Adı:
Tanrısal Öngörü
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
69
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054056330
Kitabın türü:
Orijinal adı:
De Providentia
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Şule Yayınları
Baskılar:
Tanrısal Öngörü
Tanrısal Öngörü
Tanrısal Öngörü
Tanrısal Öngörü, Senecanın Diyaloglar adlı eserinin ilk kitabı. Filozofun bu bölümü sürgün dönemindeyken Korsikada yazmış olduğu düşünülmektedir. Eser, konusunu Senecanın öğrencisi ve arkadaşı Luciliusun sorduğu Tanrısal Öngörü doğaya hakim olmasına rağmen iyi kimselerin neden kötülüklerle karşı karşıya kaldığı sorusuna verdiği cevaptan alır.
99 syf.
·11 günde·Puan vermedi
Tanrısal öngörü, kader, talih, alın yazısı gibi kavramların açıklandığı latin filozof-yazar Seneca'nın dialoglar adlı eserinin ilk kitabı.
Stoa felsefesini merak edenlerler ve anlamak isteyenler için okunması gereken bir kaynak kitap.
Emekleyerek okuduğum bir kitaptı. Sindire sindire okudum.
Ayrıca eser içerisinde Roma tarihiyle ilgili de birçok bilgiye ulaşılabilir.
Kitapta üzerine işlenen asıl konu şu ki: Temelde tanrı varsa niye bu kadar acı var? söylemi kilidinin anahtarı bu Seneca'nın
'mala fortuna' yani 'kötü kader' tanrı neye göre insanlara iyi veya kötü kader belirler ki?
Eksiksiz bir insan olabilmek için kriterler açıktır hemen hemen. Seneca ise şöyle diyor:"Tanrı insanlara karşı sevgi doludur ve onların en mükemmel ve en iyi olmalarını ister.
O halde Seneca bize şunu belirtiyor: Eğer insanlar mutluluk içinde yaşasalardı, kötü kaderleri olmasaydı kendilerini nasıl ispatlayacaklardı? Onların bir kötü kaderi olacak ki mücadele edip rüştlerini ispatlayabilsinler. Yani kendilerini gösterebilecekleri bir kötü kaderleri olsun. Tanrısal öngörü de budur işte.
Ama şunu da düşünmeden edemedim doğrusu. Büyük ödül için büyük bir acı çekmemiz gerekiyor. Oysa tam tersi yani büyük kolaylıklar içinde yaşanıp büyük cezalar çekmek korkusu daha fena bir karanlık olsa gerek.
99 syf.
·Beğendi·10/10
Seneca bu kitabında öğrencisinin sorusu üzerine 'tanrıların davasını üstleneceğim' diyerek Stoa felsefesinin üç ana kavramı üzerinde çok yönlü söylevlerde bulunuyor; Talih(fortuna), Kader(fatum) ve Tanrısal Öngörü(Providentia).

Kader burada mutlak zorunlu evrenin yasaları olarak söylenebilir. Öyle ki bu yasa Tanrının bile dahil olduğu, insan için belirlediği değişmez yasadır fakat Tanrı insanın başına gelecekleri değiştiremese bile insana ne yapması gerektiğinin bilgisini vermiştir. Diğer bir kavram olan talih ise kaderin yanı sıra mutlak değildir ve insanın bakış açısına göre değişir. Erdemlerini keşfeden, kendini arzuların pençesinden kurtaran, bilgelikle yaşayan kişi kötü talihini yenebilecektir. Felsefe ise bilgelikle yaşamının yoludur ve insanın başına kötü şeyler gelmeden hazırlık yapmasını sağlar. "Felsefe dümende oturur ve yaşamda yönü belirler."
Kitabın asıl konusu olan Tanrısal Öngürü ise kısaca dünyadaki oluşumun amacı, tanrının gayesi, diğer bir deyişle tanrının kontrolü altındaki ilahi güç olarak belirtilebilir. Ve Lucilios sorar : "Dünyamızı tanrısal öngörü yönetiyorsa , neden hala iyi insanların başına bir takım kötülükler geliyor." Eğer bir yaratanın varlığına inanıyorsak belki tanrıyı en çok "yargıladığımız" nokta budur. Neden dünyada acı, kötülük denen şeyler var ve neden hep masumların, iyilerin başına geliyor. Dünya neden zalimlerin, alçakların başına yıkılmıyor?

