Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi

·
Okunma
·
Beğeni
·
407
Gösterim
Adı:
Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
311
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759953379
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Hem bir yaşama biçimi hem de bir bilgi edinme yolu olarak tasavvufun İslam kültüründe çok etkin ve yaygın bir yere sahip olduğu bilinen bir gerçektir. 1918 Yılında sırf İstanbul'da faaliyette bulunan dergah sayısının üçyüze yaklaşması bu konuda bir fikir verebilir. Elinizdeki eserde tasavvuf ve tarikatlar, tarih içindeki gelişme çizgileri de göz önünde bulundurularak, ana hatlarıyla verilmeye çalışılmış; konular, özellikle de terimler üzerinde durulurken edebi verimlerden örnekler verilmesi bu çalışmanın ayrı bir özelliğidir. 
311 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10
Tasavvuf tarihi hakkında derli toplu bilgiler veren bir kitap. Okurken birçok not almakla birlikte, merak ettiğiniz konuları alttaki dipnotları takip ederek asıl kaynaklarıyla araştırmaya ve okumaya devam edebilirsiniz
311 syf.
·3 günde
Kitap akademik bir çalışma gibi geldi o da beni sıktı. Haddime değil ama Bence Tasavvuf ve tarikatlar eksik anlatılmış.En azından Türkiye'deki tarikatlar hakkında da bilgi vermeliydi.
Zahidler, Kur-an-ı kerimin işaret ettiği insanda iki kalp yoktur tespitinden kişinin ancak bir şeyi sevebileceği kanaatindedirler. Hem malı mülkü sevmek hem de Allahı sevmek mümkün değildir.
...ortaya çıkan anlayış, mezhep ve tarikatların doğuşu­na tesir etmiştir. Bunların da üstünde akıl, nakil (mukaddes metinler) ve keşf-ilham kaynaklı bilgilere verilen değer konusunda müslüman düşünür ve bilginler hangi noktadadır?
Bugünden düne bakıldı­ğı zaman bu düşüncenin mimarlarını üç kategoriye ayırarak incelemek mümkün görülmektedir.

1. Selefiyye: Bunlara göre dini metinler olduğu gi­bi kabul edilmeli, öyle inanılmalıdır. Akli te'viller kadar kalbi yorumlar da yanıltıcı olabilir.

2. Kelamiyye: Medrese ilimlerini ve zihniyetini temsil eden kelamcılar (Zahir uleması), dini metin­lerin izahında aklı temel bir unsur olarak devreye sokmuş, te'villere başvurmuş, dini konulara akli-felsefi boyutlar getirmiş, sufilerin ilham ve keşiflerini geçersiz saymışlardır.

