Taoculuk Zen ve Batı Kültürü

·
Okunma
·
Beğeni
·
537
Gösterim
Adı:
Taoculuk Zen ve Batı Kültürü
Baskı tarihi:
1996
Sayfa sayısı:
158
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757569312
Çeviri:
İlhan Güngören
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yol Yayınları
"İşte ruhun maddeden, bilincin bilinçdışından acımasızca kopartılıp bölündüğü bir kültürden, herşeyi bir bütünlük içinde gören, insana en derin noktasına kadar huzur veren, içini esenlikle dolduran bir dünya görüşüne...Çağımızın en özgün, en kural dışı filozofu olarak ün yapan ALAN WATTS (1996-1973)"altmışlı", "yetmişli"yıllarda gençlik akımlarının putlaştırıldığı bir öncüydü. Özellikle Zenn Budizm ve Taoculuk ve genellikle Hint ve Çin felsefelerinin bir yorumcusu olarak bilinen Watts, bir yandan da Doğu Kültürüyle Batının karşılaştırmasını yapıp yepyeni özgün sonuçlara varan bir filozoftu.Belkide ona bilge demek daha doğru olur...Watts denemelerinde gözlerimizin önünde durupta şimdiye kadar gözardı ettiğimiz gerçeklere gözlerimizi açmaya çalışıyor ama bunu asık suratlı bir ciddiyetle değil de gülerek, kahkahalar atarak yapıyor. Bu kitapta bir araya getirilimiş altı deneme arasında okuyucu ünlü "Beat Zen. Kurumlaşmış Zenn ve Zen" ve "Seks Yogası (Matihuna ve Taocu Sevişme) adlı denemeleri de bulacaktır.
158 syf.
·12 günde·10/10
Parça ve bütün. Zihin ve benlik. Duygular ve düşünceler. Siyah ve beyaz. Işık ve ses. Dünya ve Güneş. Sevgi ve acı. Sen ve ben.
İçlerinde anlamlarını bilmediğiniz herhangi bir kelime var mı? Yoktur herhalde. İkili kavramların tanımladıklarının yakın ve uzak ilişkilerini de biliyorsunuz dimi? Peki hepsini karman çorman hâle getirdiğimizde de benzerlikleri fark edebilir misiniz? Mesela siyah ve sen, sevgi ve bütün, Dünya ve zihin vs. bu şekilde sonsuz sayıda ikili yaptığımız zaman bilincinizle bunları birleştirebiliyor musunuz? Hatta işi daha da eğlenceli kılıp kombinasyona katılan öğe sayısını arttıralım. Siyah, Güneş, düşünceler, sen ve parça olsun. Bütün bunları alt küme olarak düşündüğümüzde ya da duyumsadığımızda üst kümeye kadar yol alabilir misiniz? Yani hepsinin bağlı olduğu birliğin varlığını fark ederek en derinindeki öze ulaşabilir misiniz? Güneşten farkımızın sıcaklık, parlaklık ve büyüklük olduğunu söylediğimde, bana "Hayır! Düşüncelerim de güneş gibi sıcak, parlak ve büyük olabiliyor. Çünkü Güneş'ten bir parçayı içimde barındırıyorum. Tıpkı Güneş'in beni içinde barındırdığı gibi", diyebilir misiniz? Yoksa "Deli misin be avanak? Ne matrak yapıyorsun? İnsan nerede, güneş nerede! Göz var, nizam var. Kendine gel ayol!" mu dersiniz? Zihninizin çalışma şeklini parçalardan bütüne götüren bir yol olarak mı yorumlarsınız, yoksa bütünden parçaları koparıp kendi içlerine hapseden bir özümseme ocağı olarak mı görürsünüz? Gelişmiş bir canlının, tek bir hücrenin sonsuz sayıdaki çoğalma ve bölünme işlemiyle oluştuğunu öğrendiğimizde