Tahrir Vazifeleri 7

·
Okunma
·
Beğeni
·
106
Gösterim
Adı:
Tahrir Vazifeleri 7
Baskı tarihi:
1993
Sayfa sayısı:
62
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Çıdam Yayınları
"Konuşurken (kimi zaman da yazarken) muhatabımızın söylediklerimizi anlamış olduğuna sevinebiliriz. Öyle ya, zaten o anlasın diye konuşmuyor muyuz? Yine de sonuç her zaman sevindirici olmayabilir. Karşımızdaki sözlerimizi anladığı için üzülmemiz de mümkün. Belki kötü bir haber verdik. Belki bir haberi kötü verdik. Muhatabımız söylediklerimizi anlamadı diye üzülebiliriz. Tersine, karşımızdakinin ne dediğimizi anlamamış olması sevinmemize yol açabilir. Anlasaydı her ikimiz için de iyi olmayacaktı, diye düşündüğümüz de olur. Bütün bu karmaşıklıklar içinde, sözlere karışan insanlar, insanlara karışan sözler arasında yaşayıp gideriz. Dilbilimciler olan biteni bir düzen çerçevesinde açıklamaya çabalarlar, dil felsefesiyle uğraşanlar meselenin mahiyetini çözümleme girişimindedirler. Ama aramızdaki melek veya melekler amellerimizle niyetlerimiz arasındaki boşluğu doldurur. Hatırlar mıyız hem sağımızda, hem solumuzda oturan; amellerimizi tespit eden iki de melek olduğunu?
62 syf.
Bir şeyler kaybolmuştu. Bu kolayca fark edilebilen bir realiteydi. Fakat evimizin önündeki deniz, bir gecede kaybolmadı. Bir şeyler kaybolmuştu evet... Mühim şeylerdi kaybolan. Bizi bugüne taşıyan vasıtamız kaybolmuştu...

"Kaybolan devemizin üzerinde biz vardık." diyor İsmet Özel. Bu devenin neyi ifade ettiğini tartışmaya dahi gerek yoktur. Asli vasıtamız olan inancımızı temsil ediyordu bu cümledeki "deve"

Hal böyle olunca, tek başına kaybolması beklenemezdi. Zira bizler her zaman onun üzerindeydik. İnancını, yani özünü kaybeden, nasıl mukayyet olabilir ki kendine?

İnancı konuşuyoruz bu defa. Altıncı istasyonumuz, inanç bulvarında. İnanmak bir emeğin ürünüdür. İnsan inanmak için çaba gösterir, uğraşır ve yorulur. Tanımadığımız, bilmediğimiz hangi şeye inanabiliriz ki? Tanımadığımız bir insana inanmayız, aldanırız. Aldanmak ise inanmaktan daha kolaydır. İnanmak bir ömür alabilir. Aldanmak ise bir göz kırpma miktarıncadır.

Bizler inancımızı kaybettik. Ayaklarını feda eden bir insan için, herhangi bir mülk değildir deve. İnancın alternatifi yoktur. Ya yolun sonuna kadar devam edeceğiz, yahut aşağı düşeceğiz. Devemizin dizginlerini çalanlar, Bizleri kendi coğrafyalarına götürüyor. Yani küfrün kucağına..

İsmet Özel'in inanç olarak tabir ettiği şeyin karşılığı imandır. İman zafiyetine düştüğümüz gerçeğini tekellüm ediyor. Sadakat, gönül barajımızdaki bent. Bu barajda biriktirdiğimiz tüm erdemlerin sıhhati, sadakatimizin dirayetine bağlı. Bizlerin sadakat imtihanı; "Men Rabbuke?" sualiyle değil; "Belâ Ya Rabbi!" cevabı ile başladı.
Ne kendini de iman etme yükümlülüğü altına sokarak bizi iman etmeye çağıran var, ne de bu tarzda bir çağrının gereğini hisseden.
Unutulmamalı ki haçlı ruhu hıristiyanca bir bağlanışın değil, çapulculuk özlemlerinin ve nihayet mahrumiyet karmaşasıyla kıvranan bir kültürün üstünlüğü ele geçirme çabalarının bir ürünüdür.
Ama inancın inanç olabilmesi için kalp ile tasdik edilmesi gerektiğini biliyoruz. Bir insanın dil ile ikrar ettiği "şey" üzerinde konuşabiliriz; ama kalb ile tasdik ettiği üzerinde değil.
İnandırmak inanmayı bozar. Bozulma önce inandırma çabasına kalkışanda baş gösterir. Çünkü inandırmayı deneyen kimse inanılmasını istediği "şey"i kabul edilebilecek bir biçimde sunma zorunluluğunu duyacaktır. Dolayısıyla kendi inanış dayanaklarını ilk sıraya koymayı değil, inandıracağı insan veya insanların beklentilerini karşılayacak bir "ambalaj" sağlamayı düşünür. Bu ambalajın ise inanılacak şeyin aşlına sadık kalması imkânsızdır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tahrir Vazifeleri 7
Baskı tarihi:
1993
Sayfa sayısı:
62
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Çıdam Yayınları
"Konuşurken (kimi zaman da yazarken) muhatabımızın söylediklerimizi anlamış olduğuna sevinebiliriz. Öyle ya, zaten o anlasın diye konuşmuyor muyuz? Yine de sonuç her zaman sevindirici olmayabilir. Karşımızdaki sözlerimizi anladığı için üzülmemiz de mümkün. Belki kötü bir haber verdik. Belki bir haberi kötü verdik. Muhatabımız söylediklerimizi anlamadı diye üzülebiliriz. Tersine, karşımızdakinin ne dediğimizi anlamamış olması sevinmemize yol açabilir. Anlasaydı her ikimiz için de iyi olmayacaktı, diye düşündüğümüz de olur. Bütün bu karmaşıklıklar içinde, sözlere karışan insanlar, insanlara karışan sözler arasında yaşayıp gideriz. Dilbilimciler olan biteni bir düzen çerçevesinde açıklamaya çabalarlar, dil felsefesiyle uğraşanlar meselenin mahiyetini çözümleme girişimindedirler. Ama aramızdaki melek veya melekler amellerimizle niyetlerimiz arasındaki boşluğu doldurur. Hatırlar mıyız hem sağımızda, hem solumuzda oturan; amellerimizi tespit eden iki de melek olduğunu?

Kitabı okuyanlar 15 okur

  • Bilal
  • Büşra ب
  • Pınar
  • AdemYıldırım
  • Hatice Nur
  • İPEK TATLI
  • Mişâ
  • Gülnâre Hanim
  • orhan ergin
  • Harun

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (3)
9
%16.7 (1)
8
%16.7 (1)
7
%0
6
%16.7 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0