Taş Bina ve Diğerleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.664
Gösterim
Adı:
Taş Bina ve Diğerleri
Baskı tarihi:
Mart 2010
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752895935
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Taş Bina ve Diğerleri
Taş Bina ve Diğerleri
Dünya okurları tarafından geleceğe kalacak 50 yazar arasına seçilen tek Türk yazarı:
Aslı Erdoğan ve 10 yıl aradan sonra ilk öykü kitabı
Taş Bina ve Diğerleri...
Listelerden düşmeyecek.
Derin edebiyatı özleyenler için kaçırılmaz bir fırsat.
(Tanıtım Bülteninden)
144 syf.
Bu inceleme, gösterilmek istenenlere inanmayı değil de gerçeklere gözlerini kapamayan, seslerini duyurabilen cesur anneler babalar için gelsin. Anlamadan, dinlemeden sorgulama hakkına sahip olduklarına inanan, anında yargısız infazı seçen korkaklar için değil .

Bu inceleme, insanlık adına mücadele eden, hak yemeyen hakkını yedirmeyen okuyan , yazan öğrenciler için gelsin . Kapitalizmin K sından bi haber yaşarken devrimi bıraktıkları bıyık ile yaptıklarını sanan aynı zamanda nam salmak adına ideolojiden dem vuran gençler için değil .

Bu inceleme bedeninde oluşan izler silinse de ruhundaki izleri silinmeyen, yılların verdiği yaştan çok döktüğü yaşa sahip olanlara gelsin. İzlere , dökülen yaşlara sebep olan , sebep olduğunu bile unutan karakter yoksunu erkek ve kadınlara hiç değil .
En çok da Taş Bina’ların soğukluğunda üşüyen, aç kalan, acı çeken, çıkmaya ömrü yetse de fiziken yaşayan ama ruhu öldürülen herkese gelsin de, taş binalarda aç bırakan, eziyet eden, geçmişininin gerçekliliğine bakmadan , çoluğunun çocuğunu eşinin dostunun umutlarını yıkmak pahasına kendilerini satanlara gelmesin. Satacak hiçbir şeyleri olmayan , vicdanı sızlayan , insan olduğunu unutmayanlara, gelebilir ama.

Bu inceleme, bana taraf olan ya da olmayan kızan ya da hak veren tüm okurlara gelsin.
Soğuktur taş binalar, odaları, duvarları, boyaları , eşyaları çok soğuktur. Isınamazsınız bir türlü, adınız, aileniz eğitiminiz sorgulanır doğrulanır da geçmişiniz , geleceğiniz , düşünceleriniz hep yalancı çıkarılır.
Karanlıktır taş binalar, kapkaranlıktır, siz ben siyah değilim , beyazım bembeyaz deseniz de mum ışığı kadar değildir aydınlığınız.
Zaaflarınızı sınar taş binalar. Bir dal sigaraya, ekmek arası bir parça helvaya bir bardak çaya ya da bir yudum suya. Hadi hepsine yok dediniz dediniz de evladınızın annenizin, babanızın, eşinizin , kardeşinizin , dökeceği bir damla gözyaşına yenilirsiniz.
Sonsuzluktur taş binalar. Saçınız , sakalınız uzar, tırnağınız uzar , direnciniz uzar bugün de ölmedim deseniz de gün, saat, dakika, saniye hep yerinde sayar orada.
Ağırdır , taş binalar. Hiç yaşayamadığınız hayatların hesabını sorar, işlemediğiniz suçların görmediğiniz şehirlerin, teşhis edemediğiniz insanların suretlerinin hesabını yükler de ezer sizi taşlarının altında.
Tenhalıktır taş binalar, dilsizdir. Alıştırır sizi tek başınalığa, yalnızlığa ya da olmak istemediğiniz tekil hallere. Bazen sessizlikler. Bazense sabahlara kadar uyuyamayan insanların yenilmeye zorlandıkları imzaların çığlığıdır.
Çıkabilenler için ikinci hayata uğurlayıcı çıkamayanların mezarıdır taş binalar.
Yaşadıklarım ya da şahit olduklarımla taş binaları ben böyle ifade etmeye çalışsam da asıl açıklamaları içerisinde dört öykü barındıran , sizi Taş Bina içerine hapseden, öykülerinin kiminde bezginlik kiminde huzur yaşatan ;
''- Meleği öldürmüşler. Beşinci kata alıp orada...
- Darp izleri görülmüş bedeninde , yanık izleri, parmak izleri, ayak izleri...
- Kendi istemiş . Yalvarmış hatta . Öldürün beni diye, yalvarmış. Bırakın öleyim.
- İstese uçup giderdi. Kendi seçimiydi. O geldi aramızda yaşamaya.''
imgeleri ile merak uyandıran bu kitabı okur musunuz bilemem ama tavsiye edebilirim. https://www.youtube.com/watch?v=2Ht57FeDQis

