·
Okunma
·
Beğeni
·
8,5bin
Gösterim
Adı:
Tanrı Olmak Zor İş
Baskı tarihi:
6 Ocak 2018
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053756873
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Trudno byt' bogom
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Tanrı Olmak Zor İş
Zor Şey Tanrı Olmak
“Baştan sona muazzam bir kitap. Derin, yaratıcı, tatmin edici bir hikâye.”
–Ursula K. Le Guin-

“Okuduğum en korkutucu bilimkurgu romanlarından biri.”
–Thedore Sturgeon-

“KENDİMİ TANRI OLARAK HAYAL EDEBİLSEYDİM, ZATEN TANRI OLURDUM.”

Arkadi ve Boris Strugatski, entelektüel açıdan kışkırtıcı, inanılmaz eğlenceli, cesur ve eleştirel kitaplarıyla “Sovyetler döneminin en büyük bilimkurgu yazarları” sıfatını hak eden yegâne ikili. Tanrı Olmak Zor İş ise insanlığın karanlık geçmişinin kalbine yapılmış en cesur yolculuklardan biri.

İnsanlık, Dünya’nın tıpatıp aynısı olan, üzerindeki insanların karanlık çağdan öteye gidemediği bir gezegene gözlemciler göndermiştir. Bu gezegenin gidişatına müdahale etmelerine hiçbir şekilde izin verilmeyen bu gözlemcilerin asıl amacı insanlığın karanlık çağını her ayrıntısıyla kayıt altına almaktır.

Büyük bir değişimin kıyısında olan Arkanar Krallığı’nda halk baskı altında yaşamakta, yenilikler beşiğinde boğulmakta, okuma yazma bilenler linç edilmektedir. Bu gezegene gönderilmiş gözlemcilerden biri olan Anton da Don Rumata ismiyle bir asilzade hayatı yaşarken, bir yandan da dönemin aydınlarını kurtarmaya çalışır.
240 syf.
·12 günde·8/10 puan
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 22. kitap oldu. Arkadi ve Boris Strugatski kardeşlerden ise okuduğum 3. kitap olmasına karşın eserlerinin diline bir türlü alışamadım. Şu ana kadar okuduğum kitaplarında gördüğüm şu ki: Konu ve fikir muhteşem; ancak işleyiş biçimi ve dil vasat. Bir bilimkurgu eserden harika bir edebi dil beklemiyorum elbette; ama daha edebi bir tat beklemek de bir okur olarak hakkım diye düşünüyorum.

Tanrı Olmaz Zor İş, klasik bilimkurgu romanlarında okuduğumuz, başka gezegenlere "bilim adamı" götürülmesi fikrini aşarak başka bir toplumun düzenini, yaşayış şekillerini anlamak ve değerlendirmek için gönderilen bir "tarihçinin" etrafında gelişen olayları konu alıyor. Tarihçimizin ismi, Don Rumata. Don Rumata ve beraberindeki diğer bilim adamlarının gittikleri gezegen, Dünya’mızın Ortaçağına çok benzeyen ve tarihsel bir süreçten geçen Arkanar şehri. Aslında bu yolculuğu bir "gezegenler arası yolculuktan" ziyade bir "zamanlar arası yolculuk" olarak niteleyebiliriz. Ayrıca esere "sosyal bilimkurgu" da denebilir. Çünkü içerisinde çok fazla sosyolojik tespit ve bakış açısı mevcut. Bir toplum nasıl inşa edilir, gelişim sürecinde neleri yaşamak zorundadır gibi sorulara cevap arayan bir eser.

Kitabın ismindeki "tanrı" isminin de nereden geldiğini hemen kısaca açıklayıp geçeyim. Birçok kişinin kafasına takıldığına eminim. Don Rumata ve beraberindeki diğer bilim adamları gittikleri Ortaçağa benzeyen toplumda oldukça güçlü ve donanımlı insanlar oldukları için tanrı olarak adlandırılıyorlar. Yani Arkanar'da adeta birer tanrı özelliğine sahipler.

Don Rumata, sosyal duyarlılığı olan tarihçi bir bilim adamıdır. Aynı zamanda hümanist ve şefkatli biri. Sahip olduğu sosyal duyarlılık ve insan ırkına karşı kendini sorumlu hissetmesi duygusal yönden oldukça hassas bir yapıya sahip olmasını sağlıyor. Toplumu ve insanı anlamak üzerine çalışıyor. Don Rumata toplumu ve insanları anlamaya çalıştıkça bize de anlatmaya başlıyor ve kitabın felsefesi yavaş yavaş dökülmeye başlıyor önünüze.

