Adı:
Tarihe Tanıklığım
Baskı tarihi:
Ekim 2015
Sayfa sayısı:
624
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758740086
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Klasik Yayınları
Aliya İzzetbegoviç faktörü olmadan Bosna'nın bağımsızlık mücadelesi anlaşılamaz.

Aliya'yı herhangi bir özgürlük savaşçısından ayıran özellik liderliğinin çokyönlü yansımalarında aranmalıdır. Bu kitap, onun kendi kaleminden kişiliğinin yansımalarıdır. Onun hayatı, toplumunun değerlerine sahip çıkan, bu değerlerin entelektüel ve siyasi olarak yeniden diriltilmesine adanmış bir ömürden ibarettir.

Bosnalı Müslümanların, asimile edilerek kimliklerinin silinmesine yönelik sistematik uygulamalara karşı bir aydın olarak direnmiş, yıllarca hapis yatmıştır. Bir özgürlük savaşçısı ve devlet adamı olarak bağımsızlık mücadelesine öncülük etmiş, bağımsız Bosna'nın yeniden kurulmasında belirleyici olmuştur.

Düşünür, özgürlük savaşçısı, devlet adamı olarak Aliya İzzetbegoviç yeni bir lider tipinin öncüsüdür. Bilge kral Aliya İzzetbegoviç'in anılarını okumak, imkansızlıklar içinde büyük umutları besleyen, adaletsizliğe karşı ahlâkın zaferine inanan bir ulusun tarihine tanıklık etmektir.
590 syf.
Aliya İzzetbegoviç’in Türkçe olarak da neşredilen otobiyografisi ‘Tarihe Tanıklığım’ sadece Aliya’nın hayatının değil onun kaderiyle sıkı sıkıya örtüşen Bosna tarihinin ve bağımsızlık savaşının da önemli ipuçlarını sunuyor bizlere. Aliya’nın kitapta yazdıklarına göre, dedesi İstanbul’da askerliğini yaparken Üsküdar’da yaşayan bir Türk ailenin Sadıka isimli bir kızıyla evlenir ve Bosna’ya döner. Yani, Aliya’nın babaannesi bir Türk’tür. Zaten babası da Türkçe anlar ama çok fazla konuşamazmış.

Aliya İzzetbegoviç, dine düşkünlüğünün temelinde kısmen de olsa annesinin yattığını söyler. Annesi dindar bir kadındır ve hiç aksatmadan her sabah namazına kalkar; bundan çok hoşlanan küçük Aliya’yı da kaldırır ve camiye gönderir. Hodzijizka Camiinin ihtiyar imamı Mujezinoviç ( Müezzinoğlu ) her sabah mutlaka Rahman Suresini okur ve bu küçük Aliya’yı adeta cezb eder.

Aliya’nın okul yılları Yugoslavya’da komünist fikirlerin hızla yayıldığı bir dönemdir. Ancak o, komünizmin Avrupa’daki faşizme karşı bir hareket olarak yayıldığını ve birinin kara totalitarizmse öbürünün de kızıl totalitarizm olduğunu düşünür. Yoğun ateizm propagandalarına rağmen içinde her zaman taşıdığı Allah inancı galip gelir ve kendi ifadesiyle ‘ inancı bir-iki yıllık sallantıdan sonra geri gelir.’ Üstelik bu kez sadece bir ata mirası, gelenek olarak değil, yeni baştan edinilmiş ve bir daha da hiç kaybedilmeyecek bir inançtır artık!

Aliya’nın aynı ismi taşıdığı diğer dedesi Bosna’da bir validir. Birinci Dünya Savaşını başlatan suikastın ardından Avusturyalılar suçlu olsun olmasın pek çok Sırp’ı tutuklamaya başlarlar. Bu sırada Aziziye’de kırk kadar masum Sırp da tutuklanır ancak dedesi bu haksızlığa izin vermez. Duruma müdahale edip onları kurtarır. 1944’te ise Ustaşalar’dan kaçıp, Müslüman bölgesine girmek isteyen Aliya, yolda Sırpların eline düşer. Çetnikler epey bir işkence yaparlar ve boğazını keserek onu öldürmeye karar verirler. Ancak Çetnik komutanlardan birisi olan Albay Keseroviç, Aliya’nın kim olduğunu öğrenir ve öldürülmemesi emrini verir. Çünkü dedesinin 30 yıl önce ölümden kurtardığı Sırplardan birisi de odur!

