Tahrir Vazifeleri 1

·
Okunma
·
Beğeni
·
4925
Gösterim
Adı:
Tahrir Vazifeleri 1
Baskı tarihi:
1992
Sayfa sayısı:
48
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757796581
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Çıdam Yayınları
Baskılar:
Tahrir Vazifeleri
Tahrir Vazifeleri 1
Tahrir Vazifeleri
“Konuşurken (kimi zaman da yazarken) muhatabımızın söylediklerimizi anlamış olduğuna sevinebiliriz. Öyle ya, zaten o anlasın diye konuşmuyor muyuz? Yine de sonuç her zaman sevindirici olmayabilir. Karşımızdaki sözlerimizi anladığı için üzülmemiz de mümkün. Belki kötü bir haber verdik. Belki bir haberi kötü verdik. Muhatabımız söylediklerimizi anlamadı diye üzülebiliriz. Tersine, karşımızdakinin ne dediğimizi anlamamış olması sevinmemize yol açabilir. Anlasaydı her ikimiz için de iyi olmayacaktı, diye düşündüğümüz de olur. Bütün bu karmaşıklıklar içinde, sözlere karışan insanlar, insanlara karışan sözler arasında yaşayıp gideriz. Dilbilimciler olan biteni bir düzen çerçevesinde açıklamaya çabalarlar, dil felsefesiyle uğraşanlar meselenin mahiyetini çözümleme girişimindedirler. Ama aramızdaki melek veya melekler amellerimizle niyetlerimiz arasındaki boşluğu doldurur. Hatırlar mıyız hem sağımızda, hem solumuzda oturan; amellerimizi tespit eden iki de melek olduğunu? Çağdaş telaş cevaz verir mi buna? Oysa onlar ne kadar çok karışıyor konuşmalarımıza…”
48 syf.
·Beğendi·10/10
" Dilbilimciler olan biteni
bir düzen çerçevesinde açıklamaya çabalarlar,
dil felsefesiyle uğraşanlar
meselenin mahiyetini çözümleme girişimindedirler.."

İsmet Özel - Tahrir Vazifeleri 1
320 syf.
·5 günde·Beğendi
Düşünülmesi gereken, altı çizilesi pek çok nokta var. Hatta bana kalırsa kitabın hepsinin altı çizilmeli :)
Katılmadığım görüşler yok denecek sayıda az.
Bilmediğim kelimeler nedeniyle beni biraz zorlasa da genel anlamda anlamakta zorluk çekmedim.
Okunması gereken kitaplardan biri.
İyi okumalar :)
320 syf.
·Puan vermedi
Eğer bir anahtar bulmak istiyorsan benim yazdıklarım belki senin için bir anahtar olabilir.

Ben belki yazmasaydım bile var olacaktım, her var olan kendini bir yazıyla anlatmaz.

Burda yazmayıp ama bu mertebeden daha yüksek olanlardan bahsetmiş.

Başarı bazırılarını halt edip onları ezip birinci mi olmak yoksa neydi başarı...
Ezilenler başarısiz miydı? Ezen kişi başarılı mı oldu? Bu ne yaman karmaşa.

Asıl başarı ezilene yardım etmekti.
Iyi bir hafıza sahtekârda da bulunur ben iyi bir hafızaya sahip değildim.

Mutlu olmak iyi bir şey miydi...

Yazdıklarımla sizi rahatsız etmeye geldim diyen diyen biri vardı

Yaratılmış olmak ezel ile ebed arasında kalmaktır. O ara bir basamak, bir mola yada bir soluktur benim için.

Ölmek yaratılmak kadar vahim degildi.

Farkına varmak lazim uyanmak lazim.

Bir ingiliz leydisi şöyle der; Nezaket,
Zifiri karanlıkta esnerken ağzını kapamaktır.

Hoşumuza giden şeylerde hep bir yanlışlik vardır.

Bir kişi bir şeye şdeli tepkisi verirse o delidir ama aynı şeye iki kişi aynı tepkiyi verirse deli değildir.




