Taş Bina ve Diğerleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.755
Gösterim
Adı:
Taş Bina ve Diğerleri
Baskı tarihi:
Mart 2010
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752895935
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Taş Bina ve Diğerleri
Taş Bina ve Diğerleri
Dünya okurları tarafından geleceğe kalacak 50 yazar arasına seçilen tek Türk yazarı:
Aslı Erdoğan ve 10 yıl aradan sonra ilk öykü kitabı
Taş Bina ve Diğerleri...
Listelerden düşmeyecek.
Derin edebiyatı özleyenler için kaçırılmaz bir fırsat.
(Tanıtım Bülteninden)
Bu inceleme, gösterilmek istenenlere inanmayı değil de gerçeklere gözlerini kapamayan, seslerini duyurabilen cesur anneler babalar için gelsin. Anlamadan, dinlemeden sorgulama hakkına sahip olduklarına inanan, anında yargısız infazı seçen korkaklar için değil .

Bu inceleme, insanlık adına mücadele eden, hak yemeyen hakkını yedirmeyen okuyan , yazan öğrenciler için gelsin . Kapitalizmin K sından bi haber yaşarken devrimi bıraktıkları bıyık ile yaptıklarını sanan aynı zamanda nam salmak adına ideolojiden dem vuran gençler için değil .

Bu inceleme bedeninde oluşan izler silinse de ruhundaki izleri silinmeyen, yılların verdiği yaştan çok döktüğü yaşa sahip olanlara gelsin. İzlere , dökülen yaşlara sebep olan , sebep olduğunu bile unutan karakter yoksunu erkek ve kadınlara hiç değil .
En çok da Taş Bina’ların soğukluğunda üşüyen, aç kalan, acı çeken, çıkmaya ömrü yetse de fiziken yaşayan ama ruhu öldürülen herkese gelsin de, taş binalarda aç bırakan, eziyet eden, geçmişininin gerçekliliğine bakmadan , çoluğunun çocuğunu eşinin dostunun umutlarını yıkmak pahasına kendilerini satanlara gelmesin. Satacak hiçbir şeyleri olmayan , vicdanı sızlayan , insan olduğunu unutmayanlara, gelebilir ama.

Bu inceleme, bana taraf olan ya da olmayan kızan ya da hak veren tüm okurlara gelsin.
Soğuktur taş binalar, odaları, duvarları, boyaları , eşyaları çok soğuktur. Isınamazsınız bir türlü, adınız, aileniz eğitiminiz sorgulanır doğrulanır da geçmişiniz , geleceğiniz , düşünceleriniz hep yalancı çıkarılır.
Karanlıktır taş binalar, kapkaranlıktır, siz ben siyah değilim , beyazım bembeyaz deseniz de mum ışığı kadar değildir aydınlığınız.
Zaaflarınızı sınar taş binalar. Bir dal sigaraya, ekmek arası bir parça helvaya bir bardak çaya ya da bir yudum suya. Hadi hepsine yok dediniz dediniz de evladınızın annenizin, babanızın, eşinizin , kardeşinizin , dökeceği bir damla gözyaşına yenilirsiniz.
Sonsuzluktur taş binalar. Saçınız , sakalınız uzar, tırnağınız uzar , direnciniz uzar bugün de ölmedim deseniz de gün, saat, dakika, saniye hep yerinde sayar orada.
Ağırdır , taş binalar. Hiç yaşayamadığınız hayatların hesabını sorar, işlemediğiniz suçların görmediğiniz şehirlerin, teşhis edemediğiniz insanların suretlerinin hesabını yükler de ezer sizi taşlarının altında.
Tenhalıktır taş binalar, dilsizdir. Alıştırır sizi tek başınalığa, yalnızlığa ya da olmak istemediğiniz tekil hallere. Bazen sessizlikler. Bazense sabahlara kadar uyuyamayan insanların yenilmeye zorlandıkları imzaların çığlığıdır.
Çıkabilenler için ikinci hayata uğurlayıcı çıkamayanların mezarıdır taş binalar.
Yaşadıklarım ya da şahit olduklarımla taş binaları ben böyle ifade etmeye çalışsam da asıl açıklamaları içerisinde dört öykü barındıran , sizi Taş Bina içerine hapseden, öykülerinin kiminde bezginlik kiminde huzur yaşatan ;
''- Meleği öldürmüşler. Beşinci kata alıp orada...
- Darp izleri görülmüş bedeninde , yanık izleri, parmak izleri, ayak izleri...
- Kendi istemiş . Yalvarmış hatta . Öldürün beni diye, yalvarmış. Bırakın öleyim.
- İstese uçup giderdi. Kendi seçimiydi. O geldi aramızda yaşamaya.''
imgeleri ile merak uyandıran bu kitabı okur musunuz bilemem ama tavsiye edebilirim. https://www.youtube.com/watch?v=2Ht57FeDQis