Belki de bu ve benzeri sorularda takılmamızın yegane sebebi bakış açımızdır. Kitapta farklı bölümlerle işlenen konu; öncelikle insanı nasıl düşünmesi, bakması gerektiğine yönelik örneklerle güçlendirdiği anlatılar yer alıyor. Bakış açısı daha bütünsel bir hal aldığında ; iyi-kötü, yaşam-ölüm, gerçek mutluluk gibi kavramlar tekrar yorumlandığında, kişi farkında olmadan kendiliğinden bir cevaba yöneliyor. Örneğin iyi dediğimiz şey nedir? Bir kişi zengin ise, güzel ise üstün müdür, talih ona iyi şeyler mi bahşetmiştir? Tarihteki nice üstün kişiler fakirlik ve yokluk içerisinde türlü zulümler altında yaşamıştır, bu kişilere acıyabilir miyiz, ne bahtsızlarmış diyebilir miyiz, bu kişiler ölümü neden kolaylıkla karşılamıştır? Eğer sadece madde dünyasına inanıyorsak, ruhun ölümsüzlüğüne ve gerçek olanın bu dünya olmadığına inanmıyorsak bu sorunun cevabı evet olabilir. Bu sebeple kitabın en başında Seneca öğrencisi için Tanrının varlığı üzerine ve evrenin bir tesadüfler zinciri ile yaratılamayacağına yönelik anlatımlarda bulunuyor.

Kitabın ana temasında yaşamın zorluklardan bahsetmektedir. Öyle ki bu zorluklar kişiyi iyi yapan yasadan ötürüdür, bu yasa ki bir babanın oğlunu zorlu, sert tavrı ile büyütmesi, bir öğretmenin öğrencisini terbiye etmesi, bir komutanın en zorlu görevleri en iyi askerlerine vermesi gibi insana erdemlerini sergilemesini, sahte bir mutluluktan korumasını, acıları küçümsemesini ve ruhunu yüceltmesini sağlar. Kendini zorluklarla deneyimleyen insan, başına gelen her talihsizliğe hazır olur, ihtiraslarından kurtulur, hayatın yanılsamalarına, arzularına kapılmaz ve gerçek iyiyi ortaya çıkarır. Bundan farklı olan bir yaşam ise hakiki mutluluğa asla erişemeyecek, ihtişamlarının altında derin bir bozulmuşluk, yozlaşmışlık taşıyacaktır ve ufak bir meltem estiğinde sarsılacak, yapaylığı ortaya çıkacak, parıltıları sönecektir. Oysa gerçek iyi parıltı değil, ışıktır, ışığın kendisidir.


Belki de şu sözler kitabın bir özeti, baştaki sorunun naçizane yanıtı olabilir : Tanrısal öngörü vardır ve bu öngörü bir yasa içerisinde vücut bulur. Tanrı insana iyiliğin, hakikatin bilgisini vermiştir ve talihsizlik gibi gözüken zorluklar, bir yanılsamadan ibarettir ve de ruhun terbiye olması, yasayı, hakikati bulması için iyi insanlara kılavuz olarak bahşedilmiştir. Hakikati bulan kişi gerçek mutluluğun sahibi olacaktır. Bu sebeple kötü şeyler olarak bilinen her şey aslında iyi şeylerdir, çünkü zıtlıklar birbirine asla karışmaz, iyi bir insanın başına asla kötü şeyler gelmez.


Fakirliğe acıma ile bakan, güzelliğe şans, ölüme acı son, yağmuru kötü hava olarak gören 'modern' insanın kabul etmesi, özümseyebilmesi güç olabilecek bu yüzyıllar öncesinde yazılmış kadim metinden ana fikri içeren bir kaç söz;

"Tanrı iyi insanı keyif içinde yaşatmaz; onu sınar,sertleştirir, kendisi için hazırlar."

"Nasıl ki bunca nehir, gökten sağanak halinde yağan bunca yağmur, denizin tadını bozmazsa, aynı şekilde felaketlerin hücumu da cesur insanların ruhunu değiştirmez. "

"Neye katlandığın değil, nasıl katlandığın önemlidir."

"Yara almamış bir talih hiçbir darbeye karşı koyamaz."

"Tanrılar için bireylerden çok insan soyu önemlidir."

".. iyi insanların başına gelmesi kendilerini iyi yapan yasadan ötürüdür."

"Büyük adamsın, ama nereden bileyim, kaderin sana hiç erdemini sergileme fırsatı tanımamışsa."

"Aşırılıktan kaçının, takatinizi kesen mutluluktan kaçının."

"Ölçüyü aşan her şey zararlıdır, ama en tehlikelisi ölçüyü aşan mutluluktur."

"İyi sadece iyi insana teslim edildiğinde iyi, kötü sadece kötü insanlara yüklendiğinde kötü olacaktır."

"Alınyazımız bize kılavuzluk eder."