Don Rumata ve beraberindeki diğer bilim adamlarının gittiği Arkanar’da ise durumlar oldukça kötüdür. Toplum tam anlamıyla çürümüş, hile, düzenbazlık ve alçaklık bir nimet olarak görülmeye başlamıştır. Arkanar isimli şehirde, Don Reba isimli bir kral vardır ve halka zulmetmektedir. Onun faşizan polis devleti uygulamaları, bilgili ve muhalif insanlara nefes aldırmamaktadır. Güttüğü politikalarla bilim adamları, tıpçılar ve sanatkarlar gibi bilgili ve kültürlü insanlar tek tek avlanmakta, cehalet övgüyle karşılanmaktadır. Sadece sarayın buyruklarına boyun eğenler hayatta kalmaktadır. Okuma yazma bilmenin, kitap okumanın, şiir yazmanın, bilimsel çalışmalar yapmanın yasak olduğu bir yerdir burası. Ve bunlar yukarıdan bir dayatmanın yanı sıra toplum tarafından da benimsenmiş fikirlerdir. Toplum tarafından benimsenmiş olması ise, en tehlikeli olan durumdur. Goethe'nin dediği gibi; "Dünyanın en tehlikeli hali, cehaletin örgütlü eyleme geçme halidir."

Kitaptaki “bilgiye yergi ve cahilliğe övgü”nün biz Türkiye okurları için oldukça tanıdık bir durum olduğunu düşünüyorum.

Peki Tanrı Olmak Neden Zor İş? Aksini ispatlayacak bilginiz, karşı koyacak gücünüz varken, ahmaklığa, zorbalığa ve cehalete seyirci kalmak gerçekten zor da ondan.

Son paragrafımı da kitabın kapağı için açmak istiyorum. Zira kitabın konusu ile bağlantılı olan muhteşem bir esere vurgu yapılarak oluşturulmuş bir kapak. Benim çok hoşuma gitti açıkçası. Kapaktaki resim, Michelangelo’nun Âdem’in Yaratılışı freskindeki yaratıcı ile yaratılanın ellerini birbirlerine uzatırken resmedildiği sahneye gönderme yapıyor. (Bkz: http://hizliresim.com/VDP4BP) Kitabın içeriği ve felsefesi birlikte düşünüldüğünde, kapak ile kitabın birebir örtüştüğünü ve muhteşem bir uyum yakalandığını söylemek gerekir.
240 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
“Bildiğim tek bir şey var: İnsan biricik akıllı varlıktır ve aklın gelişmesine engel olan her şey kötüdür ve kötülüğün de mümkün olan her yolla sınırlandırılması gerekir.” -Don Rumata.

Sovyet bilimkurgusunun en büyük yazarları olarak kabul edilen Arkadi Strugatski ve Boris Strugatski, birlikte birçok roman ve öykü kaleme almışlardır. Bunlardan en önemlisi şüphesiz Andrey Tarkovski’nin Stalker isimli filminin esin kaynağı Uzayda Piknik’tir. Daha önce dilimize kazandırılan diğer kitapları ise şöyledir: İktidar Mahkumları, Yokuştaki Salyangoz, Kıyamete Bir Milyar Yıl ve Pazartesi Cumartesiden Başlar.

1925’te doğup 1991’de ölen Arkadi, İngiliz ve Japon dillerinde uzmandır. 1933’te doğup 2012’de aramızdan ayrılan Boris’in uzmanlık alanları ise astrofizik ve bilgisayar mühendisliğidir. Bilimkurguya olan dev hizmetlerinden dolayı kardeşler onurlandırılmış ve 1977 yılında keşfedilen bir asteroide, “3054 Strugatskia” adı verilmiştir. Yazarların eserlerinde kullandığı konulardan öne çıkanları ise şunlardır: İnsanın evrenle olan mücadelesi, toplumsal yapıları değiştirme gücü ve kusursuz bir ahlak arayışı. Fantezi ile bilimkurguyu iç içe geçirme gibi bir huyları olduğunu da belirtmek gerek.

“Hiçbir devlet, bilim olmadan gelişemez; komşuları yok eder onu. Sanat ve genel kültür olmazsa devlet kendini değerlendirme ve böylece çeki düzen verme yetisini kaybeder, her saniye ikiyüzlüler ve alçaklar doğurmaya başlar, yurttaşlarında tüketim çılgınlığı ve kibir gelişir, sonunda da daha akıllı komşularının kurbanı oluverirler.”

İthaki Yayınları’nın 2015’te başlattığı Bilimkurgu Klasikleri serisinin son üyelerinden biri olan Tanrı Olmak Zor İş, bundan tam 24 yıl önce İmge Yayınları tarafından basılmıştı. “Zor Şey Tanrı Olmak” adıyla çıkan kitap tek baskıda kalmış ve günümüze dek pek ön plana çıkamamıştı. Kısa bir süre önce bu sefer Hazal Yalın tarafından orijinal dilinden çevrilen kitap hak ettiği dizi içinde kendine yer bulurken, Boris ve Arkadi Ştrugatki kardeşler de bu vesileyle Türkiye’de daha fazla okura ulaşma imkanına sahip oldular.

