Tartışılan Sorular

·
Okunma
·
Beğeni
·
26
Gösterim
Adı:
Tartışılan Sorular
Baskı tarihi:
1999
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
2789009941795
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İnsan Dergisi Yayınları
Kulluk ve itaat arasında ne fark vardır?

Kulluk kavramı itaati kuşatmasına rağmen itaat kavramı kulluğu kuşatıcı bir kavram değildir. Başka bir deyişle her kullukta itaat olmasına rağmen her itaatta kulluk yoktur. İtaatin kulluk olabilmesi için bu itaatin herhangi bir şarta bağımlı olmayan, herşeye rağmen ve gönülden olması gereklidir. Peygamberlere gönülden iman ve itaat edilmesi, Allah'ın emri gereği bir iman ve itaat olduğu için, bu yaklaşım da yalnızca Allah'a kulluğun bir ifadesidir.

Müslümanların peygamberler dışındaki alim veya yetkin kimselere itaatleri ise şartlı itaatlerdir. Nitekim "Sizden olan ulu l emre itaat edin" buyruğunda bu şart zikredilmekte ve müslümanların itaat edecekleri ulu l emrin, müslümanlardan olması öngörülmektedir. Ulu l emrin müslümanlardan olması ise, bu ulu l emrin de müslüman olmasını ve müslümanları bağlayıcı bütün İlahi hükümleri dikkate almasını gerektirmektedir. Şayet Allah'ın hükümlerine göre belirlenen bu şartlar kaldırılır, gözardı edilir ve söz konusu merciye herşeye rağmen itaat edilerse, bu itaat kulluk sınırlarına giren bir itaattir ki; kulluk edeni dinden çıkardığı gibi kendisine kulluk edildiğini bilip, buna rıza gösterenleri de dinden çıkarır.

İtaat ve kulluk arasında bu ayırıcı özelliği dikkate alarak tağuta itaat ve tağuta kulluk üzerinde durabiliriz. Bunları ayrı ayrı zikretmemizin nedeni, tağuta yönelik her itaat kulluk olmadığı içindir. Nitekim cahili toplumlarda yaşayan müslümanların öncelikle tağuta itaatten değil, tağuta kulluktan ictinap etmeleri emredilmektedir. Tağuti bir hükme veya kurala itaat etmenin, tağuta kulluk kapsamına girip girmediğinin anlaşılabilmesi, meselenin önemli olan iki boyutuna açıklık getirilmesiyle mümkündür.

Meselinin ilk boyutu itikadi boyuttur.

Tağuti otoriteyi, herşeye rağmen itaat edilmesi gereken bir merci olarak gören kimseler, bu itikadi yaklaşım ile tağuta kulluğu peşinen kabul eden kimselerdir. Meseleye bu itikadla yaklaşan kimselerin, tağutun hangi hüküm veya kuralına itaat ettiği de pek önemli değildir. Çünkü tağutu veya firavunu, herşeye rağmen itaat edilmesi gereken bir merci olarak gören kimselerin, firavuna secde etmeleri değil, firavuna bir bardak su götürmeleri dahi firavuna kulluk kapsamına giren bir eylemdir.

Tağuta her şeye rağmen ve gönülden itaat eden bu gibi insanlar, İslam'ın emrettiği namaz, oruç ve hacc gibi bazı dini vecibeleri yerine getirdiklerini iddia etseler bile, tağuta kulluk yapan bu kişileri müslüman olarak kabul edemeyiz. Çünkü İslam akidesini kabul eden müslümanların, tağuta veya firavunlara böylesi teslimiyetçi bir itikadla yaklaşmaları söz konusu değildir. Müslümanlar, tağutun veya firavunun ilahlık iddialarını "La ilahe" diyerek reddeden ve itikadi bir sapmaya girmeyen kimselerdir.

Meselenin ikinci boyutu ise, itaat edilen kanun veya kuralın niteliğidir.

Tağutun şeytani otoritesini reddederek itikadi bir sapmaya girmeyen müslümanların karşılaştıkları kanun, kural veya emir, tağutun belirlediği hüküm, kural veya emir olmasına rağmen, müslümanların şer'an menedildiği bir hüküm veya kural değilse, bunlara şartlar gereği olarak itaat eden bir müslüman küfre girmez. Çünkü cahili toplumda yaşayan müslümanın bu itaati, Allah'ın hükmüne rağmen bir itaat olmadığı için, tağuta yönelik bu itaat, tağuta kulluk değildir.
144 syf.
·3 günde·10/10
Adından da anlaşılacağı üzere, islam dünyasında tartışılan bazı meselelere değinmiş. Kah sistem eleştirisi, kah ayetlerin birbirini neshi mevzunlarını konu alan, fazla uzun olmayan makalelerden oluşan bir kitap. En çok, Kur'an'ı Kerimde geçen bir kul kıssasını ele alışını sevdim ve genel olarak kitabı faydalı buldum.
"Vahyin bazı yöneliş, karar ve tavırları sebebiyle Peygamberleri tenkit etmesi, uyarması onun Peygamberlerden kaynaklanMAdığınin, İlãh'ı bir bilgi/ bildirim /mesaj olduğunun en önemli delillerinden birisidir."
(Mehmed ALAGAŞ / Tartışılan Sorular)
Mehmed Alagaş
İnsan Dergisi YAYINLARI ~
Yegane yaratıcıya bu bilinçle sığındıktan sonra yaratımışlara yönelik korku, yaratılmışlara yönelik endişe yoktur. Çünkü tedbir aldıktan sonra gösterdikleri bu tevekkül onları yaratılmışların şerriyle değil, yaratıcının rahmetiyle baş başa bırakan bir tevekkül dür.."
Buraya ben oturmasam bir başkası oturacaktır, diyerek bu koltuklara oturan ve dünyevi kaygılar ile bel'am lık misyonunu icraate dökenzavallılar ile, yediği yavruları için "Ben yemesem, bir başkası yiyecekti" diyen balıklar arasında tek fark vardır. Balık hayvandır bunlar ise insandırlar ve yaptıklarından sorumludurlar.

