Tanrı Var mıdır?

·
Okunma
·
Beğeni
·
207
Gösterim
Adı:
Tanrı Var mıdır?
Baskı tarihi:
Ekim 2018
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053114642
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Destek Yayınları
“Tanrı var mıdır?” insanın binlerce yıldır yanıtını aradığı bir sorudur. Bu soru felsefenin de en temel sorularından bir tanesidir. Filozoflar bu soruya farklı yanıtlar vermişler, kimi Tanrı’nın var olduğunu, kimi Tanrı’nın var olmadığını, kimi de Tanrı’nın var olup olmadığının bilinemeyeceğini savunmuşlardır. Bu kitapta felsefe uzmanı Prof. Dr. Örsan K. Öymen, ateist (tanrıtanımazcı) ve agnostik (bilinemezci) akıl yürütmeleri, tarihsel bir perspektifle özetlemekte, ayrıca, laiklik ilkesinin geçerli olduğu bir ülkede, din konusunda farklı görüşlerin gelişmesinin önemine dikkat çekmektedir. Bu kitap, sorgulayıcı, yaratıcı ve analitik düşünce doğrultusunda evreni ve yaşamı anlamaya çalışanlar için, rehber niteliğindeki kitaplardan biridir.

Prof. Dr. Örsan K. Öymen, Lisans ve Doktora derecesini Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Felsefe Bölümü’nden, Yüksek Lisans derecesini New York Üniversitesi (NYU) Felsefe Bölümü’nden almıştır. Felsefedeki araştırma alanları Epistemoloji (Bilgi Felsefesi), Etik (Ahlak Felsefesi), Siyaset Felsefesi ve Din Felsefesi’dir
128 syf.
·3 günde·7/10
Öncelikle bu tip konularda içinde bulunduğumuz coğrafyayı,insanları anlayabilmek için kendi yazarlarımızı okumanın daha faydalı olacağı kanaatindeyim.Felsefi akımların temelleri çoğunlukla batıya dayanıyor ancak batının analizleri yer yer bizimle uyuşmayabiliyor veya çevirilerden kaynaklı sıkıntılar çekilebiliyor ve burada ülkemizde yapılan çalışmalardan faydalanmak devreye giriyor.Tabiki bu çalışmaların,sentezlerin objektifliği ve kapsamlılığı çok önemli.Yazarın bunu sağlayabildiğini düşünüyorum.Kitabın giriş bölümünde ülkemizdeki düzene bir eleştiri var ve laikliğin öneminden bahsedilmiş.İlerleyen kısımlarda ise ahlakın din kökenli olmadığı ve hume-nietzsche nin görüşleri yer alıyor.Bu kitabın benim açımdan en önemli kısmı Hume nin agnostik görüşü oldu.Din algısı a prioridir ve imana dayanır.Dolayısıyla tanrı sadece iman yoluyla vardır.A posteriorik olarak kanıtlanamaz.Dolayısıyla tanrının varlığını bilemeyiz.Hume nin agnostikliğini bu şekilde özetledim daha fazlası spoilera gireceği için merak edenler bu görüşle ilgili mekanizmayı kitabı okuyarak edinebilirler.Kitapta mevcut eğitim sistemiyle ilgili de ufak ama etkili bir eleştiri olduğunu not düşmek isterim.128 sayfalık bir kitap dili oldukça sade ve anlaşılır.
Hume, Marx, Sartre, Russel gibi düşünürler, dindar olmadıkları halde, dinsiz oldukları halde, Tanrı’ya da inanmadıkları halde, adalet üzerine, eşitlik üzerine, ahlak üzerine, iyilik üzerine yıllarca düşünmüşler, bu doğrultuda binlerce sayfalık tezler ortaya koymuşlar, yaşamlarını, aynen Platon, Aristoteles ve Epikuros gibi, daha ahlaklı, daha adil bir dünyanın oluşmasına adamışlardır. Elbette aynı işi bazı dindar filozoflar da yapmışlardır; ancak sonuçta, ahlak ve adalet, hiçbir zaman dinin tekelinde olmamıştır. Buna rağmen Türkiye’de, hem eğitim sisteminde, hem aile içi eğitimde, hem de medyada, olgular çarpıtılmakta, gerçekler örtbas edilmekte, dinden bağımsız bir ahlakın olamayacağı yalanı pompalanmaktadır. Böylece, bağnaz dindar bakış açısına göre, yukarıda saydığımız tüm değerli isimler gibi birçok insan, sadece ateist veya agnostik oldukları için, bir anda değersiz insan statüsüne düşmektedir.