Bilimkurgu dendiğinde kafalarda oluşan bilimin kurgulanması halinin Tanrı Olmak Zor İş kitabı için yüzde yüz geçerli olmadığını söylemek gerek en başta. Alışıldık bilimkurgu romanlarından biri değil çünkü bu kitap. Uzay çağını yaşayan bir gezegenden orta çağı yaşayan başka bir gezegene gönderilen “gözlemciler” ana temasına sahip olan kitap, akıllara türün bir diğer ustası Ursula K. Le Guin’in kült romanlarını getiriyor. Ama tabii bu kitabın yazılış tarihinin 1964 olduğunu ve aslında Le Guin’in eserlerini yazarken Ştrugatski kardeşlerden ilham aldığını fark ediyoruz.

Birçok yönden Dünya’ya bir hayli benzeyen bir gezegende geçiyor öykü. Gezegenin akıl sahibi canlıları ile insanlar arasında hiçbir fark bulunmuyor ama Dünya’da sosyalist bir uzay çağı hakimken, bu gezegenin insanları orta çağ coğrafyasında yaşıyor. Uzay çağından kalkıp bu gezegene bir tarih gözlemcisi sıfatıyla gelen Anton, bir süre sonra kendisini bu canlılar arasında bir tanrı olarak görmeye başlayacaktır. Gezegene uyum sağlama amacıyla ustaca bir planla bir başkasının yerine geçerek Don Rumata ismini alan ve zengin bir baron rolüne soyunan Anton’ın bir şeyi değiştirme gücü olmayan vasıfsız bir tanrı olduğunu fark etmesi ise uzun sürmeyecektir.

“Ellerinden geleni artlarına bırakmasınlar, kitap kurtlarına zulmetsinler, bilimi yasaklasınlar, sanatı yok etsinler; er ya da geç ayakları birbirine dolanacak, dişlerini çaresizce ve nefretle sıkacaklar ama iktidar sarhoşu ahmak ve cahillerin nefret ettiği insanlığa yeni bir yol açılacak.”

Arkanar’da yaşanan bir darbe sonucu birçok unsur değişikliğe uğrayacak ve yaşanan gelişmeler Rumata’ya yerleştirilmiş olan kamera vasıtasıyla Dünya’ya da aktarılacaktır. Feodal bir düzenin hakim olduğu bu gezegendeki krallığın işleyişi bağnazlık ve şiddetle devam ettirilmektedir.

Okuma yazma bilen insanların bin bir türlü zorlukla karşı karşıya kaldığı ve hatta öldürüldüğü bu yerde birbirleri arasında kanlı rekabetlerin bulunduğu insanları şaşkın gözlerle izleyen Rumata, bu insanların kaderlerini değiştirip değiştiremeyeceğini sorgulamaktadır. Kendisi de sadece bir insanken, onlardan tek farkı teknolojinin hakim olduğu gelişmiş bir uygarlıktan gelmiş olmasıyken, tanrı rolüne soyunmak onun için oldukça zor bir durum haline gelecektir. Fakat dünyadan gönderilirken ona verilen görev asla müdahalede bulunmamak, yalnızca gözlemci sıfatıyla orada yer almaktır.

Gezegendeki siyasal gelişmeler sonucunda bir süre sonra köşeye sıkışan Don Rumata, Arkanar Krallığı yönetiminde söz sahibi olan güçlü kişilerin yakalamak ve sorgulamak isteyeceği bir kişi haline gelecektir.

“Bütün belalar, kardeşler, bütün belalar şu okumuşlardan çıkıyor! Önce gelmiş parayla saadet olmaz, diyorlar, sonra köylü dediğin de insan evladıdır; sonra küfre varan maniler, peşinden ayaklanma… Hepsini asacaksın bunların, kardeş! Mesela ben olsam ne mi yapardım? Evvela sorardım: Okuman yazman var mı? Öyleyse doğru darağacına! Mani mi yazıyorsun? Darağacına! Çarpım tablosu mu biliyorsun? Sen çok şey biliyorsun, doğru darağacına!”

Ştrugatski Kardeşlerin bu romanda oluşturdukları kurgu eleştirmenlerce Sovyet devriminin simgesel bir yansıması olarak değendirilmiştir. Son sözünde Boris Strugatski, kitabın aslında 3 Silahşörler benzeri bir kurguda ilerleyeceğini fakat dönemin Rusya’sının yaşadığı politik gelişmelerin roman üzerinde büyük bir değişim yarattığını ve ortaya böyle bir kitabın çıktığını söylüyor. Romanda yer alan entelektüel insanları baskılama eylemleri aynı zamanda Sovyet yönetiminin de bir izdüşümü olsa gerek.

Toplumların kaderi güçlü bir balyoz vasıtasıyla değiştirilmeli midir, yoksa akışına mı bırakılmalıdır? Devrimsel bir müdahale gereklilik midir, yoksa ideal toplum oluşturma hayalinden vaz mı geçilmelidir? Bu soruları okurlarına yönelten Ştrugatski biraderler eserlerinde kendince çıkarımlarda bulunuyorlar.

Son olarak kitabın 2 farklı film uyarlaması mevcut. 1989 ve 2013 yıllarında sinemaseverlerle buluşan filmler başarı olarak kitabı yakalayamamış ve geri planda kalmışlardır.

