Tanrılar Çağı

·
Okunma
·
Beğeni
·
627
Gösterim
Adı:
Tanrılar Çağı
Baskı tarihi:
Ocak 2018
Sayfa sayısı:
328
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052307083
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kent Kitap
Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)

Bilmek zihin için bir emekleme aşamasıdır, inandıkça ayağa kalkıp koşmaya başlar insan.

Tanrılar Çağı, bir ayağa kalkışın, bir uzun koşunun ilk adımını atanların hikayesi.

Peki sen kimsin?

Bildiğin kadarıyla birilerinin çocuğu, bir okuldan mezun, bir yerlerde yaşayan, birilerinin arkadaşı… Birisin işte. Kim olduğunu biliyorsun.

Peki kim olduğuna inanıyorsun?

Büyük bir savaş, büyük bir hesaplaşma, büyük bir isyan bekliyor seni bu satırlarda.

Bir de beklemediklerin var, senin hakkında.

Okudukça göreceksin, kim olduğunu bilmenin hiçbir anlam ifade etmediğini…

Ayağa kalkıp koşmaya hazır mısın?
328 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Şiddetle tavsiye ederim, yakın zamanda bir Türk yazardan hiç böyle beni içine alan, standartların dışında ve bu kadar inancı sorgulatan bir kitap okumadım. Mutlaka edinin bu kitabı, yazar destek verilirse bence daha nice kitaplar yazar, hevesi hep taze kalır, ben sıkı bir takipçisiyim artık.


Kitabın en büyük irdelediği inanç ve korkmak?

INANDIGIMIZ ICIN MI KORKARIZ, YOKSA KORKTUĞUMUZ IÇIN MI INANIRIZ? kitaptaki cevap bulmaya çalışılan temel soru bu, o kadar aksiyonlu bir tarzda yazılmış ki çok sevdiğim bir film olan Mad Max izliyor gibi hissetim kendimi. Kitabı okuduktan sonra mümkün olduğu her ortamda kafamdaki soruları etrafimdakilere sordum, kimse de aslında hayattaki bir çok soruda olduğu gibi net cevap veremedi.

Benim en çok sordugum sorular
1) inancimiza göre cennetle odullendirilip, cehennemle cezalandirilmasaydik Allah inancımız olur muydu?


2) Diğer peygamberlere göre karşılaştırıldığında ,Hz.isa o kadar mucizevi bir şekilde bakire bir kadindan dünyaya gelmesine rağmen ,neden bu kadar muazzam bir şekilde Allah'ın yeryüzüne indirdiği peygamberin kitabın değişmesine izin verdi?


3) Allah'a ibadet eden kusursuz melekler vardı neden insanlara gerek duydu?


4) Madem Allah insanlara gerek duydu neden kendi yarattığı bir varlığa katil,tecavüzcü, pedofili...gibi kötü yazılımlar yükledi?


5) Diğer hak dinlerin ve kutsal kitapların değiştirildiğine körü körüne inanıp neden Kur-anin değiştirilmediginden bu kadar eminiz?

6) Bir çocuğa, ağzı süt kokan ana kuzularina neden kıllı kıllı, iğrenç kılıklı, insan demeye igrendigimiz yaratıkların tecavüz edip, eziyet çekerek ölmelerine izin veriyor, herkesin bir sınavı varsa bu çocukların cennete gitmeleri için bu kadar büyük bir sınavı vermeleri mi gerekiyor?

7)........
8).....
.
.
.
Kafamda deli sorular ,bu kitabı okuyunca değil zaten her zaman olan sorulardı kafamın içinde...kitabın konusu bambaşka ,ama sana öyle yerlerden öyle vurucu cümlelerle tokat atıyor ki kendini ,inancını, yasadigin müslüman denen toplumu,müslüman olmayan toplumları ve " DIN TOPLUMLARIN AFYONUDUR " sözünü düşünürken buluyorsun..

Bu kitabı okuyun,okutturun, sevgiler, saygılar hepinize.
328 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Uzun süredir yerli bir yazar beni şaşırtmamıştı Tanrılar Çağı önyargılarımı kırdı, beklentilerimin çok üstüne çıktı ve hayretler içerisinde bıraktı beni.

Aslında kitaba 8 verecektim ama genç yazar diye ortalıkta dolaşan abuk sabuk içi boş şeyler yazan o kadar tipi düşününce bu adamcağıza temiz bir 9 yıldız vermem gerektiğine ikna oldum.