"Altın ateşle, mert insan kötü yazgıyla anlaşılır."

"Güvenli bir yol acizlere korkaklara göredir, erdem yükseklerden gider."

"Dıştan parıldamıyorsunuz, iyilikleriniz içinize yönelmiştir."

"Bırakın her mevsim, her yer size doğayı ter etmenin verdiği armağını atmanın ne kolay olduğunu öğretsin."

"Ölmek dediğimiz olay ruhun bedenden ayrılmasıdır o kadar kısadır ki, hızını hissetmezsin bile. Utançtan yüzünüz kızarmıyor mu? Bu kadar çabuk olan bir olaydan onca zamandır korkuyorsunuz!"
99 syf.
Geç dönem stoacılığın önemli ismi Seneca, eserinde, "tanrısal öngörü varsa, neden iyi insanların başına kötü şeyler gelir?" sorusuna cevap veriyor.

Stoacı öğreti ile ilgili güzel bir kitaptır.
99 syf.
·10/10
Hayat karşısında zorluklarla mücadele eden ve bir yerlere gelmek için tırnaklarıyla kazıyan , uğraşan her insanın okuması gereken bir baş ucu kitabı.

Bir tanrı varsa başımıza gelen tüm bu acılar ne için ? Rahmet sahibi bir tanrı neden kullarına eziyet etmektedir. Yazar kendi inanç ve düşünce dünyasında oldukça güzel bir şekilde açıklamış.

Bazı şeylere inansakta inanmasakta gerçekten motive edici
99 syf.
·Puan vermedi
kitap lucilius'un stoa felsefesinin genel öğütlerini benimseyerek aklına yatmayan
ve " iyi de benim güzel abim hepsi hoş güzel de niye iyi insanların başlarına kötü
şeyler geliyor?" sualinin üzerine seneca tarafından cevap verilmesi neticesinde
oluşmuş yani bize kitap olarak miras olmuş. esasta lucilius abimize yazılan bu
mektup önce onun düşüncelerini sonrasında ise insanlık düşüncesine bir katkıdır.
yazdığı için de seneca'ya teşekkürler. toprağı bol olsun.
____

kitap 6 parça halinde. bunun sebebi ise hitabet sanatının inceliklerini barındırıyor
olması. çünkü soruya direk olarak verilecek cevap mevzuya dair açık çok fazla
açık kapı bırakacağından dolayı oluşabilecek sualleri cevaplaya cevaplaya inşa
edilmiş bir şekilde işleniyor (ha diyebilirsiniz ki bana bana yeni suallere kapı açtı,
bu durum zaten kaçınılmazdır ve ilk elde çoğunluğun aklına gelen ve onların
ıstıraplarını, sıkıntılarını dindirmeye dönük cevaplar verilir. neyse bu bahsi diğer)...

1. bölüm suali tanrı ile insan arasındaki bağdan tutarak bir açıklama girişiminde
bulunduğu bölümdür. çeşitli argümanlar ortaya koyarak sebep-sonuç ilişkisi
bağlamında tanrı varlığının zorunluluğunu anlatır her ne kadar buna ihtiyaç yok
dese bile arguman sunmaktan da kendini alı koymaz. bu bölümde insan ile tanrı
arasında bir akrabalığın da varlığını belirtir. tabii olarak bu belirtme noktasında
şu anki hristiyanların teslis inancına ne kadar katkısı var veya hz isa ile
karşılaşması var mı bilmiyorum.

- tanrı iyi insanı keyif içinde yaşatmaz, onu sınar, sertleştirir, kendisi için hazırlar.

2. bölümünde birbirinin karşıtı olan şeylerin birbirine karışmayacağını, karışmanın
olanaksız olduğunu belirtir. cesur insanları hiçbir felaketin bozamayacağını söyler.
cesur bir insan olarak da cato'nun hayatını örnek olarak gösterir ve savunduğu
şehri kaybetmesine rağmen intihar edecek cato'nun o gece bile ölümü karşılayış
biçimini yani çalışmayı bırakmamasından övgü ile bahseder.

- neye katlandığın değil, nasıl katlandığın önemlidir.
- ölüm şekilleri ölümden korkanlar tarafından bile takdirle karşılanan kişileri
ölü kutsal kılar.

3. bölümde ise cato gibilerinin tarihte tek olmadığı ve onun gibi hayatları ve
ölümleri ile felaketlere katlanan insanlar incelenir, irdelenir. marcius, rutilius,
regulus ve sokrates gibi kişilerdir incelediği ve övgü ile bahsettiği kimseler.