“Bir tanrının merhametten başka bir şey hissetmeye hakkı var mıdır?”
240 syf.
·7 günde·6/10 puan
Amacınız bir bilimkurgu eseri okumaksa ilk tercihiniz Tanrı Olmak Zor İş olmamalı. Zira konusunu okuduğunuzda duyduğunuz heyecan ve merak, ilk sayfaları okurken ben ne okuyorum diye düşünmenize sebep olan bir moral bozukluğuna dönüşüyor. Kitap ilerleyen kısımlarda açılıyor, bazı boşluklar doluyor tabi ama sandığınız gibi bir gezegenler arası iletişim hikayesi yok eserde. Bence bir bilimkurgu eseri değil ama güzel bir dönem eleştirisi. Kitabı bitirdiğimde kafamda oturmayan pek çok nokta vardı ama kitabın sonundaki Boris Strugarski' ye ait sonsözü okuyunca her şey yerine oturdu. Yazarımız bu eseri kardeşiyle nasıl bir dönemde ve hangi olayların üzerine yazdıklarını, kitabın konu ve üslubunun nasıl değiştiğini anlatıyor. Keşke dedim bu bölüm bir önsöz olsaydı. Çünkü bunları bilmek kitabı hayal kırıklığıyla okuyup bitirmeme engel olabilirdi.
Ama yine de belli bir birikime sahip okurların fikir süzgecinden geçmesi gereken bir eser olduğunu düşünüyorum.Hatta belli bir müddet geçtikten sonra bir daha ve farklı bir bakış açısıyla tekrar okunursa ilk okumada gözden kaçan düşündürücü detaylar olduğuna eminim.
Tanrı Olmak Zor İş
230 syf.
BİLİM MİSİN DEĞİL MİSİN; KURGU MUSUN? DEĞİLSİN, ORASI KESİN... (AĞIR SPOILER İÇERMEMESİNİ UMARAK BAŞLIYORUM)

İthaki Bilimkurgu Klasikleri hastalığına yakalandığımı mutlulukla belirtmek isterim, hayırlı uğurlu olsun. Aşı çalışmaları ilgimi çekmiyor, ilacını falan da aramıyorum, tek derdim serinin dibine kadar keyfine varmak, bakalım nasıl olacak ne zaman olacak...

Serinin çok cafcaflı olmasa da güzel ve de anlamlı kapakları, alametifarikalarından biri. Yalnız bu kitabın kapağını pek de ilişkilendiremedim içerikle. Tamam, Ortaçağ Avrupası kıvamında bir yer olan Arkanar ve ona sihirli bir dokunuş gerçekleştirmek çabasındaki ütopik Dünyamız. Klasik, "Adem'in Yaratılışı" pozu. Yalnız o, sihirli dokunuşu yapan androidvari elin sırrına pek de vakıf olamadık. Bunun için başlıkta "bilim misin" diye sorma ihtiyacı hissettim zira bilime dair örnekler bir elin parmaklarını dahi geçmez. Alkol zehirlenmelerine karşı kullanılan, ağrıları şıp diye gideren veya kuvvetli uyku hali veren haplar bunlardan bir tanesi. Bunun yanında alında yer alan tokaların radyo vericisi, üzerlerindeki taşın da kamera oluşu en ilgi çekici bilimsel detaylardan biriydi. Paragrafın birinde değinilen ütopik Dünya'daki kristal tapınaklar, saadet bahçeleri, uçan halılar falan filan... bunların hiçbirinin bilimsellik değeri yok. Sadece bir cennet prototipinden ibaret. Hal böyle olunca da bir yerden sonra "hikayeye biraz canavar, iblis vs. katsak, bilimkurgudan ziyade fantastiğe yakın bir kitap olurdu bu" diye düşünmeden edemedim.

Hikayeye bilimkurgu değeri katabilecek olgulardan biri olarak düşündüğüm şu sorunun cevabını dahi kitabın sonlarında aldım: "Bu Don'lar, nasıl Don olmuşlar? Arkanar'a ne şekilde gelmişler?" Neyse ki Don Reba'nın sorgulamaları ve Sonsöz'deki Arkadi'nin mektubu aydınlatıcı oldu. Hele mektup olmasaydı "bu adamlar uzay mekiğiyle mi geldi, göktaşına mı bindiler, yumurtadan mı çıktılar, gökten zembille mi indiler" sorularıyla kafaları karman çorman edecektik.

Yeteri kadar bu konuya değindikten sonra gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim ki: Bu kitap bir bilimkurgu kitabından çok, Ortaçağ temalı bir distopyaya benziyor. Haydiii... Yine mi distopya? Evet yine distopya. Ve sıkı durun, piyasadaki kalburüstü distopyaları aratmayacak kalitede bir distopya. Jurnalcilik geçer akçe, Yurtsever Okulları'nda yetiştirilen, ideolojiye boğulmuş yeni nesil, aklın değil, sadakatin kıymetli olduğu bir ortam, okuyanın zararlı kabul edildiği, yalnız Kral düşmanı olmayan okurların kabul edildiği bir düzen, aristokratik hoşgörüyle devlet çarkları içine monte edilmiş şairler, bilimadamları, özgür sanatın ve edebiyatın yerin dibine çalındığı, sanatçıların ve de edebiyatçıların, istenilen çizginin dışında tek bir satır dahi karalayamayıp tek bir çizgi dahi çekemediği bir atmosfer... Daha fazla söylenecek şey var mı? Distopya gibi distopya işte...