Hume ve Nietszche 'yi anlamadan geleceğe yönelik bir felsefe yapmak,geleceğe yönelik bir yaşam anlayışı ortaya koymak olanaklı değildir.Hume ve Nietzsche aynen Karl Marks gibi özellikle gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde yaygın olan,her şeyi dine endeksleyen,her şeyi dini indirgenyen ,dini her şeyin önüne koyan,her şeyi dini Paradigma ile yorumlayan anlayışın,kısacası din fetisşizmin panzehiridir.
Din kitaplarında yine öne sürülen mucizelerin gerçekleşip gerçekleşmediğini bilmek de olanaklı değildir. Peygamberlik ve vahiy de dahil, mucizelerin gerçekleşip gerçekleşmediğini akıl ve deneyim yoluyla ortaya koymak olanaksızdır. Mucizeler deneyimlerimize, nedensellik anlayışımıza, iki olayın sürekli birleşik bir biçimde deneyimlenmesi bağlamında zorunlu bağlantı düşüncesine aykırıdır. Bu konuda sadece bazı sözlü veya yazılı aktarımlar vardır; ancak bu aktarımlar deneyime ve akla aykırıdır. İnsanlar ilgi çekmek için, otorite kurmak için, misyonları doğrultusunda kişisel kazanç elde etmek için bu tür hikayeler uydururlar ve kurgular ortaya atarlar.
Hume ve Nietzsche, aynen Karl Marx gibi, özellikle gelişmekte olan ve azgelişmiş ülkelerde yaygın olan, her şeyi dine endeksleyen, her şeyi dine indirgeyen, dini her şeyin önüne koyan, her şeyi dini paradigma ile yorumlayan anlayışın, kısacası din fetişizminin panzehiridir.
Dindar veya dinsiz olmak herkesin hakkıdır, ancak dinci olmak, din fetişisti olmak, dindar olacağım diye evrene, yaşama, bilime, felsefeye, sanata, siyasete sadece din gözlüğü ile bakmak, tüm bunları dine endekslemek ve bunu doğrudan veya dolaylı baskılarla herkese empoze etmek kimsenin hakkı değildir.
Önce Hıristiyanlık daha sonra İslam dininin doğuşu ile birlikte felsefe tektanrıcı dinlerin etkisi altına girdi ve bu dönemde, özellikle ortaçağda ve onu takip eden yüzyıllarda filozoflar ve teologlar bu soruya şöyle yanıt verdiler: Tanrı insanı özgür bir irade ile iyilik ve kötülük arasında seçim yapacak biçimde yaratmıştır. Ruh ölümsüzdür, bu dünya ise geçicidir. Bu dünya ve yaşam bir sınavdır. Seçimlerimizin kötü olması durumunda Tanrı bizi cezalandırıp cehenneme gönderir, iyi olması durumunda ise cennete gönderir. Bazı doğal afetlerde söz konusu olduğu gibi, insanların eylem ve seçimleri sonucunda ortaya çıkmayan kaçınılmaz acılara ise yine kötü gözle bakmamalıyız. Tanrı mükemmel olduğuna göre, bunlar kötülük göstergesi olamaz, bunlar bize kötü görünse de, ilahi ve nihai boyutta bunlar da Tanrı’nın iyi niyeti kapsamında olan şeylerdir.
Ortaçağda, Tevrat, İncil ve Kuran’a dayanarak karşımıza çıkan bu anlayış ne kadar geçerlidir, ne kadar ikna edicidir, bu elbette felsefe alanında hala bir tartışma konusudur. Tanrı mükemmelse ve evreni, yaşamı, insanı istediği gibi yaratma gücüne sahipse, neden böyle bir model tasarladı ve yarattı? İnsanlar, Tanrı’nın bir öğretmen olmak ve sınav yapmak hevesi için bu kadar çok acı çekmek zorundalar mı? Doğal afetler, savaşlar, katliamlar, cinayetler, tecavüzler, sömürüler, baskılar sonucunda milyarlarca masum