Tarihin Hafızası

·
Okunma
·
Beğeni
·
477
Gösterim
Adı:
Tarihin Hafızası
Baskı tarihi:
Aralık 2012
Sayfa sayısı:
296
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944491921
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Paradoks Yayınları
Son yıllarda "tarih" kamuoyunun gündeminde yer alan en önemli konulardan biri haline geldi. Yazılı ve görsel medyada çok sık yer almaya başladı. Bazı televizyon kanalları haftalık daimî programlar yapmaya, bazı gazeteler haftalık dergi ve ekler vermeye başladı. Son dönemlerde Türkiye genelinde en rağbet edilen konferans konuları hep tarihle ilintili olanlardı.

Belki de tarihe böylesine yoğun bir merak başlamasaydı tarih hala arşivin tozlu rafları arasındaki belgelerde kalan yahut bir avuç akademisyenin merakından öteye gitmeyen bir araştırma alanından öte bir anlam ifade etmeyecekti. Oysa köklerini merak eden milletimizin fertleri tarihi buralardan alıp evlerde, kahvehanelerde günlük konuşma konuları arasına alarak yeniden canlandırmaya başladı.
(Tanıtım Bülteninden)
Yakın tarihimizde cereyan eden olayların enine boyuna bütün açıklığıyla tahlil edildiği hafızaların tazelendiği faydalı bir eser. Çanakkale'den Yemen'e Dersim Olayları'ndan Ermeni Soykırımı'na PKK'nın iç yüzüne hangi amaçlarla ortaya sürülen "siyasi bir proje" olmasına kimlerin bunu desteklediğine varana kadar bir çok konuda fikir sahibi olabileceğiniz bir eser. Ben ziyadesiyle faydalandım. Sizlere de tavsiye ediyorum..
Uzun zamandır yoğun olduğum için inceleme yapma fırsatı bulamamıştım. Yazarın kendine has samimi üslubu ile sürükleyici bir şekilde kendini okutturuyor hatta dinliyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz. Cumhuriyet döneminden günümüze kadar olan vakaları kısaca anlatıyor. Bu kadar güzel bir kitabın az okunmasına şaşırdım doğrusu. Herkesin okuması gerektiğine inanıyorum.
.. Çanakkale'nin en iyi ve en gerçekçi değerlendirmesini müttefik donanmaları başkomutanı Amiral Hamilton yapmıştır. Büyük Britanya Krallığı'na sunduğu savaş raporunun sonuç kısmında İngiltere'nin bütün kayıplarına karşın kazancını şu satırlarla ifade etmiştir: "Türk Milletinin aydınlarını ve okumuş kesimlerini yok ettik. Gençliğini ve geleceklerini ellerinden aldık!"..