Arkadaslar her cümle diğer cümleden bagımsız okuyun
Alintı ve notlardan olusan bir inceleme
Düşüncelerine asık olduğum bir adam
48 syf.
·Beğendi·10/10
Öncelik herkese merhaba İsmet hocanın zor ve güzel bir kitabıyla beraberiz ve seri halinde olan eserin devamıyla beraber yorumlarım olabilir .Şunu belirteyim;Siz siz olun oruçluyken ismet özel okumayın nacizane tavsiyem gecen sene baya zorlanmıştım .Sonra toparladım.Şimdi laga lugayı bırakıp kitaba geçeyim ;

Yahu bu kitap niye yazıldı amacı ne ?İsmet özel ne yapmakta nereye varmakta çalışmaktadır kitapla?diye soracak olursanız Öncelik İsmet hocanın felsefi düşünce dünyasına girmemiz gerekmektedir.İsmet hoca kendisi yaşayan her insanın bir vazifesi olduğunu düşünmektedir. İsmet hoca için Bu vazifeyi üzerine alsa da bir o kadar da yazmanın kendisini ürküttüğü ve ürperttiğini belirtmekte eserinde..

Bunun başlıca sebebi herkes için basit gelebilecek cümlelerin nasıl rahatlıkla yazıldığını ve bunu yapmaya cesaret edememesindendir belki de.

Kitapla ilgili Vazife kelimesiyle ilgili İsmet hoca şöyle düşünüyor. “vazife” kelimesinin günümüzde yavaş yavaş kullanımının azaldığını belirtmektedir. Bunun yerine “ödev” ve “görev” kelimeleri buna karşılık olarak kullanıldığını belirtir. İsmet hoca için bu iki terimin anlamlarına bakmak gerekir. Ödev, okullarda öğrencilere ödev verilen, görev ise polis memurunun yaptığı iş olarak örneklendirilebilir. “Ödevde daha çok o işi yapanın dışından hissettiği bir zorunluluk ve bir bakıma zorlama var. Görevde ise yapan kişinin istemi ağır basıyor. Ahlâkî bakımdan bir ödevin yerine getirilmesi ve tamamlanmasıyla üstün bir iş yapıldığı anlaşılıyor. Bunun yanı sıra, bir görevi üstlenmek başlı başına bir üstünlük belirtisidir. Ödev ile görev arasındaki farkı dile getirmek kaygısıyla şöyle diyebiliriz: Ödev katlanmayı, görev ise gözü pekliği gerektirir.” S.(14 15 ve 16)

Yani İsmet hoca yazmayı hem ödev bilir hem de yazma görevini üstlenir.

Kitabın yine başlarında Toplum nedir ne işe yarar?Bir Topluma uymak iyi mi kötü mü? Gibi bu paradoks sorularına cevap aramaktadır. İsmet hocanın görüşüne göre bir toplumda yaşayıp da ortama uymamak imkansızdır. Herkes, en temel ihtiyaçları yönünden ortama illaki uymaktadır. Beslenme, giyinme, barınma vb.

Bazı farklılıklar aracılığı ile insanlar bu ortak ihtiyaçlarından kendi ortamlarını oluşturmaktadırlar. Bu ortamlarda, çevre ile uyumsuzluk gösterenler ya zaman ya da yer bakımından başka bir ortama uyum sağlayanlarda görülebilir diyor hatta (S.18)

En beğendiğim kısımlardan biri kesinlikle uyumsuzlukla ilgili cağ ve değişim medeniyet ve modernite üzerinden anlattıkları oldu.Şöyle ki baktığımız zaman Kimi insanlar dış görünüşleri ile ortama tam uyum sağlamış olsa bile düşünceleri ve beklentileri ile uyumsuzluklarını gösterirler. Yanı ortama uyma veya uymama dış görünüş yaşama biçiminden daha çok düşünce ile kendini göstermektedir devamında böyle söylüyor ismet hoca. Bu topluma/ortama uyum meselesinde bir ruh durumundan söz etmekte. Bu ruh durumu ahlaki bir durumu yansıtmaktan çok insanın vicdanındaki iniş-çıkış, geliş gidişleri yansıttığını belirtir. Bu tip insanlar sanatla, düşünceyle vazgeçilemeyecek bir bağlantı kurmuş ve bu bağlantı yüzünden ortamla uyumunu kaybetmiştir. İsmet hoca bu duruma değişim diyor.Dünya devamında sürekli değişme halinde olduğu için ortama uygun olamayan farklı düşünceler artmaktadır.Burdan daha anlaşılıyor ki Farklı düşüncelerin artması tarihsel olarak belli başlı birçok dönüm noktasının olduğunu bize göstermektedir. Yani sürekli bir değişim var ve bu değişim geçiş çağlarında kendini göstermektedir.İsmet hoca, bu çağ için geçiş çağı deniliyorsa nerden nereye geçiliyor diye sorar. Ve temel sebebin Modern medeniyetin doğuşu ile insan düşüncesinin ben-merkezci bir hal aldığını söyleyerek insan düşüncesi ben-merkezci kaldıkça ister kendi doğrularına isterse ortak doğrulara tutunsunlar sonuç yine zarardır. İsmet hocaya göre ben-merkezcilikten uzaklaşmak, benimizin bağlantı kurduğu gerçekliği merkez saymamız anlamına gelir iletişimin empatiliğini vurguluyor devamında.