Öncelikle kitabın ilk 40 sayfasında tipik bir distopya ile karşılaştığımı düşündüm ve 6 yıldız verip geçmeye hazırlanıyordum ki kitabın altından çok derin bir alt metin ve sorgulama çıktı. Yazarın inanmak ve bilmek kavramlarıni pek çok kuram üzerinden karşılaştırıp çatıştırdığını gördüm ve bunu aksiyonu bol bir distopya macera üzerinden yapıyordu.

İnsanoğlunun inanç sistemlerine olan zaaflarını o kadar güzel irdeliyordu ki, aslında kitabın tanrı ve din olayını bir kenara bırakıp doğrudan insanın herhangi bir şeye olan inancını sorgulamaya çalıştığını anladığımda çok daha büyük bir keyifle okumaya başladım.

Kitapta dinlere ve mitolojiye çok fazla ince göndermeler var bunları gördükçe kitabın ne kadar zengin bir bilgi havuzundan süzüldüğünü hissediyor insan.

Kitabı alırken çok fazla şüphem vardı ama karşımda iki ayrı anlatım dilini dr gayet iyi kullanan bir yazar buldum. Tarzı çok özgün ve inanılmaz yaratıcı bir anlatım yakalamış.

Yer yer İhsan Oktay Anar'ı andıran bir kalem. Bazı arkadaşlar kitabı okumadan önce Hakan Günday'a benzetmiş ama be böyle bir hissiyat yaşamadım. Farklı bir yazar. Ancak kitabın teknik olarak pek çok bestseller kitabı ezebilme potansiyeli var. Kurgu çok sağlam ve yazar kullandığı dili ustalıkla değiştiriyor. Ve kitabın sonunda bir 0. Bölüm var. Kitabın genel kurgusundan ayrı bir nevi after credits bölümü. Bence yazar burada isterse Dan Brown'ı tahtından edebileceğini göstermiş. Bu kısma hayran kaldım.

Sonuç olarak işte böyle kitaplar okumak istiyoruz. Sorgulatan düşündüren ama aynı zamanda heyecanla kendi okutabilen, sonunu belli etmeyen ve yaratıcı olan. Oktay Volkan Alkaya her kimsen bilmiyorum ama seni alnından öpüyorum adam! Yalnız bu kitabı büyük bir yayınevi yeni bir kapak düzenlemesiyle yeniden basmalı demeden edemeyeceğim. Mariah Carey'e Kadıköy Barlar Sokağında canlı müzik yaptırmak yazık olur. Doğan Kitap, Dex, Pegasus bu adamı nasıl keşfedememiş hayret...
336 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Ocak 2018 çıkışlı bu yeni kitap, internet üzerinden kitap alışverişi yaparken dikkatimi çekmişti. Nedenini bilmiyorum, detaylarını da, arka kapağında yazarın notunu da okumamıştım. Belki kapağı hoşuma gitmişti, ama sanmıyorum. Bu kitabı param bol olduğu için de almadım, neden aldığım hakkında da hiçbir fikrim yoktu. Ama aldığıma değdi, hem de çok değdi. Peki, nedir bu Tanrılar Çağı? Siz, kapağına bakarak almayın diye, bunu yazıyorum. Çünkü bu kitap, kapağı sade, içi dolu bir kitap.

Oktay Volkan Alkaya yeni bir yazar. Ve ilk kitabı da Tanrılar Çağı. Mükemmel bir başlangıç. Tanrılar çağı, bu sene Gökten Çağrı Aktan tarafından kaleme alınmış Sevimsiz Tanrılar kitabına benziyor, ilk önce onu okumuştum. Yoksa çıkış süresine göre bakacak olursak eğer Sevimsiz Tanrılar, Tanrılar Çağı adlı kitaba benziyor. Benzerlikler güzeldir. Fakat aralarında belirleyici bir fark olması koşuluyla. Sevimsiz Tanrılar, bir kalkınma, uyanma, isyan öyküsünden çok, distopyanın içinden kaçmaya, bulunduğu distopik dünyadan uzaklaşıp gerçekleri daha farklı bir topraklarda bulmak isteyen bir karakterin üzerinden ilerliyor. Belki de hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir hayal peşinde koşan bir roman Sevimsiz Tanrılar daha çok. Tanrılar Çağı ise, biraz daha farklı. Tanrılar çağı, distopyanın ta kendisi. Sevimsiz Tanrılar ile ayrıldığı nokta burası, Tanrılar Çağı'nda distopya bitmiyor, ütopya hayali, zehirli topraklarda ölüyor.