Keyifli okumalar.
Günümüzde çoğu okuyucu okuduğu kitabı anlatılan olayın gizemi, temposu, gerilimi ve çarpıcı sonu için okuyor. Bir de bilgilenme amacıyla okunan tarih ve akademik çalışmalar var tabi. Bunlar güzel ancak bu durum bana eksik gibi geliyor. Eksikliği yukarıda bahsettiğim nedenlerden ötürü okuyucunun edebi hazzı ıskalaması olarak tanımlayabilirim. Burada bahsettiğim edebi haz, okuyucunun kendini okuduğu metindeki kelimeler ve cümlelerin akışına bırakmasıyla, yazar ve kitapla boğuşmadan çıktığı okuma yolculuğunun keyfine varmasıyla olur. Nasıl ki çok iyi bir klasik müzik dinletisinde dinleyicinin kendini müziğin notalarına bırakması gibi okuyucunun da kendini harflerin büyülü birleşimlerine bırakması mümkün. Son zamanlarda öykü kitaplarını okumaya ağırlık verdim ve okumalarımda bu durum aklımı çok meşgul etti.

Bilinç akışı tekniğiyle yazılmış öyküler ayrıca dikkatimi çekiyor ve bendeki etkisi daha kuvvetli oluyor. Türk edebiyatında da bu teknikle yazılmış harika öyküler bulmak mümkün.

Aslı Erdoğan’ın bu kitabında her ne kadar dört hikaye var denilse de ben anlatının tek bir bütün oluşturduğu kanatindeyim. Anlatının teması işkence ve işkenceci üstüne olmakla beraber bu kavramlar direkt verilmiyor, kişiler ve düşünceler okuyucuya verilirken olaylar ve sonlar açık bırakılarak sonuç okuyucunun çıkarımlarına bırakılıyor. Kitabın her cümlesinde edebi zerafet görmek beni şaşırtmadı zira yazarın kalemi çok güçlü ve bir aksilik olmazsa dünya edebiyatına çok iyi yapıtlar bırakacak gibi görünüyor.

Edebi hazzın farkında okuyucuların bu ve diğer iyi öykü yazarlarımızı ıskalamamalarını temenni ederim.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (16.008 Oy)19.941 beğeni45.694 okunma3.584 alıntı193.095 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.949 Oy)9.218 beğeni30.280 okunma928 alıntı146.832 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.755 Oy)9.717 beğeni27.301 okunma2.007 alıntı126.337 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.149 Oy)13.980 beğeni36.228 okunma3.801 alıntı153.978 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.794 Oy)8.408 beğeni24.066 okunma958 alıntı96.015 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (8.263 Oy)9.262 beğeni27.640 okunma2.939 alıntı121.888 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.630 Oy)4.114 beğeni13.686 okunma1.546 alıntı56.559 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.298 Oy)6.660 beğeni17.715 okunma3.004 alıntı90.528 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (5.243 Oy)5.688 beğeni18.286 okunma1.155 alıntı64.014 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.752 Oy)8.214 beğeni22.351 okunma4.651 alıntı137.261 gösterim
Aslı Erdoğan okumayı sever misiniz bilmem. Açıkçası ben kendim seviyor muyum onu da bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey varsa Aslı Erdoğan'ın kitaplarını ruh haliniz iyiyken okumanız gerektiği. Kitaplarının her yerinden akan melankoli, hüzün ve umutsuzluğa başka türlü karşı koymak imkansız zira.
Hayatın üstünüze geldiğini hissediyorsanız, belli bir süre uzak durun kendisinden. Benden naçizane bir tavsiye :)
Bu melankoliye rağmen, harika üslubu ve gerçekçiliğiyle kendini okutuyor.
Ödüllü, kendinden söz ettiren, kitapları yabancı dillere çevrilen bir yazarımız.
“Tahta Kuşlar” öyküsü Deustche Welle Ödülü'nü kazanmış ve dokuz dile çevrilmiş.
Lire Dergisi “Geleceğin 50 Yazarı”ndan biri olarak duyurmuş kendisini.
"Kırmızı Pelerinli Kent" romanı Fransızca ve Norveççeye çevrilmiş.
“Taş Bina ve Diğerleri” kitabı City Lights Yayınevi tarafından “The Stone Building and Other Places” adıyla yayımlanmış.