bir karıncadan veya bir virüsten bambaşka bir bene sahip olduğunuzu söyleyebilir misiniz? İçinizdekilerin aslında içeride diye ayrılmadığını nasıl fark edebilirsiniz ki? Bedeninizin, ruhunuzla ya da metafiziksel boyutunuzla bitişik ama bambaşka bir şey olduğunu bilinçle nasıl kavrayabilirsiniz ki? Sizi eyleme ve/veya söyleme iten düşüncelerinizin aslında eylemi gerçekleştiren olduklarını da duyumsayabilir misiniz? Duygularınızın, düşüncelerinizi doğurduğuna fakat bu doğumun kendi içine doğru, yani kendindeliğinden kendi kendine doğru olduğuna inanabilir misiniz ki? Duyumsama yoluyla olmadan bir düşüncenin gerçekliğinden nasıl emin olabilirsiniz ki? Duyumsadığınız bir gerçeğin de aslında içinizde çoktan beridir olduğunu fark ettiğinizi nasıl unutabilirsiniz ki? Gerçeğin, anlamını ve kendisini oluşturanın yine siz olduğunu nasıl görebilirsiniz ki? Bilincinizi suyun akışında giden bir yaprak gibi bıraktığınızda, sunduklarından dolayı kendinizden kaçan siz değil misiniz? Kendi içinize yönelmenizi engelleyen yine siz değil misiniz? Dışarıya baktığınızda da yine kendinizi gören de sizsiniz dimi? Kaçan, kovalayanın her yerde ve her şekilde olduğunu bilmesine rağmen neden kaçarsınız peki? Aynaya baktığınızda yansıttığı bedeniniz mi, yoksa aynanın üzerine yansımış siz mi gerçeksiniz? Sizi bire bir aynı şekilde taklit edebiliyor ve maddesel ile ruhani bütününüzü olduğu gibi sunabiliyorken bir kaç kum tanesinden ne farkınız kalır ki? Parçalara bölünmüş benliğinizi tekrar birleştirebilir misiniz ki? Özünden koparılmış olan her şeyi bir bütün olarak kavrayabilir misiniz ki? Kendinizi -yani her şeyi- kelimelerden ve bilincinizden yoksun bir şekilde duyumsayabilir misiniz ki? Derinlerinize indiğiniz zaman katmanları birbirinden ayırdıkça çelişkinin arttığını fark edebilir misiniz ki? Derinliğin seviyelerden değil, içiçe geçmiş yoğunluklardan oluştuğunu hissedebilir misiniz? Dikkatinizi kendinize en son ne zaman yönelttiniz ki? Yönelttiğiniz de bir yönelim mi vardı, yoksa bir zorlama mı? Dışarıya baktığınızda kendinize dair ne görüyorsunuz? Kelimelerin oyunlarını fark edebiliyor musunuz? Yazdığım kelimeleri okuduğunuz zaman zihninizi oradan oraya sürüklediğimi anlayabiliyor musunuz? Her birinin oluşturduğu çağrışım ya da gittiği yolun diğerlerinden farklı olduğunu görebiliyor musunuz? Kelimelerimi aradan kaldırdığım zaman ise onlara baktığınız ve peşinden gittiğiniz gibi bana yaklaşabilir misiniz? Karşınızda tüm zihinsel ve bedensel çıplaklığımla duruyor olsaydım eğer, siz de soyunabilir miydiniz? Soyunmayı geçtim bana bakabilir miydiniz? Yoksa açıkta olan yerlerim size komik ki gelirdi? Ya da daha da kötüsü iğrenç mi gelirdi? Cinsel organımın görüntüsü nasıl bir duygusal durumunuzu tetiklerdi? Daha önce hiç görmediniz mi yoksa? Hiç seks de mi yapmadınız? Hani bir canlıyı, beninin dışındaki bir benle kurabileceği en yakın ve etkili teması duyumsamadınız