Keyifli okumalar.
136 syf.
·3 günde
"Biz hepimiz, bütün insanlar aynı uçurumdan çıkıp gelmedik mi? Ertesi sabah, acı geri döndüğünde,artık başka bir şeye, hayatın mosmor parmak izlerine, bana ait bir geçmişe dönüşmüştür. Güzel bir şey insanın geçmişi olması, gerçekten güzel hikayesini geçmiş zamanda anlatabilmesi."(s.128)

Yoksa, insan dediğin nedir ki ! Yersiz bir kahkaha işte!

Taş Bina ve Diğerleri , 4 ana farklı öyküden oluşuyor. 'SABAH ZİYARETÇİSİ', 'TAHTA KUŞLAR', 'MAHPUS' ve 'TAŞ BİNA'. Öyküler farklı dönemler de kaleme alınmış olsa da tematik olarak bir bütünlük söz konusu.

Yazar, Taş Bina öyküsünde iki tema üzerinde duruyor; "İŞKENCE" ve "CEZAEVİ".
Cezaevi olarak tanımlanan düşşel bir metafor 'Taş Bina' hepimizin girmekten korktuğu,girdiği an çıkamadığı,saklandığı,çıkmaktan korktuğu bir yer. Yazarın deyimiyle "Taş bina, uzun bir çığlık. Bir türlü kesilmeyen bir çığlık."

Çığlıktan doğan bir şiddet var; "İŞKENCE". İşkence kavramı somut olarak işlenmiyor aksine işkencenin varlığı bile belli değil,sadece bir söylenti, tamamen soyut bir işkence bu. Ele veren ve ele verilen var, insanların birilerini ele verme ve onların çekmiş olduğu işkenceyi duyma,görme zorunluluğu ve bundan doğan "SUÇLULUK" duygusu. İnsanın insana çektirmiş olduğu, insanın kendine vermiş olduğu "İŞKENCE".

TAHTA KUŞLAR' ve 'MAHPUS' öykülerinde ise ana tema "KADINLAR". Umutsuz bir bekleyişte olan, hayatla nasıl baş edeceklerini bilemeyen kadınlar..
"Kadın olmak demek, herkesçe onaylanan bir kılığa girmek demekti . "Lütfen birisi beni görsün," diye haykırmaktı her an, "görsün ve belleğinde sonsuza dek saklamak isteyeceği bir imgeye dönüştürsün . Benim kendimi bir türlü göremediğim gibi. "(s.38)

Karamsarlığın bol miktarda,melankoli havasının çokça hakim olduğu kitap tam anlamıyla bir acılar çeşmesi. Okunması ilk sayfalar için çok güç, insan bir nereye geldik demiyor değil, ancak sayfaları çevirdikçe anlatıcının dediklerini dinlemek düşüyor sadece.
İmgeleme sanatını da olağanüstü kullanmış yazar, bolca imgeler var öykülerde, Edebi değer bakımından söylenecek söz yok, bu anlamda yeterince doyduğumu düşünüyorum.

Taş Bina ve diğerleri, Kabuk Adam'dan sonra okuduğum ikinci Aslı Erdoğan kitabı oldu. Geç tanıştım yazarla çok fazla hayıflanıyorum bundan dolayı ama Aslı Erdoğan'ı anlamam biraz daha uzun sürecek sanırım, bunun için çok çabalamalıyım.
Keyifli okumalar...
144 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Günümüzde çoğu okuyucu okuduğu kitabı anlatılan olayın gizemi, temposu, gerilimi ve çarpıcı sonu için okuyor. Bir de bilgilenme amacıyla okunan tarih ve akademik çalışmalar var tabi. Bunlar güzel ancak bu durum bana eksik gibi geliyor. Eksikliği yukarıda bahsettiğim nedenlerden ötürü okuyucunun edebi hazzı ıskalaması olarak tanımlayabilirim. Burada bahsettiğim edebi haz, okuyucunun kendini okuduğu metindeki kelimeler ve cümlelerin akışına bırakmasıyla, yazar ve kitapla boğuşmadan çıktığı okuma yolculuğunun keyfine varmasıyla olur. Nasıl ki çok iyi bir klasik müzik dinletisinde dinleyicinin kendini müziğin notalarına bırakması gibi okuyucunun da kendini harflerin büyülü birleşimlerine bırakması mümkün. Son zamanlarda öykü kitaplarını okumaya ağırlık verdim ve okumalarımda bu durum aklımı çok meşgul etti.

Bilinç akışı tekniğiyle yazılmış öyküler ayrıca dikkatimi çekiyor ve bendeki etkisi daha kuvvetli oluyor. Türk edebiyatında da bu teknikle yazılmış harika öyküler bulmak mümkün.

Aslı Erdoğan’ın bu kitabında her ne kadar dört hikaye var denilse de ben anlatının tek bir bütün oluşturduğu kanatindeyim. Anlatının teması işkence ve işkenceci üstüne olmakla beraber bu kavramlar direkt verilmiyor, kişiler ve düşünceler okuyucuya verilirken olaylar ve sonlar açık bırakılarak sonuç okuyucunun çıkarımlarına bırakılıyor. Kitabın her cümlesinde edebi zerafet görmek beni şaşırtmadı zira yazarın kalemi çok güçlü ve bir aksilik olmazsa dünya edebiyatına çok iyi yapıtlar bırakacak gibi görünüyor.

Edebi hazzın farkında okuyucuların bu ve diğer iyi öykü yazarlarımızı ıskalamamalarını temenni ederim.
144 syf.
·4 günde·Puan vermedi
"Hayat ; iliğine,kemiğine kadar sömürülmüş bir sözcük,iç sızısını andıran bir uğultu,okyanuslar dolusu uğultu." yazıyordu bir paragrafta.Aslı Erdoğan'ın hayat tanımı bu...Zira 2009 da bir röportajında ; Ben yaralı biriyim.çok açıktırdır ki Benim bilinçaltım yara bere içinde diyor.
Kitap 4 Ana öyküden oluşuyor.En belirgin metafor taş bina.Bir yerlere kapatılmışlık,terkedilip unutulmuşluk,kopkoyu yalnızlık (içsel çığlıklar ) diğer öykülerinin de ortak paydası.Sonu gelmeyen bir bunaltı,bir devir daim...
Öfkeli bir mahkûmun günlüğü gibi uc uca ekleniyor ilk iki öykü.
Tahta kuşlar adlı öyküde,Hayatla nasıl mücadele edilmesi gerektiğini bilemeyen kadınlar var.En başarılı bulduğum öyküsü de bu oldu.Neresi ve anlatılan öykülerin kimlere ait olduğu belli.Filiz, hikâyesinde şu soruyla irdeliyordu hayatı :
"Hayat ile mücadelenin tek yolu,doludizgin sevmek mi,yoksa hiçbir şey istemezsem,bana zararı dokunmaz mı ?"

