evin dokusu bozulur, susuz kalmış çiçeğe benzer, solar. Küçük şeylerin izi silinir. Eşyanın dili tutulur, ev sağırlaşır.
Ayfer Tunç
Sayfa 65 - Can Yayınları - 7. Basım - 2015

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Suzan Defter
Baskı tarihi:
Ağustos 2018
Sayfa sayısı:
127
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Sanat Yayınları
Baskılar:
Suzan Defter
Suzan Defter

Kitabı okuyanlar 381 okur

  • Yeter Levent Pir
  • Özlem Uyar
  • Nurtenpeker
  • Didem
  • Aslı
  • Yasemin Yıldızkaya
  • Armağan Ayan
  • Libraryofmiracles
  • Gülsüm Bekdemir
  • Yağmur Mercan

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%4.4 (7)
9
%4.4 (7)
8
%4.4 (7)
7
%1.9 (3)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları