Tahrir Vazifeleri

8,6/10  (5 Oy) · 
15 okunma  · 
3 beğeni  · 
722 gösterim
Yılmadan yap. Fırsatı kaçıracağın için değil, önünde yılgınlık göstereceğin her kimsenin bir zorba veya bir zorba adayı olması yüzünden. Yılma ki sıcaktan kavrulana gölden, suda boğulana elin erişsin. Önce yap, sonra açıklarsın.
Bilgece yap. Yani koruyarak, yani için titreyerek, yani yıkılmasın diye.
Tutkuyla yap. Sana verilen yaşama gücünü kullan.
Yılmadan, bilgece ve tutkuyla.
Önce yap, sonra açıklarsın.
  • Baskı Tarihi:
    1999
  • Sayfa Sayısı:
    342
  • ISBN:
    975-7796-58-1
  • Yayınevi:
    Şule
  • Kitabın Türü:

Güzel bir İsmet Özel kitabı okuyacağımı düşünerek başladım. İlk üç kısım düşündüğüm gibi ilerledi. Hoş konulara değinilmiş. Hegel’den, Kant’tan örneklerle bezenmişti. Özel’de her zaman Dostoyevski’yle Sartre arası bir tavır gördüm bu kısımlar da beni yanıltmadı. 4 ve 5. kısım için ise ne diyebilirim ki ^^ Çok iyi bir şair olmasına rağmen siyaset konusuna gelince kıt bir düşünceye dönüşüyor. Yani Batı sapkınlığı vs diye batıya laf atan biri için çok fazla batılı filozoftan örnek veriyor, çok fazla Almanca ve İngilizce başlık yazıyor. Teoride kalan insanlara sinirleniyorum, önce pratiğe geçir söylediklerini. Mesela Batı’ya gıcıksak şu kitapta örnek Hegel olmasın da İbn-i Rüşd olsun. Kant değil de Farabi’yi dinleyelim. Demek ki söylemek kolay uygulamak zor imiş.
Osmanlı’yla ilgili fikirlerine güldüm. Devletin Türk menşeili ve hükümdarlık anlayışına dayalı olduğunu unutmuş gibi yorumlar yapmış. Cihan devleti anlayışı nedir, gerektiğinde neler gözden çıkarılır hesap edememiş sanırım. Bu yüzden boş Cumhuriyet eleştirileri var. Elbette her rejimin yanlışları vardır ama bunu eleştirirken karşılaştırılacak şeyleri çok yanlış seçmiş.

Son olarak ‘’Müslümanların savaşması’’ diye bir şeyden bahsediyor. Savaşıyorlar da kiminle? Zaten topraklarını sattıkları insanlarla mı yoksa silah satın aldıkları ülkelerle mi? Ayakları yere basan bir insan nasıl bu kadar ütopik ve dünyadan habersiz gibi konuşur? Savaşmak terör örgütü kurmakla olmaz. Bilinçle, yetişmekle, eğitilmekle olur. Orta Asya’da da böyleydi, Britanya’da da, Endülüs’te de. Ne zaman ki insanlar bedava altın almak için kendilerine yardım eden askerlerinin karınlarını deşti o zaman o savaş kaybedildi. Uzatmayalım.
Şair olarak kalmasını istediğim bir insan Özel. Bu sebeple bu kitap puanı şair tarafını kullandığı ilk 3 bölümden dolayı hak ediyor. Sanatla alakalı, özle, ve yazmakla ilgili bölümleri çok beğendim. Keşke hep böyle kalsa ^^

Kitaptan 9 Alıntı

‘’Bir insan diğer bir insana "seni Allah için seviyorum" derse, sevgimle yaratılışıma katılıyorum; seni ve sende olanı tüketip yutmaya gelmedim, sana bağlanışımın canlılara can veren bağlanışa ilâve olmasını gözetiyorum demiş olur. Kısacası, Allah için sevmek bağları pekiştirmek, çözülüşe, çürüyüşe, yıkılışa karşı durmak demektir. Karşılaşmak da bu işe yarar ancak. Sevgiyi korumak sevileni korumakla olur; sevileni bitiren sevgiyi de bitirmiş demektir. Allah için seven bir bağlanışla bütün bağlanışlara riayet eder.’’

Tahrir Vazifeleri, İsmet ÖzelTahrir Vazifeleri, İsmet Özel

‘’Sevgi dünyada sakin kalınabilir bir ilişki kurar; aşk sükûneti bozar, insanı varoluş eylemine fırlatır. Aşkın tezahürü bir oluşumun hem öncesinde ve hem de ertesindedir. Bir oluşumun öncesindedir, çünkü âşıkın önünde varoluş amacı bulunmaktadır. Bir oluşumun ertesindedir, çünkü sevgiyle başlayan yakınlaşma duygusu kendi başına bir eylem potansiyeli katına yükselerek aşka dönüşmüştür. Sevgi aşka dönüşebilir, fakat aşkın gerileyerek sevgi basamağına inmesi söz konusu
değildir.’’

Tahrir Vazifeleri, İsmet ÖzelTahrir Vazifeleri, İsmet Özel
Mustafa Özdemir 
14 Ağu 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Yılmadan yap.
Fırsatı kaçıracağın için değil,
önünde yılgınlık göstereceğin
her kimsenin bir zorba veya zorba adayı olması yüzünden.
Yılma ki sıcaktan kavrulana gölgen,
suda boğulana elin erişsin.
Önce yap, sonra açıklarsın.
Bilgece yap.
Yani koruyarak, yani için titreyerek, yani yıkılmasın diye.
Tutkuyla yap. Sana verilen yaşama gücünü kullan.
Yılmadan, bilgece ve tutkuyla.
Önce yap, sonra açıklarsın...

Tahrir Vazifeleri, İsmet ÖzelTahrir Vazifeleri, İsmet Özel

‘’Düş kırıklığı dediğim zaman eskilerin "sükût-i hayâl" dedikleri şeyi kastetmiyorum. Hayal kurmakla başım hiç hoş değildir. Gelecekten beklediği nelerse onları kafada keyfince şekillendirip sonra onlara uymayan durumlarla karşılaşınca hayalleri yıkılan kimselerden değilim. Güvendiğim dağlara kar yağmış falan değil. Derinden bir düş kırıklığı benimkisi. Geçen her gecenin leyle-i kadar, karşılaştığım her kişinin Hızır olmadığını anladığım zaman kırılıyorum. Böylece kırılan bir düş haline dönüştüğümü görüyorum. Evet, bizzat kendim bir düş kırıklığıyım, kırık bir rüyayım ben. Ve hepimiz
öyleyiz.’’

Tahrir Vazifeleri, İsmet ÖzelTahrir Vazifeleri, İsmet Özel

‘’Sen ve ben çoğu kimse değiliz. Demek ki çoğu kimsenin durumu bize uymaz. Dünyada rahatlık aramıyoruz, dünyanın katılığını olağan karşılamıyoruz ve bu katılığa katılıkla cevap vermek gerektiğini düşünmüyoruz. O halde dünyada rahatlık aramıyoruz diye eziyeti onayladığımız söylenebilir mi? Dünyanın katılığına katılıkla cevap veremeyeceğimize göre yumuşaklık gösterip ezilmeyi mi kabullendik? Yenilmeyi göze mi aldık? İşte diyalektik tuzağı. Sen ve ben bu tuzağa yakalanmadığımız kadar insanız. Çoğu kimse bu tuzağa düştüğü için insanlığından uzaklaşıyor. Diyalektik düşünce birbirine zıt iki tarafı gösteriyor. Katılık ve yumuşaklık gibi. Oysa insan olmak iki zıt taraftan birine ait kalmakla mümkün değil. İnsan demek ünsiyet sahibi olabilen, ünsiyet kurabilen demek. Tıpkı seninle benim kurduğum ünsiyet gibi, bir çok ünsiyetin ürünüdür insan. İnsan yerle gök arasındadır, ne tam olarak yere, ne tam olarak göğe aittir. İnsan akılla şehvet arasındadır, bu ikisinden
birinin alanında kalanı artık insan diye adlandıramayız.’’

