Tanrı'nın Temsilcileri

·
Okunma
·
Beğeni
·
973
Gösterim
Adı:
Tanrı'nın Temsilcileri
Baskı tarihi:
Haziran 2017
Sayfa sayısı:
422
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752207011
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilgi Yayınevi
“Bu inanca sahip olanlar, insan odaklı düşünmezler tabiatı. Her şeyin bir nimet olduğu, insan için yaratıldığı düşüncesi yoktur bu inançta. Koyunlar, insanların sofralarına pirzola olsun diye dünyaya getirmezler kuzularını. İneklerin insanlara süt sağlamak gibi bir derdi, katırların, develerin yük taşıma gibi bir hevesi yoktur. Kiraz ağacının tabaklara meze yetiştirmek değildir hedefi. Ancak bu, insanın ihtiyaçlarını tabiattan karşılamaması gerektiği anlamına da gelmez. Dengesi bozulmadan yararlanılmalıdır ondan. Hayvanların ve bitkilerin de amacı, aynı insanlar gibi üremek, soylarını devam ettirmektir. İnsanın ihtiyacından fazlasını tabiattan almaması gerektiğine, bu bilinci yitiren her insanın zamanla ruhunu kaybedeceğine ve hastalıklı bir kişiliğe dönüşeceğine inanılır. İnsanların bir ruhu varsa eğer, çiçeklerin, atların, köpeklerin, fillerin, kaplumbağaların ve tabiattaki her şeyin de az ya da çok bir ruhu vardır çünkü.” (syf, 181)
"Eski Türklerde kadın çok saygıdeğerdi ve her zaman hayatın her alanında erkeklerle yan yanaydı. Konar- göçer ve köylü erkeklerin en zengin olanının bile birden fazla eşleri, haremleri olmadı. Onlar hiçbir zaman Araplar gibi, kölelik ve cariyelik kurumunu benimsemediler. İbadetlerini, eğlencelerini ve matemlerini, kadın erkek hep beraber yaptılar. Hatta erkekler gibi savaşçı kadınları, komutanları vardı onların." (syf, 129)

Başarılı bir kurgu, ilginç bir konu, akıcı bir anlatım.
ABD-Washington DC’den Türkiye’nin doğusuna, oradan Basra Körfezi’ne uzanan bir coğrafyada, iyi canlandırılmış roman kişileriyle okura heyecanlı, renkli, gerilim dolu bir macera yaşatıyor bu roman.
422 syf.
·23 günde·6/10
Öyle bir kitap ki beğendim de diyemem beğenmedim de.Konu olarak güzel bir konu ele alınmıştı.Insanı içine çeken biraz mitoloji biraz da polisiye türü idi.Ancak bu güzel konu edebî anlayıştan çok uzaktı.Özellikle Amerika'da kahramanın ailesi ile ilgili diyaloglar çok komikti.Sırf bu yüzden ara bile verdim.Bence biraz daha kısa ve öz olabilirdi kitap.Amerika'da yaşayanları sanki Türkiye kültür ve yaşayışında imiş gibi basit konuşma ve düşünceler vardı.Yine de okunulabilir.Tabii ilk 150 sayfaya kadar sabredebilirseniz :)
422 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Amerikan kurgusu tarzında başlıyan kitap Türkiye bölümlerine gelince yanınızda mezopotamya remberi varmış gibi sizi geçmişe sümerlere babillere götürüyor. Yazının keşfi ile degişen dengeleri mitolojin ve dinin süçğeçinden geçdirdikten sonra gözler önüne seren mitolojik polisiyenin damakta güzel bi tat bırakan keyifli bir kitap
422 syf.
·13 günde·8/10
Victor Hugo, Albert Camus ve Stefan Zweig'in eserlerini okuduktan sonra Kutsal Topaloğlu'nun Tanrı'nın Temsilcileri isimli bu kitaba başladım. Böylesine kalemi güçlü yazarları okuduktan sonra özellikle kitabın başlarındaki anlatım tekniği, cümlelerin kuruluşu beni tatmin etmedi. Amerikada geçen diyolaglar oldukça basitti. Karekterlerin isimlerinin yabancı olması ve yer adlarının Amerika'daki yerler olması dışında sanki Türk karekterlerin konuşuyormuş hissi oluştu bende. Yazar metni yazdıktan sonra en azından bu kültüre aşina olan yazar veya çevirmenlerden yardım alabilirdi. Edebi açıdan yetersiz olduğu kanısındayım.