Hikayenin akışına dair de birkaç kelam edelim. Giriş kısmını okuyup, kurgunun içine dahil olduktan sonra bir süre, "kurgu bu şekilde ilerleyecekse eğer, giriş kısmına ne lüzum vardı?" diye düşünmeden edemedim. Lakin sonunda güzel bağlandı ve taşlar yerine oturdu. Çok fazla karakter oluşu kafa karıştırıcı fakat ilerledikçe kimlerin esas karakter, kimlerin figüran oldukları alenileşiyor ve gereksizleri kafanızda eliyorsunuz.

İthaki'nin bazı kitapları baskı ve çeviri konusunda cidden tatmin edici. Kaliteli bir yayınevi ve favorilerimden. Lakin bu kitapta baskıdan yana olmasa da yazım hatalarından yana epey sıkıntı yaşadım. Bir süre redaktör edasıyla hatalı yerleri çizip yanlarına olması gerektiği şeklini ekledim. Bir süre sonra "Emaaaan!" çekip yoluma devam ettim. Az buçuk yıldırdı yani, doğruya doğru.

Uzun zamandır böylesi uzun bir inceleme yazmamıştım ama bu sefer notlarımı ortaya seresim geldi :) Son olarak birkaç detaya daha değinip mevzuyu bağlayalım bence. Rumata'nın iç çatışmaları, zaman zaman Tanrı olarak gönderildiği bu toprakların insanından ümidi kesişi, zaman zamansa ümitle doluşu, aklı başında her bireyin yaşadığı iç çatışmalarla benzerlik içeriyor. İncelemenin başında "bilimkurgu musun yoksa Ortaçağ temalı distopya mısın" diye sormuştuk, sonlara doğru ise felsefi çatışmalar ve sorgulamalar da vadediyor kitap. Özellikle Rumata'nın Budah'la ve Arata'yla sohbetleri, bu sorgulamalara gebe. Ne diyelim... Tanrı olmak zor iş vesselam... Emek ve bilginin, hayatın biricik anlamı olduğu bir dünya dileklerimle...
240 syf.
·3 günde·8/10 puan
Kitap Dünya'ya çok benzeyen ancak Ortaçağ Avrupa'sını andıran bir gezegen. Kitapların yakıldığı, okur-yazarlığın günah sayıldığı ve temizlik alışkanlıklarının neredeyse sıfır olduğu bir yer. Bu gezegende dünyadan gelen yaklaşık 250 tarihçi var. Olayların seyrine müdahale etmiyorlar ancak onlardan biri gibi yaşıyorlar. Asıl adı Anton olan Don Rumata ekseninde dönüyor kitap. Daha fazla konusundan bahsetmeyeceğim, fazlası spoiler olur diye düşünüyorum.

Özetle daha çok antropolojik bir bilimkurgu romanı diye düşünebiliriz.Olası teknolojik gelişmelerin yoğun olduğu, daha çok gelecek temalı bilimkurgu beklentiniz varsa bu kitaptan hoşlanmayabilirsiniz, hatta sıkıcı da gelebilir.

İlk başladığımda ben de olayları anlamaktan zorlandım, çevirinin oluşturduğu bir boşluk mu yoksa bu yolla okuyucu meraklandırılmak mı istenmiş çözemedim ama okudukça kitap açıldı ve oldukça zevkli bir hale geldi. Bilimkurgu severler elbette okusun, beğense de beğenmese de mahrum kalmasın, kendi fikrini oluştursun. Ancak bilimkurgudan uzak olan okuyucular bu kitapla okumaya başlamasın.
240 syf.
·Puan vermedi
Kitap 1964 te yazılmış öncelikle buna göre değerlendirmek lazım...Bu kitap ta her zaman sıkı bilimkurgu okuyucularının bildiği bir gerçeği tekrar paylaşıyor "Bilimkurgu kitapları döneminde yazarların yapamayacakları(baskılar veya başka sebepler) eleştrileri bilimkurgu başlığı altında yapmasını sağlamıştır,o yüzden gerçek bilimkurgu kitabı gelecek veya makinelerin anlatımından çok düşünce deneylerinin siyasal ve sosyal eleştirilerin olduğu bir yazım türüdür" Bu kitapta böyleydi mesaj veren eleştrici bir kitaptı, akıcı bir kitap değildi özellikle son 40 sayfası olmasa üzerine konusulacak bir kitap bile değil bence çünkü yazarlar neyi nasıl bahsedeceklerini tam anlamıyla toparlayamamış sanki ve ancak sona bahsettiğim 40 sayfalık bir özet eklemişler de kitap tam olmuş gibi...
240 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Rus edebiyatı edebiyat dünyasında Rusya'nın dünya haritası üzerindeki kapladığı yerden daha fazlasını kaplıyor. Klasikler bazında büyük eserler vermiş olan Rus yazarlar çağdaş edebiyatta da aynı başarılarını aynı çizgide sürdürüyor.