“Ben’imizi ancak verilmiş ilişkiler içinde kazanabileceğimizi, dolayısıyla bunları bize veren Kudret’in elinde olduğumuzu anlarız. Böylece doğru ve yanlış sınırlarını benimizin çizdiği yargılardan oluşmaz, bizi bağlantılı kılan ilke, doğrunun ve yanlışın ölçüsünü de verir.
(S.32)

İsmet hocanın çağın sahiciğini vurguladığı kısımlar önemli şöyle diyor;

“Kendi çağının ve yaratıldığı yerin verilmiş olduğunu bilmek; sahtelikten kurtarır ve sahiciliğine sahip çıkmasını sağlar. Sahicilik, Özel’e göre ezel ve ebed arasında bir noktada bulunur ve bu ikisi hakkında hiçbir zaman tatminkâr bir kavrayışa varamayacağını bilmekle başlar. Özel için burada oluşmakta olan bulunulan yerde ve zamandaki "tek insan"dır. Bu tek insan hem başka insanlarla olan bağlantısı içinde kendi biricikliğini fark edebilen hem de geçmişten getirdiği, şimdi içinde yaşadığı ve gelecek doğrultusunda yöneldiği zamanı yaşayan insandır. Ezel ve ebed hakkında yeterli kavrayışa ulaşmadığı halde yaratıldığı yeri ve çağı üstlenen insan geçmiş-şimdi-gelecek bağlantısını isabetli bir tarzda kurar.(S.50 ve 51)

Ismet hocanın düşünce ve hissetiklerinden çok fazla iz var ;

Güvendiğim dağlara kar yağmış falan değil. Derinden bir düşkırıklığı benimkisi..(S.23)gibi

Kitabın yine önemli bir kısmı ihtiyaçlar ve istekler kısmı.Bu kısımda zorlandım biraz iktisatla ilgili birkaç kelam vardı.Anlamamıstim sağolsun burdan en son Oldi hocam açıkladı.

Şöyle söylüyor Ismet hoca ;

"İktisatçılar niçin insanın istekleri sınırsızdır demiyorlar da ihtiyaçları sınırsızdır demek gereği duyuyorlar? Kelimenin büyüsünden yararlanmak istiyorlar da ondan. Üstelik iktisatçılar karmaşık insan ilişkilerinin yürürlükte olduğu yani insanların yaşama doğrultularını büyülenme tehlikesi altında aradıkları bir dönemde ihtiyaçtan söz ediyorlar: Büyü üstüne büyü."

Bu şekilde burda İsmet hoca düşünmenin yanında özellikte insanın ihtiyaç ve istek ayrımına da değinir. Öncelikle iktisatçıların istekler sınırsızdır yerine ihtiyaçlar sınırsızdır demesine dikkat çeker. İhtiyaç kelimesinin büyüsünden bahseden Özel hoca , insanın kendi ihtiyacı ile başkasının ihtiyaçlarının aynı olmadığını belirtir. İhtiyaç denildiğinde insanın doğa, toplum ve ahlak gibi şeylerin devreye girdiğini ve kelimenin anlaşılmasının güçleştiğini söylüyor. İşin açıkçası insanın neye ihtiyacı olduğunu ve sınırının ne olduğunu bilmek zor husustur. Bu yüzden öncelikle neyin ihtiyaç olup olmadığını anlamak gerekmektedir.

Yaygın anlamıyla bakarsak, ihtiyaçlar temelli ve vazgeçilmez olan şeylerdir. Buna karşılık istek ise temelsiz olan ve vazgeçilebilecek şeylerdir. Bu yaygın anlamına baktığımızda ihtiyaçlarımız isteklerimizden önce gelmektedir. Ama Özel aslında ihtiyaçlarımız derken bunların yapıntı olduğunu iddia etmektedir. İsteklerimizin ise özümüzden yayılan eğilimlerin birer uzantısı olarak bahseder. Bu yüzden O gerek kendimize özgü gerek başkasına özgü ihtiyaçların neler olduğunu söyleyebilmek için ihtiyaç sahibinin mahiyetinin bilinmesi gerektiğini belirtir.

Kitabın devamında insan din ve felsefe konuları irdeleniyor.İnsanın varoluşuna da değınıyor.

En son benimde hayat felsefem olan kitaptan bir alıntıyla bitireyim ;

Ortama uymuyorum, çünkü dünyada evimde değilim. Dünyayı evi sayanların suçuna katılmıyorum. Yine de suçsuz olduğum zehabına kapılmıyorum. Dünyayı evi sayanların suçuna katılmayışım suçsuzluğu seçişimden değil. Kendi varoluşumla ilgilenerek kaderime giriyorum.(S.23)

Faydalanilan kaynaklar ve tavsiyeler;

Ismet Özelin hayatı şiiri ve poetikası
Ahmet kaya.
Üç frenk havasından modern insana ölüm ve ismet özel (İbrahim Tuzer)

Kitabı herkes okuyamaz öncelik bu eserden baslanmalı.

Waldo Sen Neden Burada Değilsin?

Iyi okumalar saygılarımla..
48 syf.
Besmele ve Hamdele...

Hayra başlar iken Besmele, hayırla tevafuk ederken Hamdele...
İsmet Özel'in Tahrir Vazifesi'ne kendini adamakla, bir hayrın bidayetine teşebbüs etmiş. Ben ise İsmet Özel'i "Tahrir Vazifeleri" ile tanımıştım. Birkaç "uçarı" fikri olan, mücella bir şairdi benim için. Anlamak istiyordum O'nu. Bu eseriyle beraber, anlayabileceğimi umuyordum. Fakat o, kitabın finalinde şunu söylüyordu bana;
"Tamamen anlaşılmak, anlayanın anlaşılanda anlaşılmaya değer bir şey bulmamasına varır."

Peşin peşin haykırmıştı suratıma; "Beni anlamak öyle kolay değil!"

Çerkes damarım tutmuştu ve iş inada binmişti. İdrakımın berrak ve keskin olduğu eşref saatlerinde aşındırmıştım İsmet Özel'in kapısını. Niyetim kat'i idi. O'nu anlamalıydım...

Mistik bir rüzgar esmişti birkaç sayfa sonrasında. Hakikat çeşmesinden bilmem kaç litre su aşırmıştı kaleminin ucuyla...

Kah Descartes'le, kah psikolojiyle, kah şiirle, kah sosyoloji ile güreş tutuyordu. Kurulu bir dünya görmüştüm orada.

Yaşadığı çayı bir panik çağı olarak görüyordu. Evet bir geçiş vardı, yeni bir düzen kuruluyordu dünyada. Peki bu dünyadaki rolümüz ne olacaktı? Türkiye Müslümanları olarak rolümüz ne olacaktı? Düşünmekle ulaşılabilecek bir vakia değildi bu. Zira aklına güvenmiyordu İsmet Özel. Çünkü biliyordu ki; her akıl hududu çoktan çizilmiş bir kavrayış haddine sahipti.

Kalemi bir silah olarak kullanıp, bu silahı "kafir düzenin" alnına koymak onun bir ödevi değildi. Bilakis göreviydi. Zira onun düş dünyasında ödev; katlanmak, görev ise; gözüpek olmak demekti. Eşhedu! Gözü daima pekti.

Kısacası bu kitap iki manayı ihtiva ediyordu. Biri "bence" olan mana, diğeri "Özelce" olan mana.
"Benceli" mana: İsmet Özel deryasına dalmak
"Özelceli" mana: Kendini kalem ile savaşmaya adamak.
48 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Yazmak bir cesaret işidir İsmet Özel'e göre. Mağrur insanlar yazı yazmaya cesaret eder.
Ona göre "yazmak bir ödev ve bu iş benim için de görev" der İsmet Özel.

Tahrir Vazifeleri 1 ile İsmet Özel'in eserlerini okumaya başlamış bulunuyorum. Eserin gerçekten her sözleri önemli ve altı çizilmesi gerekiyor. Normalde İsmet Özel'i anlamak zordur. Beyin fırtınası yaptırır insana. Ama bu eser tam tersi olarak anlaşılır bir eserdi. Bu eser bir girizgah gibi geldi bana. Devamı Allah'ın izniyle okuyacağım.
320 syf.
·45 günde·Puan vermedi
Bazı kitaplar var ki, siz onu okuyup bitirdiğinizde anladığınızdan çok daha fazla şey anlattığını bilirsiniz. Özel'in kitapları bende hep bu hissi uyandırır.

O da anlattıklarının okurunda ne gibi hisler uyandırabilecegine o kadar vakıf ki, kitabın daha en başında "Tamamen anlaşılmak, anlayanın anlaşılanda anlaşılmaya değer bir şey bulmamasına varır." demiştir.

Konuyu ele alış biçiminden, kullandığı kelimelere öfkeli bir duruşu var anlatımının. Dili ağdalıdır, sözü söylerken katılır yahut katılmazsınız bunun kaygısını hiç gütmez. Bu da onu Özel yapan niteliklerden biridir belki.
Velhasıl, Özel okumak, önemli bir işe girişmek gibi...

Kitaptan sevdiğim bir ifadeyle bitireyim: "Belki kötü bir haber verdik, belki bir haberi kötü verdik"

Muhabbetle...
"İnsan yerle gök arasındadır, ne tam olarak yere, ne tam olarak göğe aittir.İnsan akılla şehvet arasındadır, bu ikisinden birinin alanında kalanı artık insan diye adlandıramayız."


İsmet Özel'in sadık bir haberci konumunda olması bizim de sadık bir okuyucu olmamızı zorunlu kılıyor.Dili ağır olmasına rağmen "Ne kapsam kârdır." düşüncesiyle okudum, okumaya devam ediyorum.
Kitabın ilk sayfalarından itibaren yine İsmet Özel'e ait şu dizeler yankılandı beynimde :
"Artık kimse bize haber vermeyecek
Hemen şu tepenin ardında
Saldırmaya hazır ve müsellah
Bir düşman taburu durduğunu
Çünkü gerçekten yok
Böyle bir ordu "

Biz sadık olan anlatıcıyı kaybedeli asırlar oluyor.Ama Resul-i Ekrem'i ve sünnetini bize farklı bir biçimde anlatan ve ruhu doyuran sadık bir anlatıcı olan İsmet Özelimiz var.
"Şehrin insanı" âyeti de sünneti de unutsa sadık anlatıcılar var olacak ve biz de sadıklardan olmak için çabalayacağız.
320 syf.
·7 günde·9/10
Şiirlerinden dolayı çok sevdiğim şairken şimdi en sevdiğim yazarlar arasında oldu İsmet Özel. Uzun süredir elimde gezdirdiğim, dilinin ağırlığı sebebiyle anlayarak ilerlemeye çalıştığım kitabımı son olarak tekrar tekrar okuduğum satırları da paylaşıp şimdilik kapağını kapatıyorum;
"Hatırlar mıyız hem sağımızda hem solumuzda oturan, amellerimizi tespit eden iki melek olduğunu? Çağdaş telaş cevaz verir mi buna? Oysa onlar ne kadar çok karışıyor konuşmalarımıza.."
320 syf.
·Puan vermedi
Bir Özel klasiği...Felsefesine vâkıf olan okuyucuların da şaşıracağını sanmadığım eserlerden...Beni alışılmışlığın ötesine götürmedi desem yeridir ama bu demek değildir ki alışmış olanları sevmiyorum sadece' Zor Zamanda Konuşmak' adlı eserinden öteye gidemedi benim için. Hocamızı sever,saygı duyarız ama ben de şiirleri ayrıdır belki de bu yüzden denemelerini,yazılarını okurken şu an Özel okumaya başladığım zamanlardaki merak,düşünme yerini saygı duymaya bıraktı...
48 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Yine İsmet 'Özel'