Tarihe Tanıklığım’da bunlar gibi pek çok kişisel hatırası var Aliya’nın. Kitap hacimce kalın lakin Bosna Savaşı’na ve Bosna’ya ilgi duyanlar için hiç de sıkıcı değil. Aliya’nın şahsi tarihine paralel olarak Boşnakların tarihini de okuyabiliyorsunuz. Hatta 1992-95 arasındaki kara günler o kadar ayrıntılı anlatılıyor ki Bosna iç politikasını ve savaşın seyrini dahi ince ayrıntılara kadar öğrenebiliyorsunuz.

Rahmetli Aliya İzzetbegoviç büyük bir adamdı. Bir entelektüel, bir aydın, bir mütefekkir. Belki bunların hepsinden daha az siyasetçi daha fazla demokrat idi. Genç Müslümanlar teşkilatıyla başlayan siyasi hayatında hep zorluklarla mücadele etmiş ancak Osmanlı/Müslüman kimliğini hiç unutmamış değerli bir şahsiyetti. Bugünkü siyasal İslamcı politikacılarla zerrece alakası yoktu.

Belki de son güzel Osmanlı idi…
624 syf.
·71 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bosna’nın bağımsızlık ve özgürlük mücadelesine yakından tanık olmak isteyenlere tavsiye ederim.

Bosna bağımsızlık mücadelesini Aliya İzzetbegoviç faktörü olmadan anlamamız imkansız. Çok uluslu, çok dinli, çok kültürlü bir entite olan Bosna’nın birlik ve beraberliğini sağlama, bölünmezlik ve toprak bütünlüğünü korumak adına verdiği mücadeleye hayran kalmamak elde değil.

Ben balkanlar turuna katıldım ve keşke bu kitabı daha önce okusaymışım dedim belki o zaman savaşın üzerinden nerdeyse 30 yıl geçmesine rağmen, insanların gözlerinde hala yer alan hüznü daha iyi anlayabilirdim. Bosnalılar o kara günleri unutmuyor ve unutmak da istemiyorlar en iyi örneklerden biri de evlerinden yok etmedikleri mermilerin izi!

Aslında buna savaş demek de ne kadar doğru bilmiyorum. Yugoslavya çözülme sürecine girdiğinde, BM, Yugoslavya’ya silah ambargosu uyguluyorlar. Fakat maalesef bundan sadece Bosna ordusu nasibini alıyor. Çünkü Yugoslavya’daki sırp hegemonyası, ne yapacaklarını da bildiklerden 40 yıl boyunca yugaslov ordusuna silah stokluyor. O sıralar Yugoslav ordusu Avrupa’nın en iyi donatılmış 4.ordusuymuş ve düşünün ki bu ordu; henüz çok yeni bir devlet olan, doğru düzgün ordusu bile olmayan ve silah ambargosuna tabi tutulan Bosna’ya saldırıyor! Avrupa’nın kalbinde bir katliam yaşanıyor, dünyanın bir daha olmasına izin vermeyeceğiz diye yemin ettikleri nazi kamplarına benzer toplama kampları oluşturuluyor. Bosna’dan silah ambargosunun kaldırılması talebine karşı BM, silah istiyorsanız ekmek ve ilaçtan mahrum kalırsınız diye karşılık veriyor. Güya güvenli bölge ilan edilen Srebrenica’da, BM güvenlik güçlerinin gözleri önünde tam bir soykırım yaşanıyor. Sadece 4 günde 7 bin kişi öldürülüyor! Yıllar sonra Avrupalı bir general daha kararlı olsaydık bu trajediyi önleyebilirdik diye itiraf ediyor.

Tüm avantajlarına rağmen sırplar Bosna’da istediklerini elde edemiyorlar, 4 yıl boyunca halkın direnişiyle karşılaşıyorlar. Ve sonunda Bosna devletini tanımak zorunda kalıyorlar.

Bu kitapta İzzetbegoviç’in hayatını, düşüncelerinden dolayı maruz kaldığı suçlamaları, mahkûmiyetlerini, kendisini Bosna cumhurbaşkanlığına götüren süreci, Bosna bağımsızlık mücadelesinin tüm hatlarını ve İzzetbegoviç’in bu mücadeledeki tartışmaz rolünü; hem savaşı engelleme noktasında, hem direniş kısmında hem de barışın sağlanması konusunda görebiliriz.

Kapanışı İzzetbegoviç’in sözleriyle yapalım;

Bizler cehennemi yaşamış ve her şeye rağmen aklını muhafaza edebilmiş insanlarız. Bu da bizim zaferimizdir.

Ve her şey bittiğinde hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.

Görüyorsunuz Allah karşımıza acı verici bir imtihan çıkarmıştır. Boğazlandık, kadın ve çocuklarımız öldürüldü, camilerimiz yıkıldı ama biz kadın ve çocukları öldürmeyeceğiz, kiliseleri yıkmayacağız. Bunu yapmayacağız çünkü bu bizim yolumuz değil!