Vır, vır vır edip duruyorsun, nedir bu distopya onu anlat derseniz de eğer;
Distopya, ütopik bir dünyanın tersi, ne yani? Ütopya, bugünü değil, geleceği anlatır. Özendirici, isteklendiren bir kavramdır. Genel tanımı ise; gerçekte mevcut olmayan, ideal toplum biçimi anlamına gelir.
Distopya'da ise baskı dolu bir dünyanın içindesinizdir, yani kitaplardaki kahramanlarımız genel olarak ütopya'yı ararlar bu kitaplarda. Bir geçmiş vardır, güzel olan bir geçmiş ancak ya halkın kararları ya da otoriter baskı ile kahramanımız içinde bulunduğu distopyanın içinde kaybolur. Tanrılar Çağı, bu yönüyle başarılı bir kitap.

Biraz daha kitap hakkında konuşmak gerekirse, denizde başlayan bir hikaye zehirli topraklarda son buluyor. Uzun zaman önce, eski insanların arasında nedeni hiç bilinmeyen bir savaş çıkmış ve dünyada Güney ve Kuzey toprakları kalmıştır. Batı ve Doğu da vardır, fakat duvar örülmüştür ve duvarların arkasında kalan topraklar "zehirli topraklar" olarak nitelendirilmiştir. İnancı sonuna kadar 'Tanrı' imgesi ile sorgulayan Oktay Volkan Alkaya, kitapta 7 Tanrı yaratmıştır. Halk, inanmaya mecbur olduğunu düşündüğünden hiç sorgulama yapmadan, 7 Tanrı'nın buyruğu altına girmiştir. Sorgulama ve inanç kavramları burada çakışıyor, bariz bir şekilde yanlış olduğunu bildiği halde, bir insan aynı şeye hala nasıl inanabilir? İşte burada devreye inanç giriyor, yazar, kitabın sonuna kadar insanların bir şeye inanmadan yaşayamacağını iddia ediyor. Ki, bana göre doğru.

Adaletin, insanların uydurduğu kanunlar aracılığı ile sağlandığını biliyoruz. İnsanlar, adaleti kendileri uydurmuştu, tıpkı bir matematik dersindeki herhangi bir formül gibi. Tamamen uydurma bir kanuna bağlı olarak özgür olduklarını düşünüyordu insanlar. Peki, ya kanun olmasaydı? Dünyada kural denen hiçbir şey yok, sanki The Walking Dead gibi, insanlar inanabileceği bir şey bulamıyor, aylak aylak dolaşan diğer insanlara bakıyor. Vicdan da burada devreye giriyor. Eğer kanunlar olmasaydı, vicdan olur muydu? İnandığımız şeyler, içimizi de değiştirebiliyor, yok edebiliyor. Bunu, kanunları uydurduğu gibi engelleyebilir insan, ama yazarın da söylediği gibi: "İnsanlar, hep bir şeylerin boyunduruğu altında yaşamışlardı. Krallar, siyasetçiler, aile büyükleri, din adamları, patronlar, müdürler, ev sahipleri... Çağlar değişse de boyun eğmenin sadece adı değişiyordu. Kölelik, işçilik, memurluk..." .


"İnanmadığın müddetçe başaramazsın." tarzındaki klasik cümleleri hepimiz hocalarımızdan, annelerimizden, büyüklerimizden duyarız. Peki, inanıp da başaramadıysan bunun sorumlusu kim? Sen mi, inanca bağlı yaşamak zorunda bırakan Tanrı mı?

"Gördün mü? Sen bu içkinin kırmızı olduğuna inandığın için gerçek olduğunu sanıyorsun. Fakat gerçek dediğin şey kanıtlanabilir olmalı değil mi?"

Her neyse, bu kadar yeterli. Kitap kurgu olarak başarılı, aynı şekilde boş boş konuşmuyor Tolstoy'un "İnsan Neyle Yaşar" kitabındaki gibi. Bu yazdığım satırlar bir şeyleri inkâr ediyorum anlamına gelmesin, sonuçta sizler insan olduğunuz gibi ben de insanım. Ve insanlar, bir şeye inanmaya mahkum yaratıklardır.

* İnsanlar böyle bir şeye nasıl inanır? " Aslında bu sorunun yanıtını içten içe kendisi verebiliyordu. İnanma konusunda oldukça zayıf yaratıklardı insanlar. Güneşe tapmışlardı, putlara, dağlara, hayvanlara... İnsanlara da tapmışlardı. Firavunlar, krallar, şamanlar... İnsanlar her zaman kendi hayatlarını ve dünyayı kontrol eden yüce bir gücün varlığına ihtiyaç duymuşlardı."

* Kendisine Tanrı diyebilen birinin yaşlı bir kütüphaneciye bilgi danışıyor olmasını insanlar sorgulamıyordu bile."
328 syf.
·6 günde·Beğendi·7/10
İnancı sorguluyor Oktay Volkan Alkaya.İnsanın zaaflarını,korkularını,intikam için neler yapabileceğini..İnandıklarımızla mı gerçeği oluşturuyoruz yoksa gerçek olana mı kuşkusuz bir inançla bağlanıyoruz? Sahi biz neden ve neye inanıyoruz?

Bilinmeyen bir zaman diliminde,insanlığın iki duvar arasına sıkıştığı bir dünyayı görüyoruz.Başlarında 7 Tanrı ile.Sınırlı kaynaklar,sınırlandırılmış özgürlükler ve insanın insan ile sınanmasını cesur karakterler üzerinden takip ediyoruz.

Kitapta en beğendiğim nokta ise kurgusu oldu.Theodor’un hikayesini üçüncü kişiden dinlerken,Zero ve Hakan tarafını ise Hakan’dan dinliyoruz.Bu anlatım sayesinde kitabın son sayfasına kadar soru işaretlerimiz devam ediyor (ki böylelikle kitap sıkıcı olmaktan çıkıyor)

Bir de alıntı ekleyeyim:
“ Kelimelerin de yuvası aynı yiyecekler gibi ağızımızdır.Her kelimenin de her yiyecek gibi bir tadı vardır.Siz daha söylemeden,düşündüğünüz anda belirir dişlerinizin arasında.Dilinizle dokunabilir ve hatta hiç söylememek üzere yutabilirsiniz.”
328 syf.
·53 günde·8/10
Yazar, kitabını wattpadde yazmaya başlamış, en başta üçleme olacak şekilde tasarlamış fakat ilk kitabı yayınlatamasa devamını yazmayacakmış. O yüzden bizi bu güzel eserden mahrum bırakmadıkları için Kent Kitap'a teşekkür etmeliyiz :)
Kurgudan biraz bahsedecek olursam; gelecekte yozlaşmış bir toplumla karşı karşıyayız. Dünyayı yerle bir eden büyük savaşlardan sonra hayatta kalanlar kendilerini tanrı ilan eden 7 insan tarafından yönetiliyor. Hayat, adalet, toprak, ticaret, keşif, savaş tanrıları ve tanrı kral. İnsanları yakalatıp köle olarak çalıştırıyorlar. Böyle bir dünyada geçen birbirinden bağımsız gibi görünen iki hikaye okuyoruz.
Biri Theodore ve Miriam'ın hikayesi, bir gemide doğup büyüyen iki arkadaş tüm sevdiklerini orada kaybettikten sonra karaya çıkmak zorunda kalıyorlar ve hayat tanrısının adamları tarafindan yakalanıp esir ediliyorlar.
Diğer hikaye ise Hakan, Zero ve babalarının tanrı kraldan kaçış hikayesi. İki hikayenin ne zaman kesişeceğini merakla bekledim ve kitabın ortalarına doğru beklediğim an geldi. Kurguyu bayağı sevdim, çok heyecanlıydı.
Başarılı bir distopik kurgunun yanı sıra kitabın felsefi bir yönü var. Yazar inanmak ve bilmek üzerine insanın yaşadığı çelişkiyi irdeliyor. Gerçek olduğunu düşündüğümüz için mi inanırız, yoksa inandıklarımız mı bizim gerçeğimiz olur? Peki insan neden inanır?
Kitabın karakterleri arasında inancını kaybetmiş olan da var, katıksız inanan da. Yazar, kendi fikrini okura dayatmaya çalışmadan konuyu her açıdan ele almış, bu yönünü de ziyadesiyle sevdim. Yalın anlatım dili ve son ana kadar gizemini koruyan olaylar da kitabı bir çırpıda okumanızı sağlıyor.
Bonus; serinin 2.kitabı Tanrılar Çağı 2: Melek ve Şeytan wattpadde yayınlanmaya başlamış . Hemen okumaya başladım. Son zamanlarda yerli yazarlardan başarılı distopyalar okuyorum bu çok.. çok.. çok sevindirici.
328 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
'Hem kaliteli hem de yerli bir kitap okumak istiyorum' derseniz hiç düşünmeden Tanrılar Çağı'nı okuyun derim. Günümüz yazarlarının romantik-komedi tarzı, hiçbir öğretisi olmayan kitaplarını eleştirip dururken bu kitap kesinlikle ilaç gibi geldi! Çok fazla bestseller yada bilmem kaç ülkede satış rekorları kırmış kitaplar okudum, ancak samimiyetle söylüyorum ki bu kitap bir çoğundan çok daha üst seviyelerde. Türü için sanırım distopik felsefi roman desem yanlış olmaz. Felsefeyle aram pek iyi olmadığından tamamen olaylara adapte bir şekilde okuduğumu da belirteyim. Yani felsefi deyince 'ben sevmem, anlamam' gibi nedenlerden dolayı ilginizi kaybetmemenizi tavsiye ederim. İçeriğinden bahsedeyim merak edenler için:

Dünyanın yıkılıp çürümesine sebep olan büyük bir savaş sonrasında hayatta kalmayı başarabilen insanları konu alıyor. İnsanlar hayatlarını sürdürmek için çabalarken ortaya kendilerini tanrı olarak tanıtan 7 adam çıkıyor. Hayat, Adalet, Savaş, Ticaret, Toprak ve Keşif Tanrıları. Hepsinin kendi görevleri var ve 7. olarak da en üstleri Tanrı Kral. Bu tanrıların ortak görevi, eski dünya düzenini yeniden oluşturmak. Zamanla insanları kendilerine inandırıyorlar ve insanlar onlara hizmet etmeye başlıyor. Ancak bir zaman sonra tanrılar insanlara zulüm etmeye başlıyor. Köle haline geliyorlar bir nevi.
Kitapta iki ayrı bölüm var. Bir bölümde bu tanrılara inanmayıp onlardan kaçan baba ve oğulları; Hakan ve Zero. -Babanın adını yazmayacağım, kitabın ortalarında öğrenirseniz daha heyecanlı olacaktır.-
Diğer bölümde ise hiç karaya ayak basmamış, gemide doğup büyümüş iki arkadaş, Theodor ve Miriam.

Tanrılar Çağı'nda sözde tanrılara isyan, başkaldırış ve savaş... Tüm bunların arasında bir de aşk... Daha ne diyeyim ben size. Macera derseniz macera, heyecan isterseniz, istemediğiniz kadar, biraz da aşk olsun dediğinizi duyar gibiyim, o da var. E bir yandan da felsefi boyut var. Bakalım bu başkaldırış nasıl sonuçlanacak?
Bu kitaba imzalı sahip olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Son olarak yazarın hayal gücü ve kalemine hayran kaldığımı da belirtmeliyim. Sayfalar su gibi akıp gidiyor. Heyecan, macera ve merak son sayfaya kadar bitmiyor. @ovalkaya 'yı tebrik etmek istiyorum. İkinci kitapta buluşmak dileğiyle, kaleminize sağlık.
328 syf.
·Beğendi·10/10
Türkler distopya yazabilir mi? Bu adam yazmış! Hem de öyle bir yazmış ki, hayret ve hayranlıkla okudum. Kurgu, hikaye ve kitabın dili o kadar güçlü ki dilim tutuldu.

Uzun yorumlar yazmayı sevmem ama bu kitap hakkında söylemem gereken şeyler var...

Kitabı bir bookstagram'ın hesabında görüp aldım. Çok fazla önyargım vardı. Bir distopya aşığı olarak daha önce Türk yazarların klişe işler çıkardığına şahit olup nefret etmiştim. Bir daha yerli distopya okumam diyordum, bu kitap bütün fikirlerimi değiştirdi.

Öncelikle yazarı oktay volkan alkaya kimdir diye araştırdım çünkü merak ettim bu gizemli adam kimdir diye. Adı sanı duyulmamış. Bir ara gazetecilik yapmış sanırım onun dışında pek bir şey yok. Fakat nasıl bir roman yazmış aklım hayalim almadı.