“Taş Bina” isimli öyküsü ilk olarak Radikal gazetesinde bir gazete yazısı olarak yayımlanmış. Bu öyküde gerçek hayatının yirmi yılından kesitler olduğunu söylüyor Aslı Erdoğan.

Taş Bina ve Diğerleri, tema bütünlüğü olan bir kitap. Kitabın ana teması cezaevi ve işkence.
Kahramanların hepsi işkence görmüş ya da görmek üzere. Taş binaya girip çıkmayı başarabilen kimse eskisi gibi kalmıyor.
Kitapta somut olarak işkence yok. Bir söylenti olarak biliyoruz birilerine işkence yapıldığını veya yapılmak üzere olduğunu. Bir ele veren var, bir de ölen. Ele verenin çektiği işkence belki de en büyüğü: Suçluluk duygusu.
Öykünün mekanı için Beyoğlu Polis Karakolu'ndan ilham aldığını söylüyor.

Asıl hikaye taş bina ve A.nın etrafında dönüyor. A. deli bir adam, onu gözleyen bir yazar kadın var, hırsız bir çocuk var. Kitapta kim neyi anlatıyor anlayamıyoruz. Bunun dışında birbirinden farklı gibi görünen ama aslında birbiri ile bağlantılı birkaç hikaye var kitapta. Hepsinde aynı kasvetli hava hakim.
Yazarın kendisinin de söylediği gibi en büyük amacı da şiddetle yüzleşmeyi sağlamak.

"Tahta Kuşlar" ve "Mahpus" kadınları anlatan hikayeler. Umutsuz, tutsak ve hayatla nasıl mücadele edeceklerini bilmeyen kadınlar...
"Sabah Ziyaretçisi" ve "Taş Bina" da ise karakter anonim. Kadın mı, erkek mi pek belli değil ve yoruma açık.

Uçmak imgesi, kitabın çeşitli yerlerinde çıkıyor karşımıza. Ölmeyi mi, gerçekten uçmayı mı ifade ediyor orası muallak.

Son epilogda Aslı Erdoğan karşımıza kendisi olarak çıkıyor. “Bakın bu taş binayı yaptım ve içinde kalakaldım. Yapayalnızım burada.” diyor. Okurken içine kapatıldığımı hissettiğim taş bina, kitabın kendisini de içine alıyor böylece.

Aslı Erdoğan'ın bir söyleşisini okumuştum. Şöyle diyordu: "Yarattığım karakterlerin hepsi yaralı. Bu biraz bilinçli bir seçim; insanlık durumunun yaralı bir durum olduğuna inanıyorum çünkü. Ama biraz da kişisel bir seçim. Ben, açıkçası yaralı biriyim. Bunu gizlemek ya da es geçmek çok mümkün değil; bir yazarın yedi kitabı varsa, onun kitaplarında geçmişinden izler bulmak sürpriz olmaz. Çok açıktır ki, benim bilinçaltım yara bere içinde."

Kendisini ve tarzını o kadar iyi ifade etmiş ki, üzerine başkaca laf söylemeye lüzum yok.
Siz de hazırsanız yüzleşmeye, acı çekmeye, o sıkışmışlığın umutsuzluğun içinde hissetmeye, buyrun okuyun.
Tüm bunların yanında harika bir eser okuyacağınıza da emin olabilirsiniz.

Hep çiçek böcek okuyacak değiliz, acının da okunması gerek. Arada bir kendini kötü hissetmek de insana iyi geliyor.
"Hayat ; iliğine,kemiğine kadar sömürülmüş bir sözcük,iç sızısını andıran bir uğultu,okyanuslar dolusu uğultu." yazıyordu bir paragrafta.Aslı Erdoğan'ın hayat tanımı bu...Zira 2009 da bir röportajında ; Ben yaralı biriyim.çok açıktırdır ki Benim bilinçaltım yara bere içinde diyor.
Kitap 4 Ana öyküden oluşuyor.En belirgin metafor taş bina.Bir yerlere kapatılmışlık,terkedilip unutulmuşluk,kopkoyu yalnızlık (içsel çığlıklar ) diğer öykülerinin de ortak paydası.Sonu gelmeyen bir bunaltı,bir devir daim...
Öfkeli bir mahkûmun günlüğü gibi uc uca ekleniyor ilk iki öykü.
Tahta kuşlar adlı öyküde,Hayatla nasıl mücadele edilmesi gerektiğini bilemeyen kadınlar var.En başarılı bulduğum öyküsü de bu oldu.Neresi ve anlatılan öykülerin kimlere ait olduğu belli.Filiz, hikâyesinde şu soruyla irdeliyordu hayatı :
"Hayat ile mücadelenin tek yolu,doludizgin sevmek mi,yoksa hiçbir şey istemezsem,bana zararı dokunmaz mı ?"