Bel'amlık misyonunun sahipsiz kalmayacağı,
Bu misyonu sahiplenen kimselerin islam'ı eksik ve yanlış tanıtacakları, dolayısıyle ıslama ihanet edecekleri aşikardır..bel'amlara yakışan bu tavır ve bu misyon müslümanlara yakışmaz.
Resmi ideoloji meşruluğunu din adı altında insanlara kolayca aşılayabiliyorlar. Makamların kendi heva ve heveslerine göre uydurdukları haram ve helaleri meşru göstermek yine din adı altında yapmaktadırlar. Bunu da din adamı diye bilinen ve dine en büyük zararı veren meşrulaşmış cemaat ve vakıflar yapmaktadır..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tartışılan Sorular
Baskı tarihi:
1999
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
2789009941795
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İnsan Dergisi Yayınları
Kulluk ve itaat arasında ne fark vardır?

Kulluk kavramı itaati kuşatmasına rağmen itaat kavramı kulluğu kuşatıcı bir kavram değildir. Başka bir deyişle her kullukta itaat olmasına rağmen her itaatta kulluk yoktur. İtaatin kulluk olabilmesi için bu itaatin herhangi bir şarta bağımlı olmayan, herşeye rağmen ve gönülden olması gereklidir. Peygamberlere gönülden iman ve itaat edilmesi, Allah'ın emri gereği bir iman ve itaat olduğu için, bu yaklaşım da yalnızca Allah'a kulluğun bir ifadesidir.

Müslümanların peygamberler dışındaki alim veya yetkin kimselere itaatleri ise şartlı itaatlerdir. Nitekim "Sizden olan ulu l emre itaat edin" buyruğunda bu şart zikredilmekte ve müslümanların itaat edecekleri ulu l emrin, müslümanlardan olması öngörülmektedir. Ulu l emrin müslümanlardan olması ise, bu ulu l emrin de müslüman olmasını ve müslümanları bağlayıcı bütün İlahi hükümleri dikkate almasını gerektirmektedir. Şayet Allah'ın hükümlerine göre belirlenen bu şartlar kaldırılır, gözardı edilir ve söz konusu merciye herşeye rağmen itaat edilerse, bu itaat kulluk sınırlarına giren bir itaattir ki; kulluk edeni dinden çıkardığı gibi kendisine kulluk edildiğini bilip, buna rıza gösterenleri de dinden çıkarır.

İtaat ve kulluk arasında bu ayırıcı özelliği dikkate alarak tağuta itaat ve tağuta kulluk üzerinde durabiliriz. Bunları ayrı ayrı zikretmemizin nedeni, tağuta yönelik her itaat kulluk olmadığı içindir. Nitekim cahili toplumlarda yaşayan müslümanların öncelikle tağuta itaatten değil, tağuta kulluktan ictinap etmeleri emredilmektedir. Tağuti bir hükme veya kurala itaat etmenin, tağuta kulluk kapsamına girip girmediğinin anlaşılabilmesi, meselenin önemli olan iki boyutuna açıklık getirilmesiyle mümkündür.

Meselinin ilk boyutu itikadi boyuttur.

Tağuti otoriteyi, herşeye rağmen itaat edilmesi gereken bir merci olarak gören kimseler, bu itikadi yaklaşım ile tağuta kulluğu peşinen kabul eden kimselerdir. Meseleye bu itikadla yaklaşan kimselerin, tağutun hangi hüküm veya kuralına itaat ettiği de pek önemli değildir. Çünkü tağutu veya firavunu, herşeye rağmen itaat edilmesi gereken bir merci olarak gören kimselerin, firavuna secde etmeleri değil, firavuna bir bardak su götürmeleri dahi firavuna kulluk kapsamına giren bir eylemdir.

Tağuta her şeye rağmen ve gönülden itaat eden bu gibi insanlar, İslam'ın emrettiği namaz, oruç ve hacc gibi bazı dini vecibeleri yerine getirdiklerini iddia etseler bile, tağuta kulluk yapan bu kişileri müslüman olarak kabul edemeyiz. Çünkü İslam akidesini kabul eden müslümanların, tağuta veya firavunlara böylesi teslimiyetçi bir itikadla yaklaşmaları söz konusu değildir. Müslümanlar, tağutun veya firavunun ilahlık iddialarını "La ilahe" diyerek reddeden ve itikadi bir sapmaya girmeyen kimselerdir.

Meselenin ikinci boyutu ise, itaat edilen kanun veya kuralın niteliğidir.

Tağutun şeytani otoritesini reddederek itikadi bir sapmaya girmeyen müslümanların karşılaştıkları kanun, kural veya emir, tağutun belirlediği hüküm, kural veya emir olmasına rağmen, müslümanların şer'an menedildiği bir hüküm veya kural değilse, bunlara şartlar gereği olarak itaat eden bir müslüman küfre girmez. Çünkü cahili toplumda yaşayan müslümanın bu itaati, Allah'ın hükmüne rağmen bir itaat olmadığı için, tağuta yönelik bu itaat, tağuta kulluk değildir.

Kitabı okuyanlar 7 okur

  • "(MuNzArİn)"
  • Nilüfer Sönmez Keskin
  • Ragıp Sefa Sarı
  • Sinan TURAP
  • handan
  • Sevgi Meydan
  • H. Havva Ergün

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (1)
9
%66.7 (2)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0