Bulgakov ve Şolohov bunların en güzel örneklerinden. Genç Bir Doktorun Anılarını okuyan hiçbir okuyucu aldığı tadı unutamaz. Gelelim bizim kitabımızın yazarlarına. Yazarlarına demek biraz tuhaf kaçıyor nedense kanaatimce. Arkadi ve Boris kardeşler, bilim kurgu kategorisinde yazmak isteyen ama olayı çok felsefe kategorisine ittiren yazarlarımızdır.

Kıyamete Bir Milyar Yıl adlı eserlerini okuduktan sonra ben ne okudum yahu demiştim. İthaki bilim kurgu serisi işte hani bilim kurgu emaresi geçmiyor ki demiştim. Ama sonra yavaş yavaş kitap beynimin içinde erimeye ve özümsenmeye başlayınca dert yanmayı bıraktım.

Yazarlarda herhalde okurlarının böyle psikolojik durumlara gireceklerini bildikleri için Tanrı Olmak Zor İş için verdikleri bir söyleyişte "Bir kez olsun modern sorunları çırılçıplak göstermediğimiz bir hikaye anlatalım." diyorlar belki bu cümleyi sadece bu kitap için kurmuşlar ama bence okuduğum bütün kitapları için geçerli bu cümle.

Burada kitabın son kısımlarda açılmaya başladığını söylemeden edemeyeceğim okuyanlara en büyük uyarım budur. Çünkü başında sıkılıp bırakılarak kitabın hiç olmasını istemem.

Eserimiz, bizimkine benzer ve daha karanlık bir gezegene gönderilen bilim adamlarının o karanlık evrende üstün bilgi ve yetenekleri sayesinde oradaki insanlar tarafından birer Tanrı olarak görülmelerini anlatıyor. Milyarlarca insan var hepsi aynı şartlarda değil sonuç olarak ve hepsinin duaları farklı. Lakin tüm dualar sonuçta aynı yere gidiyor.

Tanrı Olmak gerçekten zor bir iş mi? Milyarlarca dua geliyor ve nankör olan insanoğlunun hangi birini memnun edeceksin bir kısmını memnun etsen diğerinin istediği olmaz. Belki hata Tanrı'dadır her şeyi insanoğlunun eline bırakmakla hata yaptı. Yazarın bahsettiği diğer husus ise, bilgiden yoksun nankörlükte yüzen insanoğlunun cehalet bataklığında nasıl boğulduğu konusudur.

İnsan her şeyi yapabildiği için onu için yaratılan ve gönderilen her şeyi neden mahvetmek ister ki? Veya Tanrı cehalet ve kötülüğün üstünlüğü yüzünden neden suçsuz ve temiz insanlarında mahvolmasına göz yumar ki?
240 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10 puan
İthaki Yayınları Bilimkurgu Klasiklerinden okuduğum ayrıca Arkadi ve Boris Strugatski kardeşler ile tanışmama “Tanrı Olmak Zor İş” isimli eseri vesile oldu.

Strugatski kardeşlerin “Tanrı Olmak Zor İş” isimli esirlerinde ele aldıkları dünyanın dünya gibi olan ancak gelişim açısından geri kalmış gezenlere gözlemciler göndermesi ve gözlemcilerin bu gezinlerdeki gelişimleri incelemesini konu almaktadır.
Strugatski kardeşlerin “Tanrı Olmak Zor İş” isimli eseri konu olarak ilgi çekici ve başarılı olsada bana göre konunun anlatış ve sunuş açısından bir o kadar başarılı olmadığını, derinliği olan bu konunun çok yüzeysel ve sıradan aktarıldığını, kitabın dil itibariyle okuyucu içine çekmediği, bir müddet sonra okuyucunun kitaptan kopmasına sebep olduğunu verilmek istenen mesajın verilme şeklinin çok basit olduğunu düşünmeme neden oldu. Yine de kafa dağıtmak için okunabilecek bir bilimkurgu eserlerinden biri.
240 syf.
·4 günde·9/10 puan
Struqatski qardaşları tərəfindən 1963-cü ildə qələmə alınan elmi-fantastik roman. Struqatski qardaşları digər əsərlərində olduğu kimi sözügedən əsərdə də fəlsəfi fikirlərə geniş yer vermişlər. Tanrının və insanın bir-biriləri arasındakı vəzifələri romanın əsas motivini təşkil edir.

Əsərin mövzusu Arkanar adlı planetin ərazisində cərəyan edir. Yerdəki alimlər kosmosda üzərində həyat olan Arkanar adlı planet kəşf edirlər. Planetdə yaşayan insanların görkəmi isə yerdəki insanlardan heç də fərqlənmir. Lakin planetdəki insanlar yerdən 1000 il geridə, feodal dövründə yaşayırlar. Kəşfdən sonra Arkanar planetinə gələn eksperimental tarix instutunun əməkdaşları hadisələrə heç bir halda müdaxilə etməyərək burada yerli insanların içinə qarışıb tarixi inkişaf proseslərini müşahidə etməyə başlayırlar. Əsərin süjet xətti də Anton (Rumata) adlı instut əməkdaşının ətrafında cərəyan edir.