Herkesin hayatında bir taş binası vardır diyor Yazar.Heskesin var mıdır bilemem ama,Benim çocukluğumun taş binası,Dedemin Foça'daki,denize 20 metre mesafede,pencerelerinden rengarenk çiçeklerin göz kırptığı,yüksek,ahşap pervazlı pencerelerinden,güneşi cömertçe içeri buyur ettiği,Rumlardan kalma,şirin bir kasaba eviydi.Oysa Yazar'ın taş evi'nin,bilinçaltına acı bir hatıra olarak yuvalanmış,çocukluğundan kalma metruk bir bina olduğunu öğrendim.Tımarhane'ye ya da dayakçı polislerin olduğu bir Karakol binası canlanıyor gözünüzde taş bina'yı anlatırken.içeri girip çıkamayanlar,işkence görenler v.s...
Ruhsal ve tensel yalnızlığının,iç dünyasına açtığı yaraların serkeşliğiyle epey bocalamış yazarımız.Bazı imgeler,betimlemeler abartılı.(iki öykü hariç)
Kahveyi sade içmeyi sevenlere,bol şekerli ve sütlü kahve ikram etmeye benziyor biraz da...
Oysa yazarımız Sait faik ve Çehov'dan etkilebdiğini söylüyor.Nitekim Edebi eserlerin,berrak nehirler gibi akması gerektiğine inanırım.özellikle öykücülükte ararım bunu.
Fizikçi kafasıyla,okuyucunun kafasını karıştırmak bencillik olur ki,buna da hiç takılmıyor zaten Aslı Erdoğan.Yaralıyım,Ben yazarsam böyle yazarım diyerek kestirip atıyor.Eserlerini okuyup okumamak,sizin tercihinize kalıyor
Bir öyküsü,hazımsızlık yapan gazlı bir yemek etkisi yapabilir.Bir mide hapı ya da bir bardak limonlu soda yoksa elinizin altında,yandığınızın resmidir.
Ağdalı diliyle,tren vagonu gibi bitmeyen betimlemeleriyle,depresif paragrafların içinde ağır aksak ilerlerken,Yazar'ın taş binasının,soğuk ve karanlık delhizlerine ürkekçe dalışlar yapabilirsiniz,öykülere adapte olma zorluğu çekmezseniz.
Yazar'ın Hayat'a baktığı yer tam da uçurumun kenarı.Bedeni, bir rüzgârın alıp gideceği kadar hafifken, ruhsal varlığı koca bir kaya kadar ağır ..
Terkedilmiş hamile kadını okurken içim daraldı hatta karardı gece oldu.Eve gidip, odanın tavanından,orta yerine bir ip sarkıtıp kendini asacak,ya da bir jilet alıp bileklerini hunharca doğrayacak,ya da en iyi ihtimalle bir kaç antidepresan alarak,yatakta bir cenin gibi dertop olup,günlerce başını kaldırmayacak sandım.Ama öyle olmadı.Yazar,şizofrence anlattı da anlattı kendi canını bağışlayarak.O bölüm daha çok bir şizofrenin günlüğüne benziyordu.
En beğendiğim öyküsü "Tahta kuşlar" Deutsche welle ödülünü kazanmış ve eserleri dokuz dile çevrilmiş.