-... bu tür olaylar [kötü olarak nitelenen ve başa gelen hadiseler] tarihin cilvesidir
ve iyi insanların başına gelmesi kendilerini iyi yapan yasadan ötürüdür.

-...iyi insana zavallı diyebilirsin belki, ama böyle dediğin için o zavallı olmaz.

- "bana öyle geliyor ki," diyor demetrius, "başına hiç felaket gelmemiş insandan
daha şanssızı yok."

- "... siz bana kendisi ile mücadele edebileceğim değerde birini bulun; yenilmeye
dünden hazır bir insanla dövüşmek bana utanç verir."

- örnek alınacak büyük insan yaşadığı kötü kaderle keşfedilir.

4. bölümde ise felaketlerin ve dehşet uyandırıcı olayların üstesinden ancak büyük
adamların gelebileceği düşüncesi ileri sürülür. büyük ve azimli bir adam olmak
için ise azimli bir ruha sahip olmayı, zevk, eğlence, zenginlik gibi insanın düşünce
gücünü sekteye uğratıp onu maddi aleme çeken şeylerden arınmanın gerekliliği
üzerinde durur.

- refah dolu bir yaşam sıradan bir adama da nasip olur, sıradan yetenekler de;
ama ölümlülerin başına gelen felaketleri ve korkuları boyunduruk altına almak,
ancak büyük adamın işidir.

-büyük adamsın, ama nereden bileyim kaderin kaderin sana erdemini hiç
sergileme fırsatı tanımamışsa?

- olympia'daki müsabakalara katıldın, ama senden başka hiç katılan yok; demek
ki taca sahipsin, zafere değil.

-çünkü insan kendisini tanıması için sınanmalıdır.

- savaşçı insanlar yaralarıyla gurur duyar, daha iyi bir kader için akıttıkları kanı
neşeyle sergiler.

-felaket erdemin sergilenme fırsatıdır. aşırı mutluluk yüzünden duyarsızlaşanlara,
sakin bir denizdeymiş gibi atıl bir ruh dinginliğinin pençesine düşenlere haklı
olarak bahtsız insanlar diyebilirsin, çünkü başlarına ne gelse bir yenilik olarak
gelecektir.

5. bölüm felaket getiren olayların iyi bir insanın elinde iyi, kötü bir insanın elinde
ise kötü kötü olacağını anlatır. iyi bir insanın ancak sert koşullarda dayanmayı
öngören bir talih görüşü ile ortaya çıkabileceğini belirtir.

-tanrının ve bilge bir insanın amacı, sıradan bir insanın heveslendiği ya da korkup
kaçındığı şeylerin aslında ne iyi ne kötü olduğunu, iyinin sadece iyi olana teslim
edilince iyi olacağını, kötünün sadece kötü insana yüklenince kötü olacağını
göstermektedir.

-gözlerinin oyulmasını hak eden kişi dışında hiç kimse gözlerinden olmuyorsa,
körlük lanet edilecek bir durum olmaktan çıkar.

- tanrı heves edilen şeyleri en aşağılık insanlara verip en iyileri yoksun bırakarak
bunları öyle güzel gözden düşürür ki.

6. ve son bölümde soruya tam cevap verdiğini ve diğer bölümlerin de kısa bir
özetini verir. tanrı konuşur ve iyi insanlara verilen kör talihin bir sınanma olduğunu
ve sınanmadan geçen kişilerin şiddetli olaylar karşısında katlanma gücünü
elde ettiklerini belirtir. ayrıca ölümün de yaşa gibi bir doğallığının olduğunu ve
ondan korkulmaması gerektiğini vurgular.

- "ama tanrı niçin iyi insanların başına kötülük gelmesine izin verir?" o sahiden
buna izin vermez. bütün kötülükleri iyilerden uzak tutar, günahları, rezillikleri,
zalim düşünceleri aç gözlü tasarıları, kör şehveti, başkasının malı göz diken
doymazlığa da; iyileri korur, kollar;...

-... iyilikleri içinize yöneltilmiştir.

- yaşamdan çıkışa, girdiğinizdeki gibi kadar sıkıcı fasılalar koymadım, yoksa
insan doğduğu kadar yavaş yavaş ölseydi talih sizin üzerinizde ne büyük bir
hakimiyet kurardı.