Arkanarda isə vəziyyət gül deyil. Hər yerdə cəhalət və mövhumatçılıq mövcuddur. Kitabsevənləri düşmən adlandırıb payaya keçirirlər. Saysız ədalətsizliyin yaşandığı planetə gələn instut əməkdaşları bir növ burda tanrıya çevrilirlər. Yəni əllərindəki texnologiya ilə zülmkarları cəzalandıra; kəndlilərə rahat həyat təmin edə; aclığa, xəstəliklərə son qoya bilərlər, lakin instut əməkdaşları sadəcə kənardan müşahidə edirlər. Çünki, bunları etməklə azad insan yaratmaq mümkünsüzdür. Əsərdə də qeyd edildiyi kimi "Onların, demək olar ki, heç biri sözün indiki mənasında insan deyildi, onlar tam hazır olmayan məhsul, əridilib qəlibə tökülmüş metal idilər, yalnız tarixin qanlı yüzillikləri nə vaxtsa onlardan əsl məğrur və azad insanlar yonub hazırlayacaqdı." Hər cürə vəhşilik ədalətsizlik görən; lakin imkanı olmasına rəğmən heçnə edə bilməyən Anton (Rumata) əsər boyu "tanrı olmaq çətin işdir" deyə fikirləşir. Antonla yerli alim arasında olan, bir növ tanrı ilə insanoğlu arasındakı söhbəti anımsadan dialoq, fikrimcə, əsərin kuliminasiya nöqtəsi idi. Roman boyu gördüklərinə tab gətirməyən baş obraz "Bu təcrübə onların yox, mənim üzərimdə gedir." deyə bildirir.
Əsərdən bir-iki alıntı da buraya qeyd edirəm:

"Və lənətə gələsiniz, öz zəmanənizi qiymətləndirin, sevin və bütün bunları yaşamış insanların xatirəsi qarşısında baş əyin! Bu gənc,küt, laqeyd, hər cürə vəhşiliyə alışmış sifətlərə yaxşı baxın, həm də özünüzü dartmayın, sizin əcdadlarının heç də bunlardan yaxşı olmayıb."