mı? Günah olduğu için mi bundan kaçındınız? Yoksa hayvansal bir içgüdü olarak gördüğünüz için aşağılayıcı bir eylem olacağı kanaati mi verdiniz? Peki eylemin kendisi yaşamı barındırabilicek kadar özel ve güzel iken, zihninizde kaçınılması gereken bir eylem olmasını sağlayan ne olmuş olabilir? Parça pinçik olmuş düşünceleriniz, size, aslında cinsel organınızının siz olduğunu söylemedi mi? Hatta benimkinin bile siz olduğunu söylemedi mi? Sevginin bir araya getireceği cinsel organların sadece hayvansal bir zevk ve ürüme olduğunu mu düşündürdü yoksa? İşin içine evlilik girmedikçe kutsallığı ve güzelliği yok mu yoksa? Sizinle dünya ve insan arasındaki bağlantı kağıt üzerine atılan bir imzada mı veya imam ya da papazın söyleyeceği duada mı yoksa? Zevkin ve acının bahşedildiği canlılıkta böyle sınırlar gerçekten var mı? Yoksa bu sınırları çeken bizim kelimelerimiz mi? Bir insana dokunduğumuzda, aklımızın sunabilecekleri o temasın karşılığı olabilir mi sizce? Kelimelerin uzanabiliceği bir sonsuzluk var mı sizce? Kelimeleri ve zihni çıkardığınızda geriye duyumsadığınız ne oluyor peki? Bir insanın bedenini oluşturan sizin dokunuşunuz ve gözünüz değil mi? Aynı şekilde kayayı sert yapan da sizin parmaklarınız değil mi? Olanları iyi ve kötü diye ayıran sizin bilinciniz değil mi yoksa? Yargılarınızdan uzak bir şey var mı sizce? Sizin sınırlamanıza kendiniz bile maruz kalmışken, dışarıda herhangi bir şeyi bağımsız görebilir misiniz? Kendiniz evrendeki herhangi bir şeyden bağımsız olabilir misiniz? İnandığınız Tanrının ya da herhangi bir şeyin siz olduğunu anlayabilir misiniz? İnandığınızı, inancınızla sınırlandırdığınız farkında mısınız peki? Araya çizdiğiniz tüm sanrısal sınırların üzerinde geçebilecek cesarete sahip misiniz? Dünün ve yarının sadece kafanızda olduğunu da biliyorsunuz dimi? Tam şu anı ise ebediyetin içinden alıp kendinizde duyumsayabildiğinizi ayırt edebiliyor musunuz peki? Yaşamın ölümden hiçbir farkı olmadığını kanıtlayabilseler ya da duyumsayabilenler benzetme yoluyla sizlere anlatsa herhangi bir şekilde deli olmadığını düşünebilir misiniz ki? Sevginin kapsamadığı hiçbir zerrecik olmadığına düşünce yoluyla varabilir misiniz peki? Acının ve sevginin özde içiçe geçiren ve bütünleştiren yegâne yapıştırıcı olduğunu hissedebilir misiniz peki? Tüm bu soruları soranın siz olduğunu söyleyebilir misiniz? Aslında sorular size değil, bana yönelik olduğunu söyleyebilir misiniz? Bunları kitabın yazdırdığını düşünebilir misiniz? Okuduklarınızın oluşturacağı etkiyle bana yaklaşabilir misiniz? Bana yaklaştığınızda kitabı da içinize almış olamaz mısınız? Aslında kitabın sizin ve benim, aslında sadece bütünsel benin hikâyesi olduğunu görebilir misiniz? Buradaki soruların barındırabiliceği her şeyin bizden öteye gidemeyeceğini öğrendiniz mi? Her şeyin bizde başladığını ve bizimle sonsuza gideceğini tüm benliğinizle duyumsayabiliyorsunuz dimi?