Biz muzaffer olacağız çünkü biz başkalarının dinine, milliyetine ve farklı siyasi kanaatlere saygı gösteriyoruz, çünkü bu zor durumumuzda bile temiz insanlar olmaya çalışıyoruz.

Eğer bir kez daha ırmaklarımız üzerinde köprüler inşa edeceksek, köprüleri öncelikle halkımızın ruhlarına inşa etmeliyiz.

Bedeni kurtaracağız ama ya ruhu ?

Ruhun şad olsun Bilge kral…
624 syf.
·24 günde·Beğendi·10/10
TARİHE TANIKLIĞIM
ALİYA İZZETBEGOVİÇ – KLASİK YAYINLARI – 11.BASKI.
Kitap otobiyografik bir eser. Aliya’nın özel, siyasî ve fikrî yaşantısı ve düşünce dünyasını yansıtıyor. İlk bölümde ailesini, büyüdüğü yeri, eşiyle tanışmasını ve Genç Müslümanlar teşkilatıyla ilk irtibatını anlatıyor. Daha sonra gerek teşkilatla ilişkisi gerek gerekse de yazdığı yazılar nedeniyle hapse düşmesi ve burada yaşadığı olayları anlatıyor.
Hapisten çıkış, parti kurma çalışmaları, soykırıma karşı mücadele, Başkanlık yılları, siyaseti bırakması ve en son EKLER bölümüyle bitiyor.
Özel hayatında şu konular ilgimi çekti:
Dedesi belediye başkanı olduğu yıllarda Sırpları koruyor. Adaletli davranıyor. Dedesinin bu davranışı kendisinin 2. Dünya Savaşı’ sırasında (1944) Çetniklere esir düştüğünde hayatını kurtarıyor.
Annesi ve babasının düzgün, birbirlerine saygılı bireyler olması hem karakteri hem de kendi ailesinde de bir uyum yakalamasında etkili olmuştur.
Eşiyle sevgi bağı çok kuvvetli. Gerek cezaevindeyken gerekse de mücadele yıllarında cephedeyken bir kere bile ailesiyle sorun yaşamıyor. Eş ve çocukları çok sadıklar. Onu hem seviyor he de destekliyorlar. Ayrıca hanımına başörtüsünden dolayı baskı yapmaması ve onun ahlâkıyla övünmesi de dikkatimi çekti.
Hapisteki hayatını da arınması ve olgunlaşması açısından olumlu buluyor. Hatta tutuklu bulunduğu yıllarda dışarıda işlenen cinayetleri sayarak “Eğer cezaevinde olmasam, büyük ihtimalle beni de öldürürlerdi. “demek suretiyle “Belki de bu hakkımda hayırlı oldu.” demeye getiriyor.
Cezaevine ikinci girişte siyasî değil de adlî hükümlerle yatmasını da hayra yoruyor. Böylece siyasî mahkumların gördüğü eziyet ve hak mahrumiyetlerinden muaf tutuluyor. Ayrıca adlî mahkumların davalarına bakıp insanî ilişkilerinde daha çok olgunlaşıyor. Hatta bazılarına hak bile veriyor. İnsanın bazı şartlarda istemese bile suça bulaşmak zorunda kaldığından bahsediyor. (Babasını kurtarırken cinayet işleyen adamın örneği).
Bundan sonraki hayatında SDA’yı kurması, seçimleri kazanarak başkan seçilmesi, soykırım dönemindeki mücadelesi, Dayton Antlaşması sonrası ilk seçimlerde zafer ve 2000 yılında Başkanlığı bırakması hayatını şekillendiren ve yönlendiren ana dönemler olarak göze çarpar.
Aliya’nın bu kitabında gerek kişiliği gerekse de düşüncesi yönüyle bende bıraktığı izleri maddeler halinde şöyle sıralayabilirim:
—Kendini iyi yetiştirmiş. Burada Batı’yı iyi okuması ve İslamî düşünceyi net olarak benimsemesi önemli. Doğu medeniyeti eserlerinden bahsetmiyor ama Batı’yı bildikten sonra gönlünün tüm kapılarını İslam’a açtığı belli.
—En zor felsefî konuları o kadar net sade bir şekilde anlatıyor ki bu konuda kendisine hayran bırakıyor.(Din, milliyetçilik, demokrasi, ahlak vs.)
—Adaletli ve merhametli. Başkan olduğunda kendini hapse atan hâkimleri affetmesi, savaş döneminde ihanet eden Sırp ve Hırvat unsurları himaye etmede tereddüt etmemesi, muhalefeti hoş görmesi…
—Zamanı iyi okuması. Daha hapisteyken siyasi ortamı iyi okuyup parti düşüncesini orada oluşturması, bağımsızlık referandumunu tam zamanında yapıp mücadelesine meşruluk kazandırması, BM’nin kanunlarını iyi okuyup toplantılarda onları bu kanunlarla vurması.
—Sabırlı olması. Mücadeleden vazgeçmemesi. Ehveni bulamadığı zamanlarda şerler arasından ehveni seçebilmesi.(Broçko meselesinde sonradan kazanan o oluyor.)
—Daima halkıyla olması.
—Ütopyacı değildi. Savaştan sonra “İsterseniz affedin ama soykırımı unutmayın. Kültürünüzü ve dininizi unutursanız yok olursunuz.” diyor. Ayrıca RTVBİH konusunda -bizim TRT’ye denk gelir- bu kanalın tarafsız olması gerektiği, içinde her unsurun eşit temsil edilip kültürlerinin aynı oranda temsilinden yanadır. Fakat Boşnakların da bir kanal kurması ve kültürlerini yansıtmalarını desteklemiş.)
ALINTILAR
“Her zaman çok net olmasa bile dinin temel mesajı bana hep “sorumluluk” gibi görünmüştür. Onun mesajı krallar ve imparatorlar için bile aynıdır; onların da sorumlu olmaları gerektiği yönündedir. Onların bu dünyadaki polisten korkuları olmasa da –çünkü polis zaten onların ellerindedir.— din onlara uyguladıkları şiddetten dolayı hesaba çekileceklerini ve bu sorumluluktan kaçış olmadığını söyler. Tanrısız bir kâinat, bana anlamdan yoksun görünmüştür.”
—Faşizm ve kominizm o gününün dünya düzenini karakterize ediyorlardı. Batı da görünüşte sahnenin bir parçasıydı; fakat bunlar eski dünyayı tahrip etmeyi ya da değiştirmeyi arzulayan yeni eğilimlerdi. Defedildiğinde ise bir yanılsamadan başka bir şey olmadığı görüldü. Sözde eski dünya varolmaya devam etti ve kendisini değiştirdi. (Burada Batı hep yeni düşünceleri benimsemeye devam edecek. Bulunan her yeni ekol fırtınalar estirecek. Bu fırtınalar belli bir dönem sonra defedilip yok olacak; ama fırtınadan sonra hiç –manevi—adil—paylaşımcı bir düzen benimsenmeyecek. Değiştirilmek istenen sözde eski düzen varolmaya devam edecek. Kabuk değişse de öz hep aynı kalacak ve hep aynı tadı verecek. O yüzden özü değiştirmek, saflaştırmak gerekir. Yoksa dış kabuk değişse de kirli özü korumaya devam edecektir.)
—Hocalık ya da şeyhlik gibi ayrı bir toplumsal sınıf ya da rütbe olmamalıdır. Bu İslam’ın iç ve dış gelişimini engelliyor.

—Kendilerine deliliğin bulaştığı insanlar, mutludurlar. Ben de onlardan biri olduğumu düşünüyorum.
—Her şey çift yaratılmıştır.(Kuran ayeti) İnsan ikili bir varlıktır. Beden ve Ruh. Beden, ruhun taşıyıcısından başka bir şey değildir. Bu taşıyıcı evrimleşmiştir ki bu onun bir tarihi olduğu anlamına gelir. Fakat ruh evrimleşmemiştir. O Tanrı’nın dokunuşuyla (nefha—i ilahi) esinlenmiştir. İnsanlığın birinci veçhesi bilimin konusudur. İkincisi ise dinin, sanatın ve etiğin. İnsan türü hakkında açıklamanın ve iki hakikatın bulunmasının nedeni budur. Onların hakikatleri farklıdır ama karşılıklı olarak birbirlerini dışlayıcı değillerdir. (Ekleme: Önemli olan hâkimiyetin hangi unsur elinde olması meselesidir. Son sözü kim söyler. Şahsiyeti belirleyen de budur.)

—Her bilimsel yöntem Tanrı’nın ve insanın inkârına doğru götürürken, bütün sanatlar dini haber verir.( Ekleme:Bu konuda kendisine katılmadığımı söylemek zorundayım . Bu alıntıyı almamdaki sebep de budur. Saadettin Ökten’ in Türk Kahvesi adlı programda Kemal Sayar ile birlikte Ayşe Böhürler’e konuk oldukları bir video var. BU meseleyi müthiş anlatır. Tavsiye ederim.)
—Eğer bir Tanrı yoksa, insanlık da yoktur. Ve insanlık olmaksızın hümanizm, insan onuru boş laflardır.
—Medeniyetin amacı ütopyacı eşitlik ile beraber bir “dünya imparatorluğu”dur. Dinin amacı ise “göksel krallıktır”.
—Tanrı’sız bir ahlakî düzen olamaz. Ahlak dinin koşuludur.
—Medeniyet evrim demek iken, dinin ve sanatın gerçek bir gelişimi yoktur.
Ekleme: Bütün dinler aynı hakikati anlatırken sanatın özü de insanın ruh dünyasının aksinden başka bir şey değildir. Bu yüzden ilk çağlardaki mağara resimleriyle günümüz modern tabloları, ilk dönem sözlü edebiyat ürünleriyle modern yazılı ve çağdaş edebiyat da insan ruhunun estetik yanını yakalamaya çalışır. Böylelikle beden ve medeniyet evrimleşir. Kabuk değiştirir. Yeni oyuncaklar ve araçlar edinir ama toprağa girmekten kurtulamaz. Ruh ise Allah’tandır. Allah ölmez. Emaneti olan nefha (nefes—ruh) tekrar ona döner.
Nefistir kirlenmemize neden olan. Peki, kirlettiğimiz nedir diye sorarsanız eğer, “bedendir” derim. Zira yıkadığımız bedendir, ruh değil. Ruh temizlenmez zira temizdir zaten. Ruh temizlenmeyi değil dinginliği, itminanı diler; tazeliğini muhafaza etmeyi ve “kalu bela” da verdiği ahitte sabitkadem durmayı ister.

Bu dinginlik, tazelik ve itminan geldiği kaynakla irtibatın devamına bağlıdır. Bu bağı kestiğiniz anda ruhunuzu satar. Bedeninize mahkûm olursunuz. Ruh ölümden sonra serbest kalır ve gerçek sahibine kavuşurken nefis Hesap Günü hesaba çekileceği sırayı bekler.
—Marksizmin adalet tanımı: Adalet yönetici sınıfların yasaya dönüşmüş iradesidir.
—(Cezaevinde çok önemli bir kitabı alıp dışarıya fırlatan ve onların kitaplarına düşman biri için söylenen bir söz vardı. Aliya’nın ateist bir arkadaşının sözüydü. Saf kötülüğün kaynağı olan kişiler için söylenmiş bir söz ) : —Biliyorum ki sen Tanrı’ya inanıyorsun. Ben Tanrı’nın var olup olmadığından emin değilim ama şeytanın var olduğunu kesin olarak biliyorum.
590 syf.
·34 günde·Puan vermedi
okudukça Aliya'ya olan hürmet ve sevgim artıyor . Hem güzel bir mümin hemde siyasetçi olunurmuş, siyasette gerçekten adalet sağlanırmış, demokrasi denilen şey Aliya'nın düşündükleri gibi olunca meğer çok güzelmiş, özgürlük denilen şey işte buymuş..

Güç ele geçince düşmana aynısını uygulamak ister genelde insan veya kötü bir söz bile işitse insan aynı ile karşılık vermeye kalkar hemencecik. Aliya başka o farklı onun bir sloganı var '' Bizde zalimlerden olursak, zulme karşı savaşmamızın bir anlamı olmaz. Kitaba uyacağız!'' diyor ve şu fikri savunuyor; bizim öğreticimiz düşmanlarımız değil onlara benzemeyeceğiz..