Herkesin hayatında bir taş binası vardır diyor Yazar.Heskesin var mıdır bilemem ama,Benim çocukluğumun taş binası,Dedemin Foça'daki,denize 20 metre mesafede,pencerelerinden rengarenk çiçeklerin göz kırptığı,yüksek,ahşap pervazlı pencerelerinden,güneşi cömertçe içeri buyur ettiği,Rumlardan kalma,şirin bir kasaba eviydi.Oysa Yazar'ın taş evi'nin,bilinçaltına acı bir hatıra olarak yuvalanmış,çocukluğundan kalma metruk bir bina olduğunu öğrendim.Tımarhane'ye ya da dayakçı polislerin olduğu bir Karakol binası canlanıyor gözünüzde taş bina'yı anlatırken.içeri girip çıkamayanlar,işkence görenler v.s...
Ruhsal ve tensel yalnızlığının,iç dünyasına açtığı yaraların serkeşliğiyle epey bocalamış yazarımız.Bazı imgeler,betimlemeler abartılı.(iki öykü hariç)
Kahveyi sade içmeyi sevenlere,bol şekerli ve sütlü kahve ikram etmeye benziyor biraz da...
Oysa yazarımız Sait faik ve Çehov'dan etkilebdiğini söylüyor.Nitekim Edebi eserlerin,berrak nehirler gibi akması gerektiğine inanırım.özellikle öykücülükte ararım bunu.
Fizikçi kafasıyla,okuyucunun kafasını karıştırmak bencillik olur ki,buna da hiç takılmıyor zaten Aslı Erdoğan.Yaralıyım,Ben yazarsam böyle yazarım diyerek kestirip atıyor.Eserlerini okuyup okumamak,sizin tercihinize kalıyor
Bir öyküsü,hazımsızlık yapan gazlı bir yemek etkisi yapabilir.Bir mide hapı ya da bir bardak limonlu soda yoksa elinizin altında,yandığınızın resmidir.
Ağdalı diliyle,tren vagonu gibi bitmeyen betimlemeleriyle,depresif paragrafların içinde ağır aksak ilerlerken,Yazar'ın taş binasının,soğuk ve karanlık delhizlerine ürkekçe dalışlar yapabilirsiniz,öykülere adapte olma zorluğu çekmezseniz.
Yazar'ın Hayat'a baktığı yer tam da uçurumun kenarı.Bedeni, bir rüzgârın alıp gideceği kadar hafifken, ruhsal varlığı koca bir kaya kadar ağır ..
Terkedilmiş hamile kadını okurken içim daraldı hatta karardı gece oldu.Eve gidip, odanın tavanından,orta yerine bir ip sarkıtıp kendini asacak,ya da bir jilet alıp bileklerini hunharca doğrayacak,ya da en iyi ihtimalle bir kaç antidepresan alarak,yatakta bir cenin gibi dertop olup,günlerce başını kaldırmayacak sandım.Ama öyle olmadı.Yazar,şizofrence anlattı da anlattı kendi canını bağışlayarak.O bölüm daha çok bir şizofrenin günlüğüne benziyordu.
En beğendiğim öyküsü "Tahta kuşlar" Deutsche welle ödülünü kazanmış ve eserleri dokuz dile çevrilmiş.