-ölmek dediğimiz olay ruhun bedenden ayrılmasıdır. o kadar kısadır ki, hızını
hissetmezsiniz bile.
...

diyerek mevzuyu kapatır.
kitabı tavsiye eder miyim? evet ederim. kısa bir kitap olduğu için çarçabuk
okur bitiri verirsiniz tabi bu tür konulara dair kafa yormuş iseniz.

bu kitap ile beraber
schopenhauer'in hayatın anlamı?
tolstoy'un hayat üzerine düşünceler
mehmet ali ayni'nin hayat nedir? kitaplarını da tavsiye ederim.
99 syf.
·74 günde·Beğendi·8/10
cok guzeldı okueken cok dusundum ve zevk aldım tabı bazı gerceklerı ınsanın yuzune carpıyor seneca nın tanrı doğa insan hakkındakı dusuncelerı anlatılmış başucu kitabı -doğaya uygun yaşamak, Erdem en yüce iyiye ulaşmak,Tanrı’ya nasıl ulaşabiliriz ve en önemlisi nasıl doğaya uygun yaşayabiliriz evrene ve doğaya zarar vermeyiz.... insanı derin düşüncelere sevk ediyor böyle felsefi romanlar...
99 syf.
·8 günde·10/10
"Ama tanrı niçin iyi insanların başına bir kötülüğün gelmesine izin verir? O gerçekten buna izin vermez..."

Hep soruldu cevaplar arandı... İyi insanların başlarına kötülükler gelmez ki iyileştirici yollar gelir. Birine zarar verilince sessiz kalıyorsanız. Kötülüğü birlikte işlemiş olursunuz.Karşı durursanız iyiliğin başına gelir...
Denizde yolculuk yapıyorken fırtına çıkmaması talihin , fırtına olur da kurtulursan kaderden mi? Her şeyin doğası var her şey öyle hareket eder :)
99 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10
İsa'dan önce 4 yılında dünyaya gelen, İsa'dan sonra 65'e kadar yaşayan Seneca, yazdığı bu satırlarda "Stoacılık" kavramının semavi dinlerle aslında ne kadar da benzeştiğini ortaya koydu.

Mesela kadercilik hemen hemen her dinde varken burada "fatum" (kader) adını alıyor. İnançlar gezdikleri yöreler ve tercüme edildikleri diller aracılığı ile kulaktan kulağa taşınarak yeniden şekillenmiş ve milyonları peşinden sürüklemiş.

Her zaman bir baba figürü arayışı içerisinde olan kandırılmaya müsait zayıf bireyler tarafından ise çok sıkı benimsenen bu fikirler uğruna çokça insan katledilmiş ve edilmeye devam etmekte.
Kendini bil. İnsan nedir ? Her sallantıda ve her savruluşta parçalanmaya müsait bir tekne. Dağılman için büyük bir fırtınaya gerek yok.  
Yara almamış bir talih hiçbir darbeye karşı koyamaz. Ama yaşadığı sıkıntılarla sürekli savaşım halinde olan kişinin derisi aldığı yaralarla kabuk bağlar, hiçbir kötülüğe yenilmez; düşse bile , dizlerinin üstünde dövüşür.
"Sizin kendi hakkında ne düşündüğünüz; başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğünden çok daha önemlidir."
...her insanın yaşantısı birbirinden çok farklı olsa da sonu birdir.
Seneca
Sayfa 75 - Alfa Yayınları
Bilgelik ancak felsefe aracılığıyla öğrenilebilir. Felsefeye gönül veren insanın ruhu kapalı kaldığı bedeninden kurtulur ve dış dünyaya açılarak en yüce iyiye yönelir.
Seneca
Sayfa 16 - Alfa
Ölmek dediğimiz olay ruhun bedenden ayrılmasıdır, o kadar kısadır ki, hızını hissetmezsin bile. Ya bir düğüm gırtlağı sıkar, ya su nefesi tıkar; baş aşağı düşer biri, çarpınca sert toprağa parçalanır gider; soluk alıp verirken bir duman yutarsın, canından olursun; nasıl gelirse gelir ölüm, ama hızla gelir. Utançtan yüzünüz kızarmıyor mu? Bu kadar çabuk olan bir olaydan onca zamandır korkuyorsunuz!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tanrısal Öngörü
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
69
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054056330
Kitabın türü:
Orijinal adı:
De Providentia
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Şule Yayınları
Baskılar:
Tanrısal Öngörü
Tanrısal Öngörü
Tanrısal Öngörü
Tanrısal Öngörü, Senecanın Diyaloglar adlı eserinin ilk kitabı. Filozofun bu bölümü sürgün dönemindeyken Korsikada yazmış olduğu düşünülmektedir. Eser, konusunu Senecanın öğrencisi ve arkadaşı Luciliusun sorduğu Tanrısal Öngörü doğaya hakim olmasına rağmen iyi kimselerin neden kötülüklerle karşı karşıya kaldığı sorusuna verdiği cevaptan alır.

Kitabı okuyanlar 104 okur

  • Enes

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%2.4 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0