Ne acı!!
1. Dünya savaşı'nda 4 milyon kilometrekare toprak kaybetmiş, 5 milyona yakın insanını yitirmiş, Milli Mücadele'yi çok zor şartlar altında gerçekleştirip, istiklâlini zar zor kurtarmış, savaş artığı 13 milyon nüfusundan 8.5 milyonu kadın, geri kalanları yaşlı, sakat ve çocuklardan oluşan bir toplumla yeni bir devlet kuracaksınız!.. Bu hiç de kolay bir iş değildi. Nihayet dünyada geçerli olan yönetim anlayışı "ulus devlet modeli"ydi ve 1923'te bu modeli esas alan Cumhuriyet kuruldu. Artık parlamenter sistemle, yani halkın özgür iradesiyle seçtiği temsilciler vasıtasıyla kendi kendini yönetmesi söz konusuydu. Ama ortada bir gerçek vardı: Bu 13 milyon nüfus eğitimsiz, aç ve perişandı. Karnını doyurmaktan, hayatını devam ettirmekten başka bir düşünceleri yoktu. Bu nedenle sistemin kuruluşuyla da işleyişiyle de zihnen bile olsa ilgilenecek durumda değillerdi. Evet, ülkede bir parlamento vardı. Seçime benzer bir şeyler de oluyordu: Sandıklar kuruluyor, usulen oy da kullanılıyordu. Fakat milletvekillerini Ankaradan üç kişi belirliyordu. Bu parlamentodan bir başbakan ve bakanlar kurulu da oluşuyordu ama, bu da bir kişinin tayin etmesiyle oluyordu. Özetle "Milli İrade"nin "M"si bile ortalıkta yoktu.
Mehmet Çelik
Sayfa 24 - paradoks
Sitem, 1950'ye kadar "Cumhuriyet ve halkın kendi kendini yönetmesi masallarıyla" işi idare etmişti, ancak, 1950'de şamarı yiyince, şapkasını önüne koydu ve düşünmeye başladı. Artık milli iradeyle iktidar olmak hayaldi. Ama buna bir çare de düşünülmeliydi. Kurdukları Cumhuriyeti, Haso ile Memo'ya ağzı çorba kokanlara teslim edemezlerdi. Kısa bir süre sonra 1950'nin şoku atlatıldı. 1952'den itibaren hazırlıklara başlandı. Gerekçe hazırdı: İnkilaplar ve Cumhuriyet... Halbuki 1938 10 Kasım'ından bu yana ne CHP ne de İnönü, bir tek sefer olsun inkilapları, ilkerleri ağzına almamışlardı. Atatürk'ün resimlerini paralardan, devlet dairelerinden kaldırmışlardı. Milli eğitimin bastığı kitaplarda da resimleri artık yer almıyordu. Ama demek ki şimdi lazım olacaktı. Bahane de "kuzunun suyu bulandırması..." Ordu içinde hemen bir cunta teşekkül ettirdiler. Ve askeri darbe dönemi... Üstelik ilkinde bir başbakan, iki bakanı astılar, Türk ordusundan da Anadolu toprağı kokan, kumaşı Anadolu insanının tezgahından dokunmuş yaklaşık 5000'in üzerinde subayı emekliye sevkettiler. Utanmadan sıkılmadan yaptıkları bu alçakça darbeyi de millete tam 20 yıl bayram olarak kutlattılar. Bu edepsizliğe cunta başı bile isyan etti ve bayram olarak kutlanmasını kaldırdı.
1950'lere gelinceye kadar, resim kabaca şöyle teşekkül etmişti: Adı cumhuriyet olan bir sistem vardı, fakat demokratik değildi. Devletin kurumları ve yasaları vardı, fakat bu devlet bir hukuk devleti değildi; çağdaş normlardan uzaktı, insan haklarına saygılı değildi. Devlet, millet için değil, millet bu yeni, tasarlanan devlet için konuşlandırılmıştı.
Mehmet Çelik
Sayfa 24 - paradoks
Çanakkale'nin en iyi ve gerçekçi değerlendirmesini yapan Amiral Hamilton yapmıştır. Büyük Britanya Krallığı'na sunduğu savaş raporunun sonuç kısmında İngiltere'nin bütün kayıplarına karşın kazancını şu satırlarla ifade etmiştir: " Türk Milletinin aydınlarını ve okumuş kesimlerini yok ettik. Gençliğini ve geleceklerini ellerinden aldık!" Bu nedenle Çanakkale kutlanmaz! Anılması lazım.
Mehmet Çelik
Sayfa 105 - paradoks

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tarihin Hafızası
Baskı tarihi:
Aralık 2012
Sayfa sayısı:
296
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944491921
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Paradoks Yayınları
Son yıllarda "tarih" kamuoyunun gündeminde yer alan en önemli konulardan biri haline geldi. Yazılı ve görsel medyada çok sık yer almaya başladı. Bazı televizyon kanalları haftalık daimî programlar yapmaya, bazı gazeteler haftalık dergi ve ekler vermeye başladı. Son dönemlerde Türkiye genelinde en rağbet edilen konferans konuları hep tarihle ilintili olanlardı.

Belki de tarihe böylesine yoğun bir merak başlamasaydı tarih hala arşivin tozlu rafları arasındaki belgelerde kalan yahut bir avuç akademisyenin merakından öteye gitmeyen bir araştırma alanından öte bir anlam ifade etmeyecekti. Oysa köklerini merak eden milletimizin fertleri tarihi buralardan alıp evlerde, kahvehanelerde günlük konuşma konuları arasına alarak yeniden canlandırmaya başladı.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 8 okur

  • fırat sevilcan
  • Büşra Doğru
  • Nisa Nisa
  • Ahmed Fatih GÖKTAN
  • Burak Ş.
  • Demedov
  • Güllü Budaktaş
  • Lecteur

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%40 (2)
9
%20 (1)
8
%20 (1)
7
%0
6
%20 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0