Tahrir Vazifeleri, İsmet ÖzelTahrir Vazifeleri, İsmet Özel

‘’Heidegger'in kurduğu hayranlık verici bir yakınlık insanoğlunun kendine biçilen ömrü değerlendirirken sonuna kadar yararlanabileceği türden: Das Denken dankt (düşünce şükreder). Buradan şükretmeyenin düşünceyle bağını kopardığı, düşünmeyenin de şükredemeyeceği sonucu çıkarabilir miyiz? Ben böyle bir sonucun çıkarılmasına yatkınım. Düşüncenin yalnızca bir zihin hüneri olmadığı, beraberinde bir ahlak getirdiğini anlatıyor düşünmekle şükretmek arasında kurulan yakınlık. Bazı karmaşık çözümlemelerin ustalıkla altından kalkanlar düşüncenin ve düşünmenin insana asıl kazandıracağı değeri teğet geçebiliyorlar. Bu kimselerden biri de J.P. Sartre. Bir mülakatında "Romanın böyle gözden düşeceğini bilseydim, hiç roman yazmazdım" dediğini okuduğumda iki bakımdan şaşırmıştım. İlk şaştığım husus, edebiyat ve düşünce dünyasıyla bu ölçüde iç içe bulunan birinin nasıl olup da böyle sözler edebileceğiydi. Belki de bu kişi edebiyatın ve düşüncenin gerçekten içinde değildi. İşinin adamı değildi belki. İkinci olarak sonunda bu kabil sözler edebilecek birini, bu vasfı itibariyle daha baştan neden teşhis edemediğimize (edemediğime) şaşmıştım. Anlaşıldığı kadarıyla sanatta bağlanmayı savunan Sartre, sanata bağlanmaya bizim verdiğimiz, birçok sanatçının verdiği anlamı vermiyordu. Kim bilir, belki de sanata bağlanmaya bir anlam vermiyordu.’’

Tahrir Vazifeleri, İsmet ÖzelTahrir Vazifeleri, İsmet Özel

‘’Benzer ve farklı davranışlarıyla insanlar topluca kendi ortamlarını oluşturuyorlar. Belki bütün yer küre göz önüne alınırsa bütünleşmemiş olsa bile büyük bir insanlık ortamından söz etmemiz mümkün. En azından dış görünüş bakımından böyle. Sınırlı bir ortamda çevreye uyumsuzluk gösterenler, çoğu zaman ya zaman yahut yer bakımından bir başka ortama uyum sağlamış bulunanlardır. Andersen'in Uçan Sandık masalının kahramanı "İndiğim ülke İran olduğu için" diyordu, "yatak kıyafetimle sokakta dolaştığım kimsenin dikkatini çekmedi."

Tahrir Vazifeleri, İsmet ÖzelTahrir Vazifeleri, İsmet Özel

‘’Beni öze çeken şey benim ne'liğimdir. Ne'yim ki çekiliyorum. Çekip çevriliyor, döndürülüyorum. Benim değişkenlik ve uyarlanabilirliğim öz-ne olarak özelliğim değil, değiştirilebilir ve uyarlanabilir kul olarak özelliğimdir. Sahip olduğum insan biçimiyle ne-ise-ne değilim, çünkü ne'liğim bende mündemiç değil ve yönelerek ne'lik kazanıyorum. Ne-ise-ne değilim çünkü çekip çevrilmekle ilgi alanı içindeyim. Sahip olduğum insan biçimiyle öz-ne değilim çünkü hiçbir şey bende başlamıyor ve bende bitmiyor. Öz’lük bende değil. Bende bulunan yalnızca kulluğumdur: Oluşa ve ölüşe, olduruşa ve öldürüşe açık kulluğum.’’

Tahrir Vazifeleri, İsmet ÖzelTahrir Vazifeleri, İsmet Özel