Öncelikle kitap okuduğum en özgün distopya romanlardan biriydi. Sistem eleştirisi de yapıyor kitap ama bildiğimiz anlamda bir sistem eleştirisi değil bu. Doğrudan insanlığın kendisini eleştiriyor. İnancı sorguluyor ve o kadar derinlere iniyor ki, benim inanca bakış açımı değiştirdi tamamen. Ve işin güzeli kitap size dayatmıyor "Bak böyle düşün" diye. Kapıların hepsini açık bırakıyor. O kapılardan geçerken zaten kendinizi eleştirirken buluyorsunuz kendinizi. Kitap sizin iç dünyanıza o kadar güzel ayna tutuyor ki, bir noktadan sonra sistemi değil sizi eleştirdiğini hissediyorsunuz. Yazar bunu nasıl başarmış bilmiyorum ama okuyucusunun kim olduğunu bilmeden direkt okuyucusunun içine sesleniyor. Bu açıdan çok evrensel bir dilde yazıldığını söyleyebilirim. Yani dünyanın her ülkesinde iş yapacak bir kitap.

Bunun dışında daha önce hiçbir kitapta rastlamadığım bir şey vardı ki beni çok şaşırttı. Bir bölümü bir karakterin ağzından okuyorsunuz, diğer bölümü üçüncü bir gözden okuyorsunuz. Bu size bir kitabın içinde iki farklı kitap okuyormuş gibi hissettiriyor. Derken kitabın ortasından sonra bu iki anlatım birbirinin içine öyle güzel geçiyor ki, ben bir Türk olarak, bir Türk yazarın böyle bir şey başarmış olmasından gurur duydum.

Dozunda aksiyon, sıkmayan bir aşk hikayesi, bol bol ideolojik sorgulamalar ve sonunu merak ettiren bir serüven.

Kitabın sonunda bir başka sürpriz buldu beni. Yine daha önce hiçbir kitapta görmemiştim. Yazar "0. Bölüm" diye bir bölüm koyarak kitabın tamamından bağımsız gözüken bir bölüm yazmış ancak sanırım bu tüm olayların nasıl başladığına dair bir ipucu ve sanırım devam kitabı için bir ipucu.

Şiddetle tavsiye ediyorum. Kitaba aslında puanım 8 ya da 9 olacaktı fakat bir Türk yazdığı için 10 üzerinden 10 veriyorum. Bu kitabı okuyup beğenmeme gibi bir şansınız olduğunu sanmıyorum.
328 syf.
·33 günde·Beğendi·10/10
1000Kitap'ı sadece yorum okumak için takip ediyordum. Ancak bu kitabı okuduktan sonra üye olup hakkında bir şeyler yazmazsam çatlayacakmış gibi hissettim. Kitap hakkındaki diğer yorumlardan birinde bestseller eserlerden bile daha iyi olduğu yazıyordu. Net olarak altına imzamı atarım.

Bugüne kadar pek çok distopya kitabı okudum çoğu da yabancı bestseller ve sinemaya uyarlanmış kitaplardı. Ancak Tanrılar Çağı'nı okuduktan sonra bugüne kadar çok boş kitaplar okuduğumu anladım. Tanrılar Çağı tek kelime ile mükemmel bir kitap. Yazarı hakkında hiçbir fikrim yok. Instagram'da güvendiğim bazı yorumcuların tavsiyesi ile aldım ve şok oldum.

Türkiye olarak gerçekten değerlerimizin farkında değiliz. Oktay Volkan Alkaya gerçek bir değer. Genç edebiyatçı diye önümüze sunulan o kadar boş insan var ki bu kitabı okuduktan sonra daha iyi anladım. Kitap özellikle yazım tekniği açısısından Türk edebiyatında bir kilometre taşı olarak görülebilir. İki farklı anlatım dilini aynı kurgunun farklı zamanlarına o kadar başarılı yaymış ki, böyle bir kitabı yazabilmek için edebiyat üzerinde kaç sene çalışmak lazım tahmin edemiyorum. Hikaye de oldukça heyecanlı ve doyurucuydu Maze Runner, Açlık Oyunları, Uyumsuz... Bunların hepsini çöpe atın diyebilirim. Çok rahatlıkla dünya çapında bestseller olabilecek bir kitap Tanrılar Çağı. Modern distopya edebiyatının en iyi örneği desem abartmış olmam.