seni senden öğrenmek ve seni yakından tanımak güzeldi Aliya ..
590 syf.
·7 günde·8/10
Aliya'nın çocukluk günlerinden, Bosna-Hersek'in bağımsızlığını kazandığı döneme kadar yaşadıklarını anlattığı otobiyografik bir eser. Eserde, Yugoslavya'nın dağılmasından sonra yaşanan savaş ve savaşı bitirmek adına Amerika'nın Ohio eyaleti Dayton şehrinde gerçekleştirilen barış görüşmeleri oldukça geniş bir yer tutuyor. Aliya'nın ve Bosna'nın geçirdiği zor günlerle ilgili çok sayıda tutanak belgesi, rapor, mektup, konuşma ve röportaj bulunuyor. Boşnakların göstermiş olduğu mücadeleyi ve Aliya'nın bu mücadeleye  etkisini, katkısını anlamak için çok kıymetli bir eser olduğunu düşünüyorum. İyi okumalar...
590 syf.
·3 günde
Toplumun medeniyet değerlerine sahip çıkmış, Bosnalı Müslümanları asimile ederek kimliklerini silmeye yönelik uygulamalara her alanda direnen, devlet başkanı olarak sergilediği siyasi ve askeri yeteneğinin yanısıra diplomatik alanda da başarı gösteren Aliya İzzetbegoviç'in otobiyografisi. Ve Birleşmiş Milletlerin ve Dünyanın Sırplara ve Hırvatlara "Hadi biz bakmıyoruz, siz katliam yapın" dediği coğrafya, Bosna. Bosnadaki olaylar ve müzakerelerin geniş halde yer aldığı bir eser.
590 syf.
·Beğendi·10/10
Toplumların tarihini biraz da kahramanları yazar; en azından büyük dönüşümler öncü isimlerin damgasını taşır.Tarih yazan toplumların tarih yazan kahramanları vardır.İşte Bosna' nın tarihine bizzat tanıklık etmiş Aliya İzzetbegoviç için söylenebilecek en anlamlı söz,onun bilgeliği ile liderliğini en iyi tanımlayan " Bilge Kral " tanımlamasıdır.
..Ve bu liderin kaleminden " Tarihe Tanıklığım " kitabı..Tek kelimeyle muhteşem..Tavsiye eder,iyi okumalar dilerim.
624 syf.
·31 günde·9/10
Aliya ;
1. Sosyalist bir ülkede büyüme, Alman lisesinde okumuş olma ve sonrasında hukuk okumanın verdiği disipline olmuş yetişme tarzı ...
2. Çok uluslu ve çok dinli bir toplumun pozitif tüm ayrıcalıklarını da gözlemleyerek mültikültürel bir yaklaşımla hayatı okuma ve Yugoslavya’da “Müslüman öteki ” olmanın ve bu kimlikle dik durmanın verdiği özgün bir kişilik...
3. İkinci dünya savaşını yaşamış olma ve yokluk, yoksulluk çağlarında büyümüş olmanın öğrettiği kanaat ve yetinme duygusu...
4. Gençlik ve olgunluk zamanlarında, sıradışı siyasi bir figür olan Tito dönemi sosyalist Yugoslavyasının tüm siyasi tecrübelerine şahit olarak önceleri Marksist bir eğilimle dünyayı yorumlama, sonrasında tüm bu kritik ve eleştiri tecrübelerini İslamla anlamlandırma ..
5. İslam deklerasyonu adı altında “manifesto “niteliği taşıyan eseriyle bir grup arkadaşıyla muhalefet etme cesaretini göstererek ve tutsak olarak zindanda kalmanın verdiği bedelleri göze alarak inancındaki kararlılığı gösterme..Bilgi, inanç, tecrübe ve öznel koşulları harmanlayan bir zekadır Aliya.
6. Aliya, orantısız bir savaşın tüm kışkırtıcılığına rağmen en önemli silahı adalet duygusunu elden bırakmadan bağımsızlık mücadelesi vermiş ve özünden kopmuş bir milletin, Aliya’nın başkomutanlığında savaşı hayra ve özünü hatırlama çaba ve serüvenine dönüştürmüştür. Bunda önemli ölçüde başarılı olduğu da söylenebilinir.
7. En önemli vasfı, islam dünyasının gerilemesine başat neden olan gelenek ve statükocu düşünce mekteplerine karşı yaptığı nazik eleştirileri. Bu hassasiyet onu okullarda eleştiri ve kritik yapma dersleri konulması gereğini düşündürtmüştür.
8. Onun hayatı sadece bir kahramanlık öyküsü değil, bilgeliğin de öyküsü. İslam ile hristiyanlığı hoşgörü aldatmacılığı içinde kaynaştırma bedbahtlığına girmeden, Müslüman toplumlarla Müslüman olmayanların huzur içinde yaşanabileceğinin ahlakını öğreten, islam toplumlarının hayat kalitelerinin çıtasını yükselten ve fikirleriyle Müslümanlara vizyon kazandıran bir bilge.
9. Savaşın ve hayatın her döneminde karşısına çıkan kışkırtıcı baskılara rağmen mücadelesinde kriminal bir eyleme tevessül etmemiş bunun yerine meşru olana yönelme ve ilkeli duruş sergilemesi takdire şayandır.
10.Aliya Bilge Kral olarak anılmasına rağmen bir Kral gibi koltuğu işgal etmemiş gerektiğinde uzaklaşmıştır.
624 syf.
·Beğendi·7/10
Aliya İzzetbegoviç faktörü olmadan Bosna'nın bağımsızlık mücadelesi anlaşılamaz.
Aliya'yı herhangi bir özgürlük savaşçısından ayıran özellik liderliğinin çokyönlü yansımalarında aranmalıdır. Bu kitap, onun kendi kaleminden kişiliğinin yansımalarıdır.
Onun hayatı, toplumunun değerlerine sahip çıkan, bu değerlerin entelektüel ve siyasi olarak yeniden diriltilmesine adanmış bir ömürden ibarettir.