"Bu görünüm gerçeğe uyuyor mu diye kendimize soracak olursak alacağımız ilk yanıt, bir başına, öteki şeylerden soyutlanmış gerçek diye bir şeyin olamayacağıdır. Gerçek her zaman bakış açılarına göreli olarak vardır. Ateş derimize görece olarak sıcaktır. Dünyanın yapısı duyu organlarımıza ve beynimize yansıdığı kadarıyla bilincimize ulaşmaktadır. Öyleyse örneğin sözü geçen yaşantıda olduğu gibi insanın zihinsel ve bedensel oluşabilecek değişiklikler, algılarını ve sezgilerini güçlendirebilir. Ama başka yönde oluşabilecek değişiklikler şu dünyanın gerçeğini şizofreni ya da çöküntü içinde olan kimseye gösterdiği biçimde bize de sunabilecektir."

"Eğer bilinçli imanla aşk arasında bir fark varsa bu fark kıl payından daha büyük olmamalı."
158 syf.
·4 günde·Beğendi·4/10
Hikmet'in kaynağının bir olduğuna şahit oluyorsunuz. Yer yer sıkıyor olmakla beraber İslam tasavvuf literatüründen aşina olduğumuz değinileri biraz rahatlatıyor. Tasavvufa dair ileri okumalar yapanlar okumaMAkla birşey kaybetmez, hatta zaman kazanır.
Onun için bilgelik iyiliğin kötülüğü yenmesi için savaşmak değil, tıpkı dalgaların üzerinde dalgalarla birlikte inip çıkan bir şişe mantarı gibi, iyiliğin de kötülüğün de üzerinde kalmasını öğrenmektir.
Çinli'nin çok açık olarak gördüğü birşey vardır: Kendi doğasına güvenmeyen kimse, kendi doğasına olan güvensizliğinin haklılığına da güvenemez, o zaman da tam bir açmaz içinde kalır.
Biraz önce sözünü etmiştik, bizim toplumumuz yalnızca sanatçıda tüm yaşamın, hem ruhsal hem de bedensel aşkın kutsanmasına hoşgörüyle bakıyor. Çünkü sanatçıyı ciddiye almıyor, sanatçıyı tutarsız şeyler söyleyerek insanları eğlendirmeye çalışan bir soytarı sayıyor. Derin bir ruhsal bilgeliğe erişmiş olan kimseler de, ister herkese gülünç görünsünler ister görünmesinler toplum da tutarsız oldukları izlenimini yaratırlar. Bu yalnız bugün için böyle değildir, oldum olası, yüzyıllar boyunca hep böyle olmuştur. Çünkü yüzyıllardan beri toplum sözcüklerin ve düşünce alışkanlıklarının yanılgıya sürüklediği bireylerden oluşuyor. İnsanların temel karşıtlıklar arasında bir seçim yapabileceğine, zevkle acıdan, iyiyle kötüden, Tanrıyla şeytandan, ruhla bedenden birini seçebileceklerine inananlardan oluşuyor toplum. Ama sözcüklerle, deyimlerle birbirlerinden ayırabiliceğimiz şeyler gerçekte sınırlı içiçeliği yüzünden birbirilerine ayrılmıyorlar. Birisi çıkıp ta bu karşıtlar arasında kesin bir seçim yapılamayacağını söyleyecek olsa topluma ters düşüyor. Çünkü böyle bir kimse politikacıların da reklamcıların da yanılgısını paylaşmıyor demektir. Politikacıların da reklamcıların da inanışına göre daha kötü ve daha kötü olmadan daha iyi ve daha iyi olamaz ve bir mal bir kez istek uyandırmışsa o malın her zaman için isteklisi çıkar.
Kişisel olarak benim Zen'de ilginç bulduğum yön, örgütlendirilemez, öğretilemez, aktarılamaz, bir diplomayla belgelendirilemez, hiçbir sistem içinde paketlenemez oluşudur. Hatta onda izlenebilecek ortak bir yol bile yoktur. Herkes yolunu kendi bulmalıdır, Plotinus'un dediği gibi «Bu yalnız olanın Yalnız olana doğru yolculuğudur.» Ya da eski bir Zen şiirinde dile getirildiği gibi

Onu kendinizde bulamazsanız...
Başka nerede arayabilirsiniz ki?
Artık bir insanın hem melek, hem hayvan olmasının bir rezalet sayılması gerekip gerekmediğini sormanın zamanı geldiğini sanıyorum. Bir başka deyişle iç huzursuzluğu içinde bir şaşkın, bir kararsız olmadan, hiçbir çelişki ve çatışkı içine düşmeden, bir yandan gizemci, bir yandan da bedenin zevklerine düşkün bir kimse olunabilir mi?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Taoculuk Zen ve Batı Kültürü
Baskı tarihi:
1996
Sayfa sayısı:
158
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757569312
Çeviri:
İlhan Güngören
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yol Yayınları
"İşte ruhun maddeden, bilincin bilinçdışından acımasızca kopartılıp bölündüğü bir kültürden, herşeyi bir bütünlük içinde gören, insana en derin noktasına kadar huzur veren, içini esenlikle dolduran bir dünya görüşüne...Çağımızın en özgün, en kural dışı filozofu olarak ün yapan ALAN WATTS (1996-1973)"altmışlı", "yetmişli"yıllarda gençlik akımlarının putlaştırıldığı bir öncüydü. Özellikle Zenn Budizm ve Taoculuk ve genellikle Hint ve Çin felsefelerinin bir yorumcusu olarak bilinen Watts, bir yandan da Doğu Kültürüyle Batının karşılaştırmasını yapıp yepyeni özgün sonuçlara varan bir filozoftu.Belkide ona bilge demek daha doğru olur...Watts denemelerinde gözlerimizin önünde durupta şimdiye kadar gözardı ettiğimiz gerçeklere gözlerimizi açmaya çalışıyor ama bunu asık suratlı bir ciddiyetle değil de gülerek, kahkahalar atarak yapıyor. Bu kitapta bir araya getirilimiş altı deneme arasında okuyucu ünlü "Beat Zen. Kurumlaşmış Zenn ve Zen" ve "Seks Yogası (Matihuna ve Taocu Sevişme) adlı denemeleri de bulacaktır.

Kitabı okuyanlar 14 okur

  • burak sevilir
  • Abdülaziz Biçkioğlu
  • bi dilini tutabilsen.
  • Yaşar Elgin
  • Deniz Kitapkurdu
  • Majer
  • Simurg
  • Pınar Cinisli
  • Jah
  • Tinúviel

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16.7 (1)
9
%33.3 (2)
8
%33.3 (2)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%16.7 (1)
3
%0
2
%0
1
%0