Tüm bunları iyi bir yazar sıkı çalışırsa ortaya çıkartabilir fakat yazar, bunların da üstüne çıkmış ve kitaba öyle bir felsefi alt metin yerleştirmiş ki distopya romanı gibi gözüken şey aslında koca bir felsefi düşünce kitabı. Yazarın da çok büyük bir düşünür olduğu hissediliyor. Ve işin güzel kısmı şu ki, bu tarz kitaplar genelde size bir düşünceyi empoze etmeye çalışır. Tanrılar Çağı tam tersi. Hiçbir şeyi savunmadan öyle sorular soruyor ve sorduruyor ki, ben kitabın etkisinden hala çıkamadım. Yazar bir yerlerde üçleme olacağını yazmış. Bu kitabın 2 devam çalışmasının geleceğini bilmek bile beni çok mutlu etti.

Kitaplar insanları harekete geçirebildiği sürece kıymetlidir. Bu kitap benim kadar üşengeç birini bu siteye üyelik açtırıp yorum yazdırtacak kadar harekete geçirdi diyebilirim. Ve henüz okumamışlar için bir not: Bu yazarı iyi bir yayınevi desteklerse gelecek yüzyılın Türk edebiyatçısı olur. Bu kadar da iddialı konuşuyorum. Şu güne kadar okuduğum pek çok kitap için ayırdığım zamana acıdım. Oktay Volkan Alkaya, kesinlikle Coelho ve İhsan Oktay Anar seviyelerine yakın bir edebiyatçı-düşünür. Büyük saygımı kazandı.
328 syf.
·13 günde·8/10
Distopik bir alt yapının ardında ciddi şekilde Tanrı'nın varlığını ve inanç sistemini sorgulayan bir kitap olmuş. Aksiyon dozu son derece yerinde. Sıkılmadan sonuna kadar okuyabiliyorsunuz. Tavsiye ettiklerimden.
328 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Oktay Volkan Alkaya’nın Tanrılar Çağı’nı olanca macerasıyla tamamladım. Geleceğin öncesiyle sonrasında geçen ve ortasında eteğindeki tüm taşları önünüze seren bu Distopya, insanlığın zaman zaman yaratığı, kendi sonunu getirmesini anlatıyor. Dünyanın sonunun geldiğini düşündüğünüz anda ise yeni bir soluk, farkedilen bir aşkla tekrar yeşermesini ve macerayı bu kez de onun gözüyle yaşamanızı sağlıyor.
Kuzeyden ve Güneyden sıkışmış bir ülke, peşinizdeki en büyük güç Tanrı Kral ve kimin dost kimin düşman oluğunu anlamayacağınız bir dünyada, aşkın her şeyin önüne geçişi ve edinilen gücün dayanılmaz cazibesi.
Devamının Wattpad’de olduğunu bildiğim kitap için, 300’ü aşkın sayfanın yetmediğine bitirdiğinizde emin olacaksınız, bu her yazar ve okurun isteği.
Keyifle okuyun; kalemine sağlık Oktay…
Yaşayıp ölmek bu kadar kısa süren bir şeyse, o zaman ne manası vardır varolmanın? Öldükten sonra bir ödül ya da ceza olacağına inanmak zorundadır insan. Hayvanlar ve bitkiler öyle değildir çünkü onlar yaşamı sorgulamazlar. Onlar sadece yaşarlar. Biz sorgularız. Sorgulayan bir insan ikileme düşer. Ya inanmaktan korkar, çünkü böyle bir saçmalığın içerisinde olmak istemez. Ya da yaşadığı hayatın ne kadar küçük ve manasız olduğunu fark edip, bu kadar önemsiz olmaktan korktuğu için inanır. Ya inanmaktan korkarız ya da korktuğumuz için inanırız. Bunun arası yoktur. Hiç kimse sana tanrı hakkında bir delil sunamaz ya da hiç kimsenin sana anlattığı, okuduğu şeyler yüzünden inanmayı seçmezsin. inanmayı seçtiğin nokta, gece bir başına kalıp da varlığının ne kadar değersiz olduğunu idrak ettiğin andır. Değersizliğini kabullenişle başlar inanmak ve inandıkça senin gibi inananlarla çok daha büyük bir şeyin parçası olduğunu hissetmeye başlarsın. Ben korktum ve inandım.
"İnsan kanıtlayamayacağı gerçeğe tutkuyla bağlanır. Kesin olmayanın cazibesi o kadar kuvvetlidir ki, bunu tatmaya doyamaz insanoğlu. Her şeyin kesin ve kanıtlanabilir olması insan doğasına zarar verir."