"Həmişə öz əsarətçilərinə qarşı heyranlıq, öz xilaskarlarına qarşı isə nifrət bəsləyən cahil xalq olacaq. Bunun səbəbi odur ki, kölə öz ağasını , hətta ən qəddar olanını da, öz xilaskarından daha yaxşı anlayır, çünki hər kölə özünü ağasının yerində çox yaxşı təsəvvür edir, amma özünü təmənnasız xilaskarın yerində təsəvvür edən adam çox az tapılar. İnsanlar bu cürdür, don Rumata, bizim dünyamız da bu cürdür."
240 syf.
·Beğendi
Bilimkurgu alanında kitaplar okumayı hep çok sevmişimdir. Ancak bu kitabı anlamlandirmakta güçlük çektim. Çok karmaşık geldi bana. Kitabın ismi ilgimi çektiği için okumak için büyük heyecan duymuştum. Beklediğim gibi sürükleyici olmadı maalesef ki. Kitabın son sayfalarına doğru konu daha derli toplu oldu. Ilk başlarda ben ne okuyorum diye düşünebilirsiniz.
230 syf.
·5 günde·7/10 puan
Aslında bu kitabı daha önce okumaya başlamıştım ama 90'lı sayfalarda yarım bıraktım. Bilemiyorum belki o aralar bilim kurgu okumak istemediğim içindir ama öyle ya da böyle beni epey sıktı. Bilim kurgu kitapları genelde sıkıcı olan, karakterleri tanıtan, herhangi bir olayın henüz yaşanmadığı, biraz yavan olan giriş kısımlarına sahiptir. Bu kısımlar 40 sayfa sürer, 50 sayfa sürer ama 90 sayfa okumuştum, neredeyse kitabın yarısı, hala o yavanlığı hissediyordum. Bu sebeple okumaya ara verdim. Daha sonra kitabı okumaya devam ettiğimde de aynı durumla karşılaştım. Anlatılan bir şey yok gibi, sanki her şey havada kalmış ve uçları açık, öylece duruyorlar. Her biri ayrı ayrı bir kitabın giriş kısmı olabilir ama bütünde tek kitap olamamışlar gibi geldi bana. Bunun dışında hikayenin içinde tutarsızlıklar, mantık hataları tat kaçırıcıydı. Bahsettiğim mantık hataları ufak tefek şeylerdi ama yine de hikaye akışını önemli ölçüde etkileyen daha doğrusu baltalayan hatalardı. Bu olumsuz eleştirilerden sonra şunları da eklemeliyim ki konu açısından oldukça yaratıcıydı ve kitabın değinmeye çalıştığı konular oldukça vurucuydu. Toplumun içinde bulunduğu çukurdan yani; kötülük, avamlık, cehalet, aşırı kibir ve aşırı uysallık, sinsilik ve bencillikten sonsuza kadar kaçılamayacağını vurguluyordu. Bana göre, kulağa oldukça umutsuz gelen ve bir o kadar da haklı bir yaklaşımdı. Buna karşın yine de insan, insan olma mücadelesinden vazgeçmemeli. Bu insan olma mücadelesinin önde gelen neferleri de tabii ki bilim insanları ve sanatçılardır. Bunlar kültürün tohumlarıdır ve bir toplumu geriletmek, yok etmek istenirse bu insanlardan başlanmalıdır. Ama yine de, bu başarılsa bile, toplumun tohumları bir şekilde yeniden filizlenmeyi başaracaktır. Buradan da kendi adıma şu sonucu çıkarıyorum; toplum her zaman zirvede olamayacağı gibi her zaman çukurda da olamaz.
Eğer yazım yanlışları, anlatım bozuklukları veya noktalama işaretlerinde hatalar yaptıysam özür dilerim. Fark edenler düzeltirlerse mutlu olurum, şimdiden teşekkürler. Herkese iyi okumalar.
Hiçbir devlet, bilim olmadan gelişemez; komşuları yok eder onu. Sanat ve genel kültür olmazsa devlet kendini değerlendirme ve böylece çeki düzen verme yetisini kaybeder, her saniye iki yüzlüler ve alçaklar doğurmaya başlar, yurttaşlarında tüketim çılgınlığı ve kibir gelişir, sonunda da daha akıllı komşularının kurbanı oluverirler. Ellerinden geleni artlarına bırakmasınlar, kitap kurtlarına zulmetsinler, bilimi yasaklasınlar, sanatı yok etsinler; er ya da geç ayakları birbirine dolanacak, dişleri çaresizce ve nefretle sıkacaklar ama iktidar sarhoşu ahmak ve cahillerin nefret ettiği insanlığa yeni bir yol açılacak.
Arkadi Strugatski
Sayfa 146 - İthaki Yayınları
Ve iktidarda oturan bu bozlar bilgiyi hor görseler de, tarihi zorunluluk karşısında hiçbir şey yapamazlar; sadece frenleyebilirler ama durduramazlar.
Sıradan insanların dili, nerede çözüleceğini bilmelidir. Tanrı insanlara dili gevezelik etsinler diye değil, ta ezelden beri bunların başında olan efendilerinin çizmelerini yalasınlar diye vermiştir...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tanrı Olmak Zor İş
Baskı tarihi:
6 Ocak 2018
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053756873
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Trudno byt' bogom
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Tanrı Olmak Zor İş
Zor Şey Tanrı Olmak
“Baştan sona muazzam bir kitap. Derin, yaratıcı, tatmin edici bir hikâye.”
–Ursula K. Le Guin-

“Okuduğum en korkutucu bilimkurgu romanlarından biri.”
–Thedore Sturgeon-

“KENDİMİ TANRI OLARAK HAYAL EDEBİLSEYDİM, ZATEN TANRI OLURDUM.”

Arkadi ve Boris Strugatski, entelektüel açıdan kışkırtıcı, inanılmaz eğlenceli, cesur ve eleştirel kitaplarıyla “Sovyetler döneminin en büyük bilimkurgu yazarları” sıfatını hak eden yegâne ikili. Tanrı Olmak Zor İş ise insanlığın karanlık geçmişinin kalbine yapılmış en cesur yolculuklardan biri.

İnsanlık, Dünya’nın tıpatıp aynısı olan, üzerindeki insanların karanlık çağdan öteye gidemediği bir gezegene gözlemciler göndermiştir. Bu gezegenin gidişatına müdahale etmelerine hiçbir şekilde izin verilmeyen bu gözlemcilerin asıl amacı insanlığın karanlık çağını her ayrıntısıyla kayıt altına almaktır.

Büyük bir değişimin kıyısında olan Arkanar Krallığı’nda halk baskı altında yaşamakta, yenilikler beşiğinde boğulmakta, okuma yazma bilenler linç edilmektedir. Bu gezegene gönderilmiş gözlemcilerden biri olan Anton da Don Rumata ismiyle bir asilzade hayatı yaşarken, bir yandan da dönemin aydınlarını kurtarmaya çalışır.

Kitabı okuyanlar 777 okur

  • Meltem
  • Can AYDIN
  • Derida
  • lamia mirzaeva
  • Hasan Yazan
  • Semih Görünç
  • Alpay Aybak
  • Elif Aleyna
  • Kerem Karabulut
  • oyuxii

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%0
13-17 Yaş
%18.8
18-24 Yaş
%21.9
25-34 Yaş
%40.6
35-44 Yaş
%18.8
45-54 Yaş
%0
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%40.5
Erkek
%59.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%11.8 (36)
9
%10.1 (31)
8
%28.4 (87)
7
%24.8 (76)
6
%12.7 (39)
5
%5.2 (16)
4
%2.9 (9)
3
%1.3 (4)
2
%1 (3)
1
%1 (3)

Kitabın sıralamaları