"Yeter artık bunca keder !"
Ahh evet,tam da şu anda intihar etmelisin.Hadi ne duruyorsun.? Taş binanın en tepesinden boşluğa bırak kendini!" diye bağıran insanlar belirebilir paragraf aralarına gizlenmiş...dikkatli olun.görmezden,duymazdan gelin !
Yazar,acının dozunu artırarak,altın vuruşa hazırlık yapıyor izlenimi veriyor.neyse ki intihar etmiyor.
Dipnot: Depresyonlu yakınlarınıza hediye etmeyin,depresyondaysanız,elinize dahi almayın.
(Bir iki gün rapor alıp açık havada dolaşsam iyi olacak)
144 syf.
·11 günde·Beğendi·8/10 puan
Metaforlarla dolu hikayeler, depresif karakterler, kasvetli atmosferler, imgelerle dolu şiirsel bir üslup... Kitabın kapağına bile bakmadan bir sayfa açıp, birkaç cümle okusam da Aslı Erdoğan yazmış bunu derdim.
Daha önce Kabuk Adam'ı ve Kırmızı Pelerinli Kent'i okumuş, çok beğenmiştim. Bu öykü kitabı olduğundan onlardan çok daha yoğun imgelerle dolu. Aslı Erdoğan'ın bu tarzını çok sevdiğim için bu kitabı da çok beğendim. Ara ara açıp tekrar okuyacağım bir kitap oldu.
144 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Aslı Erdoğan'a ait okuduğum ilk kitap Taş Bina ve Diğerleri. Öykülerden anlamlar çıkartmaya çalışırken sayfalar ilerledikçe öyküler kendi anlamlarını açığa çıkartmaya başlıyor. Kasketli bir ortamda ilerliyoruz tasvirler, tanımlar, açıklamalar.
"Akrebi düşmüş yelkovaninsa sürekli aynı çemberde dönüp durduğu yekpare bitimsiz bir Şimdi'de kıstırılmıştım." diyor yazar ve size öyküyü tamamen bu şekilde aktarıyor. Öyküler aslında bizim yaşam hikayemiz yapmış olduğumuz davranışlar, almış olduğumuz kararlar, yaşamış olduğumuz olaylar.
Kendimizi bulmak için farklı bir pencere açılmış ve oradan bakınca kendimizi tanıyamıyoruz.
136 syf.
·3 günde·4/10 puan
Merhabalar.
Bugünkü kitabımız 'Taş Bina Ve Diğerleri'.
Eser, Aslı Erdoğan'a ait bir öykü kitabı.2010 Sait Faik Hikaye Armağanı'na mazhar olmuş.Ayrıca yazarın da -yanılmıyorsam-
son öykü kitabı.Bu gibi kısa bilgilendirmelerin ardından gel gelelim kitap hakkındaki benim naçiz görüşlerime.
Öncelikle bu kitabı 2.okuyuşum olduğunu belirtmek istiyorum.Genelde bir kitap bende büyük etkiler bırakmamışsa 2.kez okumuyorum.Çünkü farklı kitapları görmek, farklı yazarlarla tanışmak benim birinci önceliğim ve bu nedenle bir kitaba 2. kez okunma şansını çok nadir veririm.Fakat bu kitapta değişen nokta şu, kitabı okuduğum ilk sefer hiç beğenmedim ve ileride bir şans vermeyi düşündüm.Ne yazık ki 2. okumamda da hiç beğenmedim.Bir kere kitaba giremedim.Genelde kitabın uzunluğuna göre ilk 50 sayfa içinde bir kitaba girebilmek gerekli ama bu kitapta son sayfada bile kitaba dahil olamadım.
İlk okuduğumda da şöyle düşündüm bu kitabı anlamadım ve bir kez daha okuyacağım.Aynı zamanda şuna inananlardanım, her kitabın okunacağı bir doğru zaman vardır.O nedenle bir şans daha verdim fakat yine hüsran ile sonuçlandı.Belki de o doğru zaman hala gelmedi.
Bana göre kitaptaki en büyük sıkıntı bir çok betimlemenin arka arkaya dizilmiş olması.Kitap şu şekilde oluşmuş bence; yazarımız oturup betimlemeler kurgulamış ve bunları art arda yazarak bir kitap oluşturmuş.Bir ara kitabın bir bölümünde hikayeye rastlıyorsunuz fakat o hikaye de devam etmiyor.
Eleştirilerimin ağır olduğunu biliyorum belki de ben yanılıyorum, benim seviyeme göre çok üst bir kitap da olabilir.Sonuçta ödüllü bir kitap bu derece vasat olamazmış gibi geliyor.Yine de şu an ki fikirlerim bu doğrultuda eğer bir gün 3. kez okumaya karar verirsem belki de o zamanın doğru zaman olduğunu fark edeceğim.Okuduğunuz için teşekkürler.
Benim puanım 4/10.
144 syf.
·27 günde
Bu kitabın ise ruh hali beni oldukça daralttı diyebilirim. Edebi yönüne diyebilecek bir lafım yok fakat bir Kafkaesk üslubu kitabın az yapraklı olmasına rağmen ilerlemesinin önüne geçti. Sözcüklerin de kendini yinelediği, hayal kırıklığına uğradığım bir kitap oldu. (Kabuk Adam'dan sonra) Tavsiyem yalnız, karanlıkta okumayın. Özellikle yüksekk katlı apartmanlarda oturan okurlar bu kitabı okurken bahçede, ya da zemin katta ikame ederek okusunlar. Bir zamanlar Murat Kekili akımı vardı "Bu akşam ölürüm"le yıldızı parlayan bir adam ve insanların ruh dengesini bozarak yüksek katlardan intihar eden adamlar, hıh işte bu da kitap hali. İlaçla birlikte de kullanmayın yan etkisi var. Diyeceklerim bu kadar. Prospektüs gibi oldu incelemem ama yeni kitabı bitirmemden mütevellit olumlu düşünemiyorum, sürç-ü lisan ettimse affola. Saygılar.
144 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10 puan
Inanılmaz iyi bir betinleme gücüne sahip, daha çok bişeyleri tarif etmiyor da size tadını öğretiyor tarzındaki imgelemleri müthiş derece de güzel ve akışkan bir dil kullanıyor olması da taktire şayan.
136 syf.
·Puan vermedi
Bina, son aslında bir kovuk bazen sığınak ama hep bir başlangıç ve son. Bir sürü olayı barındıran dalga geçer gibi dışarı açılan penceresi olan yapılar. Dalga geçer gibi dedim çünkü demir patmaklık perde ile dışarıdan içeri girilemez ya da içerisi hiç gözükmez. Yaşananlar sızmasın diye dışarı sıkı skı kapalıdır. Cezaevlerinin bile vardır penceresi o tam bir ironi işte. Bağlılık ölçütü olur mesela o taş yapı; çünkü adına ev dediğimiz şeye dönüşür. Bazen okul bazen hastahane bazen cezaevidir. Bir şekilde bir duygu işe karışır. Öfke, hüzün, acı, feryat figan. Okulda atılan çığlıkların sebebi genellikle yaramazlık ve mutluluktur. Oysa cezaevinde ve hastahanede atılan çığlık ise acı öfke ve hüzündür. Bina bir başlangıçtır hayata ilk adım ve her gün yeni bir adım:

“Kuklayı, şöyle bir sars, tozlarından silkele, ayna karşısına sürükle. Yüzünü gözyaşı izlerinden arındır, gündelik katılık maskesini tak ki, insan içine çıkmaya hazır olsun. Pudralarla, farlarla, kat kat boyalarla kapat ölüm solgunluğunu, yoksa insaların dünyasına sızamazsın.”

Başlamak neyse de sürdürmek zor hayatı. İlk adımlarını sürüklemek bir sürü olayı yaşadıktan sonra hadi devam diyebilmek zor iş. Hayat garip elbette:

“İnsan bedeniyle yazmalı, tenin altındaki çıplak, savunmasız bedenle... Oysa sözcükler yalnızca başka sözcüklere seslenir. Bir “H” harfi alırsın, iki tane “A”, “Y” ve “T”: HAYAT diye yazarsın. Tek sır, harflerin yerini şaşırmamak. Efsanedeki gibi bir harfi düşürüp canlanan çamuru saf ölüme çevirmemek... Hayat, diye yazıyorum, bir solukta derin bir iç çekmeyle, onu koparıp alabilenlerin. Dalından bir meyveyi, topraktan bir kökü koparırcasına... Sana kalansa, boş bir kabuğa kulağını dayadığında duyduğun uğultu. Hayat: İliğine kemiğine dek emilmiş bir sözcük, iç sızısını andıran bir uğultu, okyanuslar dolusu uğultu.”

Hayatı bu hale getiren elbette biziz bir arada yaşama zorunluluğu kurallar ihtiyaçlar çıkmazı. Bir sürü örf adet gelenek ve toplumsal kurallar. Birini sevmek bile belli şartlarda mümkün. Ya da seversin de söylemek sevgini yaşamak belli şartlara bağlı. Taş binalar kurallarla bir olup ayırıyor herkesi birbirinden. Özgürlük binalar dışına taşmalı özgürlük ise garip kavram işte bina gösterilir burada istediğini yap diye bina vardır ve tam tersi dışarıda fazla özgürdün şimdi bu binada çile çek diye binalar. Oysa özgürlük:

“Ağaçlar, ağaçlar, ağaçlar… Yaşlı, ulu, vakur, yüksek, gür, buyurgan ağaçlar… Yeryüzündeki her mucizeyi ve suçu görmüşcesine ağırbaşlıydılar. Zamandan bile daha yaşlı… Derinlere salmışlardı köklerini, gökyüzünü, sadece gökyüzünü hedefleyen yolculuklarında, sağa sola savrulmayı, özgürlük sanmayacak denli ilerlemişlerdi.”