Tanrıya inanmaktan bir farkı yoktur yaşamanın. Yaşadığın anın gerçek olduğuna inanıyorsan, bu dünyada doğru ya da yalan hiçbir şeyin ispatlanmasına ihtiyacın yoktur...
"Sorgulayan bir insan ikileme düşer. Ya inanmaktan korkar, çünkü böyle bir saçmalığın içerisinde olmak istemez. Ya da yaşadığı hayatın ne kadar küçük ve manasız olduğunu fark edip, bu kadar önemsiz olmaktan korktuğu için inanır. Ya inanmaktan korkarız ya da korktuğumuz için inanırız. Bunun arası yoktur. Hiç kimse sana tanrı hakkında bir delil sunamaz ya da hiç kimsenin sana anlattığı, okuduğu şeyler yüzünden inanmayı seçmezsin. İnanmayı seçtiğin nokta, gece bir başına kalıp da varlığının ne kadar değersiz olduğunu idrak ettiğin andır. Değersizliğini kabullenişle başlar inanmak ve inandıkça senin gibi inananlarla çok daha büyük bir şeyin parçası olduğunu hissetmeye başlarsın. "
"Genel olarak kullanılan bir tanım vardır; 'Dünyanın yuvarlak olduğunu bilmeyen insanlar onun bir öküzün boynuzları üzerindeki düzlük olduğuna inanırlardı.' ya da bunun gibi bir cümle. Fakat bu cümlede bilmek ve inanmak üzerine yapılan gönderme dikkat çekicidir. Aslında cümle şöyle olmalıdır; Hep aynı yöne giderek başladığı yere gelebileceğine inanmayan insanlar, dünyayı düz sanıyorlardı. Sanıyorlardı çünkü o zamanın bilgiye hükmeden ileri gelenleri, gerçeğin bu olduğunu söylüyordu. Yani o zamanın bilgisi buydu. O dönemde yaşasaydınız dünyanın yuvarlak olduğunu biliyorum diyemezdiniz. Dünyanın yuvarlak olduğuna inanıyorum diyebilirdiniz. Ve karşılığında muhtemelen size şöyle bir cümle kurarlardı; 'Nasıl olur, dünyanın düz olduğunu bilmiyor musun?' Şu an herhangi bir bilim adamı çıkıp size uzaylıların varlığına inanıyorum diyebilir fakat uzaylıların var olduğunu biliyorum diyemez. Ancak bundan asırlar sonra kim bilir neler görecek olan insanlar tarihi yazarken 'Başka gezegenlerde de hayat olduğunu bilmeyen insanlar, evrende yalnız olduklarına inanıyorlardı.' ibaresini kullanacaklardır. Gördün mü? Bilimin kibri böyle bir şeydir işte. Günümüzde inandığın şeyler, gelecekte ispatlandığında bilgi olur ve bugünün kesin görülen gerçekleri, sadece yanlış bir inanç olarak değerlendirilir. İnanç bilimin huzurunda zaman içerisinde gerçeğe dönüşüyorsa, inandığın şey gerçektir. Bilmek insan zihni için bir emekleme aşamasıdır, inandıkça ayağa kalkıp koşmaya başlarsın."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tanrılar Çağı
Baskı tarihi:
Ocak 2018
Sayfa sayısı:
328
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052307083
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kent Kitap
Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)

Bilmek zihin için bir emekleme aşamasıdır, inandıkça ayağa kalkıp koşmaya başlar insan.

Tanrılar Çağı, bir ayağa kalkışın, bir uzun koşunun ilk adımını atanların hikayesi.

Peki sen kimsin?

Bildiğin kadarıyla birilerinin çocuğu, bir okuldan mezun, bir yerlerde yaşayan, birilerinin arkadaşı… Birisin işte. Kim olduğunu biliyorsun.

Peki kim olduğuna inanıyorsun?

Büyük bir savaş, büyük bir hesaplaşma, büyük bir isyan bekliyor seni bu satırlarda.

Bir de beklemediklerin var, senin hakkında.

Okudukça göreceksin, kim olduğunu bilmenin hiçbir anlam ifade etmediğini…

Ayağa kalkıp koşmaya hazır mısın?

Kitabı okuyanlar 15 okur

  • Hatice
  • beliz şendur nural
  • Umut Çalışan
  • Umutcan Doğruyol
  • Yncokur
  • Okuranne
  • Asya
  • Beliz
  • Mete Kemal
  • Elif

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (6)
9
%16.7 (2)
8
%25 (3)
7
%8.3 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0