"Yeter artık bunca keder !"
Ahh evet,tam da şu anda intihar etmelisin.Hadi ne duruyorsun.? Taş binanın en tepesinden boşluğa bırak kendini!" diye bağıran insanlar belirebilir paragraf aralarına gizlenmiş...dikkatli olun.görmezden,duymazdan gelin !
Yazar,acının dozunu artırarak,altın vuruşa hazırlık yapıyor izlenimi veriyor.neyse ki intihar etmiyor.
Dipnot: Depresyonlu yakınlarınıza hediye etmeyin,depresyondaysanız,elinize dahi almayın.
(Bir iki gün rapor alıp açık havada dolaşsam iyi olacak)
Aslı Erdoğan'a ait okuduğum ilk kitap Taş Bina ve Diğerleri. Öykülerden anlamlar çıkartmaya çalışırken sayfalar ilerledikçe öyküler kendi anlamlarını açığa çıkartmaya başlıyor. Kasketli bir ortamda ilerliyoruz tasvirler, tanımlar, açıklamalar.
"Akrebi düşmüş yelkovaninsa sürekli aynı çemberde dönüp durduğu yekpare bitimsiz bir Şimdi'de kıstırılmıştım." diyor yazar ve size öyküyü tamamen bu şekilde aktarıyor. Öyküler aslında bizim yaşam hikayemiz yapmış olduğumuz davranışlar, almış olduğumuz kararlar, yaşamış olduğumuz olaylar.
Kendimizi bulmak için farklı bir pencere açılmış ve oradan bakınca kendimizi tanıyamıyoruz.
Bu kitabın ise ruh hali beni oldukça daralttı diyebilirim. Edebi yönüne diyebilecek bir lafım yok fakat bir Kafkaesk üslubu kitabın az yapraklı olmasına rağmen ilerlemesinin önüne geçti. Sözcüklerin de kendini yinelediği, hayal kırıklığına uğradığım bir kitap oldu. (Kabuk Adam'dan sonra) Tavsiyem yalnız, karanlıkta okumayın. Özellikle yüksekk katlı apartmanlarda oturan okurlar bu kitabı okurken bahçede, ya da zemin katta ikame ederek okusunlar. Bir zamanlar Murat Kekili akımı vardı "Bu akşam ölürüm"le yıldızı parlayan bir adam ve insanların ruh dengesini bozarak yüksek katlardan intihar eden adamlar, hıh işte bu da kitap hali. İlaçla birlikte de kullanmayın yan etkisi var. Diyeceklerim bu kadar. Prospektüs gibi oldu incelemem ama yeni kitabı bitirmemden mütevellit olumlu düşünemiyorum, sürç-ü lisan ettimse affola. Saygılar.
Aslı Erdoğan'ın karanlık, melankolik, soğuk ama aynı zamanda hepimizin kapalı kapılarımızın ardında yaşadığı yalnızlık melodramını kendi dünyasındaki sözcüklerle dile getirip ısıttığı, biriktirdiği, aslolan bir resmi, öz'ü bize öyküleştirdiği, zaman zaman dertleştiği bir kitap Taş Bina ve Diğerleri.
Kitabı bir bütün olarak değerlendirmek gerekir diye yorumda bulunmuş bir okur ki sonuna kadar katılıyorum.
Dilin ağır olduğu, bir sayfayı hatta bir bölümü defalarca okuduğum anlar oldu.Ancak kitabın üzerine uzun uzun düşününce ne kadar ben'e ait olduğunun daha çok ayrımına vardım.Kitabı sabırla, dili ağır, anlaşılması zor demeden, ön yargısız okuyacak olursanız;
bir sabah size kendi dilinizde seslenecek sabah ziyaretçisine kapıyı aralayacak, anlattığı hikaye taş binanızın kirli yüzeyinden tozu, kurumuş yaprakları rüzgara savuracak, ipeksi ay güçsüz ışığıyla umudunuzu beslerken, içinizdeki boşluğu en derinden duyumsayacaksınız.
Açılmamış mektubu çekmecenizde ki diğerlerinin arasına bıraktığınızda, içinde kuru dallar, soluk altın renkli ay ışığı ve son sahipsiz çığlık olduğunu bileceksiniz...
Bu kadar bitirmek için okuduğum bir kitap daha olmamıştır heralde. Kendimi çok zorlayarak yarısına kadar okuyabildim. Kitabın aşırı depresif, karamsar hali beni çok yordu. Okumakta olduğum bir kitabı yarım bırakmayı sevmediğim halde üzülerek bıraktım ve daha sonra da baştan veya kaldığım yerden okumayı düşünmüyorum.
Aslı Erdoğan... Seninle bu kadar geç tanıştığım için o kadar pişmanım ki. Fikirleri, fikirlerini yansıtırken kullandığı cümleler, benzetmeleri. Bu kadar da benzerlik olmaz dedim içimdem. Kendi yazdığım hikayenin bir bölümü ile Aslı Erdoğanın bu kitabındaki bir bölümü o kadar benzeşiyordu ki fikir olarak. Şok oldum. Herkes mutlaka bir kitabını okuyarak tanışmalı bu eşsiz yazar ile.