...bir salınımdan fazlasıdır. Özgür olduğunda bina hayatından çıkmaz hiç bir zaman yitirdiklerimiz oradadır. Özgürlüğümüz cesaretimiz aklımız irademiz orada kalmıştır. Toplum tarafından tıraşlanmışızdır. Bekleriz orada kapının önünde yersiz yurtsuz akılsız. Bir sürü saçma şey yaparız da umursamayız. İstediğimiz tam olmasa da iradesiz bir özgürlüğün sahibi olmuşuzdur. Kimse bize dokunmaz ya da tekrar o binaya göndermez. Yaşanan süreçleri kendince yorumlayan yazar kendi kaderini öngörüp yazmış sanki bu kopuk kopuk öyküleri. Düşen melekleri kaybolan zihinleri babasız çocukları. Uzun cümleler yerine kısa ve dein cümleler seçmiş yazmak için. Simgesel bir anlatım ve muhteşem bir yol seçmiş anlatırken. İsimsiz bizleri geçmiş tarihe. Bir tanık olarak da bizi koymuş yine.
Keyifli okumalar!
144 syf.
·11 günde·Beğendi·7/10 puan
Aslı Erdoğan'ın karanlık, melankolik, soğuk ama aynı zamanda hepimizin kapalı kapılarımızın ardında yaşadığı yalnızlık melodramını kendi dünyasındaki sözcüklerle dile getirip ısıttığı, biriktirdiği, aslolan bir resmi, öz'ü bize öyküleştirdiği, zaman zaman dertleştiği bir kitap Taş Bina ve Diğerleri.
Kitabı bir bütün olarak değerlendirmek gerekir diye yorumda bulunmuş bir okur ki sonuna kadar katılıyorum.
Dilin ağır olduğu, bir sayfayı hatta bir bölümü defalarca okuduğum anlar oldu.Ancak kitabın üzerine uzun uzun düşününce ne kadar ben'e ait olduğunun daha çok ayrımına vardım.Kitabı sabırla, dili ağır, anlaşılması zor demeden, ön yargısız okuyacak olursanız;
bir sabah size kendi dilinizde seslenecek sabah ziyaretçisine kapıyı aralayacak, anlattığı hikaye taş binanızın kirli yüzeyinden tozu, kurumuş yaprakları rüzgara savuracak, ipeksi ay güçsüz ışığıyla umudunuzu beslerken, içinizdeki boşluğu en derinden duyumsayacaksınız.
Açılmamış mektubu çekmecenizde ki diğerlerinin arasına bıraktığınızda, içinde kuru dallar, soluk altın renkli ay ışığı ve son sahipsiz çığlık olduğunu bileceksiniz...
"Kadın olmak demek, herkesçe onaylanan bir kılığa girmek demekti. 'Lütfen birisi beni görsün' diye haykırmaktı her an, görsün ve belleğinde sonsuza dek saklamak isteyeceği bir imgeye dönüştürsün "
Güzel bir şey insanın geç­mişi olması, gerçekten güzel hikayesini geçmiş zamanda an­latabilmesi.
Yoksa, insan dediğin nedir ki! Yersiz bir kahkaha işte..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Taş Bina ve Diğerleri
Baskı tarihi:
Mart 2010
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752895935
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Taş Bina ve Diğerleri
Taş Bina ve Diğerleri
Dünya okurları tarafından geleceğe kalacak 50 yazar arasına seçilen tek Türk yazarı:
Aslı Erdoğan ve 10 yıl aradan sonra ilk öykü kitabı
Taş Bina ve Diğerleri...
Listelerden düşmeyecek.
Derin edebiyatı özleyenler için kaçırılmaz bir fırsat.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 522 okur

  • Nur ve ötesi
  • Eren Yücetaş
  • Gülden Gören
  • Lili Marlen
  • Rıza Arıbaş
  • Begüm
  • cemile eren
  • Neslihan
  • Melo
  • başak burcu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%3.8
13-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%19
25-34 Yaş
%31.6
35-44 Yaş
%29.1
45-54 Yaş
%8.9
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%7.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66.7
Erkek
%33.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%9.9 (17)
9
%7 (12)
8
%15.1 (26)
7
%14 (24)
6
%8.1 (14)
5
%4.1 (7)
4
%2.9 (5)
3
%0.6 (1)
2
%1.2 (2)
1
%1.7 (3)