Evet,ben de bu adamı kendi fikri yapımın gelişmesi yolunda 'Özel' kabul ediyorum.
Bana yol haritası çizen üç Türk düşünürü kim diye sorsalar cevabım sırasıyla;
1-)Necip Fazıl Kısakürek
2-)Sezai Karakoç
3-)İsmet Özel
derim şu anki halimle.
(Salih Mirzabeyoğlunun ayrı bir yeri vardır ayrıca)
İsmet özel vazifesinin yazmak olduğunu anladığını ve bundan kaçış olmadığını idrak ederek elinde tutuyor kalemini.
Modern insanın çıkmazlarını fevkalade tasvir ve can alıcı sorularla kendisini okutturuyor.
Yazdıkları klişe şeyler değil.Şair aklıyla yazdığından değerli benim indimde belki de İsmet Özel.
Ortama uymuyorum, çünkü dünyada evimde değilim. Dünyayı evi sayanların suçuna katılmıyorum. Yine de suçsuz olduğum zehabına kapılmıyorum. Dünyayı evi sayanların suçuna katılmayışım suçsuzluğu seçişimden değil. Kendi varoluşumla ilgilenerek kaderime giriyorum.
Yaratılış bağını koruyanlar önce ele geçirmeyi değil, kendisiyle neyin paylaşılacağını düşünür. Bu yüzden de karşılaştığı insanın gözlerinin rengine değil, ilgilerine ve gidiş yönüne dikkat eder.
Derinden bir düş kırıklığı benimkisi. Geçen her gecenin leyle-i kadr, karşılaştığım her kişinin Hızır olmadığını anladığım zaman kırılıyorum. Böylece kırılan bir düş haline dönüştüğümü görüyorum. Evet, bizzat kendim bir bir düşkırıklığıyım, kırık bir rüyayım ben. Ve hepimiz öyleyiz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tahrir Vazifeleri 1
Baskı tarihi:
1992
Sayfa sayısı:
48
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757796581
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Çıdam Yayınları
Baskılar:
Tahrir Vazifeleri
Tahrir Vazifeleri 1
Tahrir Vazifeleri
“Konuşurken (kimi zaman da yazarken) muhatabımızın söylediklerimizi anlamış olduğuna sevinebiliriz. Öyle ya, zaten o anlasın diye konuşmuyor muyuz? Yine de sonuç her zaman sevindirici olmayabilir. Karşımızdaki sözlerimizi anladığı için üzülmemiz de mümkün. Belki kötü bir haber verdik. Belki bir haberi kötü verdik. Muhatabımız söylediklerimizi anlamadı diye üzülebiliriz. Tersine, karşımızdakinin ne dediğimizi anlamamış olması sevinmemize yol açabilir. Anlasaydı her ikimiz için de iyi olmayacaktı, diye düşündüğümüz de olur. Bütün bu karmaşıklıklar içinde, sözlere karışan insanlar, insanlara karışan sözler arasında yaşayıp gideriz. Dilbilimciler olan biteni bir düzen çerçevesinde açıklamaya çabalarlar, dil felsefesiyle uğraşanlar meselenin mahiyetini çözümleme girişimindedirler. Ama aramızdaki melek veya melekler amellerimizle niyetlerimiz arasındaki boşluğu doldurur. Hatırlar mıyız hem sağımızda, hem solumuzda oturan; amellerimizi tespit eden iki de melek olduğunu? Çağdaş telaş cevaz verir mi buna? Oysa onlar ne kadar çok karışıyor konuşmalarımıza…”

Kitabı okuyanlar 352 okur

  • can kocaman
  • Uğur
  • Aslan
  • Deniz
  • S
  • İsmail
  • Z. E. T
  • Hatice
  • Harun
  • Tapätio

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.3 (19)
9
%2.2 (2)
8
%10.1 (9)
7
%2.2 (2)
6
%1.1 (1)
5
%1.1 (1)
4
%0
3
%0
2
%1.1 (1)
1
%0