3. Sufiyye: Tekke kültürünün temsilcisi mutasav­vıflara göre nakil ve nass adını alan dini metinlere; Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i şeriflere akli izahlarla bir­likte kalbi batıni boyutlar da getirmek ve öyle bakmak gerekir. Çünkü akıl gibi kalb de bir bilgi kayna­ğıdır. Işte 14 asırlık tasavvufi kültür bu görüşün neti­cesidir. Bu tasnife dördüncü grup olarak Müslüman filozofları da ilave etmek mümkündür.
Mustafa Kara
Sayfa 12 - Dergah yayınları
Medeniyetler arası kültür alış-verişi her zaman ol­muştur. Dolayısıyle Islam medeniyeti komşu mede­niyetlerden etkilendiği gibi bazılarına da etki etmiş­tir. Bodley'in "Rönesansı lslamiyet'e borçluyuz" ifa­desi ne kadar doğru ise, 9. yüzyılda Helenistİk felse­fenin Islam alemindeki tesiri de o kadar doğrudur
Mustafa Kara
Sayfa 11 - İletişim yayınları
Sufilerin tefekkür hayatının en mühim tarafı bu
düşüncenin gelişmesini temin etmesidir. Gelişme
için vazgeçilmez bir unsur da tenkiddir. Ilk bakışta
tasavvufi hayat konusunda sufilerin aynı tarzda düşündükleri
zannedilir, halbuki gerçek böyle değildir.
Tasavvufun temel ıstılahiarı konusunda aralarında
farklılıklar olduğu gibi, Hallac, lbn Arabi gibi sufilere
bakış açıları da çok farklıdır, daha doğrusu çok
farklı olan sufiler vardır. Bir misaile bu tesbit biraz
daha açılabilir: Şeyh Bedreddin'in (Ol. Serez,
823/1420) tasavvufi şahsiyeti sufilere sorulduğu zaman
üç türlü cevap alınır. Bir grup, "Allah bilir, biz
bilemeyiz, lehinde, aleyhinde bir şey söylemeyiz"
derken, ikinci grup "batı! peşinde koşmuştur, sapıkIıkda
içiçedir, devlet doğru olanı yapmıştır" der.
Melamiyenin üzerinde durduğu ikinci esas nefisle
mücadeledir; onun arzusuna ters şeyler yapmaktır.
Mesela o daima kendisine saygı gösterilmesini, büyük
görülmesini, alkışlanmasını ister. Halbuki bunların
hepsi bir !uzaktır. Insan aksine olabildiğince alçak
gönüllü olmalı, en büyük değil en günahkar bir
kul olduğunu itiraf etmelidir ki nefsiyle başedebilsin.
Kişi olduğundan fazla "büyük" olunca dengeler
de ona göre kurulacaktır. Meliametiler bu fasit daireye
düşmemek için yaptıkları bütün ibadet ve iyilikleri
gizli, yanlış ve günahları açıktan yaparlar. Bunun
için melami şöyle tarif edilir. "Iyiliği ortaya dökmeyen
kötülüğü gizlemeyen kişidir" Açıktan işlenen bir
günah, toplumun kınamasını çekecektir. Bu hiç
önemli değildir. Çünkü kınayanın kınamasından
korkmamak zaten sistemin temelinde vardır.
Hiç iltifat etmedikleri bir konu da kerametlerdir.
Bunları da ruhi hayatı engelleyen birtakım şaklabanlıklar
olarak görmüşlerdir.
Melametiler bütün unsurlarıyla organize olmuş
bir tasavvufi cemaata karşı olduklarına göre bir tarikat
olmamaları gerekir. Fakat zaman içinde bu
"meşreb"i tercih edenlere Melametiye adı verildiği
için onu bir tarikat kabul edenler de vardır. Bu cereyanı
bir tarikat olarak değerlendirenler onun tarihini
üç dönemde incelemişlerdir.
1. Ilk dönem: Hamdun Kassar ile başlayan bu dönemin
mensupları Kassari melamileri diye anıldıkları
gibi Tarikat-ı Aliyye-i Sıddıkiye şeklinde de bilinirler.
2. Orta dönem: Hacı Bayram Veli'nin müridi Bursalı
Bıçakçı Dede Ömer'le (Ol. Göynük, 880/1475)
başlayan ve Bayramİ melamileri olarak bilinen safhadır.
Tarikat-ı Aliyye-i Bayramiye olarak da bilinirler.
3. Son dönem: Muhammed Nuru'l-Arabi ile (Ol.
Usturumca, 1305/1887) özdeşleşen bu dönem melamilerinin
bir adı da Tarikat-ı Aliyye-i Nakşibendiyye'dir.
ülkemizde bugün yaşayan melamilerin çoğu
bu kola mensuptur.
Aslında melamilik bir tarikat olmaktan çok bir
meşreb, yani bir anlama ve yaşama tarzıdır. Melametiyede
belli bir mekan olmadığı için şeyh-mürid
münasebetleri her yerde sözkonusudur. Evde, camide,
dükkanda, kahvede ... Tekamülün yolu sohbetten
geçer. Toparlarsak bu· cereyanın esasları şöyle ifade
edilebilir.
1. Kişi, iç zenginliklerini açığa vurabilecek bütün
alarnet ve işaretlerden uzak kalmalıdır.
2. Riya ve gösterişle gerçek müslümanlık bir arada
bulunmaz. Buna dikkat etmelidir.
3. Nefsin adi arzuları için ona karşı koymak,
onunla mücadele etmek gerekir. Bunun başlangıç
noktası isteklerine karşı koymak,- hatta isteklerinin
aksini yapmaktır. .
4. Bütün bunları gerçekleştirmek için toplumun
kınamasından korkmadan hataları açıktan yapmak,
iyilikleri gizli yapmak, kıyafete ve şekle takılıp kalmamak,
keramet gibi şeylerle uğraşmamak gerekir.
Hepsinden de önemlisi melaminin mutlaka bir işi olmalı,
işiyle birlikte Allah'a doğru yürüyüşüne devam
etmelidir. Toplumumuzun iktisat tarihini inceleyenlerin
melamet psikolojisi üzerinde mutlaka durmala
rı gerekir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
311
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759953379
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Hem bir yaşama biçimi hem de bir bilgi edinme yolu olarak tasavvufun İslam kültüründe çok etkin ve yaygın bir yere sahip olduğu bilinen bir gerçektir. 1918 Yılında sırf İstanbul'da faaliyette bulunan dergah sayısının üçyüze yaklaşması bu konuda bir fikir verebilir. Elinizdeki eserde tasavvuf ve tarikatlar, tarih içindeki gelişme çizgileri de göz önünde bulundurularak, ana hatlarıyla verilmeye çalışılmış; konular, özellikle de terimler üzerinde durulurken edebi verimlerden örnekler verilmesi bu çalışmanın ayrı bir özelliğidir. 

Kitabı okuyanlar 28 okur

  • Şeyda Ülkü Şahin
  • Esra
  • Hande Yıldırım Önsöz
  • Hulusi Cerrahoğlu
  • Hilmi AKGÜN
  • Osman Baltacı
  • fikriye
  • Yar
  • Lokman Yılmaz
  • Gamze Yıldırım

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%25 (1)
8
%50 (2)
7
%0
6
%25 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0