Olay ve kurgu açısından ise ilginç ve heyecan verici idi. Kitap üzerinde çok daha fazla çalışılsa, cümleler elden geçirilse çok daha başka bir eser ortayaçıkabilirdi.
Kitabın konusunu beğendim. Polisiye, mitoloji, tarih iç içe. Ozellikle Fırat nehri boyunca yapılan keşifte, bu nehir etrafında kurulan medeniyetler ile ilgili bilgiler doyurucu. Okuyucuda bu yerlerle ilgili araştırma yapma ya da bu yerleri gidip görme isteği oluşuyor.

Çift başlı kartal ve hayat ağacı açıklamaları ile Gök Tanrı inancına ışık tutuluyor. Kitabın konusuna ilişkin iyi bir araştırma yapıldığını da gözden kaçırmamak gerekiyor. Gerek Gök Tanrı inancına ilişkin, gerekse Fırat Nehri boyunca kurulan eski ve yeni yerleşim yerlerine ilişkin araştırmalar yapılmış ve okuyucuya doğru bilgi sunma gayretinde olunmuştur.

Eksiklikleri ile, fazlası ile (belki de biraz uzun anlatıp olayı dağıtmasıyla) büyük bir emek ortaya konulduğu aşikar olan bu kitapta okuyucunun bulabileceği bir çok şey var. Yazarını tebrik ediyor, okuyacaklara keyifli okumalar diliyorum.
422 syf.
·105 günde·Beğendi·7/10
ABD ve Türkiye'de geçen sürükleyici bir kitap. Amerikanvari bir polisiye roman olmakla beraber gök tanrı dini üzerine bilgilendirici bir özelliğe sahip. Sıkılmadan, keyifle okudum. Polisiye gerilim severlere tavsiye ederim.
422 syf.
·1/10
Zorlama bir kurgu. Zayıf karakterler. Diyaloglar komik ve gereksiz. Bölümler, olaylar ve mekanlar arasındaki geçiş estetik değil. Eğer bu tarz bir kitap okumak isterseniz taş meclisini tavsiye ederim. Bu kitap zaman kaybından başka bir şey değil.
Okullardaki tarih dersleri neden-sonuç ilişkisi kurularak, gerçekçi ama biraz da merak uyandıracak şekilde anlatılmıyor. Öğrenciler de doğal olarak dersi geçecek kadar konuyu öğreniyor, sonra da hızla unutuyorlar. Başka bir ortam veya zamanda bu ve benzeri konularla karşılaştıklarında da, sadece sıkıldıkları bir dersi hatırlatıyor onlara.
Kutsal Topaloğlu
Sayfa 119 - Bilgi Yayınevi
"Eski Türklerde kadın çok saygıdeğerdi
ve her zaman hayatın her alanında
erkeklerle yan yanaydı. Konar- göçer ve
köylü erkeklerin en zengin olanının bile
birden fazla eşleri, haremleri olmadı.
Onlar hiçbir zaman Araplar gibi, kölelik
ve cariyelik kurumunu benimsemediler. İbadetlerini, eğlencelerini ve matemlerini, kadın erkek hep beraber yaptılar.
Hatta erkekler gibi savaşçı kadınları, komutanları vardı onların."
Kutsal Topaloğlu
Sayfa 129 - Bilgi Yayınevi
Gündüz olmadan gece, gece olmadan gündüz açıklanamaz. Gece yoksa gündüz de yoktur çünkü, birbirlerine karşıt ama tamamlayıcıdırlar. Tabiattaki herşeyin birbirinden ayrılmaz iki karşıt kutbu vardır, bu da sürekli bir hareketi doğurur... Karşıtların sürekli bir mücadelesi vardır ve bu mücadele hiç durmadan devame der. Evrenin temel yapısı bu şekilde izah edilir.
“‘Hayat Ağacı’ veya ‘Dünya Ağacı’ dedikleri
bu ağaç, sıradan bir ağaç değildir.
O, tabiatın kanunlarını, dünyanın düzenini
ve bütünlüğünü temsil eder.
Meyvesizdir, ancak tüm meyvelerin
özünü kendi içindeki suda barındırır,
bu da hayatın kaynağıdır.
Tüm canlılar, dolayısıyla insanlar
bu sudan beslenir. O tabiattaki her şeyin anasıdır. İnsanlar onu, doğuran,
büyüten ve besleyen mitolojik bir
kadın gibi düşünmüşlerdir.”
Kutsal Topaloğlu
Sayfa 104 - Bilgi Yayınevi
“Bu inanca sahip olanlar, insan
odaklı düşünmezler tabiatı.
Her şeyin bir nimet olduğu, insan için yaratıldığı düşüncesi yoktur bu inançta. Koyunlar, insanların sofralarına pirzola
olsun diye dünyaya getirmezler kuzularını. İneklerin insanlara süt sağlamak gibi
bir derdi, katırların, develerin yük taşıma
gibi bir hevesi yoktur.
Kiraz ağacının tabaklara meze yetiştirmek değildir hedefi. Ancak bu, insanın
ihtiyaçlarını tabiattan karşılamaması gerektiği anlamına da gelmez.
Dengesi bozulmadan yararlanılmalıdır ondan. Hayvanların ve bitkilerin de amacı,
aynı insanlar gibi üremek, soylarını
devam ettirmektir. İnsanın ihtiyacından fazlasını tabiattan almaması gerektiğine,
bu bilinci yitiren her insanın zamanla
ruhunu kaybedeceğine ve hastalıklı
bir kişiliğe dönüşeceğine inanılır.
İnsanların bir ruhu varsa eğer,
çiçeklerin, atların, köpeklerin, fillerin, kaplumbağaların ve tabiattaki her şeyin de
az ya da çok bir ruhu vardır çünkü.”
Kutsal Topaloğlu
Sayfa 181 - Bilgi Yayınevi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tanrı'nın Temsilcileri
Baskı tarihi:
Haziran 2017
Sayfa sayısı:
422
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752207011
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilgi Yayınevi
“Bu inanca sahip olanlar, insan odaklı düşünmezler tabiatı. Her şeyin bir nimet olduğu, insan için yaratıldığı düşüncesi yoktur bu inançta. Koyunlar, insanların sofralarına pirzola olsun diye dünyaya getirmezler kuzularını. İneklerin insanlara süt sağlamak gibi bir derdi, katırların, develerin yük taşıma gibi bir hevesi yoktur. Kiraz ağacının tabaklara meze yetiştirmek değildir hedefi. Ancak bu, insanın ihtiyaçlarını tabiattan karşılamaması gerektiği anlamına da gelmez. Dengesi bozulmadan yararlanılmalıdır ondan. Hayvanların ve bitkilerin de amacı, aynı insanlar gibi üremek, soylarını devam ettirmektir. İnsanın ihtiyacından fazlasını tabiattan almaması gerektiğine, bu bilinci yitiren her insanın zamanla ruhunu kaybedeceğine ve hastalıklı bir kişiliğe dönüşeceğine inanılır. İnsanların bir ruhu varsa eğer, çiçeklerin, atların, köpeklerin, fillerin, kaplumbağaların ve tabiattaki her şeyin de az ya da çok bir ruhu vardır çünkü.” (syf, 181)
"Eski Türklerde kadın çok saygıdeğerdi ve her zaman hayatın her alanında erkeklerle yan yanaydı. Konar- göçer ve köylü erkeklerin en zengin olanının bile birden fazla eşleri, haremleri olmadı. Onlar hiçbir zaman Araplar gibi, kölelik ve cariyelik kurumunu benimsemediler. İbadetlerini, eğlencelerini ve matemlerini, kadın erkek hep beraber yaptılar. Hatta erkekler gibi savaşçı kadınları, komutanları vardı onların." (syf, 129)

Başarılı bir kurgu, ilginç bir konu, akıcı bir anlatım.
ABD-Washington DC’den Türkiye’nin doğusuna, oradan Basra Körfezi’ne uzanan bir coğrafyada, iyi canlandırılmış roman kişileriyle okura heyecanlı, renkli, gerilim dolu bir macera yaşatıyor bu roman.

Kitabı okuyanlar 19 okur

  • Yusuf Adıgüzel
  • Ulaş ALTAN
  • E.Yıldırım
  • rtgrlsln
  • Adem ÖZDEMIR
  • Fahriye Sirret
  • Havana kopar
  • Meriç Ünal
  • Metin Göktaş
  • gülçay göçmen

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%11.1 (1)
9
%11.1 (1)
8
%33.3 (3)
7
%11.1 (1)
6
%22.2 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%11.1 (1)