Bosnalı Müslümanların, asimile edilerek kimliklerinin silinmesine yönelik sistematik uygulamalara karşı bir aydın olarak direnmiş, yıllarca hapis yatmıştır.
Bir özgürlük savaşçısı ve devlet adamı olarak bağımsızlık mücadelesine öncülük etmiş, bağımsız Bosna'nın yeniden kurulmasında belirleyici olmuştur.

Düşünür, özgürlük savaşçısı, devlet adamı olarak Aliya İzzetbegoviç yeni bir lider tipinin öncüsüdür.
Bilge kral Aliya İzzetbegoviç'in anılarını okumak, imkansızlıklar içinde büyük umutları besleyen, adaletsizliğe karşı ahlâkın zaferine inanan bir ulusun tarihine tanıklık etmektir.
590 syf.
·7 günde·10/10
Aliya İzzetbegoviç faktörü olmadan Bosna'nın bağımsızlık mücadelesi anlaşılamaz.

Aliya'yı herhangi bir özgürlük savaşçısından ayıran özellik liderliğinin çokyönlü yansımalarında aranmalıdır. Bu kitap, onun kendi kaleminden kişiliğinin yansımalarıdır. Onun hayatı, toplumunun değerlerine sahip çıkan, bu değerlerin entelektüel ve siyasi olarak yeniden diriltilmesine adanmış bir ömürden ibarettir.

Bosnalı Müslümanların, asimile edilerek kimliklerinin silinmesine yönelik sistematik uygulamalara karşı bir aydın olarak direnmiş, yıllarca hapis yatmıştır. Bir özgürlük savaşçısı ve devlet adamı olarak bağımsızlık mücadelesine öncülük etmiş, bağımsız Bosna'nın yeniden kurulmasında belirleyici olmuştur.

Düşünür, özgürlük savaşçısı, devlet adamı olarak Aliya İzzetbegoviç yeni bir lider tipinin öncüsüdür. Bilge kral Aliya İzzetbegoviç'in anılarını okumak, imkansızlıklar içinde büyük umutları besleyen, adaletsizliğe karşı ahlâkın zaferine inanan bir ulusun tarihine tanıklık etmektir.
(Tanıtım Yazısından)