Şayet hayatınızda bir şeyler yolunda gitmiyorsa bu kitabı okumak için doğru zamanda değilsinizdir. İnanılmaz kasvetli ve içine düşerseniz sizi daha da dibe çekebilir. Kitapta çok can alıcı yerler var; ama kendi canınızdan da olun istemem. Çünkü bazı gerçekler acıtır. Aslı Erdoğan okumaya da bu kitaptan başlamayın, yanıltıcı olmasın. (Kabuk Adam ideal olabilir)
Aslı Erdoğan, Taş Bina ve Diğerleri
Kitabın kesinlikle büyük bir depresif havası vardı. Fazla uzun olmamasına rağmen başına oturup uzun uzun okuyarak bitirikmiyordu. Arada başından kalkıp bir nefes almayı gerektiriyordu. Benim için taş binayı sadece maddesel olarak kullanmıyordu. Kötü durumlardaki  bulunan bir nevi işkenceyi, olabilecek en güzel tasvirlerle anlatmış yazar. Birden fazla öykü bulunmasına rağmen öyküler birbirleriyle bağlantılı olarak kullanılmıştı. Edebi açıdan eleştirmeyi kendime kulvar bile bulamıyorum.
Asli ERDOĞAN bana öyküyü sevdiren nadir insanlardan..Ona ve yazılarına hayran olmamak elde değil..Neden mi ? çünkü ne olursa olsun okuduğunuzda size bir şeyler katacaktır.' Emin olabilirsiniz'!
Yarın düşüncesi olmayan biri, hangi yöne bakarsa baksın, bilinmeyeni değil, yalnızca tanıdık olanı arar.
Aslı Erdoğan
Sayfa 40 - Everest Yayınları
Hiçbir şey korktuğun kadar kötü değildir, derlerdi, insan soyunu tanımayanlar...
Aslı Erdoğan
Sayfa 83 - Everest Yayınları
Hayat böyle bir şey işte, basit ve yalın. Soluk al, ver, al... Basit ve yalın.
Aslı Erdoğan
Sayfa 13 - Everest Yayınları
"Kadın olmak demek, herkesçe onaylanan bir kılığa girmek demekti. 'Lütfen birisi beni görsün' diye haykırmaktı her an, görsün ve belleğinde sonsuza dek saklamak isteyeceği bir imgeye dönüştürsün "
Bir zamanlar birini sevmiştim. Gözlerini bende bırakıp gitti. Bırakacak başka kimsesi olmadığı için. Sevmek... Yüreğin döküp saçtıklarını, bunca karanlığı eşeleye eşeleye bulduğum bir sözcük. Kimse bana "Herkes sevdiğini öldürür" dememişti ki!
Elimle odamı gösterdim.
" Görüyorsun, sanki hep aynı üçboyutlu tabloyu yapıyor, kendimi içine kapatıyorum. Hayatım tek bir resmin sayısız taşbaskısı. Ağaçlar, ufuk gökyüzü...Nereye baksam, içeriye ya da geleceğe, üzerime bir taş duvar geliyor. Belki de boşluğa dayanamadığım için duvarların arasına saklanıyorum. Boşluğun dipsizliğine. Gürültüsüne.."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Taş Bina ve Diğerleri
Baskı tarihi:
Mart 2010
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752895935
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Taş Bina ve Diğerleri
Taş Bina ve Diğerleri
Dünya okurları tarafından geleceğe kalacak 50 yazar arasına seçilen tek Türk yazarı:
Aslı Erdoğan ve 10 yıl aradan sonra ilk öykü kitabı
Taş Bina ve Diğerleri...
Listelerden düşmeyecek.
Derin edebiyatı özleyenler için kaçırılmaz bir fırsat.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 185 okur

  • Harun Budancir
  • Özgür Coşkun
  • Cansu
  • İbrahim Truhan
  • Sürgün Şehzade
  • Mone Burcu
  • Hülya suna
  • Rabia Ülkü
  • Ferah
  • Ng

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.8
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%19
25-34 Yaş
%31.6
35-44 Yaş
%29.1
45-54 Yaş
%8.9
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%7.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66.7
Erkek
%33.3

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%15.2 (10)
9
%12.1 (8)
8
%22.7 (15)
7
%18.2 (12)
6
%12.1 (8)
5
%6.1 (4)
4
%3 (2)
3
%0
2
%1.5 (1)
1
%3 (2)