insan neden ölüyor, neden acı çekiyor? Küçük çocuklar, kadınlar, yaşlılar ve onlarla birlikte her cinste ve yaşta masum insan neden ölmek ve acı çekmek zorunda kalıyor? Tanrı istese bunları önleyemez mi? Tanrı evreni, yaşamı ve insanı farklı bir biçimde yaratamaz mıydı? Tanrı’nın mükemmel varlık olarak tanımlanması, yaşamdaki kötülüklerin varlığını ilahi boyutta haklı çıkartmaktan ziyade, Tanrı’nın yokluğunun göstergesi değil midir? Üstelik Tanrı’nın varlığını nereden biliyoruz? Bu konuda bir kanıt var mı? Bu konuda bir deneyim var mı? Deneyim ve akıl Tanrı’nın varlığını bize gösteriyor mu? Evrim kuramında söz konusu olduğu gibi, bilimsel tezler ile Tevrat, İncil ve Kuran’ın tezleri çeliştiğinde, bu kitapların herhangi bir inandırıcılığı ve güvenilirliği kalır mı? Peygamberlik var mı, vahiy ve mucizeler gerçekleşmiş mi, ruh ölümsüz mü, Tanrı var mı, bunları nasıl ve nereden bileceğiz? Tanrı’nın olduğu yerde insan özgür olabilir mi?
Hume nedensellik ilkesinin Tanrı konusuna uygulanamayacağını vurgular. Tanrı’yı tüm evrenin yaratıcısı olan bir ilk neden olarak ortaya koymak akla da deneyime de aykırıdır. Çünkü nedensellik ilkesi ancak deneyim kapsamında anlaşılabilecek ve kurulabilecek olan bir şeydir. Nedensellik ilkesinin kurulabilmesi için hem nedenin hem de sonucun deneyim edilmesi, hem neden hem de sonuç arasında sürekli bir birleşikliğin deneyim edilmesi gerekmektedir. Tanrı konusunda ise böyle bir durum söz konusu değildir. Tanrı deneyimlenmemiştir. Sadece evren hakkında sınırlı deneyimlerimiz vardır, yani sonuç olduğu söylenen bir evrenin bir kısmı deneyimlenmektedir, Tanrı, yani sözde neden ise hiç deneyimlenmemektedir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tanrı Var mıdır?
Baskı tarihi:
Ekim 2018
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053114642
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Destek Yayınları
“Tanrı var mıdır?” insanın binlerce yıldır yanıtını aradığı bir sorudur. Bu soru felsefenin de en temel sorularından bir tanesidir. Filozoflar bu soruya farklı yanıtlar vermişler, kimi Tanrı’nın var olduğunu, kimi Tanrı’nın var olmadığını, kimi de Tanrı’nın var olup olmadığının bilinemeyeceğini savunmuşlardır. Bu kitapta felsefe uzmanı Prof. Dr. Örsan K. Öymen, ateist (tanrıtanımazcı) ve agnostik (bilinemezci) akıl yürütmeleri, tarihsel bir perspektifle özetlemekte, ayrıca, laiklik ilkesinin geçerli olduğu bir ülkede, din konusunda farklı görüşlerin gelişmesinin önemine dikkat çekmektedir. Bu kitap, sorgulayıcı, yaratıcı ve analitik düşünce doğrultusunda evreni ve yaşamı anlamaya çalışanlar için, rehber niteliğindeki kitaplardan biridir.

Prof. Dr. Örsan K. Öymen, Lisans ve Doktora derecesini Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Felsefe Bölümü’nden, Yüksek Lisans derecesini New York Üniversitesi (NYU) Felsefe Bölümü’nden almıştır. Felsefedeki araştırma alanları Epistemoloji (Bilgi Felsefesi), Etik (Ahlak Felsefesi), Siyaset Felsefesi ve Din Felsefesi’dir

Kitabı okuyanlar 9 okur

  • Alperen Yılmaz
  • güney
  • Merve
  • Sir Nicholas
  • thrdrgt
  • Aslan Çiftci
  • Yahya Yılmaz
  • Nadir
  • mrtdgdvrn

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25 (1)
9
%0
8
%50 (2)
7
%25 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0