Kendime artık inceleme yazısı yazmamak konusunda söz vermiştim. Lakin bu eseri okuyup da hakkında ve dahi Bilge Kral Aliya İzzetbegovic'in tanıklık ettiği tarihi dönem hakkında fikirlerimi söylemeden içim rahat edecek gibi görünmüyor. Dileyen okur dileyen ise tanıtım yazısı ile istifade eder artık bu size kalmış diyeyim.
Yapılan röportajları,verilen raporları,yazılan mektupları,görüşmelerin her birini kitaba koyarak insanların yaşanan olaylar hakkında tarafsız bir şekilde bakmasını isteyen bilge kral ( Gerçi yapılan muamele pek de tarafsız kalınması mümkün olmadığını gösteriyor ) bizlere o döneme dair güçlü bir kaynak sunuyor. 11 Temmuz 1995 yılında Srebrenitsa'da yaşanan katliamı sanırım hepiniz duymuşsunuzdur(En azindan bilmeyenler için bu olayın bilinmesi gerektiğini düşünüyorum). Elinizden herşey alınmış ve sizi korumak için görevlendirilen bireyler size ihanet içinde terketmiş olduğu bir evde savunmasız bir şekilde kaldığınızı düşünün. Mehmet Akif'in dediği hayvanları geçmişti beşer yırtıcılıkta dediği mahlukat bireyler o eve saldırı düzenliyor (Saldırı dediğiniz öldürüp bırakılır gerçi lakin tecavüz,işkence ne ararsanız yapılıyor). Humanizm anlayışı ile bu insanlara sonra bakmamız isteniyor. Herneyse Aliya İzzetbegoviç'in bu konu hakkında çok güzel bir sözü var. Sırpların yaptığı aynı muameleyi savaşın seyri döndüğü zaman Bosnalıların da onlara karşı yapması gerektiğini düşünen askerlere karşı diyor ki;
"Bizim öğretmenimiz Sırplar değil"
Avrupa'nın,Birleşmiş Milletlerin, NATO'nun kendilerinden olmayan bir topluluk karşısında nasıl da kör,sağır,dilsiz kaldığının en açık göstergesi olan bir tarihi vesika karşısında ağlayarak,isyan ederek, çaresizliği Aliya gibi hissederek (gerçi yaşayan kadar hissetmek mümkün mü? Ki kendisi devletin her bir bireyinin ızdırabını yaşıyor. İnşallah birgün tüm devlet yetkilileri de sadece kendi ailesinin değil milletinin ızdırabını yaşar) okuduğum bu eseri sizlerin de okumasını tavsiye ederim.
Dipnot;
Yazmaktan gerçekten zorlandım. Lütfen konudan konuya atlamamı mazur görün.
590 syf.
·16 günde·Beğendi·10/10
Kitabın bir yerinde şöyle diyordu: İnsanların inandığı bir ütopya, ütopya olmaktan çıkar. Aliya İzzetbegoviç' de Bosna'nın özgürlüğüne, birliğine yürekten inanmıştı.Edebi anlamda mücadelesini çok beğenerek okudum. Diğer yandan gerçeklerin acısı tokat gibi yüzüme vurdu. Müslüman alemine yapılan zulümler Bosna'da da vukuu bulmuştu. Okurken bir insan ve Müslüman olarak çokça üzüldüm. Unutmamak için okumak gerek velhasıl..
590 syf.
·19 günde·9/10
Kitabın son sayfasını şimdi kapattım ve söyleyecek o kadar çok şey var ki.Kitabın tanıtımında yazdığı gibi gerçek bir özgürlük savaşçısıymış o ve zamanı geldiğinde kendini geri çekmeyi de bilmiş.Saygım kat kat arttı Aliya İzzetbegoviç' e.Ve sen Bosna ,sen tarih kenti bu kadar katliama bu kadar dolup boşalmalara nasıl katlandı sen.İlk fırsatta Bosna-Hersek e gidip Bosnayla dertleşmek istiyorum.
"Ben bir Müslümanım ve öyle kalacağım. Kendimi dünyadaki İslam davasının bir neferi olarak telakki ediyorum ve son gününe kadarda böyle hissedeceğim. Çünkü İslam benim için güzel ve asil olan her şeyin diğer adı; dünyadaki Müslüman halklar için daha iyi bir gelecek vââdinin ya da umudunun, onlar için onurlu ve özgür bir hayatın, kısacası benim inancıma göre uğrunda yaşamaya değer her şeyin adıdır."
İçinde Srebrenica'nın gerçekleştirilebilir olduğu bir dünyanın varolmasından dolayı hepimiz suçlanmayı hak ediyoruz.
Aliya İzzetbegoviç
Sayfa 262 - Klasik Yayınları, 11.Baskı
Benim hoşgörüm, Avrupa değil İslam kökenlidir. Eğer hoşgörülüysem, öncelikle ve en çok Müslüman olduğum için, ancak ondan sonra Avrupalı olduğum içindir.
Kendimi mümkün olduğunca geniş bir kamu önünde savunmak istiyorum, çünkü masumum ve savunmamı sadece yargıça değil her dürüst kadın ve erkeğe vereceğim. Benim gizleyecek bir şeyim yok. Bir şeyleri gizleyen herkes açıkça yanlıştadır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tarihe Tanıklığım
Baskı tarihi:
Ekim 2015
Sayfa sayısı:
624
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758740086
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Klasik Yayınları
Aliya İzzetbegoviç faktörü olmadan Bosna'nın bağımsızlık mücadelesi anlaşılamaz.

Aliya'yı herhangi bir özgürlük savaşçısından ayıran özellik liderliğinin çokyönlü yansımalarında aranmalıdır. Bu kitap, onun kendi kaleminden kişiliğinin yansımalarıdır. Onun hayatı, toplumunun değerlerine sahip çıkan, bu değerlerin entelektüel ve siyasi olarak yeniden diriltilmesine adanmış bir ömürden ibarettir.

Bosnalı Müslümanların, asimile edilerek kimliklerinin silinmesine yönelik sistematik uygulamalara karşı bir aydın olarak direnmiş, yıllarca hapis yatmıştır. Bir özgürlük savaşçısı ve devlet adamı olarak bağımsızlık mücadelesine öncülük etmiş, bağımsız Bosna'nın yeniden kurulmasında belirleyici olmuştur.

Düşünür, özgürlük savaşçısı, devlet adamı olarak Aliya İzzetbegoviç yeni bir lider tipinin öncüsüdür. Bilge kral Aliya İzzetbegoviç'in anılarını okumak, imkansızlıklar içinde büyük umutları besleyen, adaletsizliğe karşı ahlâkın zaferine inanan bir ulusun tarihine tanıklık etmektir.

Kitabı okuyanlar 228 okur

  • Yusuf Ozkan
  • Firuze
  • Sümeyye Devrim
  • Cendel Gürel
  • Ertuğrul Taşkın
  • Mehmet
  • Doğanay Kaya
  • Abdulmuttalip Demirel
  • Burak Saygı
  • Ali İmran akbaş

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%20.8
25-34 Yaş
%45.8
35-44 Yaş
%25
45-54 Yaş
%8.3
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%40
Erkek
%60

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%48.8 (39)
9
%23.8 (19)
8
%16.3 (13)
7
%6.3 (5)
6
